internettes

Bunları yazınca ciddi anlamda rahatlıyorum tumblr kendi kendinize eğlenebileceğiz mütiş bir yer be aslında internette öyle kimse sizi tanımıyor sonuçta istediğin kadar rezil ol hiçbir şey olmaz sdşfoıgkjdbskj
İtiraf.

Ben burada erkeklerin yaptığı edebiyata sittin sene inanmıyorum. Niye? Yapmacık geliyorlar, hiç bir şekilde bir erkeğin hayatı bu kadar acılı ve hüzünlü değildir. Yemez anam babam. Hele ki 15-20 yaş arasında. Olsa olsa o karı kız tavlamak ayağına duygusallık kasmak olur. Yani zamanında kendim de yaptım. Hormonlarım buna elveriyordu bu yüzden inanmıyorum. Ha şuan napıyon sen kaç yaşındasın derseniz ben edebiyat yapmıyorum artı olarak yaşım 22 olacak 5 güne. Edebiyatı paylaşıyorum, yazarlardan, şairlerden ve şahıslardan. Ben ve bloğum diğer tarafta keyfim ve kahyası sadece internette beğendiğimiz sözleri, fotoğrafları, gifleri burada sizlere aktarıyoruz. O yüzden beni aynı sınıfta tutmanızı istemem. Neyse çok uzatmayı, çok konuşmayı sevmiyorum burada. Arv.

Arkadaşlar,bakın size çok samimi bişey yazıcam isteyen okusun.2013-2014 zamanı 8.sınıftayım,dershaneye yazıldım.Çok tesadüf bir şekilde başka şubeye aldırdım kaydımı,öyle gerekmişti.Orda bir kız gördüm aynı sınıftaymışız çok sevinmiştim.Gördüğüm an dedim zaten ben bu yaşıma kadar böyle bir duygu hissetmedim sevgi bu dedim.Muhabbetimiz oldu falan tanıştık arkadaş olduk.Sonra 26 Nisan akşamı TEOG’dan önceki gece Whatsapp’dan çıkma teklifi ettim(whatsapp’ıda onun için açmıştım o zamanlar kullanan kişi yoktu çevremde).Çıkmaya başladık falan ulan sınavdayım bi mutluyum bi mutluyum sırıtıyorum her saniye.Gel zaman git zaman ben ilçedeyim o merkezde,dershane bitti diye her zaman merkeze gidemiyorum aramız bir açıldı,tartıştık falan zamanında ayrıldık sonra.Bir süre görüşmedik,-18 Ekim 2014- buluştuk konuştuk,öğrendim ki Bursa’ya gitmiş liseye,ben Edirneye gittim.Ama pekte dert etmedim,hala seviyorduk birbirimizi.Çıkmaya başladık tam bir sene sürdü,Ekim 2015′te yine ayrıldık.Ayrıldık ama hep görüşüyoruz sadece adı sevgili değil.Geçen yaz buluşup konuşmuştukta falan neyse geçen ay işte ben düşündüm dedim 18 Ekim’e bişeyler yapayım falan.Çok araştırdım internette bulamadım.Bursadan insanlara yaza yaza kaldığın yurdun adını adresini öğrendim.Yazın çekildiğimiz fotoğrafı çıkarttım çerçeve beğendim öyle bir titizlikle beğendim ki,sonra bir kitap aldım içimi döktüm kitaba,gönderdim kargoyla.Bu 18 Ekim’de tekrar çıkmaya başlamıştık,ama o değildi,eski aşkı yoktu yapamadık ayrıldık,iyi bir şekilde de bitmedi.Bana sakalların çıkacağı zaman çok daha yakışıklı olucaksın demişti,beraber gömlek beğeniriz o zamanlar derdi,sakallarım da çıktı ama o gitti,ne bileyim saçma şeyler de denebilir ama bu kadar uzun sürünce oturacagımız şehir,duvarlarımızın rengini bile konuşmuştuk.Bana artık ne söylense onu hatırlatıyor.Ama bitti,3 sene - 4 sene böyle bitti.Kimse için gitmez demeyin,öyle bir gidiyorlar ki senin kendinde kalasın gelmiyor

Genç bir kız kendi resmini ve temizlik görevlisi olarak çalışan babasının resmini internette paylaşarak şunları söyledi:

“Bütün saygı beni okutan ve eğiten babam içindir. Sevgili babacım seninle gurur duyuyor ve seni çok seviyorum.”

Atatürk sirozdan öldü. Herkes ona "alkol içtiği için sirozdan öldü" dedi ama bakınız ki Ziya Paşa da sirozdan öldü ve kendileri ağzına hiç alkol sürmemiştir.

Cahil insanların “aydın insanları” eleştirme sistemleri çok gülünç. Okuyun ve öğrenin. Tabi okuduğunuz kaynaklar internette önünüze çıkan saçmalıklar olmasın. Gerçi siz okusanız bile ne yazar..

OĞUZCUĞUM ATAY

Yazan: Emrah Ateş

Ne zaman edebiyattan konuşmaya başlasak insanlara sevdiği yazarları soruyorum. Hani derler ya (belki de demezler) “bana sevdiğin yazarı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim,” diye, ben de bunun üzerinden eleştiriler yapıyorum insanlara. Lakin gelin görün ki ya ben kendimi anlatamıyorum yahut insanlar beni anlamak istemiyor. İsterim ki, bu defa da konuşmak yerine yazarak anlatayım derdimi; belki benimle aynı düşünen birileri vardır diye. Bu sebeple açık konuşacağım; hem de çok açık.

Hiçbir yazarı layıkıyla sevmeyi başaramıyoruz. Ya ondan bihaberiz, ya da ona bir magazin unsuruymuş gibi davranıyoruz. Bizim ülkemizde bu var biliyorsunuz, konu ne olursa olsun onun magazin kısmıyla ilgileniriz. Bizden birinin Nobel’i kazanması önemli değildir, ama Nobel’i kazanan adam karısından boşanırsa iş değişir.

Son yıllarda bilhassa sosyal medya etkisiyle kitap paylaşım (bakın okuma demiyorum) sayısı çok arttı ve listenin başını Oğuz Atay çekiyor. Hadi en azından Cemal Süreya ile berabere kalıyor diyelim. Malum, internette yayınlanan nerdeyse tüm şiirlerin altında Cemal Süreya imzası var. Bundaki en büyük sorun interneti yanlış kullanmaktan ziyade referans alınan siteler diye düşünüyorum. Benim yazılarım bile başka isimlerle dolaşıyor internette. Hoş, Türkiye’nin en çok satan dergilerinden biri bile “çay var içersen yol var gidersen” isimli cümleyi Âşık Veysel adıyla yayınlayabiliyor. Bu durum kaosu daha da büyütüyor haliyle… Kime güvenecek peki bu insanlar? Açıklayayım; kitaplığındaki kitaplara güvenecek öncelikle! Sevdiğiniz bir yazarla alakalı bir paylaşım yapacaksanız direkt kitabından yapın derim. Eğer sevdiğiniz bir yazarın kitabı evinizde yoksa onu sevdiğini iddia etmeyin. Benim insanlarla olan kavgam da burada başlıyor zaten.

12 Ekim Oğuz Atay’ın doğum günüydü. Yaşasaydı 82 yaşında olacaktı ve günümüzde adının nasıl da kötüye kullanıldığını, üzerinden prim yapıldığını görecekti. Türkiye’nin en çok satan dergilerinden birinin geçtiğimiz sayısında, ülkemizin çok satan yazar- larından biri Oğuz Atay’ın fotoğrafının yanına şöyle bir cümle yazmıştı “bir kitap ol deseydin / tutunamayanlar olurdum / yine de uzatırdım elimi / en sarhoş anımda dahi tut diye.” Şimdi bunun şiir olduğuna inanan okuyucuları bir kenara bırakalım. Bu cümleyi yazan kişinin en sevdiği yazarın Oğuz Atay olduğunu iddia etmesi üzerine biraz düşünelim isterim.

En çok satan kitaplardan biri olan Tutunamayanlar toplamda 724 sayfa. Ama internete girip baktığı- nızda paylaşılan cümleler hep aynı cümlelerdir. Koca kitapta, bu adam sadece bunları yazmış olamaz değil mi? Öyle ki, o kitap herkesin şıp diye okuyup anlayacağı bir kitap hiç değil. Tutunamayanlar’ı oku- mak için biraz edebi zekâ ve sabır gerekir. Kendinizi kitaptaki karakterin yerine koyamazsanız kitaptan hiçbir şey anlamazsınız. Hani su gibi aktı deriz ya, su gibi akmaz, aksine suda boğar okuyucuyu. Yüzmeyi ilk defa öğrenirken hissettiğinizi hissedersiniz; batıp batıp çıkarsınız suda. Çünkü Oğuz Atay’ın yapmaya çalıştığı şey zaten budur; okuyanı kitabın içine hapsetmek… Zor ama leziz kitaplardır Oğuz Atay’ın kitapları. Oysa bunca enteresan paylaşımlar bu izlenimi tamamen yıkıyor. Bir insan hem Kötü Çocuk kitabını hem de Oğuz Atay’ı nasıl aynı anda sevebilir. Yahut en sevdiği yazar Oğuz Atay olan kişi nasıl aynı anda o çok satan dergilerin de müptelası olabilir? Hiç mi rahatsızlık duymaz?

Behçet Necatigil, kendisine aynı anda birçok dergiden teklif geldiğinde birini seçer kalanı için de “gençlere de yer kalsın” dermiş. İşte edebiyatın gerçek ahlakı budur. Bu dergilerin de bu ahlaka uygun bir şekilde hareket etmesi gerekir.

Peki niçin Oğuz Atay kitapları bu kadar çok satıyor? Yine araştırmalarım sonucunda o büyük yazarı okuyan kişilerin ortak özelliklerinden yola çıkarak Oğuz Atay sevdalısı nasıl olunuyomuş onu yazayım size, dahasına siz karar verirsiniz. Bu maddeler benim gerekli gördüğüm değil, çoğunlukla gördüğüm maddelerdir;

  1. Leyla ile Mecnun’un Oğuz Ataylı bölümlerini izle
  2. Poyraz Karayel’in Oğuz Ataylı bölümlerini izle
  3. İnternete “Oğuz Atay Tutunamayanlar özet” yaz,konuyu öğren (çoğu bunu bile yapmıyor)
  4. #tutunamayanlar hastegindeki paylaşımlardan iki üç tane aşır (büyük ihtimalle o sözler OğuzAtay’ın bile değil)
  5. Herkese Albayım de, Olric de, cok yalnızım de,ağla sızla prim yap
  6. Kahveli mahveli bir Tutunamayanlar kitabını in-ternette paylaş “Çok susadım Albayım” falan yaz.

Bütün bunları yapınca on numara kitap okuru oluyorsunuz. Sadece Oğuz Atay için değil bu söylediklerim, şu anda edebiyata yön vermiş bütün büyük yazarlar için aynı leş durum uygulanıyor. Kürk Mantolu Madonna’daki Madonna’yı popstar Madonna zannedenler var yahu. Acı değil mi bu? Cemal Süreya’nın facebook sayfasına şöyle bir mesaj düşmüş geçenlerde; “Yeni kitabınız ne zaman çıkacak?” “Öldüm ben!” demiş admin. İyi demiş.

Yukarıda bahsettiğim dizilerin hepsini ben de izledim bu arada. İzleyene bir lafım yok aslında. Lakin Oğuz Atay gibi Türk Edebiyatında romana mizahi dili başarıyla uygulayan bir yazara “afili filinta” muamelesi yapmayın diyorum sadece.

“Peki kardeşim paylaşmayalım mı şimdi biz kitabı?” diyeceksiniz, ona da bir laf dediğim yok. Tabii ki paylaşacaksınız; ben bile kendi yazdığım kitabı paylaşma yüzsüzlüğünü gösteriyorum. Sonuçta sosyal medya insanlara ulaşmak için bir araçtır. Belki benim bu yazdığım yazı hiçbir dergide yer bulmayacak ve siz sosyal medyadan okuyacaksınız. O yüzden herkes Oğuz Atay kitaplarının reklamını kendi çapında yapsın, herkes Oğuz Atay’ı alsın-okusun ama gerçekten okusun istiyorum. Sonuçta kimse Oğuz Atay okuyoruz diye bize madalya vermeyecek. Ama Oğuz Atay’ın eserlerini okuyup anladığımızda hayatımız değişecek!

– Haksız mıyım Albayım?

Bu yazı, Arka Kapak’ın 14. sayısında (Kasım 2016) yayınlandı.

Emrah Ateş
instagram: zekocannn
twitter: zekocann

ba - bra - good
c - se - see
clom - selv om - although
cn - send - send
cs - [vi] ses! - see you later!
d - det - it/that
dd - du da? - you then/what about you?
dg - deg - you
dn - den - it/that
dr - der - there
drqlt - det er kult! - it’s cool/that’s cool!
egt - egentlig - actually
elns - eller noe sånt - or something like that
etr - etter - after
frdi - ferdig - finished/done
gid - [jeg er] glad i deg - [I] like you
gncr - genser - sweater
hade - ha det! - bye!
hlgn - helgen - the weekend
ik - ikke - not
intern1 - internett - internet
j/jg - jeg - I
jme - hjemme - home
kgid - [jeg er] kjempe glad i deg - [I] really like you
kl. - klokka/klokken [er] - the time is
ksj - kansje - maybe/perhaps
lr - eller - or
m - med - with
mg - meg - me
mn - men - but
ndli - endelig - finally
oxo - også - also/too
qlt - kult - cool
r - er - is/am/are
s1r - senere - later
sap - sup - what’s up?
serr - seriøst? - seriously?
shera - hva skjer? - what’s up?
skjer - hva skjer? - what’s up?
snax - [vi] snakkes! - talk later!
ss - skriv snart! - write soon!
sås - slutt å snakke! - stop talking!
v - ved - by

Entertainment and hobbies in Norwegian

Gå på kino - go to the movies

Male - paint

Tegne - draw

Surfe på Internett - surf the internet

Spille spill - play games

Lage mat - cook

Gå på teater - go to the theater

Gå på konsert - go to a concert

Gå på restaurant - go to a restaurant

Snekre - do carpentry work

Stelle i hagen - work in the yard

Spille kort - play cards

Spille TV-spill - play video games

Spille korps - play in a band

Se på TV - watch tv

Gå på bibliotek - go to a library

Høre på radio - listen to the radio

Lese ei bok - read a book

Mekke på biler - work on cars

Gå på kunstutstilling - go to an art exhibit

Spille piano/gitar - play piano/guitar

Lage keramikk - make ceramics

gerçek hayatta aykut elmastan daha komiğim. internette de daha komiğim. aykut elmas virallerden bu kadar para ezerken kyk bursuna talim etmem hoş değil
12.

Mâverd.

Bu kelimeye özel olarak anlamı açıklamak istiyorum çünkü internette anlamı bulunamayan bir kelime.
Ma-i verd kökünden geliyor. Ma’ kelimesi “su” demek. Günümüzde Türkçeye geçmiş terkiplerde ma’ kelimesinin sonundaki hemze düşmüştür bu yüzde “mâ” şeklinde yazanlar var. Nitekim “mâverd” “mâ-verd” gibi kullanımlar var.
Verd ise pembe demekmiş bir internet sitesinde okuduğuma göre. Osmanlıca Sözlük'te “gül” diye geçiyor.

Mâverd kullanımı aynı sözlükte “mâ-ül-verd” şeklinde kaydedilmiş. Bunun mâverdden farkı eliflam (belirlilik takısı) kullanılmış olmasıdır.

Velhasıl mâverd “gülsuyu” demekmiş.

Bu kelime Şeyyad Hamza'nın “Yûsuf u Zelîhâ” isimli eserini okurken karşıma çıktı:

“Yûsufuñ başını yur öper kuçar
Gözlerini sürmeler mâ-verd saçar”

Eserde Ya'kub peygamber (aleyhisselâm) Yûsuf'u bir daha göremeyeceğini anlıyor ve beline kuşak bağlıyor, gözlerine sürme çekiyor, üstüne gülsuyu sürüyor. Kucaklayıp öpüyor. Böyle vedalaştığı Yûsuf aleyhisselâm oyuna diye gittiği 11 kardeşi tarafından kuyuya atılıyor. Ve babasını çok uzun yıllar sonra ancak görebiliyor.

Her kelimenin bir hikayesi var.
Mâverd, gülsuyu demek…

Önce evinizi bir havalandırın. Oh, güneş de var, hava güzel. Evi düzenleyin, toplayın, temizleyin. Mis gibi olsun. Şimdi güzel bir sofra hazırlayın, ailecek yemek yiyin. Gülün, eğlenin, sevinin, sıcak, eksiksiz, hatta bol fazlalıklı evinizde karnınızı doyurun… Her zamanki gibi sadece, her zamanki gibi.

Bir de önünüzde televizyon olsun. Açın televizyonu, haber saati. Haberlerde ne var? Suriye? Afrika? Türkistan? Tecavüz haberleri? İşkenceler? Hangisi var sırada? Neyse, illaki birisine denk gelirsiniz zaten. İzleyin. Ama haberler yetmez, onlar çok az ve çok hafif olanları gösteriyor sadece. İnternette karşınıza çıkan o videolar var ya hani; kan dolu, ölüm dolu, işkence dolu… Hatırlayın, izleyin!

Bir kere olsun deneyin. Ben denedim, çok denedim. O her zaman yaşadığım, her gün, rutin olarak yaşadığım anlara kızdım. Birden bırakıyorsun yemeyi, iştahın kaçıyor. Bacıma bakıyorum, sağlam. Diğer kardeşime bakıyorum, oyun oynuyor. Annem ve babamda sağ, benim de keyfim yerinde. Yok ama, yerinde değil artık. Yerindeydi, ama artık değil. Çünkü ben izledim, hatırladım. Sonra amel defterime baktım, ne kadar şükür var diye, ne kadar icraat var diye…

Dedim ki sonra; Şimdi keyfim terk etti beni ama, eğer bu aptallığa devam edersem, ailemin ve keyfimizin sağlığı da terk edecek bizi. Bugün ben oturduğum nispette yaklaşıyor bana o mazlumların yaşadıkları. Kaldı ki, hiç gelmeyeceğinin garantisi olsa bile, dünyayı geç, ahiret var! 

Ölüm, hemen bugün. Ahiret, hemen yarın. Defterler, teraziler ve iki kapı.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
* Türkiye’nin Google arama motorunda “child porno”(çocuk pornosu) kelimesiyle en çok arama yapılan ülke olduğunu.“Teen” denilen 13-19 yaş grubu cinsel görüntü aramasında da ülkemizin dünya birincisi olduğunu.
*Bir pedagog kitabı için yaptığı deneyde 10 yaşında bir kız çocuğu olarak girdiği internetteki sohbet
odalarında bir saatte 42 cinsel ilişki teklifi aldığını…

* İnternette dolaşımda bulunan 20 milyar dolayındaki çevrimiçi hareketin, 1.7 milyonu çocuklara ait cinsel istismar ve şiddet öğelerine ev sahipliği yaptığını. Bu tür görüntü ve videoları yayımlanan çocuk sayısının 36,000′i aşkın olduğunu, bu çocukların %42′sinin 7 yaş ve %77′sinin de 9 yaş altında olduğunu, hepsinden de kötüsü ise internette resimleri yayınlanan bu çocukların sadece %1′inin tespit edilebiliyor olduğunu
*Sokaklarda 50 bin çocuk yaşıyor olduğunu ve bunların yaklaşık 30 bininin cinsel istismara ve tecavüze uğradığını…
*Cezaevindeki suçluların yüzde 84′ünün çocukken istismar edildiklerini
*Emniyet Bilişim ve Telekomünikasyon İzleme birimleri 2010 yılında şikâyete dayalı olarak 23 bin porno siteyi erişimi kapattığını. Bunların 15 binin çocuk pornosu olduğunu…
*Dünyada 2 Milyon Çocuk seks kölesi olduğunu
*Çocuk Esirgeme Kurumu Sosyal Hizmetler, Emniyet Çocuk Büroları, Adli sicil bültenleri üst üste konulduğunda son 20 yılda aile içinde birinci yakınları ve akrabalarının ensest istismarına uğrayan çocuk sayısının 350 ile 400 bin arasında olduğunu…
*Yılda 7.000 çocuk tecavüz ve tacize uğradığını…
*Çocuğu istismar eden kişilerin yüzde 80′inin çocuğun ebeveyni ya da çocuğu yakından tanıyan kişiler olduğunu
*Her 100.000 çocuktan 2 sinin istismara bağlı yaralanmalardan hayatını kaybettiğini ve bu çocukların yüzde 80 inin 4 yaş ve altında olduğunu
* Çocuk istismarının din, gelenek, ülke, ırk, yaş, cinsiyet, sosyoekonomik sınıf ya da kültür farkı gözetmeksizin heryerde yaşandığını
* Her 6 saatte bir Amerika da bir çocuğun ihmal ve istismar nedeniyle hayatını kaybettiğini
* Ergenlik döneminde hamile kalan kızların yüzde 62′sinin ilk hamileliklerinden önce tecavüz, cinsel istismar ya da cinsel saldıraya maruz kaldıklarını
* Çocuklukta cinsel istismara maruz kalmış kişilerden yüzde 32′sinin yetişkinlik dönemine geldiklerinde bile bu durumu hala kimseye anlatmamış olduklarını
*Çocukların istismar konusunda ASLA YALAN SÖYLEMEDİKLERİNİ

Kaynak: Bülent Kızıl

internette gördüğüm şeyleri bi tek ben yapıyorum sanıyorum ama 10bin kişi yorum olarak “aa ben” yazmış oluyo. ulan bi özel olamadık ya.

Merhaba arkadaşlar. 2 dakikanızı ayırıp burayı okursanız,bugün aslında binlerce insan için yapmamız gereken empatinin bir parçası olacaksınız.
Yukarıdaki fotoğrafı mı desem capsi mi desem elbette ki görmüşsünüzdür. Çünkü internette çok hızlı ve acımasızca yayıldı. Aslında “fotoğraf” kelimesini kullanmak istemiyorum. Çünkü bu paylaşımın üzerinde bu açıklama yoktu hiçbir zaman. Tamamen kendi ‘dalgası’ ya da ‘egosu’ için yaptığı çirkin bir hareketle bunu internette bu şekilde alay konusuna çevirdi.
Bunları bu blog nereden biliyor, diye soracaksanız bu gördüğünüz benim en yakın arkadaşım.Kendi cümlelerimi çokta uzatmak istemiyorum,sadece sizden arkadaşımın sözlerine kulak vermenizi,bu duruma düşürülen ve internette haberimiz olmadan dalga geçip eğlendiğimizi sandığımız insanları anlamamızı,bunun için de bu postu yaymanızı istiyorum.Tumblr halkına bu konuda güveniyorum. 🙏🏻
Bunlar arkadaşımın sözleri,
* *
Rica edicem bu kadar acımasız olmayın.Sizin “çirkin” olarak nitelendirip dış görünüşüyle dalga geçtiğiniz fotoğrafların sahipleri de sizinle aynı tepkiyi veriyorlar mı acaba? “SİZİN BİR DAKİKA SONRA UNUTTUĞUNUZ,KENDİ EGONUZU TATMİN ETMEK İÇİN YAZDIĞINIZ İKİ KELİMELİK HER YORUM KAÇ GECEYE GÖZYAŞI OLARAK DÜŞÜYOR HABERİNİZ VAR MI?” “HANGİNİZ DALGA GEÇTİĞİNİZ KİŞİNİN YERİNE KOYDUNUZ KENDİNİZİ?” “KAÇINIZ YENİ GİRDİĞİNİZ BİR ORTAMDA KENDİNİZİ TANITMAKTAN KORKAR DURUMA GELMENİN ACISINI HİSSETTİNİZ?” “HANGİNİZ İŞLEMEDİĞİNİZ BİR SUÇUN BEDELİNİ GÖZYAŞLARINIZLA ÖDEMEK ZORUNDA BIRAKILDINIZ?” Yapmayın,rica ediyorum bu alçaklığı yapmayın.Hangimiz dış görünüşümüzü kendimiz belirleyerek geldik ki bu dünyaya?
Bu yakarışım sosyal medyayı başkalarını küçük düşürmek için kullananlara.Bu yakarışım yıllar önce paylaştığım bir fotoğrafı kendi kafasına göre bir açıklama yazarak sosyal medyaya yayan o 'arkadaş'a. Bu yakarışım o fotoğrafı kendi sayfasında paylaşarak gururumun incinmesinde rol oynayanlara. Bu yakarışım bilip bilmeden yorum yapan,elimde olmayan bir nedenden ötürü benimle dalga geçenlere. Rica edicem yapmayın. Etrafımızda insanlar ölüyorken sizin uğraştığınız şey benim “kulaklarım” ya da “burnum” olmamalı.