lanetic

içim acımıyor mona, çok tuhaf. cebimde bir kuruş desen, yok. yine de içim çok rahat. sanırım fena halde boşluktayım. hiçbir şey hissetmiyorum. istediğim kadar güzel şiirler yazıyorum. hem de bir oturuşta mona. düşünebiliyor musun? sandalyeden kalktığımda üç şiir yazmış oluyorum. bu çok kötü. ben terlemediğim, üst üste sigara yakmadığım bir şiiri nasıl olur da başkasına okurum diye düşünüp çöpe salladım hepsini. bana uğraş gerek mona, bana yaşamak gerek. ama bu aralar ölü gibiyim ve elimden hiçbir şey gelmiyor. seni de çok özlüyorum. sarma sarardın, çay demleyip şiir okurdun. belki market alışverişinden dönerken sigara alırdın bana; ben de iyileşirdim. ama kalkıp gelmeni isteyemeyecek kadar acizim, anlıyor musun? ne yapmalıyım, bilmiyorum. hiç bir şey bilmiyorum. bir boşluk mona. kocaman bir boşluk. lanet olsun mona, koskocaman bir boşluk.

anonymous asked:

Boyum uzar mı 16 yaşındayım çok kısayım

avutmaya gerek yok kendimizi uzamıyoruz bende kısayım lanet olsun :(

gece uyumayan bir adamın göz kapaklarının arasına artık keder kaçmıştır, hırpalanmak ve tüketilmişlik de eşlik etmiştir şüphesiz

“Gece uyuyamayan bir adamın göz kapaklarının arasında muhtemelen bir kadın sıkışıp kalmıştır.”

demek için bir sebep kalmadı belki de. teker teker hayatından geçenlerin yaptığı, yapacakları hareketleri izlerken. yani zamanın akıp gitmesi bir yana zaman içinde insanın içine akan ağır, kokuşmuş birtakım duyguların yer alması oldukça rahatsız ediciydi.

zaman sevmek ya da sevilmemek üzerine değil de karşıda duran insanın duygularını hafif hafif sömürerek kendine güç toplama zamanıydı. tıpkı bir oyun gibi, fazla acımasız ve fazla bencilce.

sonra dönüp duruyor, dönüp duruyor. zamanla onlara dönüşme ihtimali giderek artıyor. maruz kaldığım bazı lanet durumları, yaşattığım da aşikar. kim söyleyebilir ki pür-ü pak temiz olduğunu ya da kim inkar edebilir yalancı ve sahtekar olduğunu. sanırım hiçbirimiz. tabii birkaçımız hariç.

gece uyumayan bir adamın göz kapaklarının arasına artık keder kaçmıştır, hırpalanmak ve tüketilmişlik de eşlik etmiştir şüphesiz. birine masumiyetle yaklaşmak artık kabus olmuş olabilir. yani acaba daha ne kadar tüketilirim hissi bir şekilde set çekiyor araya. en azından o sette de boğulan boğulana. 

can çekiyor zamanla duygular. sanki anlaşılmış gibi de bunu gören boğmaya çalışıyor bulanık zihinleri, bulanık nehirlerde.

tüm bunların üstüne de sormak istiyorum şu soruyu, hangimiz sormadı ki?

“Onca zamansız işin-gücün arasında
üşenmeden konuşası geliyor insanın
sonra gidiyor tabi ki, ayıkken sevişmek gibi.

Bütün bunları bırakıp neden bağırmıyorum;
ilk sarhoş olan kimdi acaba neden içmişti?
Aklıma geldi de merak ettim,
yoksa onunki de böyle bir hikaye miydi? “

Böyle kadere de lanet olsun. Oturamadık senle bir rakı masasına. Kaldıramadım kadehimi gülüşün için. Ah ulan, kadehimi masaya vurarak kalkıp, klarnet eşliğinde gözlerinin içine bakarak okuyamadım senin için yazdığım şiirleri.
Olması gerekenden daha soğuk bir kış gecesiydi. Dışarda kar yağıyordu. Uzun süredir tasarladığım planı uygulamak için mükemmel bir geceydi. Siyah deri eldivenlerimi geçirdim, siyah dar pantolonumu, botlarımı ve deri ceketimi aldım. Tamamen bir suikastçı olmuştum. Yüzüme puşeyi bağladım, gözlüklerimi taktım. Parmak uçlarımda, kapıyı hafifçe araladım. Geçebileceğim kadar araladıktan sonra, hemen geçip kapattım kapıyı. Sağa sola baktım, beni izleyen kimse ve çalışır kamera yok. Bir kaç kapı sonra nihayet varmıştım. Dolabı, gıcırdatmayacak şekilde minik hareketlerle araladım, elimi aradan soktum 2-3 kere ıskalasam da sonuncuda buldum. Çikolatalı Gofret ! Hızla yedim, elime bir cam bardak aldıktan sonra aynı şekilde odaya geri dönmek için harekete geçtim. Ufak adımlarla odaya geçtim ve kimse beni duymamıştı, harikaydım. El fenerimi masaya tuttum, o ırz düşmanı pezevengin, ışığa geleceğini biliyordum. Sandalyenin arkasına pusuya yattım, sesini duyabiliyordum ama görünmüyordu. Dızt, sesinden sonra kafamı kaldırdım. İşte orda, seni lanet küçük orospu dedim içimden. Bardağı elimde ortaladım, hızla havaya sıçrayıp “You son of a bitch !” diye bağırarak bardağı üzerine vurdum, işte bu zafer benimdi, o siktiğim sineğini yakalamıştım. “NOLDU LAAAN anasını sktiğim” diye bağırmaya başladım odada. Sonra birden odamın kapısı açıldı, peder geldi kafama geçirdi bitane. “Seni yaptığım geceye lanet olsun amk salağı.” dedi, çekti kapıyı çıktı. İçime oturmuştu ama olsun, lanet sineği yakalamıştım. Bardağın içinden bana yalvardığını duyabiliyordum ama umrumda değil, acımasız birine dönüşmüştüm. Uzun süren savşaın sonundaysa zafer, benimdi.
"Türkün, Türkten başka dostu yoktur" lafı, Japonların bizden çok Doğu Türkistan'a sahip çıkmasıyla tarih olmuştur benim gözümde. Kendi acını hissedebiliyorsan canlısın, başkasının acısını hissedebiliyorsan İNSANSIN! Bizim insana ihtiyacımız var, hayvandan daha aşağılık gökkuşağı gibi renkli, maneviyatımıza ve dinimize hakaret eden lanet mahluklara ihtiyacımız yok vesselam!

Ben göğsümü yırtmak istiyorum Bayan Larisa. Ben göğsümü yırtıp, geçmişe dair ne varsa şu kaldırıma akıtmak istiyorum. Geçmiş, Bayan Larisa, bir çeşit hastalık. Lanet. İnsan ırkının en büyük laneti. Boşuna değil bunca ölüm. İnsan geçmişiyle yaşamaya başladığında ya ölüme deliriyor ya da deliliğe sevdalanıyor.

Afedersiniz, beni şu çekmeceye saklar mısınız?