maker: sylvia

sylvia, güzel ve çok güzel ve bin kere güzel bir kadın. ikinci dünya savaşının dehşeti içinde büyüyen kuşaktan…
sekiz yaşından itibaren hayata karşı fazla gerçekçi gözlerle bakmış. kangrenli bacağının kesilmesi sonucunda babasını kaybettikten sonra yani. ilk şiirini de o yıl yazmış. babasının küçük yaşta onu bırakıp gitmesine öyle öfkelenmiş ki, çığ gibi büyüyen baba nefretini bir ömür göğsünde taşımış sylvia.
yirmili yaşlarında, yalnızlık, depresyon ve yanlış psikiyatrik tedavinin sonucu ilk intihar girişiminde bulunmuş. bıraktığı mektuba ‘bir yürüyüşe çıktım, yarın dönerim’ yazmış, yürüyüşten değil fakat ölümden dönmüş ve ardından akıl hastanesi dönemi başlamış.
26 yaşında üniversitede şiir dergisi çıkarırken fulbright bursu ile ingiltereye giden plath, o dönemin meşhur şairi ted hughes ile tanışmış, tanıştıkları yıl içerisinde de büyük bir tutkuyla evlenmiş iki şair. birlikte şiirler okumuş, birbirlerine fikirler vermiş, birlikte analizler yapmış, dergilere birlikte başvurmuşlar. hatta hughes'un ilk şiirlerini plath derleyip postalamıştır dergilere. zamanla bu adamdan iki çocuk dünyaya getirmiş güzel kadın. iniş ve çıkışlarla süren ilişkilerinde sylvia'yı en çok yoran şey, edebi açıdan kocasının ona olan baskısı olmuş. kocası başarı üstüne başarı elde ederken sylvia üretememekten usanmış. hughes ise sürekli bu konuyu gündeme getirmiş.
bir zaman sonra, ilişkierini derinden sarsan ve sylvia'nın ötelediği intihar eğilimine son sürat geri dönmesine yol açan bir ihanet filizlenmiş. hughes, şair assia wewil ile birlikte olmuş.

benim yerime becerikli bir büyücü olsaydı
seni çıplak elleriyle havada yakalayıp
bir elinden ötekine aktara aktara soğutabilir
ve tanrısız, mutlu, sakin kılabilirdi sonunda

böyle yazmış hughes, bir şiirinde plath için. fakat o bir büyücü değildi, olamamıştı.
sylvia bazen aşık bir genç kız, bazen anne sevgisiyle dolu bir kadın, bazen öfke dolu bir tanrıça, bazen yılan dilli bir fahişe, bazen bir manik-depresif, bazen cezalandıran kraliçe arı, bazen kin kusan bir eş, bazen annesinin tatlı kız çocuğu, bazense kaderine boyun eğmiş bir hastaydı.
yani insan! aynı anda hepsi olan insan, sevgiyi de şiddeti de bilen insan, iyinin ve kötünün yaratıcısı olan, hem fahişe hem tanrıça olan, başka insanlara ihtiyaç duyan insan.
bu ihanetin ardından sylvia ve hughes evlerini ayırmışlar. hughes'un defaatle dilediği özürler ve arkadaş çevrelerinin onları barıştırma girişimleri sonuç vermemiş. bir gece sylvia, nihayet barışmayı düşünebildiği bir gece, assia wewil'in hamile kaldığını öğrenmesiyle iyice uçuruma sürüklenmiş.
kendi çocukları ve kadınlığı ve şairliği ve terk edilmişliği ve aldatılmışlığıyla bir süre baş etmiş. şiirler yazmış. sürekli üretmiş. hayatının sanat açısından en verimli dönemini geçirmiş. ve lady lazarus şiirini de yazdıktan bir süre sonra, büyük bir soğukkanlılıkla hayatına son vermiş. bir sabah, çocukları uyurken onların odasına süt ve ekmek dilimleri bırakıp, daha sonra onların odasının kapısının kenarlarını bantlamış ve mutfakta kafasını fırına sokup gazı ardına dek açarak intihar etmiş.
bu acıklı ölümün ardından hughes çocukları yanına almış ve uzun süre sadece çocuklar için öyküler ve şiirler yazmış. yetişkinlere yönelik yazmayı kesmiş. uğruna plath'ı terk ettiği assia wewil'i de günün birinde terk etmiş ve bu kadın da ted’den olan iki yaşındaki kızıyla birlikte hava gazını açarak intihar etmiş.
hughes uzun yıllar sylvia hakkında tek söz etmemiş. onun ölümü hakkında suçlanmasına karşın, plath'ın annesine, “ben olmasaydım sylvia okulunu bile bitiremezdi” dediği biliniyor yalnızca.

sylvia'nın hayranları yıllarca hughes'tan nefret etmiş ve mezar taşındaki hughes soyismini defaatle tahrip etmişler. -pek de güzel yapmışlar. ellerine sağlık.-

ve hughes 35 senedir hakkındaki sessizliğini koruduğu ilk karısı sylvia'ya yazdığı 80 küsur şiiri sonunda 1998 yılında kitaplaştırmış ve ardından 68 yaşında kanserden ölmüş.

sylvia, aslında bize iki şairin neden asla birlikte olmaması gerektiğini izah ve bu izahı ispat etmek için yaşamış gibi bunca dayanılmazı.

bu arada sylvia’nın hayatına dair yarı otobiyografik sayılan romanı sırça fanus’u ve lady lazarus şiirini okumanızı, sylvia filmini de mutlaka seyretmenizi öneririm.
sylvia. seyrederken beni birkaç tane ağrı kesici içmek zorunda bırakan film. kaç sahnede ekrandaki cümlelerin altını çizmek istedim. kaç kez ağlamak. kaç kez ara verdim ve hayata sylvia’nın gözleriyle baktım. gördüğüm her şey gözlerime ısırgan otu gibi saldırdı. sayamayacağım.  

son olarak; günün birinde sylvia'yı da frida gibi pop-kültüre yem ederlerse kafamı fırına sokup intihar edeceğim.

2

so I was feeling lousy and decided to take some of the best advice I can give to anyone feeling lousy- which is to draw your fav character being sad get out there and freakin make something! man, I am suuuuper out of practice with animating though golly (how do you even use photoshop for this?!?!??)

anyway I have a horrible feeling season 2 is going to feature Sylvia getting hurt bad and Wander thinking/realizing it was all his fault

Everybody put your hands up
Now flyin’, with that imagination
I’m sure you can become yourself the way you want to be
Search, because “you’re the one” on the grand stage

death parade is an okay anime but i prefer wander over yonder

sylvia. seyrederken beni birkaç tane ağrı kesici içmek zorunda bırakan film. kaç sahnede ekrandaki cümlelerin altını çizmek istedim. kaç kez ağlamak. kaç kez ara verdim ve hayata sylvia’nın gözleriyle baktım. gördüğüm her şey gözlerime ısırgan otu gibi saldırdı. sayamayacağım.