istatistikler

İkili ilişkiler üzerine yapılan bir araştırma, insanların düşük oranlı hoşnutsuzluk sebebiyle yüksek oranlı mutluluğu hiç edebilecek kadar salak olduğunu gösteriyor (Araştırma insanların ‘salak’ olduğunu göstermiyor tabii, o benim yorumum).

Çoook önceden okuduğum bir şey olduğu ve okuduğum çok fazla şey olduğu & birbirine karışabildiği için araştırmayı hangi kurum hangi ülkede yapmış, araştırmanın evreni falan nedir hatırlayamasam da olayın anafikri aklıma kazınabilecek kadar vahimdi zaten.

Tamamıyla finans ve istatistikle alakalı bir kuralı alıp sosyolojik bir araştırmaya uyarlıyorlar. Mesela Mahmut, sevgilisi Ayşe ile ilgili 8 tane güzel özellik sayabilirken, “şu huylarından bıktım ama” diyerek 2 tane de kötü özelliğinden bahsediyor. Mahmut’un ilişkisini takibe alıyorlar. Bu 2 özellik zaman içinde Mahmut’un Ayşe’yle olan ilişkisini sona erdirmesine neden oluyor. Kabaca Mahmut vesilesiyle %20 oranındaki mutsuzluk kaynağı, %80 oranındaki mutluluk kaynağına üstün getirilmiş oluyor ve “neden insanlar bu kadar mutsuz ve hoşnutsuz” sorusuna verilebilecek yanıtlardan en güzeli meydana gelmiş oluyor.

Araştırmaya katılan gönüllülerin sonradan yaptığı açıklamalar var. Kadının biri diyor ki “Eski sevgilim çok yardımsever, eğlenceli, kültürlü, sadık, anlayışlı, kibar ve cömertti ama kıskançlığı, üşengeçliği ve biraz da utangaç oluşu onunla olan ilişkimdeki problemlerdi. Ben bu problemlerden o kadar sıkılmıştım ki bir sonraki sevgilimi seçerken bu özelliklere odaklandım. Evet, kendime kıskanç ve üşengeç olmayan, girişken bir sevgili bulmuştum ve çok mutluydum. Bu özelliklere o kadar çok odaklanmıştım ki yeni sevgilimin sicilinde hırsızlık ve gasp gibi suçların olduğunu bile ancak dört ay sonra fark edebildim!”

* * *

Ben öğrenen, öğrenince de değişebilen bir insanım. Bu vesileyle öğrendiğim, “insanın salaklığı” şeklinde basitleştirdiğim - belki psikolojik, hatta belki nörolojik olan - bu hataya düşmemek için elimden geleni yapıyorum. Dışarıdan bakanların “buna neden katlanıyorsun ki” sorusuyla yaklaşabildiği sorunlara neden çabayla yaklaştığımı gerçekten ancak ben bilebilirim. Ancak benim bilebileceğim güzellikleri hiç durmadan kafamda eviriyorum çünkü. Çeviriyorum.

* * *

Hoş, yukarıda bahsettiğim araştırmayı okuduktan sonra “olumsuzluk önyargısı” üzerine de baya şey okudum. BBC’de Tom Stafford’un, BigThink’te Peter Diamandis’in yazdıklarını ortaya karıştırıp özetlemem gerekirse; insanların kötüye olan meyli insanların amigdalasıyla (limbik sistemde bir bölge) alakalı bir durum. En basit şekliyle anlatmak gerekirse:

Mantıken gazetelerde, haber sitelerinde falan mutlu, ciciş haberler görmek isteriz değil mi? Ama yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanların önüne 5 tane iyi, 5 tane de kötü haber başlığı koyduğunda ezici bir çoğunluk hemen kötü haber başlıklarına tıklıyor. Kendini düşün, sen de bir haber sitesine girdiğinde manyak gibi özellikle hep olumsuz başlıkları merak edersin. O merak değil işte, reseptörlerinin “tehlike” karşısında harekete geçişinin bir yanılsaması.

“Kanser”, “patlama”, “cinayet” gibi kelimeleri gördüğün an amigdala sana diyor ki “oha burada bi’ tehlike var, hemen haberdar olup kendimi o tehlikeden korumalıyım.” İçgüdüsel yani.

“Negativity bias” olayını kendi içimde yukarıdaki diğer araştırmayla bağdaştırdığımda aynı mantıkla yaklaşıyor olabiliriz diye düşündüm. “Sevgilimin kötü özellikleri bana zarar verecek / beni üzecek” dürtüsü / korkusu / savunması.

Biliyorsunuz, birisi çıkıp benim hakkımda size “Selcan çok iyi bir kız, geçen gün bana şu konuda yardım etti” dese buna inanma ve bu bilgiyi benimseme ihtimaliniz, başka birisinin çıkıp “Selcan çok kötü bir kız, geçen gün bana durduk yere omuz attı” dediğinde buna inanma ve benimseme ihtimalinden çooook daha düşük. Çünkü kötüyü bilmek istersiniz. Kötüyü bilmek ve ona karşı tedbir almak.

* * *

Pekala bu insanın doğasında bilimsel olarak kanunlaşmış bir tepkime çeşidi olabilir. Ama bu tepkimeden haberdar olarak o yanılgıya düşmeye devam etme noktasında iş bana “salaklık” gibi geliyor. Artık biliyorsun mesela “olumsuzluk önyargısı” diye bir insan özelliğine sahip olduğunu ve negatife meylinin olduğunu. Bunu öğrendikten sonra hala negatife meyledersen bana göre salaksındır. Çünkü yukarıda bahsettiğim kadın mesela, eğer amacı kendini negatifin getirebileceği zarardan korumaksa, kendimi koruyayım derken hırsızlık yapan bir gaspçının kollarına atabiliyor kendini. Dolayısıyla her önyargı gibi bu da kişiyi yanlışa ve mantıksıza sürükleyebiliyor. Farkında olmanızı istiyorum sadece. Farkında olmalısınız.

* * *

Çevrenizdeki insanların sevdiğiniz özelliklerini hem kendinize hem de çevrenizdeki insanlara sık sık hatırlatın lütfen. Onlara “sen böyle kötüsün, şu özelliğin çok çirkin” vs demek yerine “senin şu huyunu çok seviyorum la” falan demeniz, o kişinin de kendisi hakkında “olumsuzluk önyargısına” düşmesinin önüne geçebilir.

Kolay aslında.

78973. kere sizi aydınlattığım için rica ederim *-*