kara bulut

“Umut edelim ki ırkçı ön yargının kara bulutları üzerimizden kayıp gitsin ve aynı yolda kısa bir gelecekte, sevgi ve kardeşliğin yıldızları dünyamızın üzerinde ışıldayan güzelliğiyle parlasın.

-Martin Luther King”

İçimdeki papatyalara yağmurlar yağıyor. Boynum bükülüyor, belim kırılıyor. Bulutlar inadına karanlık. Ben maviliğe hasret… Bir tek gün yok ki ölümü düşünmediğim. Zaten hiç de anlamadım ölümsüzlüğü isteyenleri. Oysa papatyalar değil miydi; en güzel kokusunu koparılınca veren. Şairin de dediği gibi her şey ölüme beş kala güzelleşmiyor muydu. Bak bir damla daha düştü gözlerimden yüreğime. Biraz daha boynu büküldü umutlarımın. Rüyalarım bile bir acaip bu aralar… Anlamsız ve de kasvetli… Ne vardı rüyalarımda bari olsa yeşil çayırlarda, mavi denizlerde olsam. İçim dışım hep karanlık. Hep…  Oysa basitti hayallerim. Papatyadan taç yapacaktım sana. Bir de yüzük. Tebessümünden öpecektim. Evet! Her şey bu kadar basitti. Gitmek kadar basit! Ve sen gitmeyi tercih ettin. Beni ise içimdeki papatyalarla yağmur damlalarında boğulmaya terk ettin. Üstelik görmüyorsun bile. Ölüyorum… Görmüyorsun…

– Fatih Alıç - İçimdeki İnsanlar (Son Papatya)

Yerli dizi yersiz uzun!

Sektörün en önemli sorunlarından biri olan dizi süreleri konusunda SenDer üyesi yazarlar sonunda örgütlenmeye karar verip bir bildiri yayınladılar. 97 aktif senaristin imzasını taşıyan metinde senaryo yazarlarının 60 dakikalık bölümler yazmak üzere örgütlendiklerinin altı çizilmiş. Bu eylemin Hollywood'da gerçekleşen direnişe dönüşüp dönüşmeyeceğini önümüzdeki günlerde sektörün alacağı pozisyon belirleyecek. Bilindiği üzre 5 Kasım 2007'de Amerikan Senaryo Yazarları Birliği (WGA) üyesi toplam 10 bin 500 yazar grev başlatmıştı. Üç ay süren grev sürecinde WGA ile sektör arasında anlaşmaya varılmış ve 13 Şubat 2008'de greve son verilmişti. Grev sürecinde ise sektörün en önemli ödül törenlerinden olan Oscar ve Golden Globe iptal edilmiş, kazananlar bir basın toplantısıyla açıklanmıştı.

İşte ülkemizde 97 senaristin imzaladığı o bildiri!

İLAN EDİYORUZ: #YerliDiziYersizUzun

Türkiye dizi sektöründe, senaryo yazarları olarak mutsuzuz.

Dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan, sadece hakkıyla üretme sürecini değil, izleme sürecini de imkansız kılan 120-150 dakikalık diziler yazmaktan dolayı şiddetli mutsuzluk içindeyiz…

140 dakika, çarpı 30 küsür hafta boyunca, hikâye anlatmaya çalışırken, dramanın gereği olan tüm temel ögelerden verdiğimiz tavizlerden ötürü, temposuz, akmayan, uzun bakışmalar, müzik-altılar ve flashbackerle şişirilmiş bölümler yazmaktan ötürü mutsuzuz.

Her hafta 140 dakikalık metin üretmek için, hayatımızda başka hiçbir şey yapmaya fırsat vermeyecek şekilde çalışmaya mecbur olmaktan ötürü mutsuzuz.

Mesleğimize olan aşkımız, tutkumuz mevcut durumu devam ettirme gücünü bize verirken, bu tempoya ayak uyduramadığı ya da uydurmak istemediği için mesleği bırakmış pek çok ustamız, meslektaşımız adına mutsuzuz.

Yazdığımız dizilerin her bir bölümünün, yurt dışına satılırken üçe bölünmesi ve çarpı 3 bölüm para kazandırması uğruna, sinema dilinden uzak, günlük hayat ritminde akan senaryolar yazdığımız için mutsuzuz.

Bir hafta içinde 140 dakika, tempolu ve sürükleyici bir bölüm yazmanın imkansızlığına rağmen, arada hasbel kader iyi yazdığımız bölümlerin de zamansızlıktan ötürü deforme edilmesi ya da etkisiz çekilmesi yüzünden mutsuzuz…

Dünyanın hiçbir yerinde bu sürelerde dizi yazılmaz ve üretilmezken; yıllar önce 90 dakikaya hayır dediğimiz ‘Yerli Dizi, Yersiz Uzun!’ eyleminden bu yana yayın süreleri 150 dakikalara çıkmış olduğu için; mesleğimiz, işimize olan saygımız, hikaye ve senaryo üretirken sahip olduğumuz profesyonel görüşler ve insani şartlarda çalışma arzumuz yok sayıldığı için mutsuzuz.

Bu tempo yüzünden çok hızlı yıprandığımız, yıprandığımız için de, yapımcıların kolayca senarist değiştirebilme halinden ötürü mutsuzuz.

Süreler yüzünden hikayelerimizi hızlı tükettiğimiz, sonrasında top çevirerek kendi hikaye ve karakterlerimize ihanet eder duruma düştüğümüz için mutsuzuz…

Uzun süreler yüzünden hikayesini sezon finalinden önce tüketen, tükettiği için de sezon ortasında final yapan diziler ve işsiz kalan bütün dizi çalışanları adına mutsuzuz.

Yapım şirketlerinin, aynı saatte diğer kanalda yayınlanan diziden daha uzun süre yayında kalma hırsı uğruna, daha uzun bölüm talep etmesinden; hikâye süresini, hikayenin kendisinin belirlemesi gerekirken, bu rekabetin mevcut süreyi belirler duruma gelmesi saçmalığından ötürü külliyen mutsuzuz!

Dizi sürelerinin kısalmasının, Türkiye dizi sektöründe çalışan her birim ve her birey için, daha insani şartlarda yazmak, üretmek, çekmek, oynamak ve daha evrensel, daha kaliteli işler yapabilmek için hayati olduğunun altını çizerek,

Biz aşağıda ismi bulunan senaryo yazarları olarak 60 dakikadan uzun süren diziler yazmamak için bir araya geldiğimizi, güç birliği oluşturduğumuzu ve görmezden gelinemeyecek, gözden çıkarılamayacak bir çoğunluğa ulaşmak için çalıştığımızı sektöre ve kamuoyuna ilan etmek isteriz.

Dizilerin ve kanalların gelir kaynağı olan reklam bütçelerinin, bu sürelere göre revize edilmesini, tüm birimlerin bu konuda iş birliği içinde olmasını ve el birliğiyle, hızla bir batağa doğru giden Türkiye dizi sektörünün intiharına mani olmak için bu karar ve eylemimizin desteklenmesini bütün oyuncu, set çalışanı, yönetmen arkadaşlarımız ile yapımcılarımıza rica ile beyan ederiz.

Senaryo Yazarları

1. Selcan Özgür
2. Ezgi Özcan (Seviyor Sevmiyor)
3. Zeynep Küçükerciyes (Adını Sen Koy)
4. Nuran Evren Şit (Vatanım Sensin)
5. Ali Aydın (Vatanım Sensin)
6. Funda Alp
7. Meriç Demiray
8. Cem Görgeç
9. Cenk Boğatur
10. Derem Çıray (Paramparça)
11. Berfu Ergenekon (Anne)
12. Ercan Mehmet Erdem (46 Yok Olan)
13. Ceylan Güleç (Kiralık Aşk)
14. Sinan Biçici (Hayat Bazen Tatlıdır)
15. D. Gülden Çakır
16. Melih Çam (Hayat Şarkısı)
17. Özlem Elginöz (Kırgın Çiçekler, Aşk ve Mavi)
18. Mahinur Ergun (Hayat Şarkısı)
19. Ozan Yurdakul (Arka Sokaklar)
20. Erkan Birgören (Kırlangıç Fırtınası)
21. Kerem Deren
22. İlker Arslan (Tatlı İntikam)
23. Deniz Akçay (Bana Sevmeyi Anlat)
24. Birol Elginöz (Kırgın Çiçekler, Aşk ve Mavi)
25. Ayça Üzüm (Paramparça)
26. Özlem Yılmaz (Kara Sevda)
27. Burcu Görgün (Kara Sevda)
28. Pınar Bulut
29. Ethem Özışık (Poyraz Karayel)
30. Cüneyt Bolak
31. Barış Erdoğan
32. Ayşenur Sıkı (Vatanım Sensin)
33. Melek Seven (Poyraz Karayel)
34. Deniz Gürlek (Poyraz Karayel)
35. Melih Özyılmaz (Poyraz Karayel)
36. Gökhan Horzum
37. Cansu Çoban (Yüksek Sosyete)
38. Serap Gazel (Dayan Yüreğim)
39. Sinan Yurdakul (Arka Sokaklar)  
40. Murat Özdemir (Adını Sen Koy)
41. Deniz Dargı (Güneşin Kızları, Güneşi Beklerken)
42. Murat Aras (Seksenler)
43. Güliz Kucur
44. Didem Ayberkin
45. İlker Barış(Kiralık aşk)
46. Gül Abus (Kırgın Çiçekler, Aşk ve Mavi)
47. Berrin Tekdemir
48. Nilgün Öneş
49. Neşe Cehiz
50. Elif Usman Ergüden (Cesur ve Güzel)  
51. Nergis Otluoğlu Akoğlu (Vatanım Sensin)
52. Nuriye Bilici (Vatanım Sensin)
53. Sema Ali Erol
54. Mahir Erol
55. Ercan Durmuş
56. Hakan Bonomo
57. Aksel Bonfil
58. Serdar Soydan (Cesur ve Güzel)
59. Alphan Dikmen (Hangimiz Sevmedik)
60. Başak Angigün
61. Hazan Toma (Adını Sen Koy)
62. Teoman Gök (Adını Sen Koy)
63. Münevver Yıldız (Adını Sen Koy)
64. İnan Güngören (Adını Sen Koy)
65. Eren Azak (Adını Sen Koy)
66. Elif Yılmaz (Adını Sen Koy)
67. Pınar Ordu (Tatlı İntikam)
68. Feza doğru
69. Burcu Över (Kırgın Çiçekler, Aşk ve Mavi)
70. Deniz Madanoğlu (Bu Şehir Arkandan Gelecek)
71. Korcan Derinsu (Deli Sevda)
72. Cihan Çalışkantürk (Deli Sevda)
73. Yılmaz Şahin
74. Yeşim Çıtak (Kırgın Çiçekler)
75. Ozan Aksungur
76. Yelda Açıkgöz
77. Onur Ünlü
78. Orçun Okşar
79. Gözde Baykara
80. Sevgi Saygı
81. Sinan Tuzcu
82. Bilal Babaoğlu
83. Pınar Uysal (Seni Kimler Aldı)
84. Betül Yağsağan (Karagül)
85. Fikret Bekler
86. Şahika Erkıran Çakırca
87. Ayşe Günsu Teker
88. Sevgi Yılmaz
89. Aylin Alıveren (İstanbullu Gelin)
90. Ayşin Akbulut (Evlat Kokusu)
91. Gülsüm Öz
92. Gözde Baykara
93. Burak Acar (Elif)
94. Atasay Koç (Evlat Kokusu)
95. Yekta Torun (Umuda Kelepçe Vurulmaz )
96. Onay Durgun (Kardeş Payı)
97. Tufan Bora (Seni Kimler Aldı)

Bazı acılar kiracıdır ama bununki öyle değil. Öyle bir kara bulut yerleşti ki kalkacak gidecek gibi değil yani. İyi günde herkes iyi de, kötü günde çil yavrusu gibi dağılıyorlar. Acıyı kaldıramıyor insanlar Yusuf. Acı bizim işimiz, mesleğimiz, acı veren de çeken de müşterimiz olmuş bizim. Ama normal insanlar için öyle değil.

Ve bende anlamıştım, karşımda ki beden de bana ait bir kalbin olmadığını.
Gözlerime bakan insanın, aslında gözlerinin arkasında sakladığı başka bir insanın var olduğunu.
Güneşim bildiğim insanın, aslında kara bir bulut olduğunu.
Sol yanım dediğim insanın, aslında benim içimde uydurduğum hayali bir karakter'siz olduğunu.
Geç olmuştu ama anlamıştım…
En zoru da neydi biliyor musun?
Gözümü kör edip tüm bunları göz ardı etmemdi…
Artık etmeyeceğim.
Evet seni hiç unutmadım ve hiçbir zamanda unutmayacağım ki,
Olur da bir gün geri dönersen kalbim yumuşamasın diye.
Yumuşamasın ki suratına o kapıyı bir daha çarpmasını bileyim…


Saibeliyazar

hepinizden, solmuş yüzleriniz, kararmış kalplerinizden korkuyorum. hayır. gökyüzüme bir tane bile kara bulut ekleyemeyeceksiniz. sizinle, ruhlarınıza inat savaşacağım.

Aynaya bakıp kendinle yüzleşiyorsun. Kendi gözlerinin içine içine bakıp, içinde ne olup bittiğini anlamak için çabalıyorsun. Çok değil bir saat önce bitirmiştin, şişesi içindeki sıvıdan pahalı olan dandik şarabını. Üstüne birkaç şişe bira içip bir paket sigara içmiştin. Yetmemişti. Sarmam dediğin tüm tütünleri tek tek ruhunu işleyerek her noktasına sarıp bir bir yakmıştın hayatından gelip geçenler için. Çektikçe çektin dumanı için, içinde bir kara bulut oluştu. Yüreğini kapattı, kapattı, kapattı. Simsiyah bir hâle geldi. İçtikçe içtin şarabı, birayı, ucuz kanyakları. Yüreğinde kapanan, kararan bulutlardan oluk oluk aktı her bir acı. 

Aynaya bakıp kendinle yüzleşiyorsun. Kızaran gözlerinde yanlışlarını arıyorsun. Sol tarafında bir ustura, her sabah düzenli bir şekilde sakallarını kestiğin ustura. Her akşam boğazından kaydırmak istediğin keskin bir ustura.

Sağ tarafında babadan kalma bir silah. Kaçıncı şişeden sonra eline almıştın onu? Bilmiyorsun. Kaç zamandır şakağına dayayıp patlatmak istedin ki. Çok zamandır. 

Aynaya bakıp kendinle yüzleşiyorsun. Silah patlıyor. Dağılan beynin olmuyor belki ama için ölüyor o kurşunla. Ayna dağılıyor. Arka fondan o parça giriyor. Duvara yaslanmış içine içine ağlarken.

“Uyumadan uyandım
Yine aynı dünyaya
Karar verdim kalmaya
Baktım dedim ki aynaya
“acelen ne?”
Olacaklar olacak
Bir gün nasılsa
Yaşa yaşa yaşa yaşa
Seni sevenler var burda
Yaşa yaşa yaşa yaşa
Sevdiklerin var burda hala “

Yeni bir vakte ererken, 
Istasyon da treni beklerken; 
Ben bir kara bulut gibiydim 
Sen yağmur gibi.
Sen trenden inecek olana ayarlıydın. 
Ben alıp başımı gitmek için oradaydım.
—  Erdem Bayazıt

Çok zor günler geçirdik .. Başkanımız hapse girdi, takımımız dağıldı, tüm cezalar, tüm yasaklar bizim üzerimizde denendi .. Ama FENERBAHÇE yılmadı, yıkılmadı .. Dimdik ayakta durdu. 3 Temmuz sürecinden sonra ilk sene yarım puanla kaybedilenşampiyonluk, ikinci yıl UEFA Avrupa Liginde yarı final .. Çok terler döküldü, çok kanlar aktı .. Canla başla mücadelemiz hiç bitmedi .. Hem saha içinde hem de 12 numara hiçbir zaman umudunu kaybetmedi .. İnandık sonuna kadar güneşli günlerin geleceğine, hala üzerimizde birkaç kara bulut olmasına rağmen .. Ne saha içinde ne saha dışında bitmeyecek haklı mücadelemiz ! Biz yıkılmayan son kaleyiz .. Darağacında olsak bile son sözümüz FENERBAHÇE !

Kanırta Kanırta, terimizin, kanımızın son damlasına kadar helal bu şampiyonluk .. 

2013-2014 Şampiyonu FENERBAHÇE !

Aziz Yıldırım için olsun bu şampiyonluk, her şeyini ortayan koyan Ersun Yanal için, rahmetli Selçuk Yula için, Fenerbahçe uğruna ölen Burak Yıldırım için olsun .. 3 Temmuzda saçlarını beyazlayan Aykut Kocaman için, sahada canla başla mücadele eden 11 güzel adam için olsun .. Ve sevgisini, umudunu, inancını hiç kaybetmeyen, her zorlukta bu takım için kendini feda eden 12 numara için olsun ..

“Meleğin Yanında Şeytan Olmak”
Kimilerine göre, hepimizin içinde bir yerlerde bir kötü tarafımız var. Normal koşullarda gayet sevgi dolu ve iyi niyetli bir insanken, birisi damarımıza bastığında korkunç varlıklara dönüşebiliyormuşuz…
Bu bazılarımız için doğru, evet. “Hayatın sillesini yemek” dediğimiz o deyimi birebir yaşamakta olan, ve artık yediği yumruklardan sıkılıp intikam peşinde koşmaya hazırlananlar var aramızda; Poyraz gibi. Gelin görün ki, bu tiplemedeki insanlar, içinde zerre kötülük barındıramayan insanlara âşık olunca; işler rayından bir bir çıkabiliyor…
Hayatımız tercihlerden ibarettir; doğru olup olmadığını yaşamadan bilemeyeceğimiz, ama içimizdeki sese kulak verip doğru olduğuna inandığımız yollardan gideriz. Kimi zaman o yollarda bir kara bulut çöküverir üzerimize, her şeyimiz yeniden alt üst olur ve ne yapacağımızı şaşırırız; kimi zaman da mis kokulu günlerin içinde buluruz kendimizi, “iyi ki” deriz yaptığımız her şey için. Poyraz şu sıralar tanık olduğumuz gibi, bu iki yolun tam da ayrımının önünde durup düşünüyor, düşünüyor… Bazen kara buluta doğru bir koca adım atıyor, bu adımın doğruluğunu bile sorgulamayacak kadar emin oluyor yaptıklarından. Yeri geldiğinde de yanıbaşındaki “en sevdiği, tutunduğu” insana kulak verip musmutlu günlere yürümek istiyor. Ama o mutlu günlere yürümek için Ayşegül'ün elini tuttuğu anda bambaşka olaylar yığılıveriyor üzerine; bir türlü de kalkamıyor altından…
Bizi mutluluğa götürecek yolu seçmek zor. İçimiz içimizi yerken yaşadıklarımızı yaşatmak uğruna, mutluluğa koşamayabiliyoruz. Meksika'ya gitmek için havaalanına koşar adım giderken, içimizdeki intikam duygusuyla geri dönüp belki de hayatımızın hatası için en büyük adımı atabiliyoruz; işte o zaman da o kara bulutun içine giriyoruz, çekip çıkaransa yine melek kısmı oluyor hayatımızın.
Ayşegül, canı çok yanmış bir kadın. Henüz küçücükken kapkara bir dünyaya gözlerini açmış ve bütün bu kötülüklerin arasında saf ve temiz yüreğinden ödün vermeyerek yoluna devam etmek üzere çabalar sarf etmiş ve etmekte hâlâ… Canı çok yansa da, hatta en sevdikleri bile, kendi evladı bile ellerinden çekip ısrarla alınırken içinde ufacık da olsa bir intikam duygusu beslememiş, sadece mutluluğu, bir damla huzuru aramış… Ayşegül'de kendisine doğrultulan bir silahla başkasını vuracak cesaret de varken; o vurduktan sonra ölmemesi için çabalayıp, söz konusu kişiyi hastaneye kadar kendisi götürmeyi tercih etmişti. Ölüm, korkutuyor Ayşegül'ü. Kötülük ürkütüyor. En kötü şeylerin bile kimsenin canı yanmadan çözülmesi gerektiğine inanıyor sadece. Acı çekmiş biri olarak, acı çekmiş birisiyle el ele yürüyor hayat yolunda; ama ya yarı yolda bırakılırsa?
Peki meleğin yanında şeytan olmak mümkün mü?
Poyraz, bunca sevdiği birinin en nefret ettiği şeyleri gözüne soka soka yapmaya devam edebilecek mi?
Yaşanan tüm acıları düşündükçe, Poyraz'a da hak vermiyor değiliz. Hiçbir insan, aile bağının olduğu biri tarafından bu acıları çekmeye mahkum bırakılmayı hak etmiyor. Bu sebeptendir ki Poyraz'ın intikam duygusu, yaşadıklarını yaşatma isteği, babasından kurtulma isteği doğal geliyor insana. Ama Poyraz bir uçurumun en ucunda adeta; ha attı kendini, ha atacak… Ama bir yandan da kollarından tutmuş, atlamasın diye onu çekiştiren birileri var…
Demiştik hayatımız tercihler üzerine kuruludur diye; Poyraz hangisini tercih edecek?
“Umut etmek zayıflıktır.” diyor Adil Topal, korkunç kahkahalarının arasında. Varsın zayıf olalım, ama hep umut edelim. Bizim bu durumda yapabileceğimiz tek şey; güvenimizden hiçbir şey eksiltmemekten başka bir şey şüphesiz ki olamaz…
Siyah ile beyazın savaşında; Poyraz'a bu tercihinde eşlik edeceğiz. Tercihimiz beyaz olacaksa; mutluluğun paylaşıldıkça çoğalacağını bildiğimiz gibi, onlarla gülümseyebileceğiz.
Tercihimiz siyahsa da; daha önce de demiştim ya, “Poyraz Karayel izlemeyen insan, hayat basamaklarını bir adım geriden tırmanıyordur.” diye, aynen o şekilde, acıların ve zorlukların üstesinden gelmeyi öğrenmeye devam edeceğiz.
Sabırsızız, ama hazırız Poyraz'cım Karayel!
Pişman olmayacağın yollarda yürümen dileğiyle…
~ Poyraz'la Yaşamak ~
poyrazlayasamak.tumblr.com
Twitter: BurcinT_fan