istiyom

“unutmak kelimesi undan çıkmış. bildiğimiz un yani, hamur işi, öyleymiş. unutmak için un ufak etmek gerekiyomuş. birini bütün olarak unutamazmışsın zaten, öyle pat diye unutamazmışsın. öyle yavaş yavaş gidermiş, yavaş yavaş unuturmuşsun. gözleri, kaşı, burnu ile kulağı, sesini yavaş yavaş. unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. hatırlamazmış. sonra unuttuğunu unuturmuş. ben unutmak istiyom la. her gün ne zaman unutcam diye soruyom kendime, her sorduğum zaman da her şeyi yeniden hatırlıyorum ben, daha net. unutamıyom ben.”

2

Haydar: Üzerinde çalıştığım proje bitmek üzere biliyon mu?

Armağan: Ne güzel. Bazen senin yanında kendimi işe yaramaz hissediyorum. Biz dersleri zar zor yetiştiriyoruz bir de sana bak.

Haydar: Sana bir hikaye anlatayım mı?

Armağan: Hıhı.

Haydar: Bir sucu boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronunun evine giden uzun yolu dolu olarak tamamlerken çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş.

Armağan: Ben çatlak bir kovayım. Sevdim. Devam et…

Haydar: Bu durum iki yıl boyunca böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece bir buçuk kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken zavallı çatlak kova, görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan utanç duyuyormuş. Bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş. “Kendimden utanıyom ve senden özür dilemek istiyom.” “Neden?” diye sormuş sucu. Kova cevap vermiş…

Armağan: Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum ve benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun… Ben çatlak bir kovayım! Ben çatlak bir kovayıııııım!

Haydar: Devamını dinleyecek misin? Sucu demiş ki. Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyom. Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu, diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün ırmaktan dönerken sen onları suladın. Ben de bu güzel çiçekleri toplayıp patronumun evini süsleyebildim. Geçtiğin her yerde çiçek açtırıyon Hiçbir şey yapmasan da olur.

Telefonda hemen hemen her gün kim bilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır.Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur.Bu yengemiz çok yakından tanıdığımız, telefonu icat eden Alexandre Graham Bell'in manitasıdır.Graham Bell telefonu icat edince doğal olarak ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti.Zira eğer ilk hat yengemizin evine çekilmeseydi, yengenin atacağı tripleri düşünemiyorum bile."Sen zaten hep başkaları için icat yap.Hiç bana yok.Graham 6 S pluss istiyom yhaaa ben s.s.s" falan derdi herhalde.Neyse, atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu.Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı.Sonunda da "Alo" sözünü kullandı.Telefonu icat edecek kadar zeki olan Bell manitasına "Aşkım, bebeğim, güzelim, bir tanem, heyyyt yavrum be" gibi sevgi sözcükleriyle hitap etmeyi düşünememiş.

Demek ki her şey bir şey icat etmekle bitmiyor

kadınları da anlamak gerek

asıl zor olan da o zaten :d