israils

“bu dünya, filistin’li bir kadının israil’in gaz bombalarında çiçek yetiştirdiği bir dünya. burası dünya yahu, burası bu kadar işte.”

Ich bin Anti Terror, Anti Krieg und auch Anti Blut. Anti Israil, Anti Öl, Anti Amerika. Anti ISIS, Anti Boko Haram, Anti Taliban. Anti AFD, Anti Rechts, Anti Kurdenhass. Anti Sklaverei - was haben wir Menschen nur gemacht? Anti Politik wenn es darum geht das Kinder fallen; Gedankenmanipulation, alles Hinterhalt.
—  PA Sports, 100 Bars Legacy
HALEP'TEN MEKTUP VAR "Selamun Aleykum, ben Salih. Halep’te yaşıyorum, mühendis olacaktım ama şimdi daha acil işlerimiz var. Burada, enkazların altından, bombardımanlardan, keskin nişancılardan, organ mafyasından ve sapık şebbihalardan çocukları kurtarmaya çalışıyoruz. Hayatta kalırsam ileride bir gün belki mühendis olurum. Size ne anlatıyorlar, bilmiyorum ama burada çocuklar savaşın özel seçilmiş hedefi. Çocuklar ölürse, savaşmaya sebebimiz olmayacağını ve pes edeceğimizi düşünüyorlar. O yüzden İran, Rusya, ABD, İsrail sadece çocuklara yönelik savaşıyor. Baas mı? O sadece bu saydığım asıl düşmanların vitrini. Beşşar ise bu vitrinin kepçe kulaklı sıradan bir kuklası. Hitler bile deneylerinde bu kadar sadık bir köpeği eğitememişti. Nazilerin kaldığı yerden İranlılar devam ettiler ve ortaya tarihin en sadık kâfir köpeği Beşşar çıktı. Beşşar’ın tanrısal özelliği olduğunu dayatıyorlar. Adı İslam Cumhuriyeti olan İran’la, Ortodosk Rusya nasıl olduysa kafa kafaya verip bizim tapmamız için ortaklaşa put yaptılar burada. İran ve Rusya’nın yaptığı Beşşar putuna tapmıyoruz diye kâfir ilan edildik. Kâfir olduğumuz için çocuklarımızı öldürerek cennete gireceklerini düşünüyorlar. IŞİD’e göre de hepimiz kâfiriz. Onlar da bizi öldürerek cennete gideceklerini düşünüyorlar. Nusayrilere göre de kâfir olduğumuz için onlar da bizim çocuklarımızı öldürerek cennete gideceklerini düşünüyorlar. Hizbu’ş-şeytan’a göre de hepimiz kâfiriz, onlar da bizim çocuklarımızı öldürerek cennete gideceklerin düşünüyorlar. Size ne anlatıyorlar, bilmiyorum ama burada Rusya ile İran kendi dinleri için öldürüyor bizim çocuklarımızı. Bizimse, çocukları kurtararak cennete gideceğini düşünen Müslümanlara çok ihtiyacımız var. Yapacak daha önemli bir işiniz yoksa çocuklarımız sizin kurtarmanızı bekliyor. Allah ömrünüze bereket, çocuklarınıza sağlık, amellerinize hayır ihsan etsin." Kardeşiniz Salih Nisan 2016 Halep
dönecektim*

dönecektim sevgilim,
hiç bitmeyen o yolun başından koşmaya başlamıştım bile
ayaklarım kanayana kadar koşacaktım sana 
ama duramadım.
çünkü senden sonra,
kalbin var daha…

dönecektim,
o hiç gitmediğin yerden,
gökyüzü bana gülerek selam verirken
dönecektim.

dönecektim sevgilim,
sigaraların dumanı sana beni hatırlatınca,
gözbebeklerin ağlayıp sana beni hatırlatınca;
belki kapına varmış olacaktım bile
ya da apartmanına…
ama yemin olsun ki dönecektim.

sevecektin sende biliyorum
sevecektin,
israil kendi elleriyle gazze’de ki yaralılara merhem sürerken 
sevecektin,
döndüğümde.
rüyalarındaki o adam olarak sevecektin beni…

yolun başındayım sevgilim,
koşmaya başladım.
orada olurum herhalde;
iblis günahlarına tövbe edince…
ve gelip kapını çalarım belki,
sen beni sevince…

“Bugün Kerkük Türkleri dediğimiz 1.000.000 Irak Türkünün mukadderatı ile ilgilenmek milli görevimizdir. Çünkü altı yıl önce, 14 Temmuz bu Türklere karşı girişilen kırgın hareketi, Irak Türklerinin asla emniyet altında bulunmadıklarını gösteren korkunç bir delildir. Bir yandan İsrail’e yenilmesinin suçunu Türkiye’ye yüklemeye çalışarak Türk düşmanlığını milli bir siyaset haline getiren Arap devletlerinden biri olan Irak, öte yandan Moskova’da yetiştirilmiş önderleriyle komünist düşüncelerini benimseyen ve bağımsız devlet hayali ardından koşan iptidai kürtler bu 1.000.000 Irak Türkünü yok etmek için fırsat bekliyor. Bu Türklerin, Irak’ın petrol bölgelerinde yaşamaları da hem önemlerini, hem de kendilerini tehdit eden tehlikeyi arttırmaktadır.”

Kerkük Türkü’nün de desteğe ihtiyacı var. Üstelik Kerkük Türkü daha da talihsizdir. Nasıl talihsiz olmasın ki Barzani adında bir kürt eşkıyası devlet kurmaya kalkıyor.

-Hüseyin Nihâl ATSIZ - Ötüken, 17 Temmuz 1965, Sayı: 19

Hayber kalelerine sığınan yahudiler yiyecek ve içecek stokları ile peygamber efendimizin gitmesini bekliyordu.
Hayber kaleleri sağlam, yüksek bir yerdeydi.
Ok atsan sana geri dönüyordu.
Taş atsan yetişmiyordu.
Bağırsan sesin yetişmezdi.
Hayber yıkılmıyordu.
Hayber fethedilmiyordu.
Günlerce bekledi islam ordusu.
Ama yahudiler kalelerden çıkmıyordu.
Müslümanların stoğu tükenmek üzere, moralleri bitmek üzereydi.
Günlerce beklediler. Ama nafile!
Bu uzun bekleyişten sonra peygamber efendimiz bir strateji geliştirdi.
Hurma ağaçları kesilecekti.
Hayber Yahudilerinin ekonomisi birer birer kesilecekti.
Servetleri devrilecekti.
Gelecekleri köklerinden kazınacaktı.
Zira yahudi için para, servet, zenginlik herşeydi.
Ağaçlar kesildikçe yahudiler kahroluyordu.
Ağaçlar kesildikten sonra burada kalmanın da bir anlamı kalmayacaktı.
Anlaşma yoluna gittiler ve taşıyabilecekleri kadar yükle Yahudilerin başkenti Hayberi terk edeceklerdi.

Sen de Hayber savaşına katılmak istiyorsan bir ağaç da sen kes!

Sen de bugün sövsen sesin yahudiye ulaşmaz!
Taş atsan İsraile ulaşmaz!
Ok atsan telavive yetişmez.
Ama sen de peygamber efendimizin stratejisini yapabilirsin!
Al eline baltayı kes Yahudilerin ağaçlarını!
Nasıl mı?

Evine giren her yahudi malı bir ağaçtır.
Kullandığın her yahudi malı deterjan bir ağaçtır.
İçtiğin her kola bir ağaçtır.
İçtiğin her yahudi malı sular bir ağaçtır.
Kolalar, pepsiler, fantalar, damlalar, hacı şakirler, ariel matikler, Algidalar, Max, Danoneler birer ağaçtır.

Hayber savaşına katılmak istiyor musun?
Öyleyse al eline boykot baltasını kes Yahudilerin ağaçlarını!

Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa mutlaka karşılığını bulur, diyor Rabbimiz!

toplu iğne kadar sebepler

hazırlandım, her şey hazır. aynada ellerimle bir karateci edasıyla kışkırtma hareketleri yapıp babamı bekliyorum (araba mahallede değil, bizim sokaklar müjganın sokakları gibi dar, arabalara park yeri yok) tam aynadaki kendime dalıp ağzımı burnumu kırıcam babam geldi. kendi isteğimle çıksam paşa paşa heyecanlanmam. ama yarım saniyelik arayla iki kez kornaya basınca heyecanlandım. koşup odadan sırt çantamı aldım. dün sabah doldurduğum suya hiç dokunmamışım, şişede aynen, yerde duruyor. çantaya salladım. cüzdan, şemsiye. annemin 3 hafta önce bir sabah verdiği gofret iyice ezilmiş. at çantaya, en azından çantanda bir yiyecek maddesi olduğu fikri seni güvende hissettirir. attım. diğer insanlardan bi tık daha üst düzey güvendeyim. düşmanlarım çatlasın. (nefsimden ve şeytandan -ki o adüvvün mübiiin’dir yani apaçık bir düşman- düşmanım yok ki hamdolsun. ha bi de israil ve amerika ve almanya ve fransa ve rusya ve tabii ki bütün kavşakları tutmuş olan yavşak ingiltere) neyse onu da attım çantaya. sonra bir adet kitap aldım kitaplıktan. sırtlandım çantayı. aldım ayakkabılıktan botlarımı. (bunların hepsi 20 saniyede gerçekleşiyor) çıktım evden. geri dönüp annemden şarjdaki telefonumu istedim. arabaya bindim. “esselamü aleyküm baba.” “ve aleyküm selam koçum. telefonunu mu unuttun?” “evvet hadi sür arabacı” sürdü.
biraz ilerledik. kendimi tam hissediyorum. hani her şeyin tamdır. ağzını nam nam şapırdatırsın kimse duymaz ama sen şapırdatırsın öyle mutmain bir şapırdatma. ellerini bağlarsın, aaayyh çok şükür dersin. sonra ellerimi bağladım. yanaklarıma doğru yürüyen bir şal. dedim ki bu niye kayıyo ya hayret bi şey. sonra düzeltirken kafamdaki bir tepeye bir sağa bir sola taktığım 3 adet iğnenin orda olmadığını fark ettim. iki dakikada perde kuruldu, koltuklar. bir sinemada gün içinde hunharca kayacak olan şalımın korku ve dram türündeki filminin galasını yaptık. ağzımdan tek kelime çıktı “eyvah!” babam noldu deyince “kayıcak baba yolu yok çekicem, eğdim başımı usul usul gidiyorum” dedim. bi yandan da eskiden babamın koltuğuna sapladığım iğneleri -ben hep babamın arkasına oturururum prensip- arıyorum, elimi koltukta gezindirerek. köye giderken filan daral gelince iğneleri çıkarıp koltuklara saplarsınız, bu böyledir. arabayı sağa çekti. iğne bulmak için. sağa. çekti. shdjrjrkke. “bulurum ben” dedi. önce aynasının kenarındaki tek iğneyi verdi, al bunu dedi. sonra arabadan indi. arka koltuklarda ellerini gezdirdi. “saplıyosunuz buralara deli gibi!!” dedi. buldu iğneleri. yeter miktarda iğne sayısına ulaşınca referanduma gittik. babama teşekkür ettim. kalbim kocaman oldu. ne bileyim ya, insan mevzu toplu iğne de olsa, önemsendiğini hissedince geniş bi ovada, dize kadar çimenlerde bayır aşağı koşuyomuş gibi oluyor. hafif hafif de yağmur çiseleri yüzünü okşuyor filan. öyle güzel bi his. bi insan, en çok böyle biriyle hayatını devam ettirmek ister herhalde. önem veren. merhamet eden. çözüm odaklı. mükemmel olmasa da tam olan. amin. böyle sipariş verir gibi oldu Allahım, ama amin