minell

Este koran lefekudtem,hogy minel elobb elaludjak es ne gondoljak rad. Eltelt egy ora. Aztan ketto. Meg mindig nem tudtam elaludni es meg mindig csak rad gondolok. Csak fekudtem a sotetben az emlekekkel. Rolad almodtam. Meg akkorsem tudlak elfelejteni. Amikor felkelek eszembe jut az alom. Eszembe jutsz te. Az edes mosolyod. Es mar megint kezdodik elorol. Csak rad gondolok

Ve ben sana yazmanın telaşıyla düşüyorum gecenin sisli koynuna dallarına astğım umutarıma selam veriyorum nergizlerin kuytusunda….

SONRA

Bu kadar uzakta olmadığını fark ediyorum her sabah, öpüşlerimin dikenli tellere takılı kaldığını, yüzüme çelikten suyu çarparken aynalarda görünemediğimi ve o eski kokumun olmadığını fark ediyorum.

Türüm türüm kamuflaj kokuyorum ve kan

Takvimler tek tek düşüyor dallarından saatler yabani bir vuruş sergiliyor üzerimde, saniyelerin çıldırtan sesli çaresizliği.

Ayakta uyuyordu insanlık, ara-sıra öylesine gülmeler, sadece bir anlık.

Günün farkındalığı olmadan yaşanan bir gün.

Ah! Bu günsüzlük ne kadar ölüm bir bilsen

Aklıma mavi çarşaflarda solan gençleri hissediyorum, yatak köşelerinde ağlayanları, pencereden çamlıcadan  seyre dalanları, ayrılığın asil hükmünü koyup, yok olanları hissediyorum yokluk koğuşumda.

Dokunamadığımı fark ediyorum, gülemediğimi, gerçek yemeklerden yiyemediğimi, Dünya'da olmadığımı fark ediyorum. Ağlamanın en reel halini, yaşamın en sürreal halini ve sevdanın en soyut halini resmediyordu herkes dolap aralarında.

Ayakkabımın içinde iyice solmuş, şişmiş ayaklarım, palaskamla belime sevdamı bağlamışım, yanan göğsümde buz gibi künyelerim.

Özgürlük ve esaret arasında cereyana uğramış bedenim.

Fark ediyorum tüm bunlar arasında fark edilmezliğimi.

Ezan sesinin penceremden yankılanmasını bekliyorum her sabah.

Ürperir yüreğim ölüm ve şükür arasında.

Ve üflemeli kulağıma her sabah bir sevgili sesi

“Es salatü hayrün minel nevm”.

Bulurum her secde de, şükür yolunda seni

Sen bana kılındıysan, bende şükrediyorum Sana.

Tomurcuklar açmalı derin asfaltları yarıp, benim gelinim beslemeli her tomurcuğu suyuyla.

Ve büyütmeli onları kadın eliyle.

Şefkatini sunmalı, acziyetini öğretmeli, sadıklığı, sükût lehçesini ve sabrı

Yazmasını bağlamalı her bir tomurcuğa ve yanık sesiyle ninniler okumalı, gözleriyle okşamalı ve öğretmeli kendi kendini fark edip, küp küp yağmur damlasından içmeyi.

Simdi tomurcuğum, bana bir gelin eli deymeli ve o el “git” dese de ben hep gelmeliyim

Just a lil thing

Keith : Lance, you know I’m so jealous of you
Lance : Why?
Keith : Your boyfriend’s so much better than mine
Lance : Oh.
Keith : *walks away smirking*
Lance : Wait a second you are my boyfriend
Lance : KEITH COME BACK HERE YOU TURD

youtube

Esselamualeykum,

Refika ablanın ‘Yemek Okulu’ kanalını heyecanla takip ederim. Niye mi? Yemeye düşkün olduğumdan değil, yemeğimi kendim yapmayı sevdiğimden. Neden içinde ne olduğu belli olmayan yiyecekler yerine, kendi ellerimle yaptığım yiyecekleri yiyip evimdekilere bu yiyecekleri hazırlamaya gayret etmeyeyim?

Hanım ablalar,
Siz de yemeğinizi kendiniz yapın. Yemek derken taze fasülyeden bahsetmiyorum. Onları zaten yapıyoruz, değil mi? 😉☺️ Abur cuburunuzdan, bayram şekerine kadar herşey ile ilgilenin. Elde yapmanın verdiği bir heyecan ve o yemeğin bir lezzeti var ki ancak yapan bilir. Yeni denediğim bir şeyi tattırmanın tatlı endişesini ve heyecanını hangi hazır paket verebilir ki? Dışarı çıkarken bile kendimize hazırladığımız ekmek arası ile ayranın tadını hangi döner verebilir?

Düşman biliyor. Gıdanın insanı nasıl etkilediğini biliyor. İnsan eşittir gıda demek olduğunu biliyor. O yüzden bu zayıf noktamızdan vuruyorlar. Biri sana vurunca ne yaparsın? Savunmaya geçer kendini korumaya çalışırsın. E onlar öyle yapıyorsa biz de kendimizi korumaz mıyız?

Ice tea mesela. İnsanların geneli sever ve el yapımını bilmediği için hazır olanını içer. Hatta el yapımına şaşırır: “evde ice tea olur mu ki?” Ben de duyunca mutlu olmuş ve şaşırmıştım. Çünkü bir ürünü daha hazır almak zorunda kalmayacağız artık. Hem bu tarifi yapmış biri olarak çok lezzetli serinletici olduğunu söylemek istiyorum. Denemesi bedava!

Bu iş cihattır hanım abla, düşmanın işine çomak sokmaktır. Cihat sadece silahla değildir, mürekkeple değildir. Zaman gelir yediğiyle savaşır insan. Şimdi görüyorum ki ablalar çok güzel tahsilliler ancak söylemeliyim: yeri gelir yemek ilimden de önce gelir. Çünkü insan yediğidir.

Demedim henüz: bu işin başında helal ve tayyib lokma davası var. Ağzımıza haram ve şüpheli lokma girmesin diyedir bütün bu yaptıklarımız. Hani sen mutfakta bebeğine hazır mama yedirmemek için lezzetli mamalar hazırlamaya çalışıyorsun ya, kardeşin hazırını yemesin diye çikolata yapmaya uğraşırken mutfağı batırıyorsun; sen aslında Allah'ın dinine hizmet ediyorsun ve Allah sana muhakkak ecir yazıyor.

İşte, durum bu hanım abla. İş büyük, dava ağır, biz de güçlüyüz elhamdulillah. Çünkü rabbimiz Allah'tır, yanımızda Alemlerin Rabbi vardır, umutsuzluğa mahal yoktur. Durma öyleyse, ellerini kollarını sıva ve gir mutfağa!

-Şiftedîl Anne