kubbs

bumblbabe  asked:

Headcanon: No one in Hufflepuff house drinks coffee, we all drink tea and have a lovely, bountiful number of tea gardens and little sunrooms and terrariums where we sit and drink tea and tend to our plants.

The suns shining down on the little gardens, warming the soft grass. Little tables are set out as groups of Hufflepuffs sit in the sun, enjoying the warmth and sipping at their tea. The tables are accompanied by freshly picked flowers and the occasional succulent surrounding little tea cakes and biscuits.

The smell of many different types of teas waft through the air, some floral with hints of mint and honey, some strong and powerful like the black teas they are, and some more subtle, being dulled down by fresh, sweet milk. No aroma of coffee in sight, except for them mocking smell of dandelion tea.

The Hufflepuffs watch on as their fellow housemates, lie on the grass, staring at the few clouds in the sky, as others play small games on the long stretch lawns, tossing balls around, and running halfheartedly after them. 

Many of the Hufflepuffs also occupy little atrium’s and sun-rooms, away from the direct sunlight, but still being warm and calm. Plants of many kinds dot the glass and timber walls of the sun-rooms and atrium’s, all smelling sweet an fragrant, with little drops of dew settling on their leaves. Smaller and rounder tables sit inside the rooms, accompanied by more plants, and also teas and biscuits. The steam from the hot tea fogging up the glass ceiling, the occasional drop of condensation falling down on an unsuspecting Hufflepuff. They tend to the little plants that sit around them, sipping their tea peacefully while writing small notes about the plants species or how their growth has been. Many of the plants now with names.

The sun begins to set, and the Hufflepuffs begin to make their way back inside, the days warmth fading. But everything is still peaceful.

Haydar Ergülen :

İki ayrılık arasında

***

Cemal Süreya :

Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden

***

Ahmed Arif :

Can benim, düş benim,

***

Metin Eloğlu :

Neyin nesi bu bulut

***

Cahit Zarifoğlu :

Mavi gök orda mı

***

Didem Madak :

Bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt

***

Nazım Hikmet R. :

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.

***

Orhan Veli K. :

Gün olur, deli gibi…

***

Turgut Uyar :

Ben seni kaç yıl sevdim

***

Yahya Kemal B. :

Arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,

Hamd olsun gök kubbe de yankılanan sela sesine…Her şeyin boş, insanlığın asl olduğunu, Alemlerin Rabbi'nin baki olduğunu hatırlatıyor…
—  Çok güzelsin Cuma.
instagram

Cast of Skam playing games

Üstümüzden çekilse de gök kubbe,                                                               Hiç durmayacağız çünkü; aşığız istiklâle.

Biz iki gün sonra Türk bayrakları ile zaferi kutlarken,  siz it gibi izleyeceksiniz. (Almanya, Avusturya, Hollanda)

Yeşil Kubbe üzerinde minik Kubbe’nin hikmeti?

Peygamber Efendimiz s.a.s. Efendimizin kabr-i saadetlerinin bulunduğu kısmın üzerine ilk kubbeyi Memlük Sultanı Kalavun yaptırmıştır. Emir büyük yerden gelince kubbe inşâsı için vira bismillah denilmiş. Lakin ferasetli ecdadımız, Nebiler Nebisi’nin kabr-i şerifinin üzerinde bu kubbeyi nasıl inşâ edeceklerini günlerce düşünmüşler. “Biz nasıl olur da Efendimiz s.a.s.’in üzerinde çalışabiliriz; bu çalışmamız Ona s.a.s. ve halifelerine karşı saygısızlık olur” diyerek, düşünmüş, düşünmüşlerdir. Nihayet aralarında anlaşarak, “madem bu kubbe illa ki inşâ edilecek, o zaman her bir inşaat malzemesinin adını değiştirerek kubbeyi inşâ edene dek, tek bir dünya kelamı konuşmamaya yemin edelim demişlerdir. Çivinin adı: Allah-u Ekber, çekicin adı: Sübhanallah, tahtanın adı: Sallallahu ala seyyidina Muhammed, çamurun, liflerin her birinin adını Allah’a ve Peygamberine ait övgü sözleri ile eşleştirmişlerdir.

Bu ne güzel bir incelik, zarifliktir; Ya Rabbim!

Hicrî 9. asrın sonlarına doğru ise Sultan Kayıtbay, yıpranan Kubbeyi inşâ ettirmek istemiş. Bu kez bir ferasetli düşünce de Kayıtbay Sultanımızdan gelmiş ve Peygamber Efendimiz s.a.s.’in kabr-i şerifi ile sema arasındaki bağı kubbeyle kesmemek adına, kabr-i saadetlerinin üzerine minik bir kubbe daha yaptırmıştır. Bu kubbe oldukça büyük genişliktedir ve güvercinlerin girmemesi için çok ince bir telle kapatılmıştır. Bu açıklığın sayesinde Efendimiz s.a.s.’in kabr-i şerifine; kara gecenin yıldız ve dolunay ışığı, bereketiyle yağan yağmurun damlaları, kavurucu güneşin sıcaklığı ve hasretle esip savrulan rüzgârın esintileri ve seher vaktinin melekleri girip Efendimiz s.a.s.’e ulaşmaktadır. Şimdilerde ise sık sık Medine-i Münevvere’nin ikindi yağmurları Hücre-i Saadet’i şenlendirmektedir. Beyaz mermerler üzerinde ayaklarınızın yanıp, başınızın ıslanabilmesi duası ile…

vii.
dünya ne ki sevgilim,
benim sana yaptığım kubbe yanında?
düşsün, olsun, bırak, 
içinde yıldızlar patlıyor.
kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda
her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
yoluna baş koymak diyoruz
biz barbarlar buna.

Personal Shit™ Update

I just wanted to say a huge thank you to those of you who reached out to me over the past few days. I’ve been in a bad place mentally and I’m slowly working through it, but your messages and replies to my moody shit posts™ have really helped, more than I can express.

While my situation hasn’t changed much (my pay for this week has lasted a whole 4 days after bills and now I’m broke af again, but at least I was able to afford the tablets that I needed! Yay!), but my outlook has gotten better over the past few days and it’s thanks to all of you lovely people.

@fortesqueue @nyxastra @cinnamon-suncat @noor-khoury @zohie-ffxiv @ishgardianskypirate @lavenderrpurr @ceruleaniris (who it won’t let me tag)

also a huge shoutout to @malleycat for being such an amazing husband and being there by my side through it all- be it through a cuddle, a game of Kubb, making me laugh at a pun or playing with my hair until I fall asleep. I’m still here because of you.

Sarılınca senin gök mavine

Ela olur benim dünya sevgim

Leylaklar kıskanır seni

Mavileşir benim dünyam

Ancak salıncaklar kurulunca

Nur yağar kubbelerden çocuklara

Ulu çınarlar dağıtır telveni

Rengin ne güzel sevgi olur senin

Akarım o an ırmak ırmak ben sana

Kalır ve yerim sayarım seni

Tadın karışır taşınmışlığıma

Aşık oluruz ve bugün yemyeşil olur

Şarkılar susar da ilahiler biz oluruz.

(Meral Meri)

4

Ulu Camii, BURSA (05/2007)

Ulu Cami, Bursa ’nın en görkemli camisidir ve en önemli tarihi yapılarındandır. Evliya Çelebi ’nin ifadesi ile Bursa ’nın Ayasofyası’dır.
Ulu Camii, Osmanlı Devleti ’nin dördüncü hükümdarı Yıldırım Bayezıd tarafından mimar Ali Neccar ‘a 1396-1399 yılları arasında yaptırılmıştır. Rivayete göre Sultan, Niğbolu Zaferi öncesinde savaşı kazanmak için Allah’a yalvarmış ve 20 cami yaptırmayı adamıştı. Zaferden sonra damadı Emir Sultan’ın önerisi ile 20 cami yerine 20 kubbeli tek bir cami yaptırmaya karar vermişti. Cami, zaferden elde edilen ganimet ile yapılacaktı. Ancak 1402 ’deki Ankara Savaşı ’nda sultanın esir düşmesinden sonra Timur camiyi ahır olarak kullanmış, 1403 yılında Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin yaktırmış, 1413 ’de Karamanoğlu Mehmet Bey ’in kuşatması sırasında cami tekrar yanmıştı. Onarımı, Bayezıd ’ın oğlu 1. Mehmet gerçekleştirdi ve cami 1421 yılında ibadete açıldı. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde 17 kubbesi çöken cami, onarım görerek 1862 yılında tekrar ibadete açılmış; 1889 yangınında da hasar görmüştür. Caminin iki minaresi vardır. Kuzeybatı köşede yer alan cami ile birlikte Yıldırım Bayezıd döneminde inşa edilmiş; kuzeydoğudaki muhtemelen Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır.