kasvetli ev


 Dün onu eve bırakırken anneme “Bu nasıl 23 Nisan, diğer günlerden bile daha sıkıcı” demiş dudağını sallandırarak. Sonrası bütün gece uyuyamamak işte.

O benim sıkılmadan beraber olduğum tek kişiyken, geleceğim günleri iple çekiyorken, beraber bir şeyler yaparız diye sabırsızlanıyorken bir çocuk bayramını cüzi eğlencelerle geçiştirdim ve hatta kasvetli bir eve hapsettim günün sonunda onu. Sonra işte öyle demiş. Öyle demiş ya, benim canımdan can gitti. Çünkü geldiğimin ikinci günü annemi arayıp onu telefona istediğimde “Biraz seninle gezelim mi fıstık?” demiştim de sesindeki mutluluk “Hemen hazırlanıyorum, bak hani bana aldığın hediyeleri unutmuşsun ya İstanbul'da, artık onları getirmesen de olur, çünkü bu daha güzel hediye” demişti. Varlığım onun için öyle bir şey çünkü.

Beş yaşında ama ağlasam dinler, gözümün yaşını siler, “Eylülcüm lütfen.” dediğimde yaptığı yaramazlıktan vazgeçer, sokakta oynama süresini erken bile bitirsem mızmızlanmaz, elimi tuta tuta sekmeye başlar. Bir gıdım üzmez insanı, çocuk dediğin zaten üzmez de bu hakkaten dost olur yoluna, öyle bir şey.

Neyse uyuyamayıp sabahı ettim bir şekilde. Sabah apar topar koştum evine vardım. “Bana bak” dedim, “23 Nisan bugünmüş gibi düşün. Deniz kenarına, pikniğe, yazlığa, bisikletlere ve dondurmacıya götürüyorum seni. Bugün ne istersen onu yapıyoruz.” Sonrası fosforlu mutluluk bulutları.

Bugün son günümüz olduğunu bildiğinden ayrılırken şöyle dedi:
“ Seni ben bilenlerin hepsine selam söyle!”
 "O ne demek lülük?“ dedim.
"Seni eylül bilenler var ya onlara yaniiii.” diye ekledi.

Buraya bol selam getirdim.
Ve bir de bu hatırayı.