masall

anonymous asked:

durum nasil biliyor musun benim ona sevgim masal ama o okumayı sevmiyor. :(((((

offff aga yak yakkkkkk albayımmm kelimeler albayımmm

Hikayemin, bugünün insanlarına bir masal gibi geleceğini biliyorum. Ama ben bu masalın içinde yaşadım. Hiç de uzak olmayan o barış günlerinin serüvenleri, sisli, karışık anılar arası yitip gitmiş, sanki o beyaz pantolonlu çocuk yaz öğlelerinin sıcağı, durgunluğu, neşesiz içinde sinemaların karşılıklı sıralandığı sokakta dalgın, avare dolaşmamış, bol haydut gürültülü bir filmin heyecanını resimlerini seyrederken yaşamamış

Benim uzun savaş yıllarında karanlık gecelerde ekmek fırınlarının önünde, insanlardan, onların büyüklüğünden, iyiliğinden ümidimi kestiğim, yaşamaya olan sevgimin eksildiğini duyduğum anlarımda, geçip gitmiş uzak günlerin izlerini taşıyan, çocukluğumun renkli dünyasında yer etmiş büyük balkonlu o geniş sinemanın hatırası ile avunduğum oluyordu.

Bu sinema çocukluğumun eski bir aşinasıydı. Evimizin üst kat pencerelerinden damı görülürdü.  Özellikle tatil aylarında haftada bir defa evimizi caddeye bağlayan, etrafı eski zam evleriyle kaplı, tozlu yolu aşıp sinemamın, resimlerle süslü camlı kapısına varırdım. Her hafta değişen bu resimlerdeki insanlar benim en yakın dostlarımdı. Binbir tehlikelerle dolu bir odada döğüşen denizcilerin yanında bulunur, uçurumlardan atımı aşırır, son hızla giden otomobili ben sürerdim. Sinemaya girince en arkadaki tek koltuğa yerleşir, kendi hayallerimle, düşüncelerimle baş başa kalmak isterim. Dakikalarca bekledikten sonra film başlar, bir sürü kavgalardan, silah seslerinden sonra biterdi.

O yaz ayları nasıl korkunç derecede sıcaktı. İnsanlar ceketleri kollarında, beyaz mendilleri ellerinde dolaşıyor, sucu dükkanlarına, şerbetçilere koşuyorlardı. Sinemalı sokak git gide tenhalaşıyor, gelenler azalıyordu. Ama ben, öteki mahalle çocukları, semtin sinema delisi birkaç hizmetçi kızı, şımarık evlatlıklar, birkaç avare, eskisi gibi gidip gelmekteydik. Otuz kısımlı filmler her zamanki gibi salonu dolduran yirmi, otuz kişiye gösteriliyordu. Boş bir sinemada film seyretmek hiç de hoş bir şey değildi. Buca Jones'un yapıştırdığı yumruklar boş yere harcanıyor. Tarzan arslanları lüzumsuz yere öldürüyordu. En heyecanlı sahnelere bile ses seda çıkmıyordu. Böylece sinema gitgide tadını kaybetti. Koskoca bir salonda yalnız başıma film seyretmek içimde bir korku yaratmaya başladı. Bu da büyük sinemaya birkaç hafta uğramamam için bir sebep oldu.

Uzunca bir ayrılıktan sonra bir gün sinemaya koştum. Biletimi alıp salona girerken duraklayıverdim. Bir dondurmacı kapının iç tarafına sandalye atmış, külahları, bardakla önündeki ufak masaya dizmişti. Beni görünce: “Kaymaklı mı, vişneli mi?” diyerek bir külah, çekip iki kaşık dondurma doldurdu, elime tutuşturdu. Şaşkınlık içinde bir köseye çekilip beyaz önlüğü, neşeli sözleriyle hoşuma giden dondurmacıyı seyre dalmıştım. Her gelene bir külah dondurma uzatıyor, komik sözler söylüyordu. Sinema o gün de tenhaydı. Hepsinin yüzünde bir sebepsiz sevincin izlerini görmüştüm. O sıcak yaz günlerinin birbirine benzeyen akışı içinde birden sanki her şey değişivermişti. Dondurmalı sinema, içime bir huzur, hayallerime bir genişlik getirmişti.

Artık her hafta filmin değişmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Her çarşamba günü, kapı önünde insanlara sevinç ve mutluluk dağıtan babacan adamın elindeki vişneli kaymaklı dondurma külahını kaptığım gibi salondaki yerimi alıyor, perdedeki olayların akışına dostlarımın mutluluklarına kendimi kaptırıyordum. O sıralarda kimse dondurmalı sinemanın farkında değildi. Hava sıcak, güneş yakıcıydı, insanlar rahat günlerin kayıtsızlığı içindeydiler biz, semt çocuklarından, üç beş avareden, birkaç tembel evlatlık ve hoppa hizmetçi kızda, askeri okul öğrencileri ile flörtlerinden başka bu eşsiz mutluluğu duyan yoktu. Bunların, çoğu da bir masal içinde yaşadıklarını bilmiyor, yıllarca sonra bir masal kahramanı halini alacaklarından habersiz bulunuyorlardı. Ben bu yeni mutluluk duygusunun kapı önündeki babacan adamın dondurmasından geldiğini, o zaman anlamıyordum. Yalnız bu sıkıntılı, uzun yaz günlerinde farkına varılmayan bir sebeple, bol hayallerle yüklü bir sevincin içime düşüvermiş olduğunu hissediyordum.

Ama ne yapsalar, ne etseler olmadı. Tersine havalar ısındıkça ısındı. Kimse sinemalı sokaktan geçmez, aşıklı, dövüşlü filmlerin semtine uğramaz oldu. Gene dondurmalar dağıtılıyor, biz çocuklar, işsizler, serseriler, hizmetçi kızlar sinemayı doldurmaya devam ediyorduk. Hatta üç beş kişi daha aramıza katılıyor, sokak boyunca en çok müşteri toplayan bizim dondurmalı sinema oluyordu. Koskoca salona yirmi, otuz kişinin bulunduğu görülüyor, bir iki locanın loşluğunda insanlar olduğunu, babacan dondurmacının tepsisiyle dondurma bardaklarını o tarafa taşımasından anlıyorduk. Sinemacı bu kalabalığa memnun, arada bir sokağa çıkıp öteki sinemaların adamlarına caka satıyor, sigarasının dumanını o tarafa üflüyordu.

Su var ki, bu hal çok sürmedi. Karşı ki ufak sinema daha parlak bir şey düşünmüş, bulmuştu. Bir gün sokak boyunca dolaşırken ufak sinemanın önünde bir kalabalığın biriktiğini gördüm. Bir sokak şerbetçisi güğümünün basına geçmiş, masanın üzerindeki bardaklara vişne şurubu dolduruyor, çatlak sesiyle bağırıyordu: “Giren içiyor, giren içiyor… Maşallah, şerbete bak. Buz gibi, buz.” Gerçekten şuruplar bardakta öyle güzel görünüyordu ki seyircilerin birkaçı dayanamadı, birer paradi bileti alıp bardakları diktiler. Tabii ben de o gün ufak sinemaya girmeden, o buz gibi şurubu içmeden durmazdım.

Böylece başlayan rekabet gün geçtikçe hızlandı. Dondurmalar daha bol, şerbetler daha lezzetli olmaya başladı. Karşılıklı bağrışılıyor, müşteri tavlamaya çalışılıyordu. Biz, semt çocukları, işsizler, avareler, evlatlıklar ve hizmetçi kızlar şaşkına dönüyorduk. Bir heyecandır gidiyordu. Ama dediğim gibi bu serüvenden kimsenin haberi yoktu. Herkes başka alemlerdeydi. Burunlarının dibindeki, gözlerinin önündeki bu mutluluk kaynağını göremiyorlardı. Yalnız bizler semtin avareleri, bu heyecanlı, eşsiz dünyada yaşadık. Her gün telaşla caddeye kadar koşar, dondurmacı ile şerbetçinin yeni buluşlarını görmeye yeni nüktelerini işitmeye giderdik. İkisi de şen adamlardı. Öğleden evvel mahalle aralarında dolaşır, bir kahvede tavla oynar, ahbaplık ederler, öğleden sonra da işlerinin basına koşarlardı.

Eski zaman masallarının insanlarına benzeyen bu adamlar sonra birdenbire nasıl yok oldular? Bunu bir türlü anlayamadım. Bu eşsiz serüvenin sonu, o günlerin telaşı arasından kayboldu. Okullar açılmış, gerçek hayat bizi bu şiir dünyasından çekip almıştı. İlk yağmurlarla beraber dondurmacı ve şerbetçi de sanki sellere kapılıp bilinmeyen yerlere doğru uzaklaşmışlardı. Eşsiz bir masalın yaşandığını, bittiğini bilmeyen insanlar sinemayı doldurmaya başladılar. Kimse, hiç kimse şehrin göbek yerinde, herkesin gözü önünde yaşanan bu ele geçmez hikayeyi bilemedi, göremedi.

Öyle sanmıyorum ki, bir biz, semtin haylaz çocukları, bir o işsiz güçsüzler, bir o kötü boyanmış hizmetçiler bu hikayeyi hatırlayacaklardır. Ama hepsi de bir masal dünyasında yaşadıklarının, o yılların bir beyaz pantolonlu çocuğun gözünde, eski zaman masallarının ahu gözlü sultanları, uçan halıları, gizli hazinelerinden farksız olduklarımı bilmeyeceklerdir.

Oktay Akbal-Dondurmalı Sinema

youtube

Düş bahçesinden kovulmuş bir kuş gibi…
Şimdi çok uzakta bir yıldızın hülyasında, her sabah açılan göz. Her sabah. Bir zamanların özleminde, özleminde susturulmuş ne varsa. Ne varsa uyanıyor bir gece yarısı. Nasıl uyutulur bilmiyorum, hiç böyle bir hissi sallamadım dizimde. Bitmeyen, gitmeyen, kaybetmeyen bir masal yok mu? İçinde sen olmayınca, masallara da inanmıyorum. Bir sabah uyansam, bir sabah uyansam, bize… Çok özledim. Çok.

Küçükken her gece babasının anlattığı masallarla uykuya dalanlar varmış gerçekten.Benim babam bana hiç masal anlatmadı mesela.Geç oldu gidin yatın derdi bende gönülsüzce yatar uyumaya çalışırdım.Benim babam hep yorgundu , hep işi vardı.Boş vakitleri olurdu olmasına ama gider arkadaşlarıyla bir yerlere giderdi.Biz şikayet edince de bir tatilim var onuda çok görüyorsunuz derdi.Açıkçası kıskandım hep babasıyla güzel vakit geçirenleri.Öyle bir babam olsun isterdim ama olmadı.Artık olmasada olur zaten.Bir şeyler arzulamayı bırakalı uzun zaman oldu.Umursamıyorum artık.

1- Adın ne?
2- Hangi takımlısın?
3- Burcun ne?
4- En sevdiğin kitap?
5- En sevdiğin şarkı?
6- En nefret ettiğin insan tipi?
7- Telefonun markası ne?
8- Kaç yıldır tumblr kullanıyorsun?
9- En sevdiğin yemek?
10- Tumblr’da değer verdiğin 3 kişi?
11- Mesafe ilşkisi yaşadın mı? Yaşar mısın?
12- En büyük hayalin?
13- Özlediğin birileri var mı?
14- Enstrüman çalıyor musun?
15- Sevdiğin insanda aradığın 3 özellik?
16- Yaz insanı mısın? Kış insanı mısın?
17- En son ne zaman ağladın?
18- Hiç aldatıldın mı?
19- Sarhoş oldun mu?
20- Sarhoş olduğunda yaptığın en aptalca şey?
21- Yabancı şarkı mı? Türkçe şarkı mı?
22- Küfür eden Kızlar/Erkekler itici mi?
23- Yaşamak istediğin şehir?
24- İlk tanıştığın birisine karşı davranışların nasıl olurdu?
25- Senin için önemli bir itrafta bulunur musun?
26- Kediler mi? Köpekler mi?
27- Dinine bağlı biri misin?
28- En çok sevdiğin özlü söz nedir?
29- Diyelim ki bir filimde oynama gibi bir şansın oldu hangi film olurdu?
30- En büyük korkun?
31- Hangi günü, ayı, yılı seviyorsun? Neden?
32- Geçmişte değiştirebileceğin bir şey olsa bu ne olurdu?
33- Örnek aldığın biri var mı? Kim?
34- 1 Saat gibi boş zamanın olsa ne yaparsın?
35- Başından kötü bir olay geçti mi?
36- Uzaylılara inanıyor musun?
37- En son ne zaman, ne için gerildin?
38- Olgun biri misin? Çocuksu biri mi?
39- Uyku tutmasa ne yaparsın?
40- Tumblr’da en çok mesajlaştığın kişi?
41- Tumblr’da kimle tanışmak istersin?
42- Giyim tarzın nasıl?
43- Boyun kaç?
44- Kaç kilodasın?
45- Tumblra neden ve nasıl üye oldun?
46- Uğurlu sayın?
47-Hayli bir kahraman olsan bu hangi kahraman olurdu?
78- Ölü ya da yaşayan herhangi biriyle tanışabilecek olsaydın, bu kim olurdu?
49- Gördüğün en garip rüya?
50- En büyük pişamanlığın?
51- Hayal kırıklığın?
52- Asla yapmam deyip yaptığın bir şey oldu mu?
53- Birisine soru sorup ulan ben kime soru sormuştum dedin mi hiç?
54- Senin için hayatı anlamlı kılan şeyler neler?
55- Kendinde sevdiğin özellikler neler?
56- En sevdiğin şair?
57- En sevdiğin şiir?
58- Yaşadığın hayattan memnun musun?
59- Gelecek kaygın var mı?
60- Ölümden korkuyor musun?
61- İntihar etmeyi düşündün mü?
62- Hayalindeki düğün nasıl?
63- Evlenmek ister misin?
64- Çocukları sever misin?
65- Pizza mı? Hamburger mi?
66- Eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsun?
67- En son elini tuttuğun kişi kim?
68- Çekingen misin yoksa atılgan mı?
69- İnsanlarla kolay anlaşır mısın?
70- Tesadüflere ve mucizelere inanır mısın?
71- Hangi sanatçıları üçlü bir grup yapardın?
72- Hayalindeki kızı/erkeği tanımla
73- Yabancılara gülümser misin?
75- Bugüne kadar başına gelmiş en güzel şey?
76- Uzay boşluğuna çıkmak mı okyanusun dibine inmek mi?
77- Arkadaşlarının sana seslendiği bir lakabın var mı?
78- Hangi masal kahramanının gerçek olmasını isterdin?
79- Karakolluk bir olayın oldu mu?
80- Yaptığın en ergence şey?
81- Hiç bir yarışmayı kazandın mı? Ne yarışmasıydı?
82- Canlı yayına telefonla katıldığın oldu mu? 
83- Sana en yakın kitabı al, 27.Sayfayı aç ve ilk satırda ne yazdığını söyle.
84- Şuan yanında kimin olmasını isterdin?
85- Yakın zamanda bir arkadaşınla küslük yaşadın mı?
86- En son seyrettiğin film hangisiydi?
87- Burçlara inanır mısın?
88- Burcunla ilgili söylenenler genel olarak karakterinle uyumlu mu?
90- En çok neden bahsetmekten hoşlanırsın?
91- Tekrar dünyaya gelsen nasıl bir hayat yaşamak isterdin?
92- Gerçekleştirmek istediğiniz en büyük hayaliniz nedir?
93- Öfkeni kontrol edebiliyor musun?
94- İnstagram hesabın var mı?
95- Umursamaz biri misin?
96- Spor yapıyor musun?
97- Hayalindeki kişi nasıl?
98- Yabancı dizi izliyor musun? Dublaj mı izlersin altyazılı mı?
99- Hoşuna giden ve duymak istediğin iltifat var mı? Varsa ne?
100- Batıl inançlara inanır mısın? Bunlar neler?