mavi kara

Ter içinde uykularından uyanıp, sigara yakarak sakinleşmeye çalışmanın, o an sarılacak, anlatacak birilerine sahip olmamanın “Allahım dayanamıyorum artık..” diye ağlayacak kadar çaresiz hissetmenin izahı yoktur.

Âşık Mahzuni Şerif” anısına… 
(17 Kasım 1940 - 17 Mayıs 2002) 

“Bizim elin yiğitleri bol olur 
Çalar davulları dizgin dol'olur 
Ölüm bizim için tozlu yol olur 
Dumanlı dumanlı oy bizim eller 
Otursam ağlasam delidir derler” 

_Mahzuni Şerif, Vay Göresim Geldi (Dumanlı) 

Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz kimi türküler vardır. Ve bu türkülerin sonlarında geçen kimi isimler vardır. Belki ilkokuldan başlayarak, belki de ortaokulda, lisede, ders kitaplarında hep karşılaşmışızdır bu türkülerle, son kıtasındaki isimlerle; şiirlerle… 

Halkın dürüst sanatçısı
, büyük ozanÂşık Mahzuni Şerif”, asıl adıyla “Şerif Cırık”, bu türkülerin, şiirlerin sahiplerinden bir tanesiydi… 

Nâzım Hikmet, “Ne ah edin dostlar, ne ağlayın! Dünü bugüne, bugünü yarına bağlayın!” demişti ya “Şeyh Bedrettin Destanı”nda, işte Mahzuni Şerif’te dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan, ne düşündüyse, ne hissettiyse doğrudan yana, haktan haklıdan yana olan ozanlarımızdandı; Yunus Emre gibi, Pir Sultan Abdal gibi, Seryani, Kul Hikmet, Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi… 

Bu ozanlarımızın hepsi yaşadıkları dönemlerde, bazen toplumsal haksızlıklara başkaldırmışlar, bazen de halkın bilinçlenmesini, örgütlenmesini sağlamışlardır. Yönetici konumunda bulunanlarsa, her dönem olduğu gibi bu ozanları hep susturmaya çalışmışlardır. 

Pir Sultan Abdal bu konuda en büyük örnektir bizlere; O ki bulunduğu dönemin mevcut düzenini korkuttuğu için Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından idam edilmemiş miydi?
Günümüzde ise Mahzuni Şerif, daha 15 yıl öncesine (2002) kadar şiirleriyle mevcut düzeni eleştirdiği için, halkı bilinçlendirerek türküler söylediği için yargılanmıştır. Eserleri televizyon kanallarında, radyolarda okunmamış, eserlerine çok büyük bir sansür konmuştur

Mahzuni Şerif, zenginlere ve yöneticilere seslenerek; oturdukları koltuklara daha çok yaslanmalarını, çünkü bu saltanatın sonsuza kadar devam etmeyeceğini, bir gün bu yağmanın sonunun geleceğini her seferinde dile getirmiştir

Onun öyle bir şiiri vardır ki hepimiz biliriz… Bu şiirinde, ülkemizin içinde bulunduğu kaostan kurtulmak için Atatürk gibi bir önderin gerektiğini dile getirmiştir. Bugün tamamen halktan kopmuş, hıyanet ve delalet içinde bulunan, şeriat özlemcilerinin isteklerini yerine getiren, onları destekleyen ya da almış oldukları kararlarla onları güçlendiren yöneticileri veya bugünkü yönetim anlayışını Ulu Önder'e şikâyet etmektedir bu şiirle… 

Sana hasret, sana hayran gönlümüz; 
sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin. 
Bu gemi, bu ‘Kara Deniz’; 
sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin… 

Kara peçe yakışmıyor kullara, 
kurban olam şu gittiğin yollara, 
hele uyan bir bak bizim hallara; 
sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin… 

Bulutlar teriden, dağlar korkundan, 
sarhoştur Mahzuni senin kokudan, 
bir daha gel, gel ha Samsun'dan; 
sarı saçlım, mavi gözlüm nerdesin… 

_Mahzuni Şerif, Nerdesin 

Yaşasaydı Mahzuni Şerif, daha büyük işler yapacaktı… Son projesi, Kuran'ı türkü halinde söylemekti. Bunu açıkladığında Diyanet İşleri sert bir yüzle karşı çıkmıştı ama Mahzuni, bir tasavvuf insanı olarak Diyanet'i de ezip geçebilecekti; ömrü biraz daha uzun olsaydı… 

Şimdi O, yakın dostu Neşet Ertaş'ı yanına almış, birlikte âşık atıyorlardır… 

Yirminci yüzyılın Pir Sultan’ı olarak kabul edilen,
1989-1991 yılları arasında “Halk Ozanları Federasyonu” tarafından Dünya'nın en büyük üç ozanı arasında gösterilen büyük ustanın, Âşık Mahzuni Şerif’in anısına sevgi, saygı ve özlemle… 

@yurekbali
* * * 

Ben de bir peygamber olmuş olsaydım, 
birlik tohumunu eker giderdim. 
Önce yasaklardım kula kulluğu, 
insan Hak'tır deyip çeker giderdim. 

Bakmazdım zalimin gözü yaşına, 
sabıra bağlamazdım boşu boşuna, 
itikat etmezdim mezar taşına, 
taş yerine çiçek eker giderdim. 

İnsan olduğu yön kıbledir bana, 
ben böyle inandım çünkü insana, 
çok sebeptir diye kavgaya kana, 
bütün hududları söker giderdim. 

Cehalet insana pusudur pusu, 
kolay bilinmiyor işin doğrusu, 
hocam çekmeseydi ahret korkusu, 
dünyaya bal gelir, şeker giderdim. 

Mahzuni hüner yok şah'ın tacında, 
aşk yanamaz cehennemin sacında, 
son isim isterse dar ağacında, 
insan der, boynumu büker giderdim. 

_Mahzuni Şerif, Çeker Giderim 

Büyümek ne kötü… Her şey siyaha dönüyor. Mavi gökyüzünü bulutlar kaplıyor. Dondurman daha ilk ısırıkta yere düşüyor. Ve en önemlisi ağlayamıyorsun. Masumiyet göz yaşların olmuyor artık. Hiçbir şey şaşırtmıyor, güldürmüyor. Elinden kaçan balonlara o kadar da üzülmüyorsun artık. Hayatında eksilenler sadece kayıp oyuncakların da olmuyor. İnsanlar kayboluyor hayatında, insanlar. Sen eksiliyorsun, dünya artıyor. Dünya arttıkça sen azalıyorsun. Çocukluğunsa birkaç eski fotoğrafta saklı. Ve anahtarın da yok. Tekrar açamıyorsun o sandığı. Her ne kadar istesen de yine çocuk olamıyorsun. Bir kere büyüdün ya artık elma şekeri yiyemiyorsun. Yesen de o tadı alamıyorsun. Her şeyin tadı kekremsi, her renk gri. Giydiğin renkli elbiseler bile koyulaşıyor. Mavi giysen de için kara… Huzuru yağmurda buluyorsun. Bulutlardan kaplumbağa, ejderha yapamıyorsun. Salıncakta ne zaman sallansan hüzün çöküyor. Kim iterse itsin göğe yükselemiyorsun çocuk kahkahalarınla… Ne yaparsan yap! Çocuk olamıyorsun yeniden…


– Fatih Alıç - İçimdeki İnsanlar (Ne Yaparsan Yap!)

Son yıllarımı şu şekilde özetleyebilirim; deniz ortasında mahsur kalmış gibi. İlk zamanlar ilerlemek için deneyip çabalıyordum. Ama ne zaman biraz ilerlesem dalganın biri geldi ve beni iki katı geriye atıyordu. En sonunda halsizlik ve bitmişlikle pes ettim ve kendimi akışa bıraktım. Böylece denizin ortasına daha çok çekildim ve görebildiğim son kara parçasını da kaybettim. Suyun içindeydim ama susuzluktan kıvranıyordum. Ve aşık olduğum deniz beni her geçen saniye beni biraz daha boğuyordu.