kerecik

Sokaklardaki insanlar... o kadar hissiz geliyorsunuz ki bana, öylesine soğuyorum sizlerden. Herkes gibi olmaya çalışıyorsunuz, tek tip giyinip, tek tip konuşuyorsunuz, tek düze yaşıyorsunuz. Nefret ediyorum bundan. Herkesin herkesleşmesinden nefret ediyorum. Yani ne  olurdu siz bir kerecik olsa siz olsaydınız?İçinizdeki çocuğu öldürmeseydiniz, yani biraz insan olabilseydiniz ne olurdu?
Dar pantolonu eleştiriyorum diye Bazı arkadaşlardan mesaj aldım."Her yerde dar pantolon satılıyor, bol almak istiyoruz ama yok mecburen dar giyiyoruz." diyenler oldu.Unutmayın ki Talep olmasa o pantolonlar o dükkânlarda o pazarlarda bulundurulmazdı.Dar giymek istemiyor musun?Baktın bol pantolon da satılmıyor.O halde adama gidip soracaksın "Dar olmayan elbiseniz var mı,Müslümanlara göre?" olmasa bile o adam biraz utanır en azından ve bir ders çıkarır. Sen sorarsan,ben sorarsam,toplum olarak sorarsak ne o pantolonlar satılır ne de o satıcılar artık dar elbise,açık elbise satmaya kalkar.Toplumdaki yanlışları eleştirmeden önce dönüp kendinize baktınız mı? "Ben bu yanlışa bir kerecik olsun karşı çıktım mı?" dediniz mi? Bizim insanlarımız iyi niyetlidir saftır bilgisizdir ama öğreten olmadı.Dini 32 farzdan öteye götüremeyen eğitim sistemi ile büyüyen bu toplum için bu bilgi fazla bile.


Kim, hiç değilse bir kerecik olsun, bir gün batımında dolaşırken ya da geçmişinde kalan bir günü kafasında şekillendirmeye çalışırken sonsuz bir şeyler yitirdiğini düşünmemiştir ki.

Borges, Yaratan s.34

#borges #kafkaokur

Made with Instagram
  • Senin duvarların kadar benim kanatlarım var.
  • Dik yokuşların kadar su kaydıraklarım var.
  • Çilek kokan hayallerim, güneşli günlerim var.
  • Bak göründüğü kadar vahim değil durumlar.
  • Aşk beni bir kerecik kandırırsın, o da ben istersem.
  • Ya sever ya ruhunu yaşlandırırsın, nasıl istersen.
  • Boşver; tarih bizi yazmasın, mükemmel olmasn,
  • benim kalbim her şeye yeter.
  • Bir mucize sunmasın, hep adil olmasın,
  • hayat bu inanmaya değer.
-

Baharlar dolsun istedim

Üzerimize bir yağmur damlası düşsün ve sen hep yanımda kal

Nefesin daima nefesime karışsın

Birimiz gitmişken,diğerimiz yarım kalsın

Nefes alamasın

Yitsin

Öylesine birbirimize dair olalım

Acılar bize yakın olsunlar lakin dokunamasınlar istedim 

Tek güvenli sığınağımdın,

Bir kerecik olsun ensenden öpmek istedim..

Sende isterdin sandım

Yanıldım

Sonra sen gittin ve yarım kaldım

Ağlayacak gücüm yoktu,düşlere sarındım

Toparlandım,ayağa kalktım

Ve o gün yüreğine bıraktım 

Senin yüreğine düşsünler diye sancılarımı 

Gani gani ömürler diledim sana

Dolu dolu sancılarla 

Çünkü sen ömrümden en güzel günlerimi çaldın

Bir Gün Anlarsın - Ümit Yaşar OĞUZCAN
  • Bir Gün Anlarsın - Ümit Yaşar OĞUZCAN
Play

Uykuların kaçar geceleri,
Bir türlü sabah olmayı bilmez,
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden uğultudur başlar kulaklarında,
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık,
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın,
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine,
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu,
Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin.
Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için,
Vurursun başını soğuk, taş duvarlara,
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın.
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzeliğini
Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
Zaman bir çiçek gibi büyür kabrimde kendiliğinden

Seni sevdiğimi bir gün anlarsın.

İster Türk ol ister Kürt hatta istersen Ermeni ol. Ne olursan ol. Kim olursan ol. Ama ne olur bir kerecik insan ol. Şimdi o görüntülerdeki ses nasıl kulağımızdan gitsin? Nasıl hafızalarımızdan silinsin? Yan yana yatan cenazelerin görüntüsü nasıl da isyan ettirmesin? Gözyaşların rengi olmaz, vicdanların dini olmaz, insanlığın ırkı olmaz. Dön de bir sor 'Yahu bu gencler size ne yaptı?' Bu gençlerin bir bildiği var. Bu gençlerin bir de katilleri var.

Sesini duymam yasak, sana dokunmam engelli, kuşlarla haber yollasam bakmazsın biliyorum, denizden yüzerek gelsem yanına görmek istemezsin yüzümü. Ama sana bi şey söyleye bilir miyim; resmini bi saniye bile göremesem şiir hep ağlıyor. “ Şiiri ağlatma demiştin “ bana çizdiğim resimlerin hep yanımda. onlara bakıyorum ama her bakışımda seni daha çok özlüyorum. Ben seni çok özledim. Çok özledim seni. Keşke bi kerecik uzaktan da olsa görebilsem.  Çok özledim seni…

günaydın.

iyi değilim çünkü şehirler var. çünkü bu düzenin iğrenç rengine zorladılar beni. istemeden ya da farkında olmadan kendimi kalabalığın içinde buldum. kaçtığım her şeye bir anda yakalandım. kan akmadı ama aksaydı bu kadar acımazdı kalbim. kalbim, ihanet etmeyi de öğrendi. kalbim, koşmaktan (kaçmaktan) da yoruldu. kötü olan benim. eve sarhoş gelen adam da benim, oğlunu okuldan almayan anne de. herkes ama herkes sütten çıkmış ak kaşık. başka bir deyişle; herkes aynı bok. kimse, aynaya söylediklerini bir başkasına anlatmıyor. çünkü herkes iyi, herkes yakınıyor dünyanın pisliğinden. bu yüzden iyi değilim. bir de gündüzler var. gündüzler kim için? evinin önünü süpürmeyip çevre kirliliğinen yakınan fatma teyzeler, kızına bir kerecik sarılmayıp çocuk haklarını savunan hamdi beyler için. ne kötü. âh, ne kötü! bilemiyorum, belki bu da kahrolmanın modern şeklidir. her şeye rağmen birazdan herkes uyanacak. robotlar gibi dizilecek asfaltlara. ne yaptıklarını sorarsan, dünyayı kurtarıyorlar. ama hayır, dünyayı kurtaranlar, şehrin çok dışında kalıyor. onlar şimdiye üç bin defa uyandılar üstelik. birazdan uyanacak olanlar, dünyaya ayak uyduruyorlar sadece. kötülüğe, pisliğe, adiliğe seyirci kalıyor. tam o esnada dokunup omzuna ne yaptıklarını sorarsan, dünyayı kurtarıyorlar. ama hayır, onlar birer köledir aslında. sen, ben, o; hepimiz, birer köleyiz. ve takım elbise giymeye bayılıyoruz. güneş gözlüklerimiz var. parlayan ayakkabılarımız, yüksek binalarımız, sabah kahvelerimiz, arabalarımız var. işte mükemmel kölelik! işte gizli, işte hastalıklı kölelik! sahip olduğu şeyin kölesi olan kahrolasıcalar. yani bizler, bu devrin sözde sahipleri. birazdan uyanacağız. ve kaldığı yerden devam edecek dünyanın istilası. iyi değilim çünkü yine sabah oluyor ve şu ses dolup dolup boşalıyor dünyanın bir türlü öpemediğimiz ağzından:

kimsenin dünyayı kurtardığı falan yok, 
herkes keyfine baksın. 
başka bir dünya mümkün değil ne de olsa.