kandan

05.04.2017

-Bu yersiz öfkenin sebebi ne?

+Yerinde olsam bana tahammül etmem.

-Mevzu derin diyorsun.

+Açık açık bana tahammül etme diyorum. Kimse etmesin. Annemde, ablamda, abimde. O da bu da şu da. Kimse bana tahammül etmesin. Beni bi salın. Bi bırakın. ‘’Allahından bulsun’’ falan deyin.

-Uçmuşuz yine.

+Ayaklarım yere basıyor.

-Allahından bulsun dememizi gerektirecek şeyler yapmadın henüz.

+Daha ne yapmamı bekliyorsunuz ki? Size nasıl muamele ettiğimin farkında değil misiniz?

-Saçların neden dökülüyor?

+Ne?

-Saçların diyorum neden 2 haftadır öbek öbek dökülüyor?

+Vitamin eksikliği falandır.

-Komiksin. Acizsin. Yetmezmiş gibi beceriksizsin. Benden saklamaya çalışman bile başlı başına bir asalak olduğunun göstergesi.

+Ne saklayacağım senden?

-Kendine kestiğin hesapları.

+Bıktım artık senden. Sen de bi bırak beni.

-Yersiz bir öfke ve hayatından uzaklaştırma çabası daha.

+Öfkelenmedim.

-Külahım nerde? Ona anlatırsın.

+Kapatalım mı konuyu?

-Ölümünden sen suçlu değilsin. O an öyle davranmak zorundaydın. Çünkü yanlış şeyler oluyordu. Açıklamak zorundaydın. Saklasan ailene ihanet etmiş olacaktın. Tatsız şeyler oldu ama senin yüzünden değil. Senin yüzünden değil.

+Sus.

-Senin yüzünden ölmedi. Artık yaşamak ona ağır geldiği için öld..

+Kes sesini.

-Yalnız değildi. Yanında doktorlar vardı.

+Onun ailesi doktorlar değildi, bizdik!

-Suçlu olsaydın gece telefon çaldığında o ses yok olsun istemezdin. Suçlu olsaydın o telefonun ucundaki haber, senin haberin olsun istemezdin. Suçlu olsaydın her şeyi duymana rağmen, annen haberi vermekte zorlanmasın diye o gidene kadar uyuyor taklidi yapmaz, o gittikten sonra yatağının üzerine oturup hıçkıra hıçkıra ağlamazdın. Gözyaşlarını silip, her şeye rağmen odaya gidip, ona sarılmazdın. Sırtını sıvazlamaz, kendini onun yerine koymazdın. Gardını indirmezdin. Eğer suçlu olsaydın merhamet edemezdin. Edemezdin.

+Keşke..

-Canını sıkan tek şey bu değil. Yürekten bağlı olduğun bir insanı toprağa verdin. Öbürünü de kendi ellerinle bir başkasına emanet ettin. Ama kopmadı ki senden bir şey. Gönül bağı kurduğun her şey yerli yerinde. Dünyanın neresine giderlerse gitsinler değişmez, Başka bir dünyaya gitseler bile değişmez.

+Değişti. Daha çok değişecek. Anlamazsın ki sen. Etten misin, kandan mısın beni anlaman için bunu yaşamış olman gerek. Kimi kaybettin sen? Neyi kaybettin de böyle beylik laflar etme cüretini buluyorsun kendinde? Ben cenazesinde boş teselli lafları duymamak için hiçbir şey yok gibi davranmışken, onun cenazesinde etrafa aptal kahkahalar atmışken, sen kimsin? Kim bana teselli verebilir? Bu acının aynını yaşayan kim var? Kim var amınakoyduğumunçocuğu. Belanı sikeyim seni. Seni var eden yarım aklımı sikeyim. Sana böyle konuşma cüretini veren toleranslarımı sikeyim. Sikeyim ulan. Tüm dünyayı sikeyim. Hepinizin ağzına sıçayım. Hepinizi sikeyim ulan şerefsizler. İki yüzlü, bencil şerefsizler. İtoğlu itler. Hayvanoğluhayvanlar. ŞEREFSİZLER. SİKEYİM SİZİ. HEPİNİZİ SİKEYİM.

-Harika küfürlerdi gerçekten. Nefesimi kestin.

+Söylediklerim için pişman olacağımı biliyorsun. Zorlama beni. Bırak. Bırak ne olursun. Beni bir başıma bıraksın herkes. Çek ellerini üzerimden. Kırmadan, yormadan, incitmeden. Bırakın. Anlatmakla değişmez bazı şeyler. Benim için değişmez. Bilmen lazım bütün bunları. Neden her defasında tekrar ettiriyorsun, neden küfür etmeye zorluyorsun beni. Yoruldum, bırak. Ne olur sen de beni bi bırak.

-Gidiyorum. Şimdilik aklından beni çıkar ama bana duvar öremezsin. Herkese karşı evet, ama bana karşı asla. Bunu hiç unutma.

-Son olarak bana küfür etmeden garip bir zevk alıyorum. En az senin kadar normal(!) olan bir iç sese bu zevki yaşatmayı çok görme. Benimde basit zevklerim ve seninki kadar hassas(!) bir kalbim var. Küfürlerine bayılıyorum kızım. Lütfen sık sık tekrarlayalım bunu. Yeniden görüşene dek : elveda.

Found this on the January issue of Yuri Hime.

Titles (Top left to bottom right)

1. Yuru Yuri by Namori
2. Fu-Fu by Minamoto Hisanari
3. Ato de Imouto shimasu by Meno
4. Tsuki ga Kirei desu ne by Itou Hachi
5. Ameiro Kouchakan Kandan by Fujieda Miyabi
6. Shoujo² by Miman
7. Renai Log by Takemiya Jin
8. Inugami-san to Nekoyama-san by Kuzushiro
9. Prince Prince by Aoto Hibiki
10. 2DK, G Pen, Mezamashidokei. by Oosawa Yayoi
11. Tomiko no Kimochi by Nekota
12. you know this already
13. Watashi no Sekai wo Kousei suru Chiri no You na Nani ka. by Amano Shuninta
14. Tachibanakan Triangle by Merryhachi
15. Momoiro Trance by Koruri
16. Houkago Nijigenme by Gotou Yuuki
17. Last Waltz by Katakura Ako
18. Akumu no Rakuen by Sekihara
19. Netsuzou Trap -NTR- by Kodama Naoko (getting an anime this year yay)

*No. 12 is Citrus by Saburo Uta in case you really don’t know

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ


Onlar ki; Çanakkale'de canlarını verdiler bölük bölük, kanlarını akıttılar oluk oluk! 


Kol, baş, bacak verdiler hiç düşünmeden, gövde, el, ayak verdiler çekinmeden…Sömürgeciliğe karşı Dünya'ya direndiler! 


Katliam olup, ölüm olup üstlerine yağan ,makinelı tüfek kıyımlarında yerlere serildiler.


Toprak pembeye, kırmızıya boyandı etten, kandan!“Cephaneleri tükendi , yürekleriyle savaştılar!”


Sömürgeci, emperyalist Haçlılar gururla, güç ve gövde gösterisiyle, küstahlıkla Deccal ordusu gibi saldırdılar!Hasta Adam'ın halsizliğine güvendiler!Fakat geldikleri gibi değil; azalmış - tükenmiş, yenilginin en büyüğünü tatmış olarak döndüler…


Tüm şehitlerimizi minnet, rahmet ve saygıyla anıyorum…

2

Ozan Ünsal'ın “referandum’ ile ilgili eseridir.
Bir bomba türettiler cemaat barutundan
Ellerinde patladı, patlar. Hayırlı olsun.

Kandan siyaset yapan hani ulan bizlerdik?
Şimdi Turan'a çıkan hatlar hayırlı olsun.

Dün milliyetçilik de ayağın altındaydı
Bugün pusatlar, avrat, atlar hayırlı olsun.

Ülkücü hareketten pöh ordusu kurdular
Onlaraysa gemiler, yatlar hayırlı olsun.

Hele bir oy yetmesin oportunist diktaya
Adalarda, kardak'ta satlar hayırlı olsun.

Ülkücülerle işi bitince bu diktanın,
Hicaz'dan,Şam'dan yeni tatlar hayırlı olsun.

Stalin, Adolf Hitler kıskanır bu tabloyu
Bu dikta o diktayı katlar hayırlı olsun.

Dik durun genç Türkler dik, yıkılır bu istibdat
Toy gününü Nükredit kutlar hayırlı olsun.

Cocuklara verelim dunyayi boyasinlar istediklerince, oynasinlar doyana kadar “kandan ve kavgadan uzak”, nasil yaşanır gostersinler bize. Dünyayı cocuklar yönetsin.
23nisankutluolsun

GELECEK ZAMANIN HİKAYESİ

Birçok zaman kendi iç savaşının yenik kahramanlarındandı. Kendine yenilmenin hükmü, korkularının kölesi olmaktan daha öte değildir. Zaten, kendine yenildikten sonra, başkasına yenilmenin bir önemi var mıdır?

Pürüzsüz teniyle ve yürüyüşüyle birçok erkeği kainatın bir kadının avcunun içinde olduğuna ikna edebilirdi. Bir adamın bütün yara izlerini sahiplenecek kadar cesurdu. Fakat bir damla kanda, kendinden kaçacak kadar da korkak.

Caddenin başından, sonuna kadar hiçbir cümle etmeden yürüdü. Ağzını bıçak açmıyordu. İki dudağının arası birbirine kenetlenmişti. Yağmur, yavaş yavaş suratımıza düşüyor, caddede insanlar saçak altlarından yürümek adına özen gösteriyordu. Birkaç adım sonra, cadde bitecek, körfez bizi karşısına alacaktı.

“Bu seninle ilk yağmurumuz olacaktı” 

Sustu. Tek cümle kurdu. Bütün saatleri, bütün hatalarımı, ezbere bildiği bütün pişmanlıklarımı tek bir cümleye sığdırdı. “olacak-tı.” Cümlenin sonunda, kursakta kalan son umudu vardı. Gelecek zamanın hikayesi. Sonra birden ayağı takılıyor, özne yere düşüyor. Dizleri kanıyor. Özne kandan korkuyor, cinayetlerle dolu bir ömrü var üstelik. Her sevdiği adam paramparça edip gitmiş onu. Muhtemelen ben de parçaladım bir yanını.

“olacak-tı” olamadı. Olması gerekir miydi, belki. bir kadın, gelecek zamanın hikayesiyle, cümle kuruyorsa, ya umutlarını çaldırmıştır ya da pürüzsüz kalbi delik teşik olmuştur.

O, umutlarını çaldıranlardandı. Sevdiği her adamda bir aile aramış, sarılmak yerine sığınmayı tercih etmişti. Savaşacak kadar güçlü değildi, bu yüzden hep kaçmak için yeltenmiş ama kaçarken solukları onu yarı yolda bırakmıştı. Her kaçma denemesinde, bir kez daha ayağı takılmış, solukları kesilmiş, dizleri kanamıştı.

Bir yanı hep çocuktu. Ne zaman küpesinin tekini kaybetse, ne zaman kolyesinin kopçası bozulsa, çocuk gibi ağlardı. Mutluluk ufacık bir nesneydi onun için. Mutsuzlukta öyle.

Pürüzlü gülümserdi. Ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, gamzelerinin bir kenarında hüznün yalınları hep kalırdı. yağmurlu havaları çok severdi. Kasvetli günlerde, başını göğsüme koyar, iç çekerdi. Yenilmekten değil, bir kez daha yarı yolda kalmaktan korkuyordu. Sarılmak değildi onunkisi. Tıpta tıp, sığınmaktı. Tüm depremlerden, tüm yağmurlardan, tüm yangınlardan ve yeryüzünde kötü ne varsa, her şeyden kaçıp, tüm ayrılıklara kör olup bir kalbe yuva yapmak istiyordu. 

Caddenin sonuna yaklaştık. Sigara paketini avcuma bıraktı. Çakmağı da uzattı.  “sen çıkmaz sokaklardan çıkacak kadar cesur değilsin” sustu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Sesi zehir gibi acıydı. Yutkundu. İnce ve kısa parmakları yüzüme yaklaştı. Tenime dokundu. Başını hafifçe sola eğdi, gözleri doldu.  Dudaklarımı okşadı “çok sevdiğin kadınlar olsun hayatında, sen güzel seversin”.

Onlarca yazımı okumuştu. Hepsinin başka kadınlara yazıldığını bildiği halde, en sevdiği cümleleri seçer, altını çizerdi. Birlikte imla hatalarını düzeltirdik. Boş zamanlarımızda, kordonda çimenlere uzanır, sigaramızı paylaşır, geleceğe dair, bütün hayallerimizi kurgular, detayları konusunda tartışırdık. Benim dediğim olurdu sonunda. Sığındığı limanın bir tuğlasını bile kırmaktan çekinirdi. Titizdi. Bir karışını bilmediği İstanbul’dan en az benim kadar nefret ederdi. Ne zaman İstanbul’dan bahsetsem, hem hayretle dinler hem de ufacık gözlerinin içindeki hayat dolu bakışlarına gölge düşerdi. Zannediyorum, korkuyordu.

Sevememiştim, kendime ilk kez bu kadar öfkelendim. Yüzünde huzura dair onlarca tomurcuk vardı, ben hepsini görmezden gelmiştim. Aynı sokakta değildik, olamadık. Benim çıkmaz sokaklarımda dolandı, geç geleceğimi bildiği halde tren garlarına erkenden koştu. En sevdiğim parçaları sevdi, en sevdiğim şehirleri haritalardan ezberledi. Akdeniz’e açılan şehirlere büyük tutkular besledi.

Pürüzlü gülüşlerinin bir yanına hep beni katmıştı. Bense bir yağmuru ona çok görmüştüm. Yutkunamadım. Pişman oldum. Adımlarım birbirine dolandı. Islak kiremitler kurudu, telefon kulübelerinin kirli camlarını onlarca yağmur yıkayıp geçti. Bir yağmurumuz olmadı.  

                                                                       -Emre

Sen, Türk’ü aciz gören soysuz. KORK. Türk’ün kudretinden, yapabileceklerinden kork. Damarlarında akan şerefli kandan kork. Sana soracağı hesaptan kork.  En çokta savaş emrini değil, ölüm emrini almış Türk evlatlarından kork.

-Buse Nezor

anonymous asked:

Helal olsun kardeşim senin gibiler bizim gibiler kurtarıcak ülkeyi ATATÜRK'ÜMÜZÜN kazandığı bu toprakları beyinsizlere vermicez. Hayır'lı günler bu arada. 🇹🇷🇹🇷

kardeşim hepinize minnettarım övgüye falan gerek yok taşıdığımız kandan dolayı hep bu ipneleri çomarları konuşturmuycaz bu ülke kolay kazanılmadı bi evete de kaptırmayız bu vatan hainlerine pabuç bırakmayız tarihini bilmeyen soytarılardan başka bişey değil bunlar

youtube


Hangi türküye uzansam suskunum sana
Ağıt ağıt, özlem özlem suskun
Tut ki vurulmuşum
Aşktan ve kandan bir damla olmuşum
Bir saçlarının rüzgarına
Bir de ağzının kıyılarına konmuşum
Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir
Ben saç tellerinde bir ezgi olmuşum..

~ Adnan Yücel

#geceye ezgi

Yılmam ölümden, yaradan, askerim  Orduma 'Gazi' dedi Peygamber'im  Bir dileğim var ölürüm isterim  Yurduma tek düşman ayak basmasın  Amin desin hep birden yiğitler  Allahu ekber gökten şehitler  Amin! Amin! Allahu ekber  Türk eriyiz silsilemiz kahraman  Müslümanız Hakk'a tapan müslüman  Putları Allah tanıyanlar, aman  Mescidimin boynuna çan asmasın  Amin desin hep birden yiğitler  Allahu ekber gökten şehitler  Amin! Amin! Allahu ekber  Millet için etti mi ordum sefer  Kükremiş arslan kesilir her nefer  Döktüğü kandan göğe vursun zafer  Toprağa bir damlası boşa akmasın  Amin desin hep birden yiğitler  Allahu ekber gökten şehitler  Amin! Amin! Allahu ekber  Ey ulu Peygamberimiz nerdesin  Dinle minaremde öten gür sesin  Gel! Bana yar ol ki cihan titresin  Kimse dönüp süngüme yan bakmasın  Amin desin hep birden yiğitler  Allahu ekber gökten şehitler  Amin! Amin! Allahu ekber

Mehmet Akif ERSOY
(ruhun şâd olsun)

anonymous asked:

Yıllar önce bir insanı seçip iletişim kuran, ve bizim görebileceğimiz hiçbir somut delil sunmadan hepimizin o insanın sözüne inanmasını bekleyip inanmayanlara sonsuza dek işkence edeceğini söyleyeb bi Tanrı fikri... İnsan aklına hakarettir bu.

Bir insan değil.125 Bin.Somut delillere aklınızı kullanarak ulaşabilirsiniz.Bu 125 bin insan da sıradan bir insanlar değil.Döneminde herkesin güvenebildiği asla kötülük yapmamış,insanlara zararı dokunmamış,topluma örnek olmuş insanlardır ve hepsinin amacı Barıştır,insanın mutluluğudur.Her şeyin bir bedeli vardır.Bir öğretmen başarısız bir öğrenciyi neden geçirsin? Diğer öğrencilere haksızlık olmaz mı? Yüksek alanla düşük alan bir olur mu? Her şeyin bir mükafatı ve cezası vardır.Biz yılın bir ayı aç kalıyoruz onlar yemek yiyor,her gün 2 saatimizi allaha ibadet ederek geçiriyoruz,insanlara hoşgörülü davranıyoruz,sadaka zekat veriyoruz.Biz enayi miyiz paramızı başkalarına veriyoruz? Bunun karşılığını da alacağız elbette.Ayrıca senin bu vücudunu mukemmel yaratılması ve de evrende olan her şeyin bir işe yaradığı,gereksiz bir maddenin olmaması şuursuz bir evren tarafından sağlanabilir mi? Dışarıda bulunan oksijen gazlarının senin hücrelerin yaşamını devam ettirebilmesinin önemini şuursuz bir evren nerden biliyor da burnun sayesinde havayı ciğerlerine çekiyorsun ve de akciğerlerden oksijen gazı kana geçerek hemoglobine tutunur ve kanın dolaşımı sayesinde vücuda yayılır kandan da dokulara geçer ve dokularda bulunun C6H12O6 (glikozu) parçalar ve bu parçalanma soducunda ATP ve CO2 gazı çıkar doku atpyi kullanır CO2 gazını ise kana yollar,kan bu CO2 gazını birkaç dönüşüm yapar [Dönüşüm yapmazsa kana zarar verir] ve bu dönüşüm sayesinde zarar görmemeyi sağlıyor ? Şimdi bunlar son yüzyıllarda bulundu ama solunum olayı On bin yıldan beri vardı.Şuursuz bir evren senin dokularının glikozu parçalamak için oksijene ihtiyaç duyduğunu nerden bilecekte sana burun,ciğer solunum borusu hemoglobin yapacak?

Burası kalbin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin cananı buradadır. O nokta, yoğun bir damla kandan ibarettir. Adına ‘süveyda’ yahut 'sevda’ derler. Siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim. Çünkü sevda, kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağılırsa parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk, işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa aşık artık ne yapacağını bilemez olur..
—  İskender Pala - OD