izlemelisin

gökyüzünde yüzen şu balık sürülerini görüyor musun, sanki bize masal anlatır gibi süzülüyorlar. ama görmelisin onları, başka türlü anlatamam sana derdimi. bak! bir tanesi sürüden ayrıldı, bir bulutun içine karıştı şimdi: yalnızlığına gömüldü ama o bu sürüyü terk edemez, kendinden bilirsin. ya tekrardan denizde yüzmenin özlemini çekiyor ya da gerçekten yalnız kalmak istemiş, olabilir! fakat sen beni hiç dinlemiyorsun. gökyüzünde yüzen şu balık sürülerini görüyor musun, sanki bize bir resim çizer gibi gözlerimizin içini boyuyorlar. ama görmelisin onları, başka türlü resmini çizemem sana hislerimin. bak! tekrardan bulutların arasında göründü şimdi, yalnızlık, onun için en fazla kaç sene sürebilir? kendinden bilirsin; hiç fark etmeden senelerce sürüp gittiğini. ya tekrardan kalabalık olmanın telaşında ya da resim çizmeyi gerçekten seviyor gökyüzündeki tüm balık dostları ile: tıpkı senin gibi. fakat sen beni hiç dinlemiyorsun. gökyüzünde yüzen şu balık sürülerini görüyor musun, sanki bize şarkılarını söyler gibi dans ediyorlar. ama izlemelisin danslarını, başka türlü fısıldayamıyorum kulağına müziğimi. bak! tüm orkestra sustu şimdi. o tekrardan sürüden ayrıldı, en sevdiği dansını yaparak bize doğru yaklaşıyor şimdi: yalnızlığını kutluyor ama o bu sürüyü terk edemez, kendinden bilirsin. şimdi gözlerini aç! gözlerimin içinde yüzen şu balık sürülerini görebiliyor musun? fakat sen hiç gözlerini açmıyorsun. gerçekten öldüğüne inanabilsem, inanabilsem keşke gerçekten öldüğüne; başka türlü anlatamam sana derdimi. ama görmelisin onları, ama seyretmelisin, ama dinlemelisin, ama dansımıza ortak olmalısın şimdi, uyan! hiçbir zaman uyanamayacağını biliyorum fakat uyan! ve bir süre sonra kelimeler gerçek anlamlarını yitirirler. yan anlamlar konuşup durur, mecaz anlamlar oturup sessizce izler. müzik başlar, konuşmalar kesilir. ve bir süre sonra kelimeler gerçek anlamlarını yitirirler. eş anlamlar ile zıt anlamlar dost olur, atasözleri ve deyimler dans etmeye başlar. yürümek, gerçekten adım atmak mıdır? uçmak, kanatlarının olmasını mı gerektirir? ve denizin dibine dalmak için gerçekten nefesini tutman mı gerekir? gökyüzünde yüzen şu balık sürülerini görüyor musun? keşke birlikte seyredebilseydik onları; ama sen, bulutların içine kaybolup gittin şimdi. yalnızlık en fazla kaç sene sürebilir? mezar taşları sanki bunun içindi. hayat kısa, balıklar uçuyor.

anonymous asked:

Mutlaka izlemelisin dediğin filmler neler

Tűm Bergman filmlerini őnerebilirim. Onun dışında My Dinner with Andre, Tanin No Kao, 12 Angry Men, Den Brysomme Mannen ve Nostalghia ilk aklıma gelenler.

anonymous asked:

Dunkirk izledin mi 2.Dünya savaşıyla ilgileniyosun sen izlemelisin

Rundstedt imhaya giden alman askerlerine dur emrini neden vermiş bunun cevabı var mı yok mu onu söyle önce

anonymous asked:

Dizi önersene

Geç cevaplıyorum çünkü liste yapmakla uğraştım üzgünüm affet eheheh 💜

Türk dizilerinden

•Kardeş Payı

•Leyla ile mecnun

•Görünen adam (YouTubeda izleyebilirsin)

•Söz

Yabancı;

•The 100 >en en en sevdiğimdir bilim kurgu-fantastik seviyorsan kesinlikle izlemelisin

•Quinn of the south > bu sıralar bağımlısı olduğum bi dizi bu aşşırı aksiyon ama dramayla karışmış
Terasa adamdır gerisi yalan
Bide James new sevgilim

•Shameless >içinde uygunsuz sahneler biraz fazla ona göre izle ama efsane dizi ;(

•Riverdale >daha ilk sezonu verildi. Güzel bir gençlik dizisi ama bu dizinin yeri bende çok ayrı çünkü turuncu velet çok yakışıklı

•Game of thrones >ehehehıwhhe yorumsuz

•The originals >vampirli kurt adamlı büyücülü diziler seviyorsan hepsinin anası bir dizi, son sezonu efsane ötesi olmuş

•13 Reasons Why >çok pislik, gıcık, kafa yoran bir dizi ama tavsiye edilir

•Black mirror > bu diziyi herkes sevmeyebilir yada herkes anlamayabilir. Daha çok kısa film gibi çekilmiş bir kaç bölümden oluşuyor sezonlar. Değişik hikayeleri konu alıyor böyle içinde küçük dersler bulunan şeyleri seviyorsan izleyebilirsin.

•My mad fat diary >çerezlik bir gençlik dizisi

•İzombie >bu diziyi yazmayacaktım ama canım sıkıldıkça izliyorum iyi gidiyor. Zombili fantastik abidik gubidik dizi sevenler için güzel ama çok yavaş ilerliyor ve sürüklemiyor. Ara sıra izlemeniz için iyi

•Shadowhunters >yine ve yine fantasik-aksiyon sevenler için önerilir ama filmi daha güzel

•Pretty little liars > Aşşırı saran bir gençlik dizisi ama ben hala son sezonlarını izlemedim

•The flash

•Sherlock

Sanırım bunlar yeter.
Byü

nisaerbl  asked:

Kız Şeyda Erdoğan'ı izlesene Youtube'de Ya makyajda çokiyi zaten ayrıca hani feminist mi bilmiyorum ama kadin haklarıni savunuyor ve bununla ilgili videolarida var.Ayrıca çok eğlenceli ve özgüvenli.Mesela yorumlara kocakafalısın dedikleri için sevgilisi BurakGüngör (youtuber) ile anketyapmaya çiktı.İnsanlara koca kafalımıyim değilmiyim diyesordu falan.Herneyse çok kaliteli videolari olduğunu düşünüyorum.Ve benim için youtube de vazgeçemeyeceğim ilk 5 kişinin içinde.İzlemelisin yani kısaca ösjdjd

İzliyorum, Koca Kafalı Mıyım videosunda kuzenimin en yakın arkadaşlarından biri var fkajsdglk

anonymous asked:

Secret Forest dizisini izlemediysen mutlaka izlemelisin daha diziyi bitirnedim ama efsane bi kurgusu var aşırı akıcı izleyince bayılacaksın mutlaka izle 😁😁

Aklımda o dizi aslında ilgimi çekmişti önerin için teşekkürler azcık anlatır mısın nasıl bir şey psikobişik mi polisiye sanırım 😁

Çoğu zaman anlaşılmak istemediğim, deniz suyunun mavi olmadığı kadar gerçektir. Çemberin dışında kalabilmek güzeldir ve kar yağmasa bile gökyüzüne küsülmez. Son olarak iyilik yapmak isterseniz etrafınıza bakmanız yeterli olacaktır. İlla yapabileceğiniz bir iyilik vardır. Mesela çok hoşunuza giden bir yazıyı bir arkadaşınıza önermek gibi, mesela bak bu filmi mutlaka izlemelisin gibi... Mesela hiç ihtiyacınız olmadığı halde sokaktaki yaşlı dededen bir kağıt mendil almak gibi... Mesela tebessüm etmek gibi... Şimdi iyi geceler. Düşünüz, gülüşünüze benzesin ve şimdiden günaydın, doğacak olan her yeni güne...

anonymous asked:

12 monkeys'i izlemelisin (hem dizi hem filmini)

Filmi çok güzeldi, dizisini izlemedim. Ona da bir göz gezdiririm, sağ olun :)

Sayfayı anonim sorulara son açtığımda 4 - 5 tane film önerisi sorusu gelmişti, ben film günlüğü tutmakta ve o günlüğün bir kısmını burada paylaşma niyetinde olduğum için yanıt vermemiştim. Biraz geç oldu ama hazır bayram tatiliyken tam zamanı da olabilir; film günlüğünün 10 günlük bir kısmını aşağıya iliştiriyorum. Evet evet, filmleri izleyip sonradan ne izlediğimi unutmamak için not alıyorum *-* Seçin, beğenin, alın.

1. Gün: Secret Window / Gizli Pencere: Şaşırtabilir ama evet, bu filmi izlememiştim, hala izlememiştim. Neden ertelemiştim, hiçbir fikrim yok ama Stephen King kitabından uyarlanmış olması, başrolünde Johnny Depp'in yer alması, içerisinde sağlam psikolojik elementler barındırması, ana karakterin bir yazar olması gibi birçok sebepten ötürü film biter bitmez “en sevdiğim filmler” arasındaki yerini aldı. Hala izlemediğim az sayıda Depp filmi vardı, Secret Window şimdiye kadar izlediklerim arasında Johnny Depp'in oyunculuğuna en büyük saygıyı duyduran oldu. John Turturro'nun sinir bozan aksanı dahil olmak üzere, yan rollerin de hakkını yiyemeyeceğim. Psikoloji - gerilim filmlerinden hoşlananların bu filmi izlerken bir dakika bile sıkılmayacaklarını düşündüm *-*

2. Gün: The Young Victoria / Genç Victoria: Biyografi filmlerini çok seviyorum, özellikle de bir yazarın ya da bir yöneticinin hayatını ele alıyorsa. İngiltere tarihinin en en en önemli isimlerinden biri olan Kraliçe Victoria'nın, Prens Albert'la olan ilişkisini, gencecik yaşında tahta nasıl çıktığını, kimlerle ve nelerle mücadele ettiğini gerçeğe gayet uygun bir şekilde anlatan bir film. Bir kadının ne denli güçlü olabileceğini vurgulamasının yanısıra, başarılı kadınların da arkasında bir erkeğin olabileceğine de değinerek herkese hakkını veriyor. Bir de bazı oyuncular gerçekten soylu rollerde oynamak için yaratılmışlar; sanırım Emily Blunt'tan başkası Victoria, Rupert Friend'den başkası da Albert olarak düşünülemezmiş. Tarihin gerçeklerine dayanan filmlerden hoşlananlar izleyebilirler, hoşlanmayanların ise yarısına gelmeden sıkılıp filmi kapatabileceklerini düşündüm *-*

3. Gün: A Dangerous Method / Tehlikeli İlişki: Bir film düşünelim ki başrollerinde Jung ve Freud olsun. Yani bu da Genç Victoria gibi gerçekliklere dayanan, kısmi biyografik bir film. Jung benim için Manchester City gibi bir şey, “en sevdiğim düşman.” Oksimorona bak. Düşman ama kaliteli düşman, karşı duruyorsun ama garip bir şekilde sevgiyle karışık saygı da duyuyorsun içten içe. Bilenler bilirler, bir süre için aynı yolda yürüyen Freud ve Jung bir noktadan sonra zıt iki kutba dönüşmüşler. O kutupların nasıl meydana geldiğini tarafsızca anlatırken, bir yandan da Jung'un Sabina Spielrein ile olan ilişkisini anlatıyor film. Bir saniye bile sıkılmadım. Niçin “Jungcu” bir insan olamdığımı bir kere daha kanıksadım. Psikanalitikle, ya da filmde Freud'un düzelttiği gibi “psiko-analitikle” ilgilenenler bu filmi mutlaka izlemeliler *-*

4. Gün: Anonymous / Anonim: Bugün bu filmi @muhtesempanter‘in önerisiyle araya sıkıştırdım. Bir klişeyi çok güçlü bir şekilde işliyor film: “Shakespeare aslında Shakespeare değilmiş, başka biriymiş.” Bazen, tıpkı bu filmde olduğu gibi bu konuda inandırıcı derecede komplo teorileri üretilebiliyor. Hele bir de İngiltere tarihini iyi biliyorsanız, bu filmi izlerken hayrete düşebilirsiniz. Çok güzel bağlantılar sağlamışlar ama kurgu olduğunu yine tarih bilginiz doğrultusunda pekala çözebiliyorsunuz. Uzun bir film, iki saati aşıyor fakat ben yine bir dakika bile sıkılmadım. İşin garibi, Shakespeare olduğu iddia edilen kişi [spoiler vermemek adına isim kullanmıyorum] yerine Ben Jonson'ın beni ağlatmayı başarabilmiş oluşu beni ayrıca bir şaşkınlığa sürükledi. Tiyatroya, tarihe, rönesansa, Shakespeare'e ilgi duyanlar izleyebilir, aksi halde ilginizi çekeceğini sanmıyorum *-*

5. Gün: Eliza Graves / Stonehearst Asylum: Senaryoda Edgar Allan Poe'nun Doktor Katran ve Profesör Telek hikayesinden esinlenilmiş. Hikayeyi bilerek izlesen bile müthiş bir ters köşeyle karşı karşıya kalıyorsun, çok akıllıca. Silas Lamb karakteri, en sevdiğim film karakterleri listeme giriş yaptı, zaman zaman gözlerim doldu hüngür hüngür ağlamasam da. Acayip acayip empatiler kurup saçma sapan çelişkilere düşebiliyorsun ve böyle filmleri seviyorum! Bence salt psikoloji sevenler ya da Jim Strugess aşıkları değil, herkesin izleyip bir takım sonuçlara varabileceği bir film, tavsiye ediyorum *-*

6. Gün: Before I Go to Sleep / Uyuyana Kadar: Amnezi hastası bir kadının her gün, bir önceki günü hatırlamaksızın uyandığını ve bu yüzden başına gelen şeyleri anlatıyor, amnezi içerdiği için izlemek istemiştim ama o kadar da çok bayılmadım. Yine de içerisinde Nicole Kidman kadar müthiş bir yaratığı barındırdığı için ister istemez kadını izleyeceğim derken filmi de izlemiş oluyorsun işte. Ara ara içim kıyılmadı da değil, kıyıldığına değdi mi? Sanmıyorum. Çaresizlik, dram, kan, göz yaşı, entrika gibi konseptlerden hoşlananlar için keyif verici bir film olabilir pek tabii *-*

7. Gün: Virgin Suicides / Masumiyetin İntiharı: Ben bu filmi büyük önyargılarla izledim. Birincisi, karşıma o aptal Amerikan gençlik filmlerinden biri çıkabilir mi acaba beklentisi ağır basıyordu, kadroda Josh Hartnett ve Kristen Dunst'ın var oluşu bu beklentiyi yükseltmişti sanırım. İkincisi, işlenmesi zor bir konusu vardı ve Sofia Cappola'ya çok da güvenmiyordum. Ama gerek filmin müzikleri, gerek özellikle az evvel isimlerini andığım, beklentimi düşüren oyuncuların oyunculukları, gerekse filmin akışı ve empati kurdurma gücü filmin sonunda elimle ağzını kapatarak “vay anasını satayım” dememe sebep oldu. Muhafazakar bir tutumla evladının isteklerine, zevklerine, hayallerine ket vuran her ebeveynin izlemesini isterdim bu filmi. Bir de, sığ bir insana izletilse “bu ne lan” yorumunu alabilecek, acayip ince bir çizgide, acayip irdelenerek keşfedilmesi gereken bir mesajı içerisinde barındıran bir film - olmuş. Kabus dolu bir masal gibi… Şiddetle tavsiye ederim *-*

8. Gün: Mortdecai / Üçkağıtçı Mortdecai: Aslında komedili aksiyon filmlerini hiç sevmem ama kadroda Johnny Depp + Ewan McGregor + Gwyneth Paltrow olunca sevilebilir diye düşündüm. Senaryo çok klasik, az evvel isimlerini saydığım oyuncuların oyunculukları çok klasik, yukarıda sıraladığım filmlerin çoğunun aksine izleyeni düşündürmüyor, izleyene yeni bir şey de öğretmiyor fakat yine de vaktimin boşa gittiğini hissetmedim. Paul Bettany tarafından canlandırılan Jock karakteri ise filme dair favorim oldu. Hatta filmden bir replik ile; “Herkesin bir Jock'u olmalı”, kesinlikle. İzlenebilir *-*

9. Gün: I Spit on Your Grave / Mezarına Tüküreceğim: Ben bu filmi Oldboy'a benzeyen bir film ararken buldum, Oldboy bunun yanında sıfır kaldı. Gerçekten sıfır kaldı, Oldboy'u izlemiş olanlar “lan hangi film Oldboy'u sıfırda bırakabilir” diye düşünmeye başlamıştır bile. İzlediğim en dehşete düşürücü intikam filmiydi! Sahnelerin birkaçında ekrana bakamadım, o kadar ağır ve sapkındı ki kafamı arada bir yere eğerek dişlerimi sıktım fakat öyle hoşuma gidiyordu ki, içimin yağları öyle bir eriyordu ki, çünkü filmin başında öyle bir sinir krizine girdim ki, bu senaryoyu yazan insan, insan olamaz. En kısa özetiyle, tecavüze uğrayan bir kadının aldığı intikamı konu ediniyor ve bence kadın - erkek ayırt etmeksizin, toplumda ne kadar şiddete / tacize / gaspa eğilimi olan varsa, hepsine zorla dayatılması gereken bir film, güzel ilerletir, çok ciddiyim! Sarah Butler (başrol) denen kadını hayatımda ilk kez gördüm, ilk kez içerisinde bulunduğu bir filmi izledim ve kendisi hayatım boyunca gördüğüm en güzel kadınlardan biri olabilir. Aşırı güzel, bilmiyorum salt bana mı öyle geldi yoksa gerçekten abartılası bir güzelliği mi var ama… Ah bu film üzerine beş saat konuşabilirim, yine de spoiler vermemek adına şimdi susuyorum. Önceden peşin peşin uyarıyorum, aklınızı başınızdan alabilecek kadar iğrenç ve rahatsız edici sahnelere sahip. Midesi kaldırmayacak olanlar izlemesin, midesi kaldıran ise izlemeden geçmesin! *-*

10. Gün: The Danish Girl / Danimarkalı Kız: Çok ağladım, göz yaşı mı ağladım kan mı ağladım belli değil çünkü böyle boğazım yana yana ağladım. Eddie Redmayne film boyunca kaç kere gülümsediyse benim boğazım o kadar kere düğümlendi ve bi’ noktadan sonra kendimi tutmadım ve ağladım, hatta neye ağlayacağımı şaşırdım. Kısaca, erkek olduğu ve mutlu bir evliliği olduğu halde bir noktada kendisinin artık kadın olmak istediğinin farkına varan bir adamla, onun o mükemmel karısının mükemmeliyetini anlatan bir film. Belki de bir insanın hayatı boyunca izleyebileceği en güzel film, izlemelisin *-*

Balkon

Düştüm, ayağa kalkabilirim.
Ayaklarının üzerinde durabilmek bazı hayvanlar için mümkün olabilse dahi esasında insanı hayvandan ayıran en temel özelliktir İrfan. Ve ben de bu insancıl özelliğimi kullanıp ayağa kalkabilirim. Bu odadan, mutfak kapısına kadar yürüyebilirim. Mutfak soğuk olmasa, oraya gidebilir ve kendime bir şişe bira daha alabilirim.

Ayağa kalkabilirim. Ayağa kalkarım. Ayağa kalkar ve etrafıma bakarım. Dört duvar, bir tavan ve bir de şu halıdan ibaret olan lanet yerden, tek çıkış noktama bakarım. Bazen en elverişli çıkış kapılardır, bazen değildir.
Zira balkon penceresi, içinden insanların geçmesi için değil, havanın geçmesi için tasarlanmıştır.

İnsanların farkına varmasını istediğim bir düşüncem var. Bazen bütün insanlar benim gibi düşünsün istiyorum. Çünkü bazen bencil bir adam olmak istiyorum. İstiyorum ki dünya benim için zor bir yer olmasın. Ama olmuyor. Yani herkes aynı düşünmüyor ve dünya bok gibi bir yer. Ayrıca herkes böyle bilmeli ki; balkonlar, çatılardan, pencerelerden ve köprülerden daha elverişlidir intihar etmek için. Son düşüşten önce kendine biraz zaman ayırabilir, bir sigara içimi sürede hayatının filmini gözden geçirebilir, içinden beğendiğin sahneleri seyredebilirsin. Ya da en berbat sahneleri… orası sana kalmış.
Her şeyi ölüm anına sıkıştırmadan; son anının keyfini çıkarmak istersen, hayatın en iyi anlarını izlemelisin. Üstelik bu süre içinde en sevdiğin iki şarkıyı baştan sona söyleyebilirsin. İddiaya girerim, basit bir mezarlıkta, en sevdiği iki türküyü tekrar söyleyebilmek için dirilmek isteyen bir milyon ölü bulabilirim.

Ayağa kalkabilirim İrfan. Balkona çıkar ve bir sigara yakabilirim…

anonymous asked:

Birbirlerini çok seven ama bir sebepten dolayı ayrılan, intikam uğruna yapılan bir sürü olayı anlatan bir dizi izlemelisin. Pek fazla detay vermek istemiyorum. Izle lutfen.

Ya dizi izlemeyi sevmiyorum ki

Erkek arkadaşım bana “kesin izlemelisin” diyerek bi’ Black Mirror bölümü izletmişti (Nosedive), o bölümde insanlar birbirlerini bi’ cihaz aracılığıyla puanlıyordu ve toplumun üzerinde “distopik” diyebileceğimiz kadar büyük bir baskı mevcuttu. Sonra geçen gün Instagram’da takipçi ve gönderi sayısı “fake” denebilecek kadar az olan profilleri hiç incelemeden reddettiğimi ama takipçi sayısı 10K falan olan insanların profillerini en azından “kimmiş bu” diyerek incelediğimi fark ettim ve bu bana, sanki takipçi / gönderi sayılarımızın bir nevi o Black Mirror bölümündeki puanlama sisteminin bir muadiliymiş gibi hissettirdi.

Çok takipçili insanlar hakkında geliştirdiğim ilk önyargı (önyargılar her zaman olumsuz olmaz), “üreten insan herhalde” oluyor. Profile bakarken ilk olarak fotoğrafçı olmasını, çizer olmasını, müzisyen olmasını falan bekliyorum. Yüzdeye dökersem %70 diyebileceğim bir oranla profil sahibinin kaslı, her 10 fotoğrafından 8′inin üstsüz, diğer ikisinin de gece klübünde eller havaya kipinde çekilmiş fotoğraflar olduğunu fark ediyorum. Muhtemelen ürettiği tek şey ter, inanın bana ter üretimini bile bu denli göze sokan bir birey başka bir şey üretiyor olsa bununla da gurur duyar ve mutlaka bir fotoğraf aracılığıyla onu da gözümüze sokardı.

Sonra çevremdeki “üreten insan” profillerine bakıyorum; ilk paragrafta “fake herhalde” diye düşünerek reddettiğimi söylediğim profillerden çok da farkı yok. “Ne garip bir perspektif” diye düşünerek özeleştirimi de yapıyorum sonra. Pekala, içi boş 10K profillere prim vermiyor olabilirim ama içi dolu profilleri çok ciddiye aldığım da söylenemez. Ben de o muadilin bir parçası oluyorum çünkü. Distopya falan değil, gayet bizim hayatımız bu.

Böyle şeyler düşündükçe tası tarağı toplayıp gidesim geliyor; şimdi bu yazdığım yazıya kaç like geleceği, Instagram profilime yükleyeceğim fotoğrafın kimler tarafından beğenileceği umurumda olmaz olur mu hiç? Umurumda. İşte sırf o yüzden kapatasım geliyor buraları. Sonra yine daha geçenlerde erkek arkadaşımla üzerine konuştuğum bir gerçek geliyor aklıma; biz akıllı telefonlar olmadan yaşayamayacak şekilde evrildik. Evet, Darwin’in “en iyinin hayatta kalması, adapte olamayanın yok olması” içerikli evrim teorisinden bahsediyorum.

Kaçımız telefonumuzun navigasyon uygulaması olmadan hiç bilmediğimiz bir semti elimizle koymuşuz gibi bulabiliriz sizce? O semti ararken bir zorlukla karşılaşsak ve elimizdeki telefonu kullanarak yardım isteyemesek kaçımız hayatta kalabiliriz? Kaçımız koca günü üyesi olduğumuz uygulamalara girip ekranı aşağı kaydırmadıkça hiç sıkılmadan, depresfileşmeden devirebiliriz veya kaçımız cep telefonumuz olmasa arkadaşımızla tam vaktinde ve tam yerinde buluşmayı başarabiliriz? Yine erkek arkadaşımın “kesin izlemelisin” dediği (beni iyi tanıyor sanki, ha?) Wall-e filminde insanlar teknolojinin getirdiği rahatlıklar karşısında değil yürümeyi, ayakta durmayı bile “unutuyordu.” Çünkü kas yapıları kıçlarını kaldırmadan oldukları yerde oturur bir şekilde “evriliyordu.” Sizce durduğumuz yerden bakıp da “distopya” şeklinde sınıflandırabileceğimiz edebiyat, sinema, grafik eserleri “distopya” diyebileceğimiz kadar uzağımızda mı?

Geçenlerde de demiştim. 1984′ün Big Brother’ı biziz demiştim, telefonlarımızın ve bilgisayarlarımızın “hegemonyası” altındayız demiştim çünkü hiçbir şikayetimiz yok. Var aslında - şu an resmen mızmızlanıyorum - ama çözümümüz yok. Vardığımız bir nokta yok, edindiğimiz bir getiri yok, altı üstü biraz düşünmekten kafalarımız ağrıyor o kadar. Kafalarımız ağrıyor çünkü artık düşünmeye bile eskisi kadar meyletmiyoruz. Telefonlarımız yeterince akıllı, “2 + 2 = ?” desek o bize 4 der. Hani bir keresinde “tanrı dediğimiz şey google olmasın?” diye bir yazı paylaşmıştım ya; hani o “her yerde bulunabilen, her şeyi bilen ve gören”di, inanıyorum artık; bu hikayenin sonunda hepimiz için 2 + 2 = 5 olacak. Çünkü o hegemonya bir gün bunu da dayatacak, inanıyorum.

2

SORU

Selamun aleyküm :)
Rahatsızlık vermiş gibi olacağım ama birkaç şey danışacaktım size. Ben nefsime çok yenik düşüyorum. Özellikle düşüncelerimde. Ne yapmalıyım?
Ben fıkıh,hadis,tasavvuf ne bileyim böyle konuların dersini çok yüzeysel aldım. Bana yardımcı olabilecek kitapların ismini verebilir misiniz? Bu kitaplar dışında tavsiye edeceğiniz okuma kitaplarına da ihtiyacım olacak bir parça:) İnternette izleyebileceğim sohbetler söyleyebilir misiniz acaba?
Şimdiden Allah razı olsun kardeşim selametle

EL-CEVAP

Esselam kardeşim. Estagfirullah. Bir bilmeyen bir bilmeyene sordu, Allahu alem bissavab, bu güzel sorunuzun cevabını, asıl ilim sahibi kardeşlerimiz/büyüklerimiz en güzel-en doğru şekilde verecektir, lütfen bu güzel yolunuzda hep sorun, hep okuyun, takdir ediyorum gurur duyuyorum bu kardeşlerimle ^_^ Bende bir ablan olarak benim güzel kardeşim, nacizhane fikrimi söyleyeyim birkaç^_^

Ben nefsime çok yenik düşüyorum. Özellikle düşüncelerimde. Ne yapmalıyım? 

BENDE:/ Öncelikle yalnız değilsin, hepimiz öyle. Hatta çoğumuz onu dinliyor. Nefsimize TAPIYORUZ! Her dediğini yapıyoruz, hatta KENDİMİZİ ÇOK ÖNEMLİ BİRİ ZANNEDİYORUZ!! (bakınız son:toprak) Kardeşim aslında bunun sorumlusu ŞEYTAN! Şeytan Adem'e secde etmedi, kibirlendi, dünyaya kovuldular, dediki Rabbine “bana mühlet ver onları yolundan döndüreceğim!” Allah müddet verdi ona. Şeytanın bir işi-görevi var, sana fısıldar, kanarda nefsine yenik düşersen, şeytandan daha alçağa düşersin, mazaallah.. PEki sen ne yapacaksın?  Mevlana'nın bir sözü vardır; “Şeytan Rabbin çiftliğini bekleyen köpektir. Allah'a gelmek isteyenlere o havlar. Sen ne yapacaksın o zaman? Sana havlıyorsa sen onun Sahibine sesleneceksin.” Vesvesemi geldi, Okuyacaksın FELAK NAS, çekeceksin ZİKİR, sahibine diyeceksin ki onun “BENİ KURTAR RABBİMM!!”, namaz ise tüm kötülüklerden uzak tutar, kılacaksın 5 vakit namaz. Anneye babaya hizmet edeceksin, kapı komşun yaşlı teyzeye bi kap yemek vereceksin! Yetime dikkat edeceksin,  OKUYACAKSIN Kuran.. Hayırlı arkadaşlarla olacaksın, harama bakmayacaksın, saçma sapan hayallere daldığını farkedersen kendini uyandıracaksın, senden yüksekte birilerini görünce aşağıdakilerin yanında olmadığına şükredeksin. İllaki okuyacaksın okuyacaksın, sana ihtiyacımız var! Hemde çok!! Senin gibi uyanmış güzel gencecik akıllı kardeşlerimm!! Size öyle ihtiyaç varki! Kendini kurtaran daha da küçükleri kurtarır! Onlara yol gösterir! Ahlaklı bir nesil oluştururlar Allah'ın izniyle.. Bu dünyada ne yaparsan yap! Asla huzur duyamazsın şu dünyada eğer RABBİNİ BULAMAZSAN.. Kibirle asla olmaz, yalanla olmaz, okumadan olmaz, secde etmeden çok zor… Allah nasib eylesin. Dua edelim. Hata yapanlar için ise tövbe var, ALLAH'ın tövbe kapısı açık! Allah sizi annenizden babanızdan çok seviyor kardeşlerim. Allah hepinize iman versin.

-Birde kardeşim, bu nacizhane bi yorumum benim, bana vesveseler, yanlış düşünceler..vs her zaman oldu tüm hayatım boyunca.. Sadece 1 yer hariç. Orasıda MEKKE idi. Orada hiç olmadı. Bilemiyorum, hiçbirşey düşünmüyordum, karnıma bi mutluluk oturmuştu. Çok ağladım o şehirden çıkarken. Kopardılar beni ordan, Orada bişey var. Aslında bu sorunu okurken direk şöyle dedim “kardeşim inşallah mekkeye gidersin! ^_^ Sonra dönünce fabrika ayarları :S deli oluyorum :/ Allah kurtarsın kendimizden hepimizi.. nefsimizin sahibi, şeytanın sahibi, alemlerin RABBİNE seslenelim insallah kurtulmak için.. Amaaaa kardeşim, kurtulan var kardeşim, öyle güzel ahlaklı kardeşlerimiz var ki, arada görüyorum, onlar nadir görünür, gözlerim yaşarıyor, maşaallah diyorum! “Ah inşaallah onlardan olursun..!” İkincide hakkında bunu düşündüm, dedim inş o çok güzel ahlaklılardan biri olur.. Allah nasib eylesin.-

İnternetten izlenecekler?

 Bir çok güzel alimin sohbetleri var ama benim best of ta kalbimde Nouman Ali Khan ile Cevat Akşit hoca yatar, (denizlili musa dede yi de ayrıca muhakkak izlemelisin youtube a yaz adını çıkar) ama dilleri anlatışları bakımından çok ince anlatan-çok sert anlatan-uzatmadan anlatan..vs..vs bu kişiden kişiye değişiyor hangi alimden-hocadan feyz alacağın nasipleneceğin. İnş kendine uygunu bulursun. 

Kitaplar?

Tavsiye Kitaplar

Kolay Uslup

Tenbihü'l-Gâfilin

BONUS’lar ^_^

Çağrı (The Message) Filmi 

Uygulama

F. Gulay (glysunflower)