kerecik

Yeni Hikayeye Çok az kala#3
  • Dişlerimin arasında gerilim hapları,
  • Baba ben senden asla kopmadım.
  • Şimdi kafama mı sıkayım?
  • Yada baba; gel bi kerecik sarılalım.
Papatya
Koskoca bir bahçede
demetler içinde bir papatya.
Aşık olmuş, yanmış tutuşmuş
Ak sakallı bahçıvana..
Bir ümit bekliyormuş.
Yüzlerce çiçeğin arasından
Onunla, sadece onunla
Saatlerce ilgilenmesini.
Buz gibi suyunu
Sadece ona döksün istiyormuş.
Sadece ona değsin makası,
sadece ona gülsün dudakları.
Kıskanıyormuş bahçıvanı,
Kırmızı güllerden,
Sarı lalelerden,
mor menekşelerden..
Papatya,sadece bahçıvan için açıyormuş
Bembeyaz yapraklarını..
Bir gün,
Aşkı öyle büyümüş ki..
Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.
Eğilivermiş boynu.
Toprağa bakıyormuş artık.
Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş
Ayaklarını görüyormuş.
Buna da şükür diyormuş.
Yetiyormuş ona,bahçıvanın varlığını hissetmek.
Zaman akıp gidiyormuş..
Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.
Ne var sanki boynumu kaldırsa
Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.
Yanıp tutuşuyormuş.
Ve işte bir gün..
Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.
İncecik bedenini ellerinin arasına almış.
Elindeki sopayı, köklerinin yanına,toprağa sokmuş
Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.
Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.
Hala göremiyormuş onu,
Ama bedeni kurtulmuş..
Uzun bir müddet sonra,
Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.
Gelen giden yokmuş…
Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah…
Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.
Derin bir oh çekmiş..
Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.
Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.
Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..
Başka birisiymiş.
Adamın elinde bir de makas varmış..
Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..
Ne güzel açmışsın sen sen öyle demiş..
Bu gencecik ,yakışıklı bir delikanlıymış,.
Gözleri gök mavisi,saçları güneş sarısıymış.
Ama gövden seni taşımıyor demiş.
Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış..
Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.
Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini..
O ak saçlı, ak sakallı, yaşlı mı yaşlı bahçıvanı hatırlamış
Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.
Ve o an anlamış ,neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..
O, her şeye rağmen,papatyaya emek vermiş.
Belki, ona hiçbir zaman güzel olduğunu söylememiş,
Ama onu aslında hep sevmiş.
Papatya anlamış artık.
Sevgi; emek istermiş.
Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini,
Teşekkür etmiş ona içinden.
Son yaprağı da kuruduğunda,
Biliyormuş artık.
Gerçek sevginin, söylemeden
Yaşamadan ve asla kavuşmada
Var olabileceğini…
—  anonim

yorgunum ve tek istediğim babamın eve gelmesi

bir kere şu evde karşımda görsem

bir kere mezarda ziyarete gitmesem de evde yanına gidip şımarsam ne olur

bir kere sofrada bizimle otursa

bir kere ayakkabıları kapının önünde olsa

bir kere babalar gününü benimle geçirse

ya da bir kere doğum günümde yanımda olsa ne olur

ben sadece babamı istiyorum

bir kerecik gelse ne olur

Uykuların kaçar geceleri,
Bir türlü sabah olmayı bilmez,
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden uğultudur başlar kulaklarında,
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık,
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın,
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine,
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu,
Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin.
Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için,
Vurursun başını soğuk, taş duvarlara,
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın.
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzeliğini
Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
Seni sevdiğimi bir gün anlarsın

ümit yaşar

Bir kere sevsen diyorum beni
En düşük şiddetinle, koyuversem geçmişi geleceğimizi düşünsem bir yıldızın altında.

Sokak arkadaşlarım, ve soğuk kaldırımlar alkışlasa beni
Kitap olsam, okusan beni, sayfa sayfa keşfetsen kimsenin erişemediği dizelerde.

Hani çok değil bir kerecik sevsen diyorum
Boyun eğsen aşkımın kıblesine
Susarak öğrensem bilinmedik ne varsa geçmişinde.
Yalan olsam söylesen beni arkamdan doğru olsan gelsen kovalasan beni
Sonra buluşsak ortasında bendimizin.
Zirve yapsak hikâyelerde ki gibi.
Ve rüya sansam, karabasanım olsan kalkamasam aşkının ağırlığından.
Hani ötekilerden ziyade en sadeliğiyle
Sevsen diyorum beni bir kere.
Yudumlasak köpüğünu yalanların geride sadece bir sen birde ben kalsak tüm gerçekliği ile.
Ah tövbelerimi bozduran yarim
Bir kere sevsene beni

Onlarca insan “sen yaşamalısın, ben seni kurtarayım da bu karanlıktan, kime gidersen git, sen iyi ol yeter..” dedi bana. Oysa en değer verdiğimden en değersizine, tek bir tanesi, sadece bir tanesi deseydi ki bana “buradayım ve seninleyim, bensiz iyi olmanı istemiyorum, benimsin” bir kerecik hissettirseydi bunu, ben sil baştan dönecektim o cepheye. Ama günümüz dünyası tutkusuz varlıkların istilası altında. Kalmamış geçmiş, kalmamış aşk için atılan tokatlar, kalmamış hiçbiri.. Görücü usülü evlenen insanlar saygı, sevgi içinde hiçbirimizin göremeyeceği yaşları devirirken; birbirini seçip, aşk için öldüğünü zanneden kuklalar bu dünyanın içine eder olmuş. Yazıklar olsun. Size ayrı olsun, bana ayrı olsun. Ahmet Kaya'nın ses tonuyla ama; “Olsun gözüm olsun.”

kaçar adım giderken, omuzlarımdan aşağıya bıraktığın yanlışların, gerçeklerin ve bilinmezliklerin yükünü hiç ah etmeden taşıyacağım. ağzımı açmadan, gücenmeden, küsmeden, sövmeden, öyle bir ince rüzgarmışcasına yani. yüreğimle taşıyacağım. aksine korkmadan. ben bu hikayenin yanlış kadını olsam bile, utanmayacağım hiç. bak, şş. bak, solgun yüzümmüş gibi bak dizdiğim harflere. bi gün, unutma. bi gün bu yük göğsüne çarpacak. tren gibi, tokat gibi, diş gibi. sen bi gün uyuyamayacaksın. bana fısıldamaya bile tenezzül etmediklerin çığlık olacak. gül sen. ama sen, benim bir ağzı öperken, soyunurken ve sıyrılırken bi tenden, ağlaya ağlaya yani, gözümü kapatıp senmişsin gibi konuşan varsayıp içimi çürüttüğümü bileceksin. yok öyle bi veda. tıka şimdi kulaklarını, çevir yüzünü, siktir git sonra. ama unutma, senin kemiklerin bilenip kalbine saplansa bile bu hikayede ben kadar zararda olamayacak olsan da öyle sıyrıksız, izsiz, hiçbi şey yokmuş gibi kurtulamayacaksın. ben ki senin saçının teline kıyamayan kadın, hiçbi zaman bana içmeyecek olsan bile, bir kere geleceğim aklına. bir kerecik bozulacak fiyakan. eh, hangimiz
neyi hak etmiyoruz ki. sana kızmıyorum, bunları derken az önce betona çakılmış gibi sakinim. gül sen. inanma. isteme. kapa gözünü, çevir yüzünü, siktir git şimdi.