kalem

Kalemin kağıda olan aşkını,
Mürekkebin satırlara olan tutkusunu,
Sözcüklerin cümlelere olan bağlılığını.
Her insanın yanar mıydı canı? Aynı anda hem buz keserken, hemde alev alev yanar mıydı? Sözcükler çıkmaz mıydı dilinden? Dudaklarını mı mühürlerdi her kelimede? Romanlar onun için intihar biçimi miydi? Ne yapardı peki? Satırların iplerini boğazına dolayarak mı intihar ederdi?
Kalemi kan damlatana kadar, parmaklarındaki kesikler ruhuna batana kadar, harfler dudaklarını esir alana kadar. Böyle mi kapatırdı gözlerini sonsuzluğa?
Alev alevdi kadın. Ciğerleri küldendi artık. Buz gibiydi aynı zamanda. Kalbi buz kadar sert, keskin, bir o kadar soğuk.
Piyano sevdalısıydı. Sesler yankılanırken, notalara kaptırırdı kendini. Parmakları tuşlarda dans ederken kendinden geçerdi. Her bir melodi bir parça çalardı kadından. Birgün aşkını, birgün sevinçlerini, birgün huzurunu.
Yapayalnızdı aynı zamanda. Karanlık bir oda, ıssız ve soğuk bir oda, çıplak bir beden.
Bedeni, en az ruhu kadar yapayalnızdı. “Acı” nedir, en iyi o bilirdi. Çünkü o; bir defterden, bir kalemden, bir notadan, bir cümleden ibaretti. Kadını oluşturan şeylerdi bunlar, “acı, öfke, nefret, gözyaşı, sessiz ve derin yüzlerce hıçkırık.”
Kadın ağlardı içine içine. Nefesi kesilirdi ağlarken.
Dudakları aralanana kadar, göz pınarları kuruyana kadar, sesi yok olana kadar, ağlardı.
Güneşi bilmezdi zavallı. Hiç şahit olmamıştı güneşin doğuşuna. Her günü, gecesi karanlıktı. Yıldızları da pek bilmezdi kadın. Geceleri gökyüzüne bakarken, yıldız kaymasına da şahit olmamıştı hiç.
Farkındaydı kadın. Artık son nefesini de, acılarına tutunarak vermesi gerektiğinin, farkındaydı. Takvim yapraklarıyla arası yoktu. Kendini en ölümlü hissettiği gün, ceset olacaktı. Belkide tekrar hayat bulacaktı.
Tavandaki ipe uzun uzun baktıktan sonra geçirdi boynuna. Kendini boşluğa bıraktığında, ip hançer gibi kesmişti boğazını. Boynundan aşağı akmaya     başlamıştı kanı. Gözleri ağır ağır kapanırken, sadece şu cümle çıktı aciz, bir o kadar kuru dudaklarından; “Tanrım. Gideceğim yerde güneşi görebilecek miyim?”
—  Aslıhan Duman