kartpostal:

Şimdiiiiii, bilen bilir, iki yıldır Bali’ye gitme hayali kuruyorum ama bi’ türlü değil Bali’ye gitmek, tatile bile gidemedim, ah bu kemikler D vitaminine hasret kaldı diye türkü yapsam mı falan derkeeeeen, bu sene Malezya’ya gitme fırsatım olacak Temmuz’da hem de ALL-EXPENSE-PAID, bilmem anlatabildim mi ve DAHA DA ÖNEMLİSİ, İstanbul-Denpasar uçak bileti 650 euro civarıyken, Kuala Lumpur’dan Bali’ye uçak bileti 80 euro gibi KOMİK bir fiyat…

Allam tenkuu, sçs <3

9

merhaba arkadaşlar. resimler istanbul’dan.belki aranızda da benim gibi eski severler vardır.yani kıyafette vintage, kitap tercihlerinde sahaflar,eski resimlere,radyolara bağlı olan ve bunun gibi daha bir çok şeyin “eskisini,yaşanmışını” seven.işte ben böyle biriyim.dolayısıyla 9.beyoğlu sahaf festivalini duyar duymaz aldım elime çantamı.çıktım ankara’dan istanbul’a doğru yolculuğa.ve kendimi festivalin orta yerinde buluverdim.istanbul’un hatta ülkenin dört bir yanından gelen sahaflarla oldukça büyük bir festival oluşturulmuş.dört bir yandan gelen plak sesleri,açık havada olmamıza rağmen duyulan o eski kitap kokusu.orta yere konulan şirin kafe ile şapşahane bir yerin ortasına düşüvermiştim işte.satılanlar sadece okuma kitapları değildi… eski resimler,kartposttallar,eğitim kitapları,plaklar, çeşitli magnetler hatta koleksiyonluk bozuk paralar bile vardı! anlayacağınız ben burada sadece saatler geçirmeye değil, ömrümü çürütmeye dahi vardım! sonrasını tahmin edebilirsiniz.büyük bir heyecanla tek tek koştum tüm sahaflara.sahipleriyle sohbet ede ede, ince ince araştırarak,tadını sonuna kadar çıkararak sonlandırdım gezimi elimde 1960-72-86 basım şahane kitaplarla.sonra da koydum şapkamı önüme içimde kocaman bir huzur ve buruk bir hüzün ile döndüm şehrime.

beyoğlu sahaf festivali bu senelik son buldu fakat bundan önce olduğu gibi bundan sonrada olmaya devam edicek.ben takipte kalın ve kaçırmayın derim.çünkü o kitapların arasındaki huzuru kolay kolay bulabileceğimiz başka bir yer daha yok.tepebaşında kurulan bu güzel festival de bizlere bunun için çok güzel bir olanak sağlıyor.sağlıcakla ve kucak dolusu kitapla kalın!!

-izmirli.bet.

Derelerden, artakalan ne varsa: sessizlik. Çoraklıkta sürüp gider. Çamurlu, kırmızı yarıklar açar kendine, ufak yollar, ince kıvrımlar; suları kabarcıklandırır oralarda, bir barınak bulayım diye, sonra kıyılarına ve dibine tutuna tutuna gelişir, hızlanır, (tıpkı dere gibi) sürer. Neler mi düşer? Kıyıdaki bir baharın pembeleri, dal kırığı, gül yaprağı, yeterince uzağa fırlatılmamış bir çapari, becerikli bir ananın diktiği kırmızı fırfırlı eteklik, bir de uzaktan, kalabalıktan varılınca daldırıp alna boşaltılan bir kasket, armasında bir bozkurt.

Güzel havalarda, sınıfta çift sıra halinde çıkılan okul gezmelerinin tam ortasında, itiş-kakış, önlük sökülmesi, papatya toplamak derken, ansızın ağan bir sevinçti sessizlik, içten içe işleyen tuhaf bir gürültüydü. Hazırlanması bütün bir sabahı, o sabahın ilk saatlerini alırdı, sonra ansızın yayılırdı havaya. Her yerde oyun dururdu, çocuk büyürdü, bahçe daha bir yükseltirdi kokularını, ilerideki kartpostal geminin düdüğünden köpükler taşardı genzimize. Sessizlik egemendi artık, sevinçti ve görünce kendi gücünü, sağlamlığını, dosdoğru güneşin bittiği son çizgiye: denize. Adı kestirilmeyen bir çiçek kokusu dolaşırdı havayı.

Tomris Uyar, “Dağlar Sada Verip Seslenmelidir” (İpek ve Bakır s.53)
Fotoğraf: Artvin, Hopa. 

Şair ceketli çocuk, güzel abim -Kazım Koyuncu- demişti bir kere:“Benim için Diyarbakır ile Trabzon arasındaki tek fark, Diyarbakır'da deniz olmamasıdır." 

Ve, sen metin ol öğretmenim, Metin Lokumcu. Senin ve Kazım Koyuncu'nun yolunda güzelliklere doğru kulaç açıp gidiyorum. Hayat nerelere savurursa. Sizin memleketinizde nefes almak güzel. Sokaktaki insanların, yayladaki kadınların hele ki çocukların yüzlerinde hep siz varsınız. Yeşil'in her tonu sizi gösteriyor. Mavinin her tonu siz kokuyor. 

‘Yolunuz yolum'uzdur. 

“İnsan inanmaktan ibarettir, insan hatırlamaktan, insan umut etmekten, insan hayal etmekten…”

Hiç tanımadığın, konuşmadığın ve bilmediğin biri yüzünü gülümsetebiliyormuş meğer insanın. Kartpostalın çiçek içerikli olmasına ayrı bir mutlu oldum 🙆💐
İnce fikirli yazı için, güzel dilekler için, çiçekli kartpostal için çokça bolca teşekkürler, aynı dilekleri sizin içinde temenni ediyorum 😇💕
Aynı zamanda bu güzel etkinlik için cağnıım @ihtiyarheyeti ne de teşekkürler 💕

anonymous asked:

Abi üniversite eğitimi için Kanada'ya gitmek ne kadar doğru olur sence ? Kanada - Ottowa Üniversitesi

Ben olsam bir dakika durmam giderim Kanada'ya ama sen bunu söyleyince aklıma eskilerden bir paylaşım geldi. Kanadaya giden İzmirli bir adamın günlüğü(Ne kadar doğru bilmiyoruz tabi):

Sevgili Günlük

12 Ağustos 

Kanada'daki yeni evime taşındım. Çok heyecanlıyım.Burası çok güzel. Dağların manzarası muhteşem. Onların karlarla kaplı halini görebilmek için sabrımı zorluyorum.

14 Ekim 

Kanada dünyanın en güzel yeri. Yapraklar kırmızı ve turuncunun tonlarına dönmeye başladı. Bir atla kır gezintisi yaptım ve bir sürü geyik gördüm. Çok güzeller. Yeryüzündeki en güzel hayvanlar. Burası resmen bir cennet. Kanada'yı çok ama çok sevdim.

11 Kasım

Geyik avlama sezonu kısa bir süre sonra başlıyormuş.Bu kadar güzel hayvanları öldürmeyi nasıl olur da isterler anlamıyorum. Umarım yakında kar yağışı başlar. Sabırsızlıkla bekliyorum kar yağışını…

2 Aralık
Dün gece kar yağdı. Her yerin beyaz bir örtü ile
kaplanışını seyretmek için gece saat kurup kalktım.Tıpkı kartpostal gibi. Dışarı çıktık merdivenlerdeki ve garajın önündeki karları kürekle temizledik. Kartopu oynadık (ben kazandım). Kar temizleme makinesi gelince, garajın önündeki karları tekrar temizlemek zorunda kaldık. Yorulduk ama çok eğlendik.

12 Aralık

Dün gece biraz daha kar yağdı. Kar temizleme makinesi ile garajın önündeki karları tekrar temizledik. Burayı seviyorum ama kar da bazen sıkıcı oluyor. Yine de, iyi ki gelmişim buraya diyorum.

19 Aralık

Dün gece biraz daha kar yağdı. İşe gitmek için
garajdan çıkamadım. Burası çok güzel bir yer fakat kürekle kar temizlemekten yoruluyor insan epeyce.

22 Aralık

Boktan kar dün gece yine yağdı ! Kürekle kar atmaktan ellerim su topladı, belim tutuldu. Kar temizleme makinesi ben garajın önünü kürekle temizleyene kadar yolun köşesinde gizlendi. Pezevengin evladı !

25 Aralık

Siktiğimin karı yine yağdı. Eğer kar temizleme makinesini kullanan pezevengi elime bir geçireyim, o puştu geberticem. Yollardaki buzu eritmek için neden tuz kullanmıyor acaba ?

27 Aralık

Allahın belası kar dün gece yine yağdı. İnanılır gibi değil. Durmaz mı hiç ulan bu ? Kar temizleme makinesinin son gelişinden beri 3 gündür karları kürekle atamadığım için resmen eve hapsoldum. Hiçbir yere gidemiyorum. Hava durumunu sunan spiker bu gece 25 santim daha yağacağını söyledi ! Yuh ! 


28 Aralık

Dün gece kar “ 83 cm ” yağdı, ne 25'i ! Bu kodumunun karı yazdan önce erimez abi. Kar temizleme aracı kara saplandı, hıyar herif benden kürek istedi. Karları temizlerken son kalan küreğimi de kırdı ibne ! Ben de gittim kafa attım. Burnu yamuldu orospu çocuğunun. Mahkemelik olduk…


4 Ocak

Nihayet evden çıkabildim. Markete gittim, yiyecek filan aldım. Dönüşte bir geyik arabamın önüne atladı. Arabamda 3000 dolarlık hasar var. Bu pis hayvanların hepsini gebertmek lazım.

3 Mayıs

Arabayı şehirde tamirciye götürdüm. Yollara dökülen tuz yüzünden arabamın kaportası çürümüş. “Arabayı atın, yenisini alın” dedi tamirci…

10 Mayıs

Türkiye'ye kesin dönüş yaptım. İzmir'e bir daha ayrılmamak üzere yerleştim. Sikerim Kanada'yı da, karı da, geyikleri de….

Sevgili Günlük

12 Ağustos
Kanada'daki yeni evime taşındım. Çok heyecanlıyım. Burası çok güzel. Dağların manzarası muhteşem. Onların karlarla kaplı halini görebilmek için sabrımı zorluyorum.

14 Ekim
Kanada dünyanın en güzel yeri. Yapraklar kırmızı ve turuncunun tonlarına dönmeye başladı. Bir atla kır gezintisi yaptım ve bir kaç geyik gördüm. Çok güzeldiler. Muhtemelen yeryüzündeki en harika hayvanlar. Burasi cennet olmalı. Burayı çok seviyorum.

11 Kasım
Geyik avlama sezonu kısa bir süre sonra başlıyor. Böyle harika hayvanları öldürmeyi nasıl olur da isterler anlamıyorum. Umarım yakında kar yaığışı başlar. Burayi seviyorum.

2 Aralık
Dün gece kar yağdı. Her yerin beyaz bir örtü ile kaplanışını seyretmek için gece kalktım.Tıpkı kartpostal gibi. Dışarı çıktık, merdivenlerdeki ve garajın önündeki karları kürekle temizledik. Kar topu oynadık (ben kazandım). Kar temizleme makinası (belediye'nin)gelince, garajın önündeki karları tekrar temizlemek zorunda kaldık. Harika bir yer. Kanada'yı seviyorum.

12 Aralık
Dün gece biraz daha kar yağdı. Kar temizleme makinasi ile garajın önündeki karları tekrar temizledik. Burayi seviyorum.

19 Aralık
Dün gece biraz daha kar yağdı. İşe gitmek için garajdan çıkamadım. Burası çok güzel bir yer.Fakat kürekle kar temizlemekten yoruldum. Kar temizleme makinesine lanet olsun!
22 Aralık.
Bu beyaz b.ktan dün gece biraz daha yağdı. Kürekle kar atmaktan ellerim su topladı ve belim ağrımaya başladı. Kar temizleme makinasının ben garajin önünü kürekle temizleyene kadar yolun köşesinde gizlendiğini düşünüyorum. Pzvnk…

25 Aralık
Şerefsizin yılbaşısı. Yine yağdı. Eğer kar temizleme makinasını kullanan pzvngi bir elime geçirirsem yemin ederim o p.ştu gebertecem. Yollardaki lanet buzlari eritmek için neden daha fazla tuz kullanmadığını anlamıyorum.

27 Aralik
Allahın belası dün gece yine yağdı.Kar temizleme makinasının en son gelişinden beri 3 gündür karları kürekle atamadığım için eve hapsoldum. Hiç bir yere gidemiyorum. Hava durumunu sunan spiker bu gece 25 santim daha yağacağını söyledi. 25cm karın kaç kürek edeceğini biliyor musun ?

28 Aralik
Kuş beyinli spiker yanılmış. 83cm daha yağdı. Bu gidişle karlar yazdan önce erimez. Kar temizleme aracı kara saplandi ve hyr oğlu hyr sürücü benden küreğimi ödünç istedi. Karları temizlerken tam altı kürek kırdığımı ve sonuncusunu da onun kalın kafasında kırmaktan zevk duyacağımı söyledim.

4 Ocak
Nihayet evden çıkabildim. Markete gittim ve yiyecek aldım. Dönüşte lanet geyiğin biri arabamın önüne atladı. Arabamda yaklaşık 3000 dolarlık hasar var. Bu hayvanların hepsini gebertmek lazım.Lanet yaratıklar her yerde varlar. Umarım avcılar hepsinin kökünü kurutur.

3 Mayıs
Arabayı şehirde bir tamirciye götürdüm. Yollara dökülen baş belası tuzlar yüzünden arabamın kaportası çürümüş.

10 Mayıs
Türkiye'ye kesin dönüş yaptım ve Mersin'e bir daha ayrılmamak üzere taşındım.

—  KANADA'YA TAŞINAN BİR MERSİNLİ NİN GÜNLÜĞÜ

Biraz da şu köşe de öp beni. 

     Yayılarak oturduğum kanepe köşesinde, pasaklı ve sıkılmış bir haldeyim. Cinsiyetini yitirmiş bir varlığım sanki, evde biraz daha oturursam bir saksı bitkisine dönüşeceğim. - Sorun değil, yeniden doğduğumda fesleğen olmak istediğime karar verdim. - Kahve kupamı elime aldım ve  birkaç gün önce aldığım kitabı okumaya başladım.

 Kitabın adı : Bir Aşk Söyleminden Parçalar, yazarı Roland Barthes. Kitabın kapağında yukarıda gördüğünüz fotoğraf var ve ben o fotoğrafı bir saate yakın süre boyunca izledim. Fotoğrafı daha önce de görmüştüm, belki siz de görmüşsünüzdür ama kanepemde oturmuş fotoğrafa bakarken aklımdan onlarca düşünce geçti. O kadın kim? O adam kim? Birbirlerini gerçekten seviyorlar mı? Hala birlikteler mi? Yoksa birbirini tanımayan iki insan öylesine bir poz mu verdi? Bazı anlar vardır, fotoğraf makineleriyle yakalanan. Bu öyle güzel bir an ve benim kim olduklarını öğrenmem gerekiyordu. Kitabın içeriğinde kapak fotoğrafının Robert Doisneau tarafından çekildiği yazıyordu. Wikipedia ve birkaç siteyi karıştırıp farklı farklı yazılar okudum. Fotoğrafın adı “ Le baiser de l'Hôtel de Ville.” 1950'de çekilmiş bu fotoğraftaki çiftin kim olduğu uzun süre bilinmiyormuş fakat Robert Doisneau, kendisine açılan bir dava sonucu çiftin kim olduğunu açıklamak durumunda kalmış. 

 Françoise Delbart, o zamanlar yirmi yaşında. Oyuncu olmaya can atıyor, aynı şekilde genç bir adam olan Jacques Carteaud'da öyle. Şehirde tur atarken, Bay Doisneau yanlarına yaklaşıp fotoğraflarını çekmek istediğini söylüyor. Kabul ediyorlar ve Doisneau, onların üç farklı mekanda öpüşürken fotoğraflarını çekiyor. Hôtel de Ville önünde çekilen bu fotoğraf, 12 Haziran 1950'de Life dergisine basılıyor. Çift, dokuz ay gibi bir sürenin sonunda ayrılıp farklı yollara gidiyorlar. Genç kadın Delbart oyunculuk yolunda kariyerini sürdürürken, Carteaud oyunculuktan vazgeçip Güney Fransa'da şarap üreticisi oluyor. 

 Fotoğraf o kadar ünlü oluyor ki dünyanın her yerinde binlerce poster ve kartpostal olarak basılıyor. François Delbart, yıllar sonra kendisiyle yapılan  bir röportaj da “ Öpücük gerçekti. Robert Doisneau, büyüleyici gözüktüğümüzü ve kamera için yeniden öpüşüp öpüşemeyeceğimizi sordu. İtiraz etmedik, öpüşmeye alışkındık. Her zaman yaptığımız bir şeydi, güzeldi ve Bay Doisneau uyumlu, sıcakkanlı biriydi. Muzip, harika ve pervasız bir andı bizim için. Tek yapmamız gereken, ondan on beş adım uzakta durup öpüşmekti.” diyor. Hikaye burada sona eriyor. 

   Ufak anlar var. Bu fotoğraf o anlardan birine sahip. Daima yaşayacak bir an, dünyanın durduğu bir an…1950 yılında Paris'te hala bir çift öpüşüyor ve bir adam onların fotoğrafını çekiyor. Bir gün ayrılacaklarını bilmeden keyifle öpüşüyorlar. İnsanlar geçiyor ve gün ilerliyor. 

 Bir ana asılı kalmak dedikleri şey bu olmalı, söyleyeceklerim bu kadar.