marcel moussy

Les 400 coups (1959)

Yön: François Truffaut

Sen: François Truffaut, Marcel Moussy

Tür: Dram

Truffaut'un ilk uzun metrajı “Les 400 coups”, Paris sokaklarında yolculukla başlıyor ve bir yandan jenerik akıyor. Son olarak “Bu film, Andre Bazin anısına adanmıştır.” cümlesi düşüyor ekrana ve hikayeye geçiliyor.

1940'lı yılların sonunda Paris'te sanatseverlerin toplanıp yerli ve yabancı filmleri izlediği, üzerine tartıştığı sinema kulüpleri açılmaya başlıyor. Bunlardan en önemlisi 1948'de açılan Cinematheque Française‘dir. 50 koltuklu bu küçük salon, orada film izleyen pek çokları için bir okula dönüşüyor. Burada yaptıkları tartışmaları, eleştirel bir dille yazıya dökmek isteyen Godard, Jacques Rivette ve eski edebiyat öğretmeni Eric Rohmer ile La Gazette du Cinema adında bir dergi çıkarmaya başlıyor. Çıkarılan bu dergiler arasında en önemlisi, sonradan Godard, Rivette ve Rohmer'in de yazmaya başladığı, Andre Bazin, Jacques Doniol Valcroze ve Lo Duca tarafından kurulan Cahiers du Cinema'dır. Derginin editörü Bazin, beraberindeki bu gençlere akıl hocası oluyor; ama en yakın ilişkiyi Truffaut ile kuruyor. Zira Truffaut, daha ıslahevi yıllarında Bazin ile tanışıp, kendisinden yardım isteyen mektuplar yazıyor Bazin'e. İşte bu Cahiers yazarları, 1940'ların sonralarından 1950'lerin sonlarına, 1960'lara gelindiğinde, İtalyan Yeni Gerçekçilik Akımı'ndan da etkilenerek, kendileri film çekmeye başlıyorlar bir bir. O dönemde “film"in stüdyoya ya da yapımcıya ait bir ürün olduğu algısını kırarak, "film"in yalnız ve yalnız hayal gücünün ürünü olduğu şiarıyla filmler çekiyorlar. Onlar için hikayenin anlatılış tarzı en önemli unsur oluyor ve böylece sinemada ”auteur yaklaşımı“nı benimseyerek Fransız Yeni Dalga'nın kurucularından oluyorlar.

Truffaut ismini bilen, sinemayla da az çok ilgili olan herkes bilir ki kendisi zor bir çocukluk geçirmiştir. Otobiyografik ögeler taşıyan ”Les 400 coups", Antoine Doinel isimli, görünürde zor çocuğun; ama aslında çocuğun, zor hayatı hakkında. Yani aslında Truffaut hakkında. Antoine ders sırasında haylazlık yapar ve cezalandırılır. Ders bitene duvar dibindeki taşınabilir tahtanın arkasında, sınıftan kopuk bir şekilde bekleyecektir. Bir nevi utanç köşesi… Zil çalar, ancak Antoine teneffüsten de men edilir. Herkes dışarıda oynarken, o uğradığı haksızlığı, üçüncü ağızdan duvara yazar. Bir sonraki derste bu yazıyı gören öğretmen, “Sınıfımızdan yeni bir Juvenal doğmuş!” diyerek ve onun Fransız şiirinin ölçülerini bilmemesiyle alay ederek, Antoine'ı ekstra ödevle cezalandırır. Hani şu Roma'lı, 55 yılında doğup, 140'larda ölen en ünlü hiciv şairlerinden Juvenal… Sınıfta geçen bu sahne öyle mükemmel ki muntazam yazabilmek için bütün bir defteri ziyan eden çocukta bile kendinizi görüyorsunuz. Okuldan çıktıklarında Antoine'a eşlik edense en yakın arkadaşı Rene rolünde Patrick Auffay var. Antoine ile Rene'nin arkadaşlığı, tıpkı Truffaut'un, çocukluk arkadaşı, Cahiers yazarlarından Robert Lachaney ile arkadaşlığı gibi. Antoine, sinemayı kendine alternatif, hatta belki de esas evi görürken, Rene de onun yanı başında. 

Sistem tarafından ötekileştirilen ve hatta tecrit edilen Antoine'ı izlerken ne düşündüğünüz, size kendiniz hakkında çok şey söylüyor aslında. Mesela Antoine'ın annesi Gilberte (Claire Maurier) ile hakimin konuşması beni en rahatsız eden sahnelerden biriydi. Hakimin Antoine hakkında nihai karara vardığı an, “gayrımeşru"luğa bakış hakkında çok şey söyleyen bir andı. Velhasıl, Antoine'ı izlemek sizi yoruyor ve bıktırıyorsa, şahsi fikrim tez elden değişmeye başlamanız gerektiği yönünde. Antoine ile empati kuruyor ve aileye, eğitim sistemine, adalet sistemine öfkeleniyorsanız, bir gün beraber bir film izleyip, üstüne konuşalım isterim. Çünkü Antoine bir çocuk. Aslında ilk gençlik çağlarında, ama çocuk işte yine de. Rotor isimli lunapark eğlencesinde, yerçekimsizliğin tadını en çıkaran o. Çünkü çocuk dediğin bulutların üstünde olmak ister, ayakları yere bassın istemez. Hayal gücünün peşinde en çok koşan da odur. Balzac'tan etkilenip, tıpkı her evde diz çöküp İsa ya da Meryem'e dua etmek için hazırlanan köşeler gibi bir köşeyi Balzac için yapan bir çocuk sonuçta. Kitap okumayı, film izlemeyi sevmesinden bile sanki bu bir hataymışçasına usanılan… Antoine rolü için Jean-Pierre Leaud, tip olarak biçilmiş kaftan. Çünkü Antoine ilk gençlik yıllarında ve Leaud'un yüzü bir çocuk için çok adam, boyu ise bir adam için çok çocuk. Ancak 15 yaşındaki bir çocuk nasıl olur da böyle muhteşem bir oyunculuk sergiler anlayamıyorum. Özellikle o sorgu sahnesi… İnanılmaz!

Truffaut kendisine sinemanın hayattan daha önemli olup olmadığını sorarken, aslında kendisi de dahil tüm Cahiers eleştirmenlerince yanıt olumludur. Belki de bu yüzden Antoine koşar, koşar, koşar ve denizsiz Paris'ten sonra kendini yeni ana rahminde bulur. Bulduğunda da cesurca… 

Şimdi bir sigara yakıp, Jean Constantin'den "Les 400 coups"u dinleyerek, gözlerimi kapayıp zihnimde final sahnesini canlandırmak istiyorum.

31.08.2014