mercan

Mercan (Bu bir isyandır.)

Mümin ağabey;  ben sana bu satırları beni anla ve biraz olsun beni bul diye yazıyorum. İnsanlar kendini kaybetmiş, herkes delirmiş, yok olmuş ağabey. Bakma sen bana, ben on iki yaşında anası ve babası, babasının arkadaşları tarafından katledilen bir çocuğum. Babam denen zevat içki kumar manyağı olunca tabii nasibi bizi de bir güzel rahatsız etti en nihayetinde. Anam iyi kadındı çok sabretti ama kader işte, cilve-i takdiri durduran var mı ki… On ikimde hem sekiz yaşında ki kız kardeşime hem de 3 yaşında ki erkek kardeşime bakmak zorunda kaldım.  Babadan kalma birkaç kuruş bizi üç beş gün idare etti lakin benim boyacılık, simitçilik, tartıcılık yapmama engel olmadı. Kardeş be Mümin ağabey, insan kardeşi için canını verir değil mi? Hani demiştin ya “Kabil olmak iyi değildir, Habil olmaya bak sen!” diye… Bizde kardeşlerimize Kabil kesilmek istemedik en nihayetinde.

Kardeş arızadır ağabey. Belki hoştur, tamamlar adamı ama arızadır. Aslında dünya başlı başına arızadır. Hatta şöyle; İnsan arızasıdır dünyanın. “Arızayı düzeltmeye geldik” dünyaya derdi bir dayı. Bilirsin ağabey bizim mahalle sükûtun özlemle anıldığı, manyağında zırla kaynadığı bir mahaldir. Sayende birkaç kitap okuduk ama okumak çare değil ama olmak sorun teşkil ediyor en nihayetinde. Tecavüz, adam öldürme, eroin, esrar, içki, kumar ve daha nice mevzuu bahis erkânı rahatsız eden olaylar mahallinde biri “kız” olmak üzere iki kardeş büyütmek çok zor ağabey. Küçük bir artı bir evde (helâsı dışarıda) aylık “250” liraya kalan insancık parçaları olarak şu beşer-i hakikat arz-ı mahallinde kendimize bir yol tutmaya çalışmak “çok” zor.  Ben manyağım ağabey, esrar, eroin, adam öldürme, hırsızlık zırla bende “-Tabii senle tanışınca düzelttik bir parça” amma insan kaynağının renginden beslenir sürekli… Böyle bir mahallenin içinde narin, namuslu, ak yüzlü, ay parçası “sevdam” olan kız kardeşimi eledim de büyüttüm. Hele ufaklık okusun bir halt olsun diye yapmadığım zevzeklik kalmadı. Nihayetinde sen elimden tuttun, beni o camii’nin helâsında işe başlatınca hayatım daha da hoş oldu ağabey. Hayır bu çakal helada ne işliyormuş arkadaş, kimsemi abdestini iki vakit tutamıyor. Hani derdin ya “çağın tüketim tablosu helâya yansıyor” bu olsa gerek.

İnsan helâda huzur bulur mu ağabey? Aslında insan helâda huzur bulmaz, insan helal lokmada huzur bulur. Yavru kuşum, turnaların nazenin ve usulca haykırdığı kız kardeşimin o ak yüzüne, haylazlığı sürekli sağ gözünün morluğuna isabet eden ufaklığın midesine giren helal lokma ile huzur bulur. Adam olmanın birinci kriteri ağabey, helal lokmadır. Evlada adam ol demeden önce, helal lokma yedirmek gerekir ağabey. Bu hayat-ı müddeti bir adımdan az kalan dünyanın küstah insanlarının içinde birkaç güzel tutku ve hayal ile yaşamak oldukça rahat. Arada arıza çıksa da nihayetinde, hani olacak o kadarda deyip geçiveriyorsun.

Ama ağabey… Kurban olduğum Allah’ımın kudret-i hakikatinden sual olmaz. Ama ağabey… Lütf-u kereminin tecelliyat-ı nurundan aksaklık olmaz lakin ağabey. Taş olsa çatlar bu insanının hikmetten noksan yaşayışına ve arsızlığına. Hani dedim ya “insan kaynağının renginden beslenir sürekli…” hah işte o biçim bir durum bu… Haysiyeti eksik, şerefsiz küstah insanlardan uzaklaşayım derken bir nebze kalbinde merhamet olmayan şeytanlar benim ufacık, nice yıllar görecek kardeşimin kanından, damarından ne istediler. Ona o pis ve kirli meledi vererek ne kazandılar. Evet ağabey bizim ufaklık bulaşmış bir toz işine… Meğer üç aydır bağımlı imiş, çalışmaktan gözümüz şiştiğinden göremedik hem kardeşimizin halini, hem de bu insanlıktan noksan hayvanları. Aldığı malın ödemesini geciktirince bizim ki uzun bir süre, basmışlar bizim haneyi. Dedim ya pislik zırla bizim mahallede, hayvanı seçmek insanı seçmekten daha kolay buralarda. Hayvan işte kaybetmiş bütün nüfus etmesi gereken beyin olgularını. Haneye tecavüz ile kalmamış benim çiçeklerimi koklamışlar. Koklamışlar ağabey, ikisini de koklamışlar. Namusumu, izzetimi, yaşam mücadelemi ve bütün insanlığımı yok ettiler ağabey.

Sana bu satırları ağabey, elleri kanlı, gözleri nehir taşkını, titrek ve nasırlı ellerimin kalem görmemiş parmakları ile yazıyorum. Bil istiyorum, beni bil. Kardeşlerimin kokusunu alanları, beni güllerimin parçaları ile koyanları bil. Etmem şikâyet, demem tek laf. Nimete hain değilim ama dünyaya asiyim ağabey. İnsana, insan olmayı becerememiş hayvanlara. Hikmeti, kalbi, gönlü unutmuş et parçalarına. Altı patlar silahım ve 24 kurşun ile bu işi bitiriyorum ağabey. Kalbinin yerini unutmuş et parçalarına, kalplerinin yerini hatırlatmaya gidiyorum. Aff-ı mukaddese sığınarak gidiyorum, bir yanım kan, bir yanım zulüm ile gidiyorum. Bütün zalimlere karşı bir mazlum olarak gidiyorum.

Hoş kal ağabey, nihayetinde çok emeğin geçti. Sen bu satırları okurken ne o zalimler sağ kalacak ne de bu fakir.

EyvaAllah.

Orhan Asan \ Mümin ağabeyin anıları

*hikaye ve mektup gerçektir.

Anlat bana güzel! Anlat bana…

Aşkın mı hüsnünden yaman, hüsnün mü aşkından aşkın? Hüsn ü aşkı anlat bana… Vuslatın mı hicrinde gizli, hicrin mi vuslatında? Meramı anlat bana!.. Matem mi görünen şâdî, şâdî mi görünen matem? Rüyanı anlat bana… Dürr ile mercan mı taştır, taş mı dürr ile mercan? Cevheri anlat bana… Hayretim güzelliğinde bîmâr, zulmetim nurunda peyda. Derdi de dermanı da anlat; tabibi de fermanı da…

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb

Kılma dermân kim helâkim zehr-i demânındadır

( İskender Pala - Gözgü )

Gün Aydın…..

2

Efsane haline gelmiş bir renk duymak ister misin? Mercan kırmızısı! ~400 yıldır çinicilikte bu renk elde edilemiyor. Binlerce karışım denendi, hiç biri fayda etmedi. Bu rengi bulamayınca hayatın anlamı kalmadığını düşünüp intihar eden çini ustaları oldu. Bu rengi sadece Rüstem Paşa Camisi'ni (Eminönü) yapan ustalar kullandı, onlar ölünce sır da onlarla mezara gitti..

Büyük, geniş bir deniz gibi yaşıyordu.

Herkes suyun üstünü görüyordu ama asıl hayatı derinlerde, kimsenin göremediği, bazen kendisinin bile izlemekte zorlandığı diplerde yaşanıyordu, kendi hayatının görünür ve görünmez bölümleri arasındaki büyük fark onun neredeyse görünür her şeyden kuşkulanmasına yol açıyordu. Bazen diplere dalıyor, orada kızıl mercan kayalıklarını andıran heyecanların, daha önce hiç göremediği su çiçeklerine benzeyen yeni duyguların arasında dolaşıyordu ama hiç bir zaman üstte görülen hayatla da ilişkisini koparmıyordu, dışarıdan bakıldığında her şey eskisi gibi sürüyordu.

Bahar,önce saçlarında başlar kadının,filizlenip büyümeye,,
Sonra yüreginde açar çiçekler,,
Baharı yaşamak istıyorsan,,
Saçlarını koklayıp ,,
Alnından başlıcaksın onu öpmeye,,
İ.mercan

Ben ;! Sen mavi giy..deniz gibi..
Sen kırmızı giy gül gibi..
Sen yeşil giy orman gibi..
Sen kahverengi giy toprak gibi..
Severim seni,,,
İ.mercan