metnim

SET

demek hala o var aklında,
artık konuşmuyorum hakkında.
neler geçiyor bilmesem de aklından,
her neyse her şeye hakkın var.

bu sana son şiirim; hayrını gör.
artık kazanmaya bak, kaybını göm.
istedim ki son bir kez aybını göm;
son defa da olsa kaybını gör.

demek hala o var kalbinde,
öyleyse vazgeçiyorum harbimden.
çok yorduğumun farkındayım;
sonsuza dek bensiz kal, dinlen.

bu gece uğurladım seni aklımda,
akıl gelir anca kalbin hakkından.
akıl kalpte gördüğünün farkında,
geçti kördüğümün çarkından.

demek hala o var nefesinde,
indim sana gelen atın tepesinden.
demek gönlün mektebinin efesinde,
vazgeçtim o halde hevesimden.

bu yaptığını kader bir kenara yazdı,
gerçek yüzünü bulacağımı bilsem aramazdım.
kaderin yazdığını da allah gördü;
ben uslu görmek istedim aslında yaramazdın.

demek hala o var bakışında,
eminim o bakış, bu gözlere yakışır da.
uzağa kürek çekmeli akışından;
bize okyanusta boğulmak yakışır da.

bu seninle son yakın temasım,
elvedadır bu mektubun teması.
durumu zorlaştırmak anlamsız;
bu son kez olacak velhasıl…

demek hala o var gülüşünde,
ona bir naz var yürüyüşünde,
ihanetin en farklı türüsün sen;
çekil de ayaklarım yürüsünler.

bu benden kendi adını son duyuşun,
içimdeki tüm heyecanın uyuşuk.
ölmeden önceki son buluşum,
su içerken düştüğüm son kuyusun.

demek hala o var yemeğinde,
insan utanıyor kendi emeğinden.
aç gözlülük seninkisi diyeyim ben;
önünde yediğin, arkanda yemediğin de.

bu sana olan beşeri aşkım bitti,
artık adını ağzına alan da ittir!
parmakların iğne, saçların iplik,
dudaklarımı sonsuza dek diktim.

demek hala o var yokluğumda,
uzaklaşıyorum bağımız koptuğundan.
ona açlığın, bana tokluğundan;
canın çekecek burnuna koktuğumda.

bu seni sevmediğim ilk metnim,
biraz da diğer insanları severim, yetti!
bir fazlalık için beni yerimden ettin,
adın dudaklarımdan kalbime settir!

demek hala o var tüm ahlarında,
kurtulup gidiyorum günahlarımdan.
yapacak bir açıklaman varsa da;
doldu içim de, külahlarım da.

bu senin için de benim için de son,
bundan böyle beni anılardan sor.
bu senin içine su, benim içime kor,
tekrardan sevmek sanılandan zor.

AĞZI BOZUK POST (+18)

Bi’ süredir birlikte çalıştığım bürolardan tekini terk ettiğim ve iki büro temposuna fazla alıştığım için kendime ikinci bir büro bulma arayışı ile birkaç yere başvurdum 2 - 3 gün önce. Bunlardan biri bana dönüş yaptı, form falan doldurttu, oyaladı biraz. Neyse bana deneme çevirisi gönderdiler, özendim uğraştım baya. Gönderdim adama metni; bu sabah “Çok çok çok üzgünüm, özür dileyerek söylüyorum ki çeviriniz büromuzun standartlarını karşılayacak seviyede değil ne yazık ki” içerikli bir cevap geldi.

Üzüldüm baya, ne yalan söyleyeyim. Zaten depresif günler içerisindeyim, üzüldüm anasını satayım. Koca bir gün geçti, gece maillerimi temizlerken öteki büroma wetransfer üzerinden yolladığım işlerin “Karşı taraf gönderdiğiniz metni indirdi” içerikli bildirimleri çarptı gözüme. “ANANSKM” dedim tabii, çünkü başvurduğum yere de dosyamı wetransfer üzerinden göndermiştim ve deneme metnim için “İndirildi” bildirimi gelmemişti. Pür telaş açtım linke baktım “0 Download” yazıyordu. İndirmemiş bile. Açıp bakmamamış bile, buna rağmen beni eziklemiş kendi standartları üzerinden. Olayın ilk paragraftaki hali mi yoksa son hali mi daha dramatik, seçim yapamıyorum ama utançla sessiz kaldığım adamın sikkafalı mail'ine aynı sikkafalılıkla bir cevap yazdım hemen:

“Çok çok çok üzgün olmanızı anlıyorum, zira benim büromun standartları arasında gönderilen metni incelemeden reddetmek, insanların vaktini boşa harcamak, durup dururken insanlara kendini yetersiz hissettirmek gibi standartlar yer alsaydı ben de çok üzgün olurdum. Karşılayamadığım standartların bunlar olması sevindirici oldu. Böylelikle size wetransfer üzerinden dosya gönderen insanların metni okuyup okumadığınızdan bildirimler aracılığıyla haberdar olduğunu öğrenmiş oldunuz, standartlarınıza ‘wetransfer'den gelen dosyaları okumadığımız halde okumuşuz gibi yapmayacağız’ ilkesini de eklerseniz bugün arkanızdan ettiğim küfürlere bir daha maruz kalmamış olursunuz.”

İçimin yağları bi’ eridi, bi’ eridi sorma Sevgili Bunu Okuyan. İster ego meselesi de, ister “Sen bu kafayla devam et, daha yolun başında kötü referansların iyi referanslarını aşsın” de ama haybeye ilişilen egoyu soka çıkara toparlamanın keyfi iş hayatında da paha biçilemez. Aynı boku ilk cümlemde yer alan bürodan ayrılırken de yemiştim ama AMAN BE, dilim sivrilince içimde tutsam kendi ağzıma batıyor, bırakayım onların götüne batsın!

Susmayın lan öyle kimseye, insanlar ayakta sikme sırasına girmiş son anda fark etmesen ruhun duymayacak baksana! ÖEH!

Zeynep: İnsan bazen çok yalnız hissediyor kendini. Kocaman bir boşluk. Öyle tek başına oturuyorsun. İnsanlar gelip geçiyor yanından... Kimse dönüp bakmıyor bile. Yada bakıyor , ama öyle boş bakıyor. Görmüyor bile. Sen öyle tek başına oturuyorsun. Ne derdini bilen var ne soran var. Anlayamazlar seni. Anlamayacaklar da !

Bir labirentin içindeyim. Yürüyorum, etrafıma bakıyorum, bu sefer çıkışı buldum diyorum, yine kapı duvar! Geri dönüyorum. Geçtiğim yollardan tekrar geçiyorum, işaretler koyuyorum, unutmayayım diye, yine kayboluyorum! Kendime bakıyorum, mutlu muyum, kırgın mıyım, üzgün müyüm, hiç bilemiyorum.
Bir yandan Cihan Hoca.. ki hala baba diyemiyorum. Bir türlü ağzımdan çıkmıyor baba sözü. Alışkın değilim çünkü.. Benim hiç babam olmadı ki, nasıl olayım! Bir yanda o var, bir yanda Kerem, bir yanda Melis… Keşke kaybolsam ortadan. Kimse nereye gittiğimi bilmese. Aramasalar da beni, sormasalar. Sonra her şey yoluna girse, o zaman dönsem geri. Her şey unutulmuş olsa, kimse kimseye kızgın olmasa. Yüzümüz gülerken, içimiz kan ağlamasa keşke. İçimiz dışımız bir olsa. Ama olmuyor işte.

Yine o yolun başına geliyorum, bakıyorum, bu sefer çıkacağım o labirentten diyorum, çıkamıyorum! Tek bir çıkış var çünkü. Karşımda bir kapı var…

O kapıyı açarsam… Girersem içeri…

Bir daha geri dönemeyeceğim biliyorum.

—  Zeynep Yılmaz

anonymous asked:

Lise yılların nasıldı ? Neler yapardın , nasıl bir yaşamın vardı anlatır mısın uzunca?

Metal müzik dinleyerek insanları korkuturduk, nedense lise deyince aklıma ilk bu geldi. Öğretmenlerim benden nefret ederdi, çünkü çok uyumsuz biriydim. 9 zayıfla sınıfta kaldım. Hocaların dedikleri her şeyi sorgulardım ama aptaldım da. Nerede uç tip varsa ailesinin itelediği, eve getirirdim. Ailem için zordum. Ama eğlenceliydim okuldakiler için de, öğrenciler tarafından her zaman önemliydim. Bak bunu anlatmak istedim şu an. Bir gün okul başkanı seçilecek dediler, katılmak isteyenler isimlerini yazdırdı. Sonra propagandalar başladı, dümmmmdüz söylemler, klasik vaatler, içimiz şişti günlerce. Seçimden bir önceki gün durunnnn deyip adaylığımı koydum. Seçim günü kürsüde okula karşı konuşma yapılacaktı. Bunu sıraya girdiğimde öğrenmiştim, birazdan sahneye çıkacağım diye. Konuşma metnim yok, bir şey yok, rakipler genel seçime girer gibi hazırlanmış ama ben tırtım. Ama önemsemedim, özgüven toroslarda o zamanlar. En son ben çıktım kürsüye, aldım mikrofonu bütün okula baktım. İnsanlar o iç sıkan metin konuşmalarından zaten bunalmış. Herkese şöyle bir bakıp kahkaha patlattım ama öyle böyle değil. Oradan bakınca insanlar çok komik oluyo. Yönetilmek istiyolar çok acı, ağzına bakıyolar. “Size hiçbir şey vaat etmiyorum, devlet okulu burası ne vaat edicem ki paramız mı var?” dedim. “Ama en azından eğlendiricem ben sizi, bana güveniyor musunuz?” dedim hüloğğğ dediler. Hocalar ve rakiplerin yüzü mosmor oldu ama üzülmedim. %60 civarı bir oyla seçimi kazandım. Teneffüslerde bilmem kaç metrelik ağacın tepesine tırmanır sigara içerdim burayı anlattım aslında zamanında işte başkanlık süremde yaptığım tek icraat öğrenci arkadaşlarıma bu konuda rehber olmaktı. Ağacı kırdılar sonra. O gün bugündür siyasete uzağım. Benden olmazmış. Kültürel organizasyonlar da düzenledim şimdi yalan yok ama kimse gelmedi işte çünkü pardon da hayalet sevgilim dinliyorsun ne hamlet'i?