kan emici

Şahit olun ki M. Kemal'den nefret ediyorum. Ebu cehil'den de. Nemruttan da.Trump'tan da. Esad'tan da.. Kan emici vampirlerden nefret ediyorum. İnsanlığın, islamın canına kasteden herkes o büyük günde, kuffarın tarafına zerre benzemeye gayret edenlerle beraber hakettikleri yerde, hakettikleri muameleleri görecekler. İslam azizdir. Ne mutlu müslumanca yasayabilme onuruna sahip olanlara..

YA RAB!


Ümmet-i Muhammede (sav)
Zulmeden Zalimleri Islah Eyle.
Islahları Mümkün Değilse
EL-KAHHAR İsm-i Celilinle
Kahr-u Perişan Eyle…


Masumları Katleden Çocuk Katillerini
Sen Yaşatma Allah'ım!

Dünyanın Muhtelif Yerlerinde Katliamlarda
Hayatını Yitiren Kardeşlerimize Rahmet Eyle!
Yaralanan Kardeşlerimize Acil Şifalar İhsan Eyle!

Müslüman Ülkelerin Uyanmasını Kur’an’a
Sarılmasını Ve Yekvücut Olmasını Nasip Eyle.


ALEM-İ İSLAMA BİRLİK OLMAYI NASİP EYLE.
ORDULARIMIZI KARADA DENİZDE VE HAVADA
MANSUR VE MUZAFFER EYLE.


Müslümanlar Arasındaki Kardeşlik Ruhunu Güçlendir, Şeytanca Yakılan Fitne Ateşlerini Söndür!
Birbirinin Derdiyle Dertlenen
Müslümanlardan Eyle Bizleri.

Mısır’da, Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Arakan’da, Suriye’de, Çeçenistan’da, Afganistan’da, Burma’da Ve Daha İsmini Sayamadığımız Diyarlarda “Rabbim Allah’tır Dedikleri İçin Dövülen, Sövülen, Tecavüz Edilen, Diri Diri Yakılan, Esaret Altında İnleyen Kardeşlerimize Yardım Eyle!


Ülkemizde De İç Karışıklık Meydana Getirmek İsteyen Şer Odaklarına Ve Terör Gruplarına Fırsat Verme! Kan Emici Terör Örgütlerinin Sonu Eyle Bu Duamızı YA RAB! Anarşi Çıkarıp Kardeşi Kardeşe Düşman Etmek İsteyenleri Sana Havale Ediyoruz.

Ezanlarımızı Dindirtme!
Bayraklarımızı İndirtme YA İLAHİ!
Habibinin Sancağı Altında Birleşen Ehl-i Cennet Gibi Dünyada Da Birleştir Ümmet-i Muhammedi.


Biz İstemesini Bilemiyoruz YA RAB!
Habibin Senden Neyi İstediyse Onu İstiyor
Sana Hangi Konuda Sığındıysa O Konuda
Senden Yardım Bekliyoruz!


Ümmetin Halini Ayan Beyan Gören Sensin.
Dindir YA RABBİ Zulmü!
Kan Ağlayan Masumlara Ve Biçarelere Yardım Eyle.


YA RAB! “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” buyuruyorsun.
Ellerimizi açtık sana yalvarıyoruz.
Ne olur ellerimizi boş çevirme!

Âmin Âmin Âmin

geçenlerde bir şiir dinledim. arkadaş zekai şöyle diyor: kendime kendimden başka kendim yok. beni yalnız ben anlayabileceğim gibi, hiçbir yere ve hiçbir şeye aidiyet hissetmiyorum. tüm bağlılıkların, zaafların, tutkuların insanı kan emici yarasa gibi emdiğini; önce tatlı bir mayhoşluk hâli verip sonra yapayalnız bıraktığını biliyorum. bu yüzden, her şeyden öte yalnızlık, en katmerlisi yalnızlık. belki kendimi dinler, kendimle yakınlaşır, bir hâle yola koyarım her şeyi. şimdilik gideyim. burada çok güzel insanlar var, onlar kendine iyi baksın ve kendine değer versin. bir de, dünyayı kendi etrafında dönüyor sanan ve akıl fikir yoksunu kişiler var, onlar da koskoca evrende yalnızca bir yıldız tozu olduğunu unutmasın.

ölene dek bütün cumartesilerin bana Didem Madak'ı hatırlatmasını, ölünce sevdiğimiz birinin ruhuna sarılabilme gibi bir imkânımız varsa ilk önce Didem Madak'a sarılmayı diliyorum. şu anlık başka da bir istek yok içimde.

Kapitalist sömürgeci kan emici Avrupa, dünyanın sömürülememiş tek ülkesi olan Osmanlı’ya 3 Kasım 1914’te Çanakkale boğazından saldırdı. Bu saldırıda Avrupa kadar bizim içerideki “beyinsiz” tayfasının da etkisi çok büyüktür. Şahsi menfaatleri uğruna memleketi, kumarbaz bir elin içindeki  “zar”  misali kumar masasının tam ortasına fırlatan Enver’ler, Talat’lar, Cemal’ler, Sait Halim’ler velhasıl topyekûn  “İttihat” kadrosu …

Çanakkale Savaşı, 3 Kasım 1914’de başladı ve 9 Ocak 1916’da bitti yani toplam 16 ay sürdü. Peki, biz okullarda ne öğreniyoruz? Ne biliyoruz toplam 16 ay süren bu savaş hakkında? Cevabı gayet basit;  

Çanakkale Savaşları 18 Mart’ta başladı ve Mustafa Kemal Paşa’nın olağanüstü gayreti ile aynı gün bitti.  Türkiye’de yaşayan ve Türk okullarından mezun olan hemen hemen herkes Çanakkale Savaşları hakkında sanırım bu bilgiyi bilmektedir. Fakat kitaplara kadar geçen bu bilgi baştan aşağıya kadar yanlıştır. Zira;

Çanakkale Savaşı 18 Mart 1915’te değil, 3 Kasım 1914’de başlamıştır.

Çanakkale Savaşı 18 Mart 1915’te değil, 9 Ocak 1916’da bitmiştir.

18 Mart 1915’te Mustafa Kemal Paşa, paşa değil yarbaydı.

18 Mart Deniz Zaferi’nde Yarbay Mustafa Kemal Bey’in hiçbir etkisi yoktu.

Okuduklarınız göz yanılgısı değildir. Mustafa Kemal Bey’in “yani Atatürk’ün” 18 Mart Çanakkale Zaferinde hiçbir katkısı yoktur. Zaten mantık gereği Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nde olmaması, görev almaması gerekmektedir. Zira, 18 Mart zaferi bir deniz savaşıdır. Mustafa Kemal ise piyade sınıfına mensup bir yarbaydır. Dolayısı ile sınıfı ve ordudaki kategorisi itibari ile bir karacı olduğu için deniz savaşında vazifesi yoktur. İşte can alan soru;

Peki o halde biz ülke olarak neden şanlı bir deniz zaferi olan 18 Mart’ta bir karacı piyade olan Mustafa Kemal Atatürk’e ağıtlar yakıyoruz. Neden, bu destansı zaferin hakiki kahramanları olan Çanakkale Genel Komutanı Cevat Paşa’yı, ya da yaveri Selahaddin Adil Bey’i, döşediği mayınlarla boğazı işgal güçlerine mezarlık haline getiren Nusrat Mayın Gemisi’nin kaptanı Tophaneli İsmail Hakkı Bey’i, ya da mayıncı Yüzbaşı Nazmi Bey’i hiçbir resmi törende hayırla yâd edip ruhlarına dua okumuyoruz? Ne yazık ki yaşanılan tarihle bizlere öğretilen tarih arasındaki fark bu kadar farklı.

*Ahmet Anapalı*

Biz ezilenlerin, mazlumların sesi olmak için başa gelmek istiyoruz diyen iktidar; ezilen, ölüme gönderilen 301 insanın hesabını sormadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi acilen toplanıp bu ülke de birilerinin para kazanma hırsı ile insanlarımız boşu boşuna ölüyor, acilen kanunlar çıkaralım, insanların canlarını hiçe sayan, kan emici, gözünü para hırsı bürümüş yarasalardan yaptıkları her şeyin hesabını soracak, adalet denen şeyi işletecek yasalar yapalım diyemedi. En iyi yaptığı şey zenginlerin paralarını korumak olan adalet bir yıl geçmiş olmasına rağmen; şirketinin başında oturan, altında ki insanlardan daha çok para kazanmak dışında bir şey beklemeyen adamdan hesap soramadı. O adamı dört mevsim buzlu badem servisi yapılan süslü havuzundan alıp demir parmaklıkların arkasına koyamadı. Hükümet bizim madene ihtiyacımız var, madenler öyle bir anda denetim altına alınamaz demek yerine; zorunlu tedbirler alınıncaya kadar bu ülkede ki tüm madenleri kapatıyoruz diyemedi. Patlayan, insanların canını alan her maden ocağına bir bakanını göndererek sorumlulardan hesabını sorcaz demekle yetindi. Acilen bilimsel kurullar oluşturarak yapılması gereken önlemleri sıralamak, bu önlemleri almayan hiç bir maden ocağına izin vermemek, para babalarına para kaybettirirdi. Yere düşen madenci yakınını tekmelemek, "ölmek bu işin fıtratında var" demek kimseye bir şey kaybettirmedi. Nasılsa millet aptal, millet aç. Ama zenginler öyle mi? Sen adamın maden ocağında çıkaracağı madenlerin maliyetini artırırsan, seçim kampanyaların da harcayacağın milyonlarca liranın parasını kimden bulursun. O maden ocağında insanlar saati sadece sekiz liraya hiç bir eğitim almadan, hiç bir emniyet tedbiri uygulanmadan sokuluyor, tüm ciğerleri kömür karası ile simsiyah oluncaya kadar çalıştırılıyordu. İnsanları en kolay sömürmenin yolu önce fakirleştir sonra köle gibi çalıştır ilkesi son bir yılda da değişmedi.