mavi kara

Büyümek ne kötü… Her şey siyaha dönüyor. Mavi gökyüzünü bulutlar kaplıyor. Dondurman daha ilk ısırıkta yere düşüyor. Ve en önemlisi ağlayamıyorsun. Masumiyet göz yaşların olmuyor artık. Hiçbir şey şaşırtmıyor, güldürmüyor. Elinden kaçan balonlara o kadar da üzülmüyorsun artık. Hayatında eksilenler sadece kayıp oyuncakların da olmuyor. İnsanlar kayboluyor hayatında, insanlar. Sen eksiliyorsun, dünya artıyor. Dünya arttıkça sen azalıyorsun. Çocukluğunsa birkaç eski fotoğrafta saklı. Ve anahtarın da yok. Tekrar açamıyorsun o sandığı. Her ne kadar istesen de yine çocuk olamıyorsun. Bir kere büyüdün ya artık elma şekeri yiyemiyorsun. Yesen de o tadı alamıyorsun. Her şeyin tadı kekremsi, her renk gri. Giydiğin renkli elbiseler bile koyulaşıyor. Mavi giysen de için kara… Huzuru yağmurda buluyorsun. Bulutlardan kaplumbağa, ejderha yapamıyorsun. Salıncakta ne zaman sallansan hüzün çöküyor. Kim iterse itsin göğe yükselemiyorsun çocuk kahkahalarınla… Ne yaparsan yap! Çocuk olamıyorsun yeniden…


– Fatih Alıç - İçimdeki İnsanlar (Ne Yaparsan Yap!)

Renkler çekildi denizden
Bulutlar ürkek
Kayalar örtündü teker teker
Martılar tedirgin

Son bir kızıllık
Uzanıverdi koyu sulara
Ürperdi dalgalar
Pırıldadı kayalık kara kara

Uçuk mavi şimdi deniz
Grilere dalmakta
Dalgalar hareketli yeniden
Karanlık umuduyla

Oruç Aruoba

2

Derin, saf, mavi bir gökyüzünde kara noktalardan oluşmuş kıpırtılı kara bir yumak helezonlar çizerek dönüyor.
Onlara bakıyorum.
Bir ucundan katılan kalabalık ve karışık siyah noktalarla büyüyen yumak diğer ucundan zarif ve düzenli bir ok gibi çıkarak maviliğin içlerine doğru uçuyor.
Gidiyorlar.
Onlara bakıyorum.
Garip bir hüzünle bakıyorum onlara.
Bir şeyin bittiğini söylüyorlar bana.
Başka bir şeyin başlayacağını da.
Onlar gittikten sonra bir zaman boş kalacak o saf mavilik.
Bilmediği bir şeyi özler gibi bomboş bekleyecek.
Ayrıldığımız sevdiklerimizle, buluşacağımız ve henüz kim olduklarını bilmediğimiz seveceklerimiz arasındaki o kederli, yalnız ve yalnızlığında gizli ümitlerle beklentiler taşıyan boşluk.
Uzaklaşanları görüyoruz, anıları taze.
Tanıyoruz gidenleri.
O berrak mavilik bir zaman sonra yeni kuşlar bulacak, ışıkları değişecek, bulutları, yağmurları, sonbaharla şeffaflaşmış güneşleri olacak.
Yaşanmış olanlardan kopmak zor.
Yaşanacak olanları beklemek heyecanlı.
İkisinin arasında, derin ve yalnız bir gökyüzü gibi hüzünlü bir boşluk var.
İçinden geçilmesi en zor olan zaman.
Kendi boşluğuyla daralmış o kederli ruh nasıl da gidenleri yakalamak, geçmişe tutunmak ister.
Nasıl da hüzünle bakar gitme vakti gelenlere.
Ne çok insan, böyle bir kederli boşlukta, geleceği beklemeye sabrı ve gücü yetmediğinden yanlış bir karar verip geçmişi yaşatmaya çalıştı.
Halbuki kural ne kadar açık.
Gitme vakti gelen gidecek.
Boş bir gökyüzü gibi gelecek olanları bekleyeceksin.
Kederle, hüzünle ve sabırla.
Gitmenin bir mevsimi var.
Gelecek olanları karşılamanın bir mevsimi.
Bir mevsimi var boş bir gökyüzü gibi beklemenin.
..
Bir mevsimi var bomboş bir gökyüzü gibi durmanın. .