kesmek

öylece odamda oturup Cem Adrian'dan ‘Nereye Gidiyorsun? ’ dinliyordum. birden duvarlar üstüme üstüme gelmeye başladı. sonra… sonrası yok işte gözlerim masanın üzerindeki makasa gitti. onu elime aldım ve saçıma değdirdim. metalin birbirine çarpma sesi ve saçlarımın yere düşüşünün sesi kulağımı ve ruhumu sağırlaştırdı. bir tutam kesecektim oysa. fakat adrian ‘o siyah saçlarını kes yavaş yavaş’ diyordu. dayanamadım, kestim. belimde ki saçlarımı omuzlarıma gelinceye kadar kestim. neden kestiğimi bilmeden buna devam ettim. sonra yerdeki saçlarıma baktım. orda tükenmişliği, çaresizliği gördüm. yavaşça çöktüm yere gözlerimden akan yaşlar yerdeki saçlarımın üzerine düşerken bir kere daha lanet ettim hayata. anılara. acılara. neye ağladığımı bilmeden dakikalarca aktı göz yaşlarım sonra kalktım ayağa, baktım karşımdaki aynaya ve sildim göz yaşlarımı. sen güçlüsün diye mırıldandım karşımdaki yabancı kıza. sen güçlüsün. boğazım yırtılana dek bağırdım. seni hiçbir şey yıldıramaz. neler geçmedi bu da geçer dedim ama ruhum bas bas bağırıyordu ‘onlar geçmedi bu da geçmez.’ bu sefer ruhuma karşı sağır olmayı seçtim ve gülümsedim. yerdeki saçlarıma baktım son kez.bu kadar işte, her şey bu kadar basitti. saçlarını keserdin ve kendini güçlü hissederdin. ama aslında sadece acını saçlarından çıkaran bir kız olarak kalırdın.

"Şuan yağmur yağıyor. Her gök gürültüsü adeta içimdeki bir haykırış. Yıllardır attığım çığlıkları kimse duymuyor. İçinde bulunduğum çukur karanlık ve soğuk. Yaşadığım her saniye, kalbimde pompalanan her kan damlası damarlarımdan çıkmak için haykırıyor. Ruhumun acısını dindirmek için fiziksel bir acı gerek. Evet fiziksel bir acı..."