kandan

senin ağzındaki kanı benim çamurdan ellerim silemez ama istersen, seni en güzel ben öperim. hem onlar gibi korkmam da kandan, karanlıktan. izin ver yanına geleyim.

Found this on the January issue of Yuri Hime.

Titles (Top left to bottom right)

1. Yuru Yuri by Namori
2. Fu-Fu by Minamoto Hisanari
3. Ato de Imouto shimasu by Meno
4. Tsuki ga Kirei desu ne by Itou Hachi
5. Ameiro Kouchakan Kandan by Fujieda Miyabi
6. Shoujo² by Miman
7. Renai Log by Takemiya Jin
8. Inugami-san to Nekoyama-san by Kuzushiro
9. Prince Prince by Aoto Hibiki
10. 2DK, G Pen, Mezamashidokei. by Oosawa Yayoi
11. Tomiko no Kimochi by Nekota
12. you know this already
13. Watashi no Sekai wo Kousei suru Chiri no You na Nani ka. by Amano Shuninta
14. Tachibanakan Triangle by Merryhachi
15. Momoiro Trance by Koruri
16. Houkago Nijigenme by Gotou Yuuki
17. Last Waltz by Katakura Ako
18. Akumu no Rakuen by Sekihara
19. Netsuzou Trap -NTR- by Kodama Naoko (getting an anime this year yay)

*No. 12 is Citrus by Saburo Uta in case you really don’t know

bilmeni istiyorum ki canımıniçi
son iki yüzyılında dünyanın
ellerinin değip de güzelleştiremediği
hiçbir şey yokken, kendime bakıp da utanıyorum
nasıl oluyor sahi ve özlemimden soruyorum
ben ebedi bir hata olarak bana
uzaksa uzak, bir de senin gözlerinden yol almaya başlıyorum

sen başka bir şehre gideceksin diye
oturup ayakkabılarını boyuyorum
oradan ne getireyim sana diyorsun
ben hep, sen gel yeter istiyorum
ama uzaklık, sevdiklerimin yurdudur madem
ve laftan sözden anlamaz bir çocuk gibi ısrarım
öyleyse ben de geliyorum

gözlerimle gördüm, üç gündür komada bir çiçek tarlası
kim bilir belki uykusunda su içiriyorlar ona
bir de sanki dudağında ömer fısıltısı
elinden geliyorsa elimden tut diyorum
elinden gelmiyor ve ben dünkü çocuk
birdenbire büyüyorum

burada her şey kandan ve kirden yapılma
bense sular altındayım fakat
şüphesiz ki ortağı olduğumdan bu hırsın
ellerimi hiç duru hissetmiyorum
bir fotoğrafımız var, boynuna sarılmışım
sanki bir tek orada anlam bulmuş bu eller
başka ne işe yarar bilmiyorum

olacağı bu ya, öncekiler gibi her gün
ben sabahlara bir hatıra bölüştürüyorum
her şeye biraz sen, her birazda her şey sen
birazdan çağırmanla uyanıyorum ve
hazırladığın bir sofrada senin gönlün olsun diye
yüzlerce ihtimal arasında
bir ihtimal hayatta kalıyorum

bilmek istiyorum
insan insanla ne konuşur
ve topallayan bir kırkayak
dikkat çekmeden nasıl ortalıktan kaybolur
şu yaşıma gelince anladım biraz
her şeyin birazı olur, ölümün olmaz.

Sıkıldım.
Burdan da.
Senin gelmemenden de.
Bilinmezliklerden de.
Beni bekle dememenden de.
Finallerin gelmesinden de.
Biten silgiden de.
Başlamamış tüm yolculuklardan da.
Yemek saatini beklemekten de.
Uyku uyuyamamaktan da.
Akan kandan, kapanan yaradan da.
En çok da atılan dikişten.

05.04.2017

-Bu yersiz öfkenin sebebi ne?

+Yerinde olsam bana tahammül etmem.

-Mevzu derin diyorsun.

+Açık açık bana tahammül etme diyorum. Kimse etmesin. Annemde, ablamda, abimde. O da bu da şu da. Kimse bana tahammül etmesin. Beni bi salın. Bi bırakın. ‘’Allahından bulsun’’ falan deyin.

-Uçmuşuz yine.

+Ayaklarım yere basıyor.

-Allahından bulsun dememizi gerektirecek şeyler yapmadın henüz.

+Daha ne yapmamı bekliyorsunuz ki? Size nasıl muamele ettiğimin farkında değil misiniz?

-Saçların neden dökülüyor?

+Ne?

-Saçların diyorum neden 2 haftadır öbek öbek dökülüyor?

+Vitamin eksikliği falandır.

-Komiksin. Acizsin. Yetmezmiş gibi beceriksizsin. Benden saklamaya çalışman bile başlı başına bir asalak olduğunun göstergesi.

+Ne saklayacağım senden?

-Kendine kestiğin hesapları.

+Bıktım artık senden. Sen de bi bırak beni.

-Yersiz bir öfke ve hayatından uzaklaştırma çabası daha.

+Öfkelenmedim.

-Külahım nerde? Ona anlatırsın.

+Kapatalım mı konuyu?

-Ölümünden sen suçlu değilsin. O an öyle davranmak zorundaydın. Çünkü yanlış şeyler oluyordu. Açıklamak zorundaydın. Saklasan ailene ihanet etmiş olacaktın. Tatsız şeyler oldu ama senin yüzünden değil. Senin yüzünden değil.

+Sus.

-Senin yüzünden ölmedi. Artık yaşamak ona ağır geldiği için öld..

+Kes sesini.

-Yalnız değildi. Yanında doktorlar vardı.

+Onun ailesi doktorlar değildi, bizdik!

-Suçlu olsaydın gece telefon çaldığında o ses yok olsun istemezdin. Suçlu olsaydın o telefonun ucundaki haber, senin haberin olsun istemezdin. Suçlu olsaydın her şeyi duymana rağmen, annen haberi vermekte zorlanmasın diye o gidene kadar uyuyor taklidi yapmaz, o gittikten sonra yatağının üzerine oturup hıçkıra hıçkıra ağlamazdın. Gözyaşlarını silip, her şeye rağmen odaya gidip, ona sarılmazdın. Sırtını sıvazlamaz, kendini onun yerine koymazdın. Gardını indirmezdin. Eğer suçlu olsaydın merhamet edemezdin. Edemezdin.

+Keşke..

-Canını sıkan tek şey bu değil. Yürekten bağlı olduğun bir insanı toprağa verdin. Öbürünü de kendi ellerinle bir başkasına emanet ettin. Ama kopmadı ki senden bir şey. Gönül bağı kurduğun her şey yerli yerinde. Dünyanın neresine giderlerse gitsinler değişmez, Başka bir dünyaya gitseler bile değişmez.

+Değişti. Daha çok değişecek. Anlamazsın ki sen. Etten misin, kandan mısın beni anlaman için bunu yaşamış olman gerek. Kimi kaybettin sen? Neyi kaybettin de böyle beylik laflar etme cüretini buluyorsun kendinde? Ben cenazesinde boş teselli lafları duymamak için hiçbir şey yok gibi davranmışken, onun cenazesinde etrafa aptal kahkahalar atmışken, sen kimsin? Kim bana teselli verebilir? Bu acının aynını yaşayan kim var? Kim var amınakoyduğumunçocuğu. Belanı sikeyim seni. Seni var eden yarım aklımı sikeyim. Sana böyle konuşma cüretini veren toleranslarımı sikeyim. Sikeyim ulan. Tüm dünyayı sikeyim. Hepinizin ağzına sıçayım. Hepinizi sikeyim ulan şerefsizler. İki yüzlü, bencil şerefsizler. İtoğlu itler. Hayvanoğluhayvanlar. ŞEREFSİZLER. SİKEYİM SİZİ. HEPİNİZİ SİKEYİM.

-Harika küfürlerdi gerçekten. Nefesimi kestin.

+Söylediklerim için pişman olacağımı biliyorsun. Zorlama beni. Bırak. Bırak ne olursun. Beni bir başıma bıraksın herkes. Çek ellerini üzerimden. Kırmadan, yormadan, incitmeden. Bırakın. Anlatmakla değişmez bazı şeyler. Benim için değişmez. Bilmen lazım bütün bunları. Neden her defasında tekrar ettiriyorsun, neden küfür etmeye zorluyorsun beni. Yoruldum, bırak. Ne olur sen de beni bi bırak.

-Gidiyorum. Şimdilik aklından beni çıkar ama bana duvar öremezsin. Herkese karşı evet, ama bana karşı asla. Bunu hiç unutma.

-Son olarak bana küfür etmeden garip bir zevk alıyorum. En az senin kadar normal(!) olan bir iç sese bu zevki yaşatmayı çok görme. Benimde basit zevklerim ve seninki kadar hassas(!) bir kalbim var. Küfürlerine bayılıyorum kızım. Lütfen sık sık tekrarlayalım bunu. Yeniden görüşene dek : elveda.

Burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin cananı buradadır. O nokta, kurumuş bir damla kandan ibarettir. Adına sevda denir, siyaha çalan rengi yüzünden ona sevda derler. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk ve ihtiras fırtınaları işte o bir damla kanın içinde dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa parçaları bütün vücuda dağılır.

Deve, çöl dikeni yiyince damağı kanar ve aynı zamanda ılık kanın tadını sever; lezzeti kandan değil dikenden bilir. Böylece diken yemeye devam eder. Sonunda diken yiye yiye kan kaybından ölür. Araplar ise devenin diken yemesine “ha-re-se” derler. Yani “ihtiras” kendi kanında boğulmaktır.

İhtiras: tutku, şiddetli arzu.

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ


Onlar ki; Çanakkale'de canlarını verdiler bölük bölük, kanlarını akıttılar oluk oluk! 


Kol, baş, bacak verdiler hiç düşünmeden, gövde, el, ayak verdiler çekinmeden…Sömürgeciliğe karşı Dünya'ya direndiler! 


Katliam olup, ölüm olup üstlerine yağan ,makinelı tüfek kıyımlarında yerlere serildiler.


Toprak pembeye, kırmızıya boyandı etten, kandan!“Cephaneleri tükendi , yürekleriyle savaştılar!”


Sömürgeci, emperyalist Haçlılar gururla, güç ve gövde gösterisiyle, küstahlıkla Deccal ordusu gibi saldırdılar!Hasta Adam'ın halsizliğine güvendiler!Fakat geldikleri gibi değil; azalmış - tükenmiş, yenilginin en büyüğünü tatmış olarak döndüler…


Tüm şehitlerimizi minnet, rahmet ve saygıyla anıyorum…

Dostum sigarasının külünü üfledi, dalgın bir tavırla gökyüzüne bakarak sözlerini tamamladı: 

İşte böyle… İnsan acıyı tattıkça şefkati daha çok arar… Ama köhnemiş erdemlerimizin duvarları arasına sıkışan, birbirimize tepeden bakan bizler bunu anlayamıyoruz. Çok ahmakça, çok acı sonuçlar doğuruyor bu anlayışsızlığımız. Diyoruz ki, düşkün insanlar!.. Ne demektir bu?.. Onlar da bizler gibi aynı kemikten, aynı kandan, aynı etten ve sinirden yapılmışlardır. Her şeyden önce insandırlar…Yüzyıllardır işitip dururuz bu “düşkün insanlar” sözünü. Ne saçma şey! Asıl düşkünler bizleriz! Hem de adamakıllı düşkün!.. Kendini beğenmişliğin, mutsuz insanlara tepeden bakmanın uçurumuna düşmüşüz… O insanlar ki tek eksikleri bizden daha az kurnaz olmaları ve kendilerine iyi insan süsü vermeyi daha az becerebilmeleridir… Neyse… Bırakalım bunları… Bu sözler o kadar çok söylendi ki, insan bir daha tekrarlamaya utanıyor!.. 

Maksim Gorki, Bozkırda

  • *ceren kafama sıkmamamın tek sebebi senin kandan korkuyo olman. Anladın mı?
  • #ne demek istiyorsun baran açık açık söyle.
  • *ceren sen. seni. ben . seninle. ya neyse salla. gidelim mi? hava soğudu.

Her sabah uyandığımda kendi kendime şöyle söylemeliyim: Bugün de meraklı, hayırsız, kaba, kıskanç ve bencil insanlarla karşılaşacağım. Bütün bu kötülüklerin nedeni insanların iyiyi ve kötüyü ayırt edememeleridir. Ancak kötünün ne olduğunu bilen, onun yanlış olduğunu kavrayan insanlar, yanlış yapan insanların doğasını anlayabilirler. Bu insanlar benimle aynı kandan, aynı tohumdan geldikleri için değil, benimle aynı aklı, aynı tanrısal parçayı paylaştıkları için akrabamdırlar. Bu insanların hiçbiri bana zarar veremez, hiçbiri beni kötü eylemlere zorlayamaz. Ben de akrabalarıma ne öfkelenebilirim ne de kin tutabilirim. Çünkü biz birbirimize yardım etmek için dünyaya geldik. Aynı ayaklar, eller, göz kapakları ya da dişler gibi. Bu nedenle bir insana kızmak ya da ondan nefret etmek doğaya aykırıdır. 


Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler s.17
Fotoğraf: Fernando León de Aranoa’nın
2002 yapımı, “Los lunes al sol” (Güneşli Pazartesiler) filminden, (Javier Bardem & Luis Tosar).

2

Ozan Ünsal'ın “referandum’ ile ilgili eseridir.
Bir bomba türettiler cemaat barutundan
Ellerinde patladı, patlar. Hayırlı olsun.

Kandan siyaset yapan hani ulan bizlerdik?
Şimdi Turan'a çıkan hatlar hayırlı olsun.

Dün milliyetçilik de ayağın altındaydı
Bugün pusatlar, avrat, atlar hayırlı olsun.

Ülkücü hareketten pöh ordusu kurdular
Onlaraysa gemiler, yatlar hayırlı olsun.

Hele bir oy yetmesin oportunist diktaya
Adalarda, kardak'ta satlar hayırlı olsun.

Ülkücülerle işi bitince bu diktanın,
Hicaz'dan,Şam'dan yeni tatlar hayırlı olsun.

Stalin, Adolf Hitler kıskanır bu tabloyu
Bu dikta o diktayı katlar hayırlı olsun.

Dik durun genç Türkler dik, yıkılır bu istibdat
Toy gününü Nükredit kutlar hayırlı olsun.

Lili…

Şu sahte dünyanın dışında bir yoldan ilerle
Ne olursun, ellerinden bırak gitsin tüm alışkanlıkların
Göreceksin, yaşanıyor ihtiyaç olmadan yardıma
Anlaman gereken daha pek çok şey var…

Atacağın her adımda,
Bulunduğun herhangi bir şehirde,
Herhangi bir düşüncende,
Ben olacağım senin yanında.

İzler bıraktığın her sokakta,
Hiç bulunmadığın mekanlarda,
Ben olacağım senin yanında.

Lili…

Biliyorsun bizim gibiler için bir yer var halâ.
Her damarda dolaşır aynı kandan,
Anlarsın seni melek yapan şeyin kanatlar olmadığını.
Tek yapacağın çıkarmak aklından kötülükleri.

Atacağın her adımda,
Bulunduğun herhangi bir şehirde,
Herhangi bir düşüncende,
Ben olacağım senin yanında.

İzler bıraktığın her sokakta,
Hiç bulunmadığın mekanlarda,
Ben olacağım senin yanında.

Lili…

Basit bir öpücükle bulacağız cevabı,
Gölgelerin derinlerine koy tüm korkularını.
Dönüşme sakın renksiz bir hayalete.
Çünkü hayatın en güzel resmi senin içinde.

Atacağın her adımda,
Bulunduğun herhangi bir şehirde,
Herhangi bir düşüncende,
Ben olacağım senin yanında.

İzler bıraktığın her sokakta,
Hiç bulunmadığın mekanlarda,
Ben olacağım senin yanında.

Je Vais Bien, Ne T'en Fais Pas

2006

Medusa dillere destan bir güzelliğe sahipmiş ve bu güzelliği yeryüzündeki bütün kadınlar tarafından kıskanılırmış. Medusa iki kız kardeşiyle birlikte Tanrıların tanrısı Zeus’un kızı Athena’ya ait bir tapınakta yaşarmış. Athena’nın kocası denizler tanrısı Poseidon, Medusa’nın güzelliğinden etkilenerek ona ilgi duymakta fakat bir ölümlü olduğu için Medusa’ya olan ilgisini saklamaktaymış. Ancak ne var ki Medusa’ya olan ilgisine daha fazla gem vuramayan Poseidon bir gün Athena’nın tapınağında Medusa’ya zorla sahip olmuş.

Bunu duyan Athena büyük bir öfkeyle intikam yemini etmiş ve medusa ve kız kardeşlerini birer ifrite çevirmiş. Artık kız kardeşlerinin yüzleri o kadar çirkinmiş ki kimse bakmaya bile tahammül edemiyomuş. Medusa’nın da saçlarının her bir teli de yılana dönüşmüş.

Athena bununlada yetinmeyerek Medusa’nın gözünün değdiği herkesi taşa çevirmesini sağlamış.

Athena’nın öfkesi tüm bunlara rağmen dinmemiş ve üvey kardeşi Perseus’tan Medusa’yı öldürmesini istemiş. Perseus bu isteği hemen yerine getirmiş ve ayna ile Medusa’ya bakarak taşa dönüşmeden kılıçla kafasını kesmiştir. Medusa’nın boynundan sıçrayan iki damla kandan Medusa’nın iki oğlu doğmuştur. Bu çocukların babası da Medusa’ya zorla sahip olan Poseidon’dur.

GELECEK ZAMANIN HİKAYESİ

Birçok zaman kendi iç savaşının yenik kahramanlarındandı. Kendine yenilmenin hükmü, korkularının kölesi olmaktan daha öte değildir. Zaten, kendine yenildikten sonra, başkasına yenilmenin bir önemi var mıdır?

Pürüzsüz teniyle ve yürüyüşüyle birçok erkeği kainatın bir kadının avcunun içinde olduğuna ikna edebilirdi. Bir adamın bütün yara izlerini sahiplenecek kadar cesurdu. Fakat bir damla kanda, kendinden kaçacak kadar da korkak.

Caddenin başından, sonuna kadar hiçbir cümle etmeden yürüdü. Ağzını bıçak açmıyordu. İki dudağının arası birbirine kenetlenmişti. Yağmur, yavaş yavaş suratımıza düşüyor, caddede insanlar saçak altlarından yürümek adına özen gösteriyordu. Birkaç adım sonra, cadde bitecek, körfez bizi karşısına alacaktı.

“Bu seninle ilk yağmurumuz olacaktı” 

Sustu. Tek cümle kurdu. Bütün saatleri, bütün hatalarımı, ezbere bildiği bütün pişmanlıklarımı tek bir cümleye sığdırdı. “olacak-tı.” Cümlenin sonunda, kursakta kalan son umudu vardı. Gelecek zamanın hikayesi. Sonra birden ayağı takılıyor, özne yere düşüyor. Dizleri kanıyor. Özne kandan korkuyor, cinayetlerle dolu bir ömrü var üstelik. Her sevdiği adam paramparça edip gitmiş onu. Muhtemelen ben de parçaladım bir yanını.

“olacak-tı” olamadı. Olması gerekir miydi, belki. bir kadın, gelecek zamanın hikayesiyle, cümle kuruyorsa, ya umutlarını çaldırmıştır ya da pürüzsüz kalbi delik teşik olmuştur.

O, umutlarını çaldıranlardandı. Sevdiği her adamda bir aile aramış, sarılmak yerine sığınmayı tercih etmişti. Savaşacak kadar güçlü değildi, bu yüzden hep kaçmak için yeltenmiş ama kaçarken solukları onu yarı yolda bırakmıştı. Her kaçma denemesinde, bir kez daha ayağı takılmış, solukları kesilmiş, dizleri kanamıştı.

Bir yanı hep çocuktu. Ne zaman küpesinin tekini kaybetse, ne zaman kolyesinin kopçası bozulsa, çocuk gibi ağlardı. Mutluluk ufacık bir nesneydi onun için. Mutsuzlukta öyle.

Pürüzlü gülümserdi. Ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, gamzelerinin bir kenarında hüznün yalınları hep kalırdı. yağmurlu havaları çok severdi. Kasvetli günlerde, başını göğsüme koyar, iç çekerdi. Yenilmekten değil, bir kez daha yarı yolda kalmaktan korkuyordu. Sarılmak değildi onunkisi. Tıpta tıp, sığınmaktı. Tüm depremlerden, tüm yağmurlardan, tüm yangınlardan ve yeryüzünde kötü ne varsa, her şeyden kaçıp, tüm ayrılıklara kör olup bir kalbe yuva yapmak istiyordu. 

Caddenin sonuna yaklaştık. Sigara paketini avcuma bıraktı. Çakmağı da uzattı.  “sen çıkmaz sokaklardan çıkacak kadar cesur değilsin” sustu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Sesi zehir gibi acıydı. Yutkundu. İnce ve kısa parmakları yüzüme yaklaştı. Tenime dokundu. Başını hafifçe sola eğdi, gözleri doldu.  Dudaklarımı okşadı “çok sevdiğin kadınlar olsun hayatında, sen güzel seversin”.

Onlarca yazımı okumuştu. Hepsinin başka kadınlara yazıldığını bildiği halde, en sevdiği cümleleri seçer, altını çizerdi. Birlikte imla hatalarını düzeltirdik. Boş zamanlarımızda, kordonda çimenlere uzanır, sigaramızı paylaşır, geleceğe dair, bütün hayallerimizi kurgular, detayları konusunda tartışırdık. Benim dediğim olurdu sonunda. Sığındığı limanın bir tuğlasını bile kırmaktan çekinirdi. Titizdi. Bir karışını bilmediği İstanbul’dan en az benim kadar nefret ederdi. Ne zaman İstanbul’dan bahsetsem, hem hayretle dinler hem de ufacık gözlerinin içindeki hayat dolu bakışlarına gölge düşerdi. Zannediyorum, korkuyordu.

Sevememiştim, kendime ilk kez bu kadar öfkelendim. Yüzünde huzura dair onlarca tomurcuk vardı, ben hepsini görmezden gelmiştim. Aynı sokakta değildik, olamadık. Benim çıkmaz sokaklarımda dolandı, geç geleceğimi bildiği halde tren garlarına erkenden koştu. En sevdiğim parçaları sevdi, en sevdiğim şehirleri haritalardan ezberledi. Akdeniz’e açılan şehirlere büyük tutkular besledi.

Pürüzlü gülüşlerinin bir yanına hep beni katmıştı. Bense bir yağmuru ona çok görmüştüm. Yutkunamadım. Pişman oldum. Adımlarım birbirine dolandı. Islak kiremitler kurudu, telefon kulübelerinin kirli camlarını onlarca yağmur yıkayıp geçti. Bir yağmurumuz olmadı.  

                                                                       -Emre

Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu

Ne olduysa hep bize azar, azar oldu..


Ne şöhretten hastayız, ne de candan hastayız

Ne ruhça ne vücutça ne de kandan hastayız

Avrupa’ya bir değil iki pencere açtık

Uzun yıllardan beri cereyandan hastayız

Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz..


Yaklaştıkça her sene öz yurdumda yılbaşı

Yapılır milletime Frenkçe sahte aşı

Buna ağlar ağacı hem toprağı, taşı

Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz..


Sen Hıristiyan mısın??Diye sorsan darılır

Yılbaşında hindi kaz yemesine bayılır

Çam deviren hindi ki nasıl mümin sayılır

Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz

Batı, batı diyerek eyvah hep batıyoruz.!!


Arif Nihat Asya