mercan

elde var hüzün
söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanla değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün

ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün

hayat zamandan iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

Bazı kadınlar denizdir,.Fırtınalar kopar içinde..Ama geriden hep ,durgundur.!
Gündüzleri meltemini hissettirir
Geceleri yakamozunu seyrettirir.
Okyanustur bazı kadınlar
Görkemine iç çektirir, uzaktan..
Kasırga cikmadikca
İçindekiler vurmaz , kıyıya.
İ.mercan

Anlat bana güzel! Anlat bana…

Aşkın mı hüsnünden yaman, hüsnün mü aşkından aşkın? Hüsn ü aşkı anlat bana… Vuslatın mı hicrinde gizli, hicrin mi vuslatında? Meramı anlat bana!.. Matem mi görünen şâdî, şâdî mi görünen matem? Rüyanı anlat bana… Dürr ile mercan mı taştır, taş mı dürr ile mercan? Cevheri anlat bana… Hayretim güzelliğinde bîmâr, zulmetim nurunda peyda. Derdi de dermanı da anlat; tabibi de fermanı da…

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb

Kılma dermân kim helâkim zehr-i demânındadır

( İskender Pala - Gözgü )

Gün Aydın…..

“ Aşk ”
Ölüm ve Ateş…. gibi…
Kimse kimsenin yerine ölmüyor..!
Kimse kimsenin yerine yanmıyor,!
Kimsenin Ölümüde,Yangınıda, kimseninkine uymuyor…!
İ.mercan

 Telli Turnam Sökün Gelir
 İnci Mercan Yükün Gelir
 Elvan Elvan Kokun Gelir
 Yar Oturmuş Yele Karşı

Şahinim Var Bazlarım Var
Tel Alışkın Sazlarım Var
Yare Gizli Sözlerim Var
Diyemiyom Ele Karşı.

—  KARACAOĞLAN

anonymous asked:

Şiir?

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır

Yılmaz Erdoğan.

elde var hüzün

söyleşir

evvelce biz bu tenhalarda

                         ziyade gülüşürdük

pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının

ne meseller söylerdi mercan köz nargileler

      zamanla değişti

                   ayrılık girdi araya

                                   hicrana düştük bugün

ah nerde gençliğimiz

sahilde savruluşları başıboş dalgaların

yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller

                                                elde var hüzün

o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan

çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması

sırılsıklam âşık incesaz

       kadehlerin mehtaba kaldırılması

                      adeta düğün

hayat zamandan iz bırakmaz

bir boşluğa düşersin bir boşluktan

birikip yeniden sıçramak için

                                                   elde var hüzün

Osmanlı padişahlarının meslek ve meşguliyetleri

I. MEHMED (ÇELEBİ MEHMED)

Yay ve kiriş ustasıdır.  Bu işin piri (ustası) olduğu için kendisine “yay gerdiren” manasına gelen “kürüşçü” adıyla da anılmaktadır. Aynı zamanda avcıdır.



II. MEHMED (FATİH SULTAN MEHMED):

  Bahçıvandır. Gülleri aşılama ve ağaç yetiştirme konusunda beceriklidir. Aynı zamanda bir kitap kurdu ve koleksiyoncusudur. Haritalar üzerine çalışmalar yapmış ve harita ustası olup çok meraklısıdır. Fâtih, ayrıca ok için parmağa takılan yüzükler, kemer tokaları ve kılıç kınları da imal ederdi. Bütün bu özelliklerinin yanında ünlü bir şairdir.



II. BEYAZID:

İcazetli Hattattır. Ayrıca okçuluğa meraklı olduğu için, bütün ok imâl edenleri İstanbul’da buluştururmuş. Marangoz olduğu da bilinmektedir. Aynı zamanda şairdir.



I. SELİM (YAVUZ SULTAN SELİM): 

 Kuyumcudur. Çok kitap okur. Bir kitap kurdu olduğu bilinmektedir. Hatta denilir ki çok okumaktan gözleri bozulmuştu. Bu yüzden gözlük takan tek padişahtır.  Ayrıca kitap okurken, satırları takipte kullanılan altından hilâller yapardı. Bu hilâllerin uç kısımlarına kıymetli taşlar yerleştirirdi. Ok atmayı sever ve iyi bir yay ustasıdır. Aynı zamanda iyi bir silahşordur.



I. SÜLEYMAN (KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN): 

Kuyumcudur. İtalyan kuyumculuk sanatının örneklerini uygulayacak kadar işinde mahirdir. Aynı zamanda kunduracı yani kavaftır.



II. SELİM: 

Hacıların Hac yolunda kullanmaları için hilâl şeklinde asalar yapıp, bunları hacılara dağıttırırdı. II. Selim, aynı zamanda şairdir.



III. MURAD:

 Ok yapardı. Şairdir. Hüsnü hat sahibidir. Yani hattattır.



I.İBRAHİM:

 Hacıların asalarına hilâller yapardı. Aynı zamanda bağa işçiliğinde de mahirdi. Yani bağa işçiliği (deniz kablumbağasının kabuğundan yapılan kaşık, tesbih, vb. ürünler) yapardı.



III. MEHMED:

 Kaşık ustasıdır. Okçuların kullandığı özel yüzükler yapardı. Padişah, “Yüzükçüler Loncası” üyesiydi. Yaptığı kaşıkların saplarını inci, mercan yakut vb. taşlarla süslerdi ve süslemecilik sanatı olan hakkaklıkta önemli bir yeri vardır. Aynı zamanda şairdir.



I. AHMED: 

Kaşık ustasıdır. Okçuların kullandığı özel yüzükler (asalar) yapardı. Bu merakı yüzünden “Kemankeşler Loncası (yani okçular- loncası)” üyesiydi. Çerkez kamçıları işlemekte ustadır. Şairdir.



II. OSMAN:

 Saraççılığa ilgi duyardı. Bindiği atların eyerlerini kendi yapardı. Ancak ne acıdır ki bu padişah, tahtan indirilip, yeniçerilerin eline geçtikten sonra, son yolculuğuna eğersiz bir ata bindirilerek gitmiştir..



IV. MURAD:

 Güzel yazı yazan bir hattat ve aynı zamanda şairdir. Kemankeşlikte (okçulukta) mahirdir.



IV. MEHMED:

 Avcılığıyla ünlüdür. Bu yüzden “Avcı Mehmed” diye de anılır. Aynı zamanda şairdir. Bestekârdır. Askerî marşlar yazardı.



II. MUSTAFA:

 Şairdir. Hüsnü hat sahibidir. Ok atmada ustadır. Şairdir.



III. AHMED: 

Hattattır. Şairdir. Fakat onu diğer padişahlardan ayıran bir yönü de gergef işlemeye meraklı olmasıdır.



I. MAHMUD:

 Birden fazla mesleği vardır. Kantaşı üzerine mühür kazırdı. Abanoz ve fildişinden hilâller (kürdanlar) yapardı. “Hilâl”i merak edenlere anlatayım. Hilâl, kemik ve şimşir gibi sert ağaçlardan yapılan, kulak ve diş temizliğinde kullanılan, ucu sivri, arka tarafı kaşık gibi enli bir alettir. I. Mahmud bu hilâllerden yapardı. Mücevher işlerdi. Oymacılıkla da ilgilenirdi. Çok yönlü bir padişah olan I. Mahmud, bütün bu yaptıklarını pazarda sattırır, parasıyla ihtiyaçlarını giderir, sadaka verirdi. Aynı zamanda şairdi.



III. SELİM:

 Şair ve bestekârdır. Aynı zamanda mükemmel bir silah ustasıdır. Tüfeklerin gez ve arpacıklarını ince hesaplarla çok mükemmel yaptığı için kurşunlar hedefi şaşmıyordu.



II. MAHMUD:

 Üslûp sahibi bir hattattır. Müzisyendir. Kuyumcudur. Sedef işlemeciliği yapar.



I. ABDÜLMECİD:

 Modern bir ressam, Batı usûlü alafranga besteler yapan bir bestekârdır

* Abdülaziz’in oğlu Şehzâde Seyfeddin Efendi ise mahyacıdır. Ramazan mahyalarını o hazırlamaktadır. Aynı zamanda şairdir.



I. ABDÜLAZİZ:

 Ünlü bir pehlivandır. Kalaycı olduğuna dair belgeler vardır.



V. MURAD:

 Müzisyen. Bestekârdır. Ressamdır.



II. ABDÜLHAMİD

Marangozdur. Bu meslekteki inceliği ve tasarımı rakipsizdir. Ayrıca kakmacılık ve süsleme sanatıyla da uğraşmıştır. Amerika’da açılan bir dünya sergisinde marangozluk ve doğramacılık dalında birincilik almıştır.