kulak yok

5

sevda neydi?
ya yoldaşlık?
peki ya müvekkilleri için elinden birşey gelmediğini düşünen avukatlarımızın açlık grevi girmesi?
-sevda; ne olursa olsun, her adımını desteklemektir. birnevi yaptığı hatalarla sevmektir.
“ölümüne sevmektir.”
“uğruna ölebilmektir.

-yoldaşlık ise; çıktıkları yolda, inandıkları uğurda herşeyi, her adımı beraber atmak, sırt sırta dövüşmektir.

-zamanının 2006 ölüm orucu döneminde; tam 5 Nisan Dünya Avukatlar Günü'nde yine müvekkilleri için ölüm orucuna giren Behiç Aşçı, Nuriye ve Semih'i tutuklayan, işkence yapan, ölümlerine göz yuman katil iktidar içinse Engin Gökoğlu açlık grevine girdi.

ismen ne kadar açlık grevi olsa da, fiilen Nuriye ve Semih'in grevlerinin ölüm orucuna dönüştüklerini hepimiz görüyoruz. dünyanın dört bir yanında Nuriye, Semih isimleri duyuluyor. kulak veren ise yok!
başka ülkelerden bu kadar tepki, destek gelirken bizim halkımız niçin iki insanın ölümüne göz yumuyor?
peki ya devlet niçin mesleklerine geri iade edilmesine izin vermiyorlar?
çünkü, çünkü iktidar korkuyor!
Nuriye Semih isminden de korkuyor, onların seslerine ses olmamızdan da. kaç insanımız tutuklandı, kaç insanımız gözaltına alındı, kaç insanımız işkence gördü sorarım size?
“Nuriye ve Semih Yaşasın!” diyebilmeniz için örgütlü olmak zorunda değilsiniz farkına varın artık. gidin bir kırtasiyeye çıkartın fotoğraflarını Nuriye ve Semih'in asın direklere, duraklara. yazın fotoğrafların altına;
NURIYE VE SEMIH YAŞASIN!

“Şimdi bana gelmek istemiyor. Bekliyorum ama, umuyorum, bir gün gelecek. Her şeyden usanacak, bezecek öyle gelecek bana. Tanrım bağışlayacak onu bana, bezginlik içinde gelecek ama kucağım açık. Onu nasıl beklediğimi biliyor, biliyor, biliyor…”

Karasu'nun Nereden De Andım Şimdi adlı hikâyesinde böyle diyor Dilâver Hanım, oğlu Müşfik için.

Ürpertir beni bu bekleyiş, bu bekleyiş hali, beklemek düşüncesi. Her bekleyiş beni biraz korkutur. Beklerken, ne olduğuna, ne için durduğuna, seni duraksatan sebebin mantıken aklına yatıp yatmadığına, bakmazsın. Yalnızca beklenen vardır çünkü akılda; dönüp durur saatlerce ve mutlu eder; beklenenin gelmesi sonucu hissedeceğin uçuk sevinç.

Garipsemiyorum, anlayabiliyorum. Fakat bazen, bel bağladığımız şeylerin ne olduğuna dikkat etmiyor, eylemin gerçekleşmeme ihtimalini göz önünde bulundurmuyor, durduğumuz yerin farkına varamıyoruz. Bu ne demek olur ki… Hayatını üzerine serdiğin ve toz pembe bir örtüyle gerçeklerin tamamına yakınını kapattığın zeminin tuzla buz olması mı…

Ürküyorum ama mühim değil.
Yazıyorum ve gerekli değil.
Çünkü ne büyük bir bekleyiş içindeyim, ne de bu eyleme karşı bir sempati duyuyorum. Çoğu duygudan soyutlanmış bir insanım. Tüm düşüncelerimi de böyle bir atmosferden çıkartıp öyle ifade ediyorum. Ondandır ki pek kulak asılmasına gerek yok. Boşluğa sesleniyor olsam da kâfidir.

toprak kırılır
bunu ilk
havada asılı kalan bir karga gördüğümde anlamıştım.
kafama bir ceviz kabuğu düştüğünde ve
o ceviz kabuğu aslında benim kafama düşmediğinde
sırlarımı kızarmış bir ekmeğin üstüne güzelce yayıp
sana sunmam gerektiğine karar vermiştim.
duvar, sadece bir kitap ismi değildir
surlar, sadece kendini savunmak isteyen bir milletin ördüğü
tuğlalardan ibaret değildir. çünkü toprak kayması
yersizdir. aslında evi yoktur ağaçların.
ve adın,
her ses tonu ile telaffuz edilemez senin.  
çünkü yer sarsıntısı her bedende hissedilmez. 
bazı dudaklar aç karna aralanmaz sevgilim.
bir kulak eğer kesilmeyecekse
gerek yok, gerek yok

sevgili günlük

Bugün sabah erkenden çarşıya indim. Önce mezarcıya gittim. Benimle konuşunca bi fiyat arttırdı bi yön değiştirdi ki sorma. Dedim bunlarla konuşmak için gerçekten kadın olmamak lazım. Sonra Nurten geldi. Çocuklara 23 Nisan elbiseleri seçip ayırttık. Hafta sonu gidip alacaklarını  umuyorum.

Bu hafta içi okulun bahçesine çam ağacı dikmek için öğretmenler de dahil olmak üzere para toplamıştık. Okula ilk gittiğimizde derse başlamadan ağaçları diktik.

Gün içinde derslere devam ettik. Ceyda bakkaldan ne almışsa bilmiyorum, içinde kırmızı tüylü bir toka çıkmış. “Öretmenim sen takar mısın bugünlük” dedi. Taktım, hatta bir de fotoğrafımı çekmek istedim. Tam kamerayı kendime çevirdim ki bir de ne göreyim üstüme doğru koşuyorlar. Fotoğrafı şöyle bırakıyorum. Yalnız bana tokayı hediye eden Ceydacığım bu fotoğrafın çekildiği an maalesef yere düşmüş, ve kalkmaya çalışmadan pozumu vereyim demiş. :)


Bugün Abdullah gelmemişti. Çocukların kitap okuma dersinde pencereye yöneldim. Bir baktım Abdullah. Korkulukların üzerinde öylece bakıyor. Beni görünce güldü. Üstü başı çamur içindeydi. Önlüğü falan yoktu. 

“Abdullah neden okula gelmiyorsun?”

“Öretmenim malların önündeydim.”

“Tamam hadi gel içeri gel, sınıfta otur.”

“Yok öretmenim.”

“Gel birlikte kitap okuyalım.”

“Yok öretmenim. Abimden kaçtım geldim. İzin vermiyordu bana vurdu zor kaçtım.”

“Ben dövecem senin o abini.”

“Döv. Adı Adem.”

İçeri girdim. Bir süre sonra dışardan “Öretmeniiimm” diye bağırdı. Pencereye çıktım. 

“Öretmenim bi tane kitap atsana şurda kendime okuyayım.” dedi.

Karagöz İle Hacivatı attım pencereden. “Teneffüste yanına geleceğim, bana da oku.” dedim. “Tamam” dedi.

Bir süre sonra tekrar bir ses geldi: “Öretmeniimm.” Pencereye çıktım.

“Sınıfa gelsem oluur?”

“Gel tabi.”

Geldi, kitap okuduk. Konuştuk da biraz.

“Neden okula gelmiyorsun?”

“Malların önüne gidiyorum abimle. Kaçtım okula geldim”

“Senin abin büyük değil mi?”

“He.”

“E sen niye gidiyorsun. Yoksa korkuyor mu, sen ona göz kulak mı oluyorsun?”

Güldü.

“Yok. Mallar çoktur. Tam iki bin tane.”

“Vay Abdullah yoksa sen zengin misen?”

Daha çok güldü. :)

“Annen ne diyor? Okula gelmeni istiyor mu?”

“Annem diyor okula gitsin. Ama abim benim yolumu kesiyor. Diyor illa mallara geleceksin.”

Tenefüs oldu. Son bir ders kalmıştı. Abdullah’ın okul çantası bendeydi. Bir ara çantasını okula bırakıp gitmiş. Almaya gelmişlerdi ben de vermemiştim. Öğretmenler odasına geldi. “Öretmenim çantamı verir misin?” dedi. Dedim “Gidecek misin, kalacak mısın?” Dedi “Kalacağım.” Onun sözüne gerçekten güveniyorum. Verdim çantayı. Son derse bi girdim üzerinde önlük. Bu nerden çıktı dedim, “Çantamın içine atmıştım öretmenim” dedi.


Sonra ona bugün okulda çekindiğimiz fotoğrafları gösterdim. Hepsine koca koca gülümsedi. Yukarıda ikinci koyduğum resme geldiğimizde “Abdullah en güzel kız kim?” dedim. “Sensin.” dedi. “Başka?” “Başka yok tek sen güzelsin.” Bu ondan aldığım ilk iltifat. 

Yarın okula geleceğine dair söz vermedi. Malların önüne gidebilirim dedi. Ama ilk dersler güzel bir etkinlik yaptıracağım için elinden geleni yapacak sanırım gelmek için. :)