izb

İman ve Cihad

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

Kayıp varlığımızın izbe ve köhne mekânlarında kendimize yer arıyoruz. Biliyoruz, bilmediğimizi zannettiğimiz yükümlülüklerimizi. Âlemlere rahmet olarak gönderildi o güzel ahlak sahibi Peygamber (s.a.v.) ama bir aylık yoldan da düşmanlarının kalbine korku salardı. Yani ortasını bulmuştu Resullullah. Peki, biz niye uçtuk? Bir tarafımız gelişine vurdu, bir tarafımız gelişine sustu. Ne vuranımız haklı, nede susanımız. 


Bil ki; Selehaddin Eyyub-i, İmam Rabban-i, Hasan El-Benna, Seyyid Kutub, Necip Fazıl Kısakürek, Şey Şamil, Ömer Muhtar, Şamil Basayev, Şeyh Yasin, İzzettin Kassam ve bu saydıklarımın ideologyalarınca, onların izlediği yolda yürüyen daha nice mücahit. İşte bunlar bu arayı tutturmuş ve fikri manada bize emsal olmuş büyük zatlar. 


Peki ya biz 21. Yüzyılın kapitalist, emperyalist, modernist, popülerist gençliği bizim derdimiz ne? Yaramız belli, peki bu yarayı iyileştirecek merhem ne? 


Savaşmak, hırçın, durmadan, yalın ayak, uykusuz ve istekli!


Mekân ve zaman benim diyen. Mekâna ve zamana uymayan, onu kendine uyduran. Alim-i Rabban-iler gibi ortayı tutturmuş ve önce kendinden başlayarak İslam’la yaşamaya başlamış bizler.


Yola çıkıyoruz! Dertliyiz ve oldukça istekli. Kitaplar okuyoruz, İslam’ın ve imanın şartlarına kayıtsız ve sebebsiz bağlanmışız. İki cihan ve iki yurdun sevdalıları… Işıksız gecenin matemine bir güneş olmayı borç bilmiş, evini, çevresini, hareketlerini İslam üzere süslemiş. Rızay-ı mukaddese ermeyi amaçlamış bizler. Bütün varlığımıza, varlığımızı yokluğumuzu yokluktan gelen canımızı Rabbimize armağan edeceğiz. Kadın \ Erkek demeden, örtüsünden hayâsına, namazından, orucuna, dilinden, yaşamına, düğününden, evliliğine, arkadaşlığından, kardeşliğine… Her yere girmiş, tersaneleri ele geçirmiş, bayrağını göğe değil Allah’a yöneltmiş. Okumuş, öğrenmiş! Felsefe, tarih, kültür, edebiyat, eğitim, bilim, tıp gibi alanlardan günümüz çeşitliliklerinden faydalanarak cihad eden. Bir çay doldurup sohbet etmeye başlayınca, “Bismillahirrahmanirrahim” demiş ve “Elhamdüllilah” diye bitirmiş. Biten her sohbetin dermansızlığına çare olarak bir derman olmuş. 


Yıkın dünyaya dair bütün putlarınızı! Var edin sisteme karşı Ashab-ı Kehf duruşunuzu! Ve artık kurtulun içinizde ki nefsi mevcut arzulardan. Nefsinizi bile Allah’a uydurun. Sohbet edin, sohbet olun, sohbet dinleyin. 


Kazanın kaybederken bile…


Ne mutlu Müslüman’ım diyene!

| Orhan Asan

youtube

İstanbul’dan kaçıp izbe bir köye yerleşen berberin hikayesi ile başlar Hasan Ali Toptaş’ ın Gölgesizler’i. Köydeki insanlar bir bir kaybolurlar. Ne zamanı biliriz, ne de mekanı.

Kitap ve film hakkinda Murat Gülsoy der ki: Hayat nedir, doğa nedir, biz ne yapıyoruz, edebiyatın varolduğundan beri temel sorulardır bunlar aslında ve bunu taşra atmosferinde sorar Hasan Ali Toptaş.

Ve cevabı da sınırların erimesi, herşeyin birbirinin içine geçmesi, gerçeklikle rüyanın, doğa ile insanın hatta. Dolayısıyla filmin sonunda da belki de o yüzden ayının kaçırdığı kızdan doğan çocuk bunun en güzel simgesi olarak karşımıza çıkar. Çok ilginç bir roman ve çok da güzel bir uyarlama film. Kitabının okunması ve filminin izlenmesi mutlaka ki gerekiyor.

Gölgesizler; 2008 de Ümit Ünal tarafından sinemaya uyarlandı.

youtube

@TheOnlyiZB @Kb_Hga @Reachrecords

New Video of iZB going to work during his 7th Grade season. Stay tuned for the new season of The Game According to iZB coming soon!

Po 3 týždňoch neprítomnosti na intráku som čakala v izbe všeličo nedobré. Ale niekedy vážne udivujem samu seba. V chladničke 3 plechovky piva a v poličke zásoba kávy. A dokonca aj toaleťák. To chceeeeš

youtube

My Latest Video! Episode 4 is here!! Check it out! ICBA Season: Games 6-9

na ulici po mne muži pískajú a lichotia, stalo sa ti to niekedy? mne nie lebo som z inej planéty. teraz som krásna. všeličo nesúvisí s tou krásou napríklad bod zlomu alebo sebazaprenie a ja myslím len nato ako som trávila 2 týždne v zelenom kresle v holešoviciach a mala na sebe tričko nasa. na žižkove si sadnem pred vegan bistro moment a zapálim šúlanú cigaretu. už mi to celkom ide. niekedy stačí iba náznak niekedy musíš pokračovať a postávať na bare do rána. inak by ti veľa vecí uniklo ako mne. keby si sa vtedy koncetrovala na matiku a šla na ten gympel všetko by mohlo byť inak. chýbajú mi tvoje slová aj eseje bez zmyslu chaotické chodenie nikam a prekonávanie banálnych strachov. muži hovoria o psychopatkách a užívajú si bez rozmyslu. ja nemám v izbe kvety a som už veľká. tak si asi budem musieť zvyknúť na to že ma všetci opúšťajú. že sa príbehy končia skôr akoby sa stihli vôbec začať. dnes som si prvýkrát v živote robila tehotenský test. bol negatívny.

Sol Yan

Hiç bilmediğin bir şehrin
Köhne sokaklarında ya da
Boş otogarlarından
Geçmişizdir başka yıllarda
Ya da dolamıştır birkaç tel saçın
Valizimin tekerleklerine
(Söyle yahut) Kim bilir

Aynı denize düşmüşse gözyaşlarımız
Ya da kanamışsa kolun bir martının
Gagasındaki kırmızı kadar
Hiç bilmediğin bir şehrin
İzbe bir otelinin sararmış çarşafına
Akıtmışsan en içindeki
Titrek gözyaşlarını 

Ben seni gurup vakitlerinde
Konak karşıyaka arasında
Hissederken tüm sevdiklerimle
Bi sigaranın yarısında
9 eylül vapurunun sol yanı gibi sevdim



İrfan OKYAY



Geçen gün yolda yürürken bi teyze arkamdan seslendi, genelde biri bi laf attığında veya seslendiğinde dönüp bakmam arkama. Insanlara olan korkumdan. Neyse teyzenin yaşlı oluşuna üzülüp baya yol aldıktan sonra vicdanen dayanamayıp geri döndüm. Baktım ayaklarının altında bir sürü poşet. Bulunduğum konum da baya izbe. Demez mi bana yavrum şunları 5. kata çıkartırmısın diye. Apartmanın içine bir girdim yıkık dökük kapkaranlık. Kimse yok hiç bir yaşam belirtisi. Teyze dedim, şimdi ben sana yardım ediyorum ama ya bana bi şey olursa, korktum şimdi diye. Sen merak etme kızım ben Karadeniz insanıyım bizde olmaz öyle şey dedi. 5 kiloluk su şişesini, birsürü poşeti yüklenip çıkıyorum ama aklımdan o an her şey geçmeyen şey kalmadı. Belki de hiç bu denli korkmamıştım. Öldürseler bi izim yok, bu teyze bu poşetleri nasıl kapının önüne kadar getirdi de 5 kata çıkartamıyo, ölsem gitsem annem babam benim acımdan ölür falan diye düşünüyorum.
Neyse zar zor çıkarttım, hayır ben zaten ufak tefeğim 5 kiloluk su şişesi ve poşetleri nasıl taşıdım inanın bilmiyorum. Ben poşetleri çıkarttım indim hızlı hızlı, ben çıkarken teyze daha 2. katı çıkmaya çalışıyodu. Yavrum allah razı olsun hakkını helal et nolur dedi, bir de ağlamaya başlamaz mı, sarıldık o ağladı ben ağladım. Zaten dayanamam yaşlı insanlara var mı teyze bir isteğin dedim yok evladım dedi indim yavaş yavaş merdivenleri. Otobüse binene kadar baya ağladım. Ne büyük dertleri vardı, ve kimsesi yoktu belli ki. Yaşlılık kötü şey, yaşlanmadan ölmek lazım..
Bizi insanlardan korkutan insanlara, koskoca dünyayı paylaşamayan, içinde iyilik nedir barındırmayan insanlara yazıklar olsun.

Zamansız bir ağrı saplanıyor göğsüme ne zaman adın geçse. Beni sarhoş eden ismin şimdi acı bir tat bırakıyor dilimde ve dudaklarım tadından yoksun sonbahara teslim olmuş kuru bir gül bahçesi gibi. Anılarımın peydahladığı acılar titretiyor dört bir yanımı. Ruhum izbe duvarlar arasında çürümeye yüz tutmuşken kalbimdeki ağrı ciğerlerime sıçrıyor. Umutsuzlukta boğulurken nefesim kıyıya vurmaya yeter mi bilmiyorum. Zira aldığım hiç bir nefeste ölümü bu denli hissetmemiştim. Hayallerimin peşinden koştururken kırıklar batıyor ayaklarıma. Ve ben, dizi kanayan küçük bir kız çocuğuyken şimdi ayakları kanayan yaralı bir kadın oldum. Lakin hiç bir zaman vazgeçmiyorum sana koşmaktan. Çünki biliyorum ayaklarımın yarası sadece canımı acıtırken kalp yarası öldürüyor. Ve şimdi göğsümdeki zamansız ağrı ve dudaklarımda hiç bitmeyen bir şarkı gibi dolanan isminle ardımda kanlı ayak izleri bırakarak yine sana koşuyorum. Yanında değil de yolunda ölmenin hüznüyle teslim ediyorum kendimi.