kurmaca

Sana atlaslar, haritalar gösterecekler.
Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin
yaşadığın yerlerin..
Bütün bunlar kurmaca.
Gerçekte tüm yeryüzü Allah'ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar..

Sana atlaslar haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah' ındır ve gerçekte  yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.

sana atlaslar, haritalar gösterecekler. adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. bütün bunlar kurmaca. gerçekte tüm yeryüzü Allah'ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.


| tarık tufan.

10

Annelies Maria Francine isimli 17 yaşındaki Belçikalı genç, tarihteki ünlü kadın karakterlerin kılığına girmekte hayli başarılı. Kendisini, hem kurmaca hem de gerçek, pek çok efsane kadının kılığına sokan genç, görülmeye değer bir fotoğraf serisi yaratmış. Annelies Maria Francine kendisini kostümleriyle, saçı ve makyajıyla Audrey Hepburn‘den Vivien Leigh‘e; Anne Frank‘ten İnci Küpeli Kız‘a tarihin pek çok ünlü kadınına dönüştürmüş. Disney prensesi Bella’dan, Aşk ve Gurur’un Elizabeth’ine 13 retro güzellik..

Tavsiye

• Casuslar Köprüsü'nü izleyin. 

 • Abluka'yı izleyebilirseniz görüşlerinizi dinlemek isterim. 

 • Macbeth için de ne yazık ki Düğün Dernek nedeniyle seans sıkıntısı yaşanıyor. Bu sıkıntıyı yaşamıyorsanız mutlaka gidin.

 • Kocaeli'ye gelme olasılığınız varsa İyi Geceler Anne ve Ferhad ile Şirin oyununu izleyin. 

 • Oğuz Atay - Kurmaca Dünyanın İpliğinde Bir Koza belgeselini izleyin. 

 • Zeki Müren'e Vefa belgeselini izleyin.

 • İsmet Özel - Faydasız Yazılar'ı okuyun, üzerine düşünün.

 • Yoga ve meditasyona olan önyargılarınızı kırın. 

 • Gaza gelmeyin. 

 • Dışarı çıktığınızda havayı bir kere olsun ciğerlerinize doldurun, derin nefes almayı çok sık unutuyoruz çünkü. 

 • Son olarak; annenizi koklayın, kucaklayın.

Sana atlaslar, haritalar gösterecekler.
Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin.
Bütün bunlar kurmaca.
Gerçekte tüm yeryüzü Allah'ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.
—  tariktufan

bir zaman sonra, ellerini ısıtacak kimsesi kalmıyor insanın. bir-iki kelam edecek yüz göremiyor etrafında. ağlayacak olsa, gözyaşlarını silecek kimse olmuyor. içini ısıtacak bir çift göz, onu dinleyecek bir çift kulak, sevecek bir kalp bulamıyor. bir zaman sonra kendine kızıyor insan. kimseyi tutamıyor diye ellerinde. herkesi kaçırıyor diye sözleri. kovuyor diye gözleri. ağlıyor sonra. gözyaşları sel oldu, sürükledi götürdü sevdiklerini. açıyor kollarını insan. rüzgar doluyor arasına. rüzgarın uğultusuyla konuşuyor insan. benimsiyor. “buldum.” diyor. “beni asla bırakmayacak bir şey buldum!”. ardından güneş doğuyor, rüzgar gidiyor. ağlıyor insan. rüzgarı özlüyor. rüzgar gelmediği gibi, güneş ısıtıyor ellerini. ısıtıyor içini. tekrarlıyor yine, “buldum.” diye. “beni asla bırakmayacak bir şey buldum!”. bir zaman sonra, güneşi de kaybediyor insan. boşluğa düşüyor. düşünüyor. eğer bir şey sahiplenmesi gerekiyorsa, kuş seslerini seçiyor insan. bulutları seçiyor. en çok da gökyüzünü seçiyor. kocaman, güzel ve ihtişamlı… güneş yine doğuyor. rüzgar yine esiyor. yağmur yağıyor. hepsi gelip geçiyor. ama gökyüzü yalnız bırakmıyor insanı. hepsine ev sahipliği yapıyor. mutlu oluyor insan. mutlu oluyor gökyüzü.

the weirdest love story ever

hamburger yiyorduk, ben tavuk burger, her zamanki gibi, o da cheeseburger. çok soğuktu, - 3 derece, bu yüzden patatesleri tutup ballı hardala batırmakta zorlanıyordum. “ööğf” dedim, “soğuktan ince motor becerilerimi kullanamıyorum” bir an anlamsızca suratıma baktı ve “ince motor becerilerini mi? o ne?” diye sordu. “yani işte küçük becerilerim.. ellerim, parmaklarım dondu ya, tutamıyorum patatesleri" 

yemeklerimizi bitirdik, fast olduğu kadar cold da olan fast food restoranından çıktık. karlı ve soğuk havaları severim. karlı ve soğuk havalarda sevdiğimle dolaşmayı da severim. karlı ve soğuk günlerde fast food tüketmeyi de severim, karlı ve soğuk günlerde sevdiğimle fast food tüketmeyi de… severim. nedense böyle günlerde aklıma pulp fiction gelir. neden olucak, karlı bir günde pulp fiction izlemiştim ben ve pulp fiction izleyen herkesin canının fast food çektiğini de herkes bilir. ve de ben biraz weird bir kızımdır, o yüzden bu kadar kopuk cümleler kurarım. 

ordan çıkıp oraya gittik. ordan dediğim, işte soğuk fast food restoranı. oraya dediğim de sahiden orası, onu ilk gördüğüm yer. onu ilk gördüğüm yeri severim, ama nedeni onu ilk gördüğüm yer olmasıdır. gördüğüm andaki heyecanım. aranızda hiç kimse, sevdiğini ilk gördüğünde, benim sevdiğimi ilk gördüğümde heyecanlandığım gibi heyecanlanmamıştır. neyine isterseniz girerim iddasına. ama bana sorarsanız, bi tavuk burger menüsüne olabilir, artı 12li soğan halkası, barbekü, buffalo sosları ve ballı hardal.

oradan iki tane çay aldı sevdiğim. pencerenin kenarındaki kalorifere dayanıp dışarıya bakarak çaylarımızı içtik. karlı ve soğuk havalarda pencereden dışarı bakmayı severim. pencereden dışarıya sevdiğimle bakmayı da severim. çayı da severim tabiğ fakat bunu betimlemek istemiyorum, çünkü bu zaten çok yapıldı. ve herkes bilir ki benim gibi weird kızlar herkesin yaptığı şeyleri yapmak istemez. 

çayımızı içerken bana bakıp "vay be” dedi sevdiğim, hep yaptığı gibi yüzüklerimle oynayarak, “nası düşürdüm seni ama?”. bunu duymak beni epey şaşırttı tabiğ. “oha” dedim. “düştüm mü şimdi ben? yuh. hiç böyle düşünmemiştim. nerden biliyosun peki, belki düşmemişimdir?” bi süre yine anlamsızca yüzüme baktı, benim gibi weird sevdiğim. ve dedi ki, “daha nasıl düşüceksin yaa? ince motorların elimde.”

Ölüm en büyük protesto şeklidir ve ben unutularak öldüm. Kimse slogan atmadı, kimse ağlamadı. Sadece baktılar. Gözlerinde hiç bir acıma olmadan, hiç bir yaş akıtmadan sadece baktılar. Uzağa doğru sanki ölü bedenim taş mermerin üstünde yer kaplamıyormuşçasına uzağa doğru.


Madde olmanın üç temel şartı vardır. Uzayda yer kaplayacaksın(hacim), belli bir kütlen olacak ve eylemsiz olacaksın.


Zaten kendimi bildim bileli eylemsizdim. Çevremdekiler kabul ettirdi bunu bana. Artık ölü biri olarak uzayda da yer kaplamıyorumdum. Vücudumdaki her hücre toprağa karışırken tüm bir hayatım aslında hiç yaşanmamış gibi hiçe sayılıyordu. Somutluktan soyutluga geçerken insanların hayallerinden ve anılarından da zamanla siliniyordum. Somut olanın soyut olma zamanı gelmişti.


İlk önce insanlar seni sesinden unutmaya başlar. Konuşmalarınız unutulur yavaş yavaş. Çevrendekilere vermeye çalıştıkların sonra. En son da yüzün unutulur çünkü insanlar böyledir. Somut şeylere soyut olandan daha çok önem verirler.


Bir insanın ölürken- ki bu benim için geberirken olacak- yağmur yağması kadar huzurlu aynı zaman da ironik bir şey olamaz.Huzurludur çünkü yağmur huzur demektir. Ayrıca ironiktir çünkü yağan her damlayla senin toprakta çürümen ve yok olman o kadar hızlanır. Tanrı seni hem sever hem de cezalandırır. Aynı kutsal kitaplarda olduğu gibi değil mi?


Cama vuran yağmur tanelerinin tınısı eşliğinde can verdim ben. Gökyüzü karşımdaydı, ben ona baktım, o bana bakmadı. Bir açıdan beni kabul etmedi diyebiliriz bile. “İnsan ruhu yirmi bir grammış” muhabbeti yapmak için çok cahilim. Zaten öyle bir konuşma yapmaya da hakkım yok. Öldüğünde ruhu çürümüş ve kokuşmuş bir insan nasıl ruhtan, iyilikten, yirmi bir gramdan bahsedebilir?


Ve işte ben öldüm. Siz uzağa bakıp bir insanın can vermesini göz ardı ederken ben öldüm. Her yağmur tanesi çürütürken bedenimi sizler uzağa bakmaya devam edeceksiniz.Görüşürüz insanoğlu bu size en büyük protestomdur.

ihtiyaç duyulmak istiyorum anlıyo musunuz.

birinin hayatında vazgeçilmez olmak istiyorum. birinin hep seveceği, ne yaparsam yapayım benden vazgeçmeyeceği, sevdiği olmak istiyorum. birinin düşüncelerinde yer kaplamak istiyorum. kalbinin en büyük ve en güzel yeri bana ait olsun istiyorum. öyle sevsin ki beni, başkasını sevmeye ihtiyacı olmasın istiyorum. ben gülünce onun dünyası dönsün, kalbi yalnız benim için çarpsın. sesimi duyunca midesi havalansın, aklı karışsın. birinin gerçekten beni sevmesini istiyorum. beni özlesin. benim yüzümden morali bozulmasın, morali bozukken benimle iyi hissetsin istiyorum. yanımdayken heyecanlansın. korksun beni incitmekten, üzerime titresin istiyorum. iyi hissetmek için bana ihtiyacı olsun istiyorum.

anlamıyosunuz. ihtiyaç duyulmak istiyorum. 

youtube

Doodlebug, Christopher Nolan, 1997

2'59"

tut ki gittin. sen yine de çıkabilir misin benim hayatımdan? ben senin ellerini özlerim. ayaklarını özlerim. banyodaki ıslak bornozunu özlerim. kremlerinin kokusunu özlerim. benimkinin yanındaki diş fırçanı özlerim. yan odadan gelen sesini özlerim. bırakabilir misin beni öylece? ne yaparım ki ben sensiz? gidebileceğin düşüncesi aklını alıyor mu senin?

bugün farkettim ki ayaklarım hafiften üşümeye, kollarım ürpermeye başlamış. sonbahar geldiğini belli ediyor, üşümeyi özlemişim.

ağaçlar yapraklarını döküyor. kuruyan ve artık dala tutunamayacak kadar güçsüz düşen her yaprak bırakıveriyor kendini rüzgarın kollarına. düşen ve savrulan her yaprak, bir insanın umutsuzlukları, hayal kırıklıkları, mutsuzlukları gibi. yorgun düşüyor kötü hisler ve yerini yeni yapraklara bırakıyor. daha sonra ağacın her dalında yeni yeni sevinçler, hayaller, masumluklar beliriyor. sonbahar insanların umudu oluyor.

hepiniz birilerine sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. hep yanınızda kalacaklarını öyle değil mi? oysa birine sahip olmanın tek yolu onu parçalara ayırıp yemek. çünkü aksi taktirde öyle ya da böyle her türlü gidiyorlar.

sadece.. seni özledim, bilirsin işte. sen de beni özledin değil mi? ama ben çok, çok fazla özledim. ses tonundan tut, ellerine, kollarının sıcaklığına kadar özledim. seninle kahvemizi yudumlamayı özledim. her zaman seninle konuşmam gereken bir şeylerim olurdu benim. çünkü biliyorsun, sen beni anlardın. birbirimizi dinler, birbirimize iyi gelirdik. ama sonra.. sonra çok korkunç bir şey oldu. sen gittin. ben beklemeye başladım. ve biliyor musun, ben hala bekliyorum. elbet geleceksin. ama yokluğunda sana anlatacak çok şeyim birikti. bir sürü sensiz, eksik anım oldu. sana anlatmalıyım, doldurmalısın anılarımı. hadi, geç oldu. gel artık. ne dersin?

ya bi şey söyliyim mi,büyüdüğümü hissediyorum gerçekten.

günden güne olgunlaşıyorum ve bunun farkındayım.

mesela geçen sene yaptıklarıma anlam veremiyorum gerçekten.hayatıma sokmamam gereken insanlar,yaşamamam gereken şeyler,şu an bana cidden saçma geliyor.

iki ay önce yaptığım bir harekete bugün “hangi kafadaymışım acaba” diyorum.bir hafta önce söylediğim bir cümleye bugün “deli miymişim la ben” diyorum.

dün yaptıklarıma bugün hayret ediyorum.bugün bunu düşünüyorum,yarın saçmaladığımı düşüneceğim. 

ya düşünmeden konuşup,hareket ediyorum ya da cidden büyüyorum,olgunlaşıyorum ve bunu hissediyorum.

garip.