iman etmek

“Her kim ramazânı sessizlik ve sakinlik içerisinde (kavga-gürültü yapmadan, huzur üzere) tutar, Allâhu Te’âlâ’yı zikreder, O’nun helâllerini helâl, haramlarını haram kabul eder, bir de o ayda hiçbir büyük günah işlemezse mutlaka ramazan çıkarken o, tüm günahları bağışlanmış olarak ayrılır.”

- Hadisi Şerif

Beş buçuk yıl hücrede kaldım,
Günlerce gözümüz açılmadan cereyana verilip İşkence gördük.
Sonuçta dediler ki bize sizin hiç suçunuz yok çıkın.

Ne kaderime küstüm ne devlete küstüm.
Çünkü inanmak iman etmek varsa birşeye,bedel neyse onada katlanılır.
YARABBİ Kahrında Hoş Lütfunda Hoş Dedik ….


Cezaevinden cansız bir hatıra…

Şehid Lider Muhsin Yazıcıoğlu

Kadir bilenin her iki cihanda mutlak kadri bilinir.
Kadri bilinen canlı cansız tüm yarattıklarına Kadir.

dügah

Bu gece kadir-i mutlak Allah celle celalühü Bin aydan daha hayırlı kıldığı kadir gecesi. Bu gece arınmak, tövbe etmek, iman tazelemek, dua etmek, iyilik ve ibadet gecesi. Bu gece rahmet ve mağfiret gecesi. Bu gece bire bin verilen gece. Siz yapın; Allahu teala kadir bu gece.Siz isteyin: Allah azze ve celle verir bu gece. Allah celle celalühü kıldığımız namazları, tuttuğumuz oruçları, yaptığımız duaları dergahı izzetinde kabul etsin. Rahman ve Rahim olan yüce Rabbimiz günahlarımızı affetsin inşaallah. Rabbim tüm müslüman kardeşlerimize, müslüman milletlere mazlumlara bu gecenin hürmetine maddi manevi yardım etsin, zalimlere fırsat vermesin inşaallah. Dualarda anılmak dileğiyle. Leylei Kadrin hayrı üzerimize olsun inşaallah.

Bunlar; tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Âllâh'ın (celle celâluhu) koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır.
Mü'minleri müjdele.

(Tevbe Sûresi-112)

Bu bir savaş değil!

Bu ne ilk, ne son..

Fazlasıyla siyasete gömülü ve endeksli yaşıyoruz. Siyasi kavgayı varlığımızın en önemli rüknü haline getirmek, hayatın ruhumuzda açtığı yaralara merhem olup bizi iyileştirmeyecektir. Aksine taraflaşmaya ve kamplaşmaya istemeyerek de olsa kapı aralayacak bu kutuplaşma beraberinde saldırganlığı, düşmanlığı ve nihayetinde de yok etme arzusunu getirerek bizi güzel olandan adım adım uzaklaştıracaktır.

Partilere yahut parti liderlerine iman etmek için dünyaya gelmedik. Allah şahittir, bunu birçok defa dile getiren, geçiciliğini ve acziyetini hatırlatan liderler de var, şükür. Fakat her ne hikmetse bu sözleri arzu ettiğimiz karşılığı bulup insanlara bir gün ölecekleri gerçeğini hatırlatmıyor.

Siyaseti iyi bir dünya düzeni kurmak için araç olarak kullanmak yerine, siyasi parti ideolojilerini bizatihi iyi bir dünyanın kendisi zannedebiliyoruz. Bu rüyadan uyanıp ortak bir zeminde buluşamadıkça kavgalarımız ve kırgınlıklarımız da kalplerimizi oymaya devam edecektir.

Kim olduğumuzun unutturulmaya çalışıldığı bu naylon dünya düzeninde kudretli ve mübarek bir toprak parçasına sahip olduğumuzu, sadece yaşayanlarımızla değil aynı zamanda ölülerimizle beraber de bir millet olduğumuzu akıldan çıkartmadan söyleyelim: Türkiye Cumhuriyeti tahayyül ettiğimiz ölçülerden ve anlamlardan daha büyük bir devlettir. Bugüne kadar binlerce badire atlatmış, binlerce hainlikle baş başa kalmış ve netice itibariyle sancağını bir gün bile yere düşürmemiş bu aziz devlet, bu günden sonra da birlik ve beraberlik içinde yaşamaya devam edecektir. Yapılacak bu referandum ne ilk ne de sondur, bunu bir hayatta kalma mücadelesi olarak görmek, büyük bir harp olarak milletimizin önüne sürmenin düşmanlıktan başka getireceği bir şey yoktur.

Evet, biz kardeşiz.

Milleti bir arada tutan şey, o milletin anlamlar dünyasının bir arada oluşudur. Bu anlamlar dünyasını; sağ-sol, Sünni-Alevi, Türk-Kürt, laik-dindar gibi kategorilere ayırıp sinir uçlarımızı kaşıyarak anlamlar dünyamızı yıllardır baltalamaya ve bizleri güçlü dalları budanmış bir ağaca çevirmek istiyorlar. Tekrarlamakta fayda var: Başaramadılar ve başaramayacaklar! 15 Temmuz gecesi Taksim Meydanı'nda FETÖ'cü teröristlere karşı sarhoş haliyle saatlerce karşı duran, bayrak sallayan ve referandumda hayır oyu kullanacak Beyoğlu'nun delikanlıları da, Boğaziçi Köprüsü'nde 66 yaşında protez bacağıyla FETÖ'cü hainlerin mermilerine karşı sarığıyla, koltuk değnekleriyle koşan yoluna kurban olduğum Hacı Akkaya da bu vatanın öz be öz evladıdır. Bizler aynı evin aynı yurdun çocuklarıyız; kimimiz haylaz, kimimiz dağınık, kimimiz dindar, kimimiz çalışkan, kimimiz kumarbaz, kimimiz âlim, kimimiz zalim… Ama biz bu eve aitiz; günahlarımızla, sevaplarımızla, hatalarımızla, kusurlarımızla. Yeri gelecek kavga edeceğiz, kalp kıracağız, öğüt vereceğiz, günah işleyeceğiz, birbirimiz için dua edeceğiz ama asla evimizi, yuvamızı, milletimizi terk etmeyeceğiz, bizi bir arada tutan ‘Büyük Türkiye’ rüyasından asla uyanmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Ne 'evet'te ne de 'hayır'da….

Gökhan Ergür 

(Alıntı yapılmıştır)

Bir insan Allah’ın kader emrini,  iman olarak benimsemedikçe mümin olması mümkün değildir. İman üzerine ölmenin şartlarından biri kadere iman etmektir. Allahın zatı dışında her ne varsa aklınıza gelen - bir ağacın yaprağının yaratılmasına, bir tırtılın kelebek oluncaya kadar her şey-  Allahın yazmış olduğu şey doğrultusunda ortaya çıkmaktaıdır.

Kuran- Kerim’de ondan fazla ayette Allah yaptığı her şeyi kader adını verdiği bir plan dahilinde yaptığını buyuruyor.

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin) - Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık. ( KAMER Suresi 49. ayet meali )

Kader müslümanın tembelliğinin özrü, kabahatlerinin kılıfı olamaz. Kader bizim dışımızda yazılmıştır, biz kulluğumuzu icra etmek için kaderin önünde bu oyunu oynuyoruz. Kadere iman emevilerin, abasilerin, Ebu Hanefinin veya diyanet işleri başkanlarının emri ile dine eklenmiş bir şey değildir.

Efendimiz kulun kadere imanı gerçekleşmeden Allaha olan imanı da gerçekleşmeyeceğini vurguluyor

Bu ümmetin kaderi sorgulayacağını da yine Efendimiz (Aleyhisselam) söylemiştir. Abdullah ibn Ömer’den  rivayet edildiğine göre kendisinin zamanında bir semptte müslümanlar kadere itiraz etme cesaretini göstermişlerdir.(Peygamber efendimize yakın bir dönem)

Rasulullah yine bir hadis-i şerifinde “Bir kul, hayrıyla, şerriyle kadere iman etmedikçe; kendisine (hayır veya şerden) isabet eden bir şeyin yanlışlıkla onu atlamasının mümkün olmadığını ve kendisini atlamış olan bir şeyin de yanlışlıkla ona isabet etmesinin imkânsız olduğunu bilmedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizî, Kader, 10).

Kuran-ı Kerim’de imanın şartlarını, namazın rekatlarını bir-iki diye saymıyor Allah-u Teala. Meleklere imanı da söylemiyor. Namazın zamanlarını veya cumanın saatini de belirtmiyor.Yani ayrıntı vermiyor. Eğer şu genelleme ile Kuran-ı Kerimde geçmiyor diyeceksek o halde namaz içinde bunu söyleyebiliriz. Biz efedimizin Kuran-ı  Kerim’i bizim pratiğimize nasıl döktüğüne bakıyoruz. Efendimizden Ashab-ı Kiram efendilerimiz, onlardan ise bizler öğreniyoruz. İşte bu vesile ile imanın şartları altıdır deyip sayabiliyoruz. Aksi taktirde imanın şartları herkese göre farklılık gösterirdi. Bu kurallar diyanet işleri başkanlığının koyduğu kurallar değiller. Kadere iman etmeyen mümin olamaz. Kadere iman etmekle de yorganın altına giren mağarasına çekilen insan olamayız. Bir insan kadere iman ediyorsa zengin  olacak yada güzel bir evlilik yapacak diyemeyiz. Kaderi hile olarak kullanma cüreti de kaderde yazılıdır. Allah kuluna zulmetmek için onlara cehennemi yazmamıştır. O insanların kendi nefsine zulüm edeceğini bildiği için yazmıştır.

Biz Allah’ın kularına mutlak adalet ve merhametle  yaklaştığını bliyoruz.

Efendimiz:  Güçlü mümin zayıf müminden hayırlıdır buyuruyor.

 Madem hastalık benim kaderim, o halde neden bu hastalığın çözüm yollarını arayayım, neden tedavi ile uğraşayım?

İşte bu gibi sorular sırf aklınıza ve yüreğinize kuşku düşürmek için kullanılmış cümlelerdir. Halbu ki o hastalığın tedavisini aramakta kaderde var.

Dertsizlik diyarı cennettir. Dünya dert diyarıdır. Dertsiz kalsan dert edinirsin burada dertsizliği. Sen iyi bir oyuncu ol. Mağlup rolü de oynasan galip rolü de oynasan sen rolünü iyi oyna bu kainat tiyatrodan ibaret zaten. Üç günlük dünyada sana düşen  hastahane köşelerinde hasta rolü oynamaksa ve  senin görevin bir ücret karşılığında bu rolü hakkıyla yapmaksa  o halde bunu yapacağım düşüncesiyle yaşa..

Zenginlik rolü verdiyse de şimarma.  Bu dünyada ne kadar duracağım bile belli değil. Benim vazifem, gelirken bana sorulmadı, giderkende sorulmayacak o halde başı benim değil sonu zaten benim olamaz aradaki mesafe de benim değildir diyebilmek.

Başında yokum sonunda yokum ortası neden bana ait olsun. Annemi babamı coğrafyamı seçemedim habersiz götürüleceğim ara yerin hakimi olmam mümkün olabilir mi? İman budur işte, bunun bilincinde olmak..

Bu bize hem Kuran-ı Kerim’de hemde sahih hadislerde böyle öğretildiği halde Efendimiz (Aleyhisselam) bir mübah iş yaparken istihare yapın buyuruyor. İstiharenin sebebi ise zaten belli olan bir şeyde içimizde sıkıntıları gidermektir. Kaderi özümseme eğitimi veriyor efendimiz. Sizden aşağıdakilere bakın rahat edersiniz diyor.

İman etmekle bitmiyor mesele. Bunaldığınız zaman Allah’ın yazdığı rolü oynamanın rahatlığını hissediyor musunuz? Özel uçağın var, lüks bir evin, hizmetçilerin var ise elbette kadere iman edersin. Ne güzel kader, ne güzel Allah.. Bunlar gittiğinde, bir kibrit çöpü ile hiç varolmamış gibi yok olduğunda dünkü Allah bugünkü Allahsa eğer sıkıntı yok demektir. Bunun içindir ki, hadis-i şerifte “Kadere iman, gam ve kederi giderir.” (Kenzu'l-Ummal, h.no:481) diye ifade edilmiştir. Demek ki, “kadere iman eden kederden kurtulur.”

Ağacı yaprağının rüzgar karşısında sallanması gibi kaderin önünde sallanıyoruz. İster ağaçta kalalım ister yere düşelim. Evren, dünya ve insanlık yaratılmadan (evrenden 50000 yıl önce (hadis imamı müslim ) ilk insanda son insana kadar ilk ağaçtan son ağaca kadar ne olacaksa Allah bunları Levhi mahfuz denen bir yere yazdı. Bu nasıl bir yazı, kaç günde yazıldı bunlar sorulmaz. Kader budur. Bugün tırnağında küçük bir yara çıkan insanın o yarası levhi mahfuz kayıtlarında var. Benim yazdığım bu cümleler, kelimeleri kullanışım, cevap vermem levhi mahfuzda kayıtlı.

Bir kafir böyle yaşayıp böyle ölünce bu yazılı olan şey ortaya çıkar. Bir baba ile anne birleşip çocuk annenin rahmine düştüğünde ve 40. günün gecesinde Allah bir melek gönderir ve o çocuğu (cenin) geleceği ile ilgili kaderi yazılır. Daha basit ifade ile levhi mahfuzdaki dosyalardan alınıp alnına yazılıyor. Her şeyi yazılıyor, o çocuk doğup büyüyor ibadetler yapıyor mümin olarak yaşıyor, eğer kaderde ise kafir öleceği sonunda kafir olur ve ahirete küfür ile gider. 80 sene mümin olarak yaşasa bile.! Aynı şey ters tarafından da bakıldığında böyledir. İnsanlar bunu kendi kapasitelerine göre düşünüp bu adamın suçu ne diğeri neden bedavadan cennete girdi diye düşünüyor.

Bunlar bilmek kelimesinden kaynaklanıyor. “ben çok şey biliyorum”  bütün gördüklerimiz somut şeyler (görmek,koklamak)  insan duyu organlarının esiri olarak görür bilir veya bilemez.  Allah olanları, olmayanları, olacakları, senin gördüğünü ve görmediğini biliyor. Allah olmuş, kayıda geçmiş şeyleri değil olduğunda nasıl olacağı belli olan şeyleri biliyor. Karışık oldu biliyorum ama şöyle daha basit bir izahı var Allah benim hayvanlardan korktuğumu biliyor, beş yıl önce bir köpek tarafından kovalandığımı ve korkumun buradan geldiğini de biliyor. Allah benim bir köpekle aynı mekanda yalnız kaldığımda ne yapacağımı biliyor, Allah bana bir köpek saldırdığında zaten köpeğe gerek kalmadan benim kalp krizi geçirip öleceğimi de biliyor J Şaka bir yana bu konu ile alakalı bir yazım daha vardı az sonra onu da reblog yapacağım vaktiniz varsa okumanızı öneririm.

Allah her şeyi biliyor dedik ya bunun için işte diyor ki 200 sene de ibadet etse bu adamın gidişi cehennemlik bir gidiş. Bu sebeple diyor ki bu adam cehennemlik ölecek. Şimdi biz kalkıp Allah yazdığı için bu adam cehenneme gitti de diyebiliriz, Allah cehenneme gideceğini bildiği için yazdı da diyebiliriz. Bu ikisi arasında kadere iman farkı var. Nasıl bakıyorsan öyle görürsün. Bu bahane ise yalnızca seni teselli eder. Bilmek kelimesini bizim bilgimizle ölçtüğümüz sürece kadere iman etmek mümkün değil. Öyle bakınca bilmek zulüm olur. Biz bilmiyor tahmin ediyoruz halbuki Allah yüzde yüz biliyor. Allahı kullarından veya muhlukattan birine benzeterek hata yapıyorız. Biz beynimiz sayesinde düşünüyoruz. Bu beynin fonksiyonlarını sağlayan damarlardan birinde hafif bir pıhtılaşma olsa doktor hanımlar var burada açıklasınlar neler olur. Bir kilo et parçası bizim bildiklerimiz. Allahı böyle düşündüğümüz an yandık demektir. O vakit değil kaderi, kainatı bile nasıl yarattığını anlayamaz maymun yarattı dersin. Kadere imanın en önemli tarafı müminin Allahın bilgisi ile ilgili boyutu tasarlamasıdır. Levhi mahfuzu bilgisayar hafızasına benzetemezsiniz. Milyonlarca insanı 11 haneli rakamlara sığdırıp bu rakamlarla ödediği vergilere kadar kayıt altında tutan bir sistemi incelediğinde defter boyutu kadar dahi etmeyecek sistemlerde saklandığını görürsünüz. Allahı ise bu tarz aciz şeylerle düşünmek, kıyaslamak, benzetmek asla doğru değildir. .

Biz Allah’ı ve Allah’a ait olan şeyleri (levhi mahfuz- kader vs.) ilahi boyutlarda düşünmeden yada düşünmeye çalışmadan kaderi de imanı da idrak edemeyiz kardeşim. Bu tip basit benzetmeler imanımızın kökleşmesini engeller. Allahın zatını yada yazdıklarını beşer olan hiçbir şeye benzetemezsin.

1.       Allahın bilgisinin bizim bilgimizle uzaktan veya yakından hiçbir bağlantısı olamaz. Allahın yaratılmasına milyonlaraca sene olan kaderi bizim gördüklerimizden daha kesindir ve daha güçlüdür.

2.       Biz bir şeyler isteriz ama bu şeyi yapmak için elimizden çok şey gelmez.  O bir şeyi yapmayı murad ettiğinde defahatle tasarlamasına gerek yok. Ne diyor Yasin suresinde “Kun fe ye kun” yapma kapasitesi ol demekle olan allah ile bir bina yapmak için bile defahatle izinler alan birinin kapasitesi haşa aynı olabilir mi? Bizim isteklerimiz, o kaderin izin verdiği kadardır.

Peki kıyamet gününde kullar diyebilirler mi ki yazdın da biz kafir olduk yazmasaydın?

Diyemezler.

Çünkü kader gaiptir. Sen kaderini biliyor musun? Nasıl yaşayacağını, ne kadar yaşayacağını biliyor musun? Efendimiz bile biliyor muydu kaderden bir şey. Allah kaderini gizli tutmuştur. Herkes son nefesini verirken kaderini öğrenecek. Bilmediğin bir şey için bahane uydurabilir misin.?

Kuranı kerim dünyevi ve uhrevi açıdan kullara çift yönlü kapasite verildiğini buyuruyor. Peygamber peşinden gitme kapasitesi de var ebu cehil yolundan gitme kapasitesi de,  güzel konuşma kapasitesi de var çirkin sözler söyleme kapasitesi de ve ahlaklı olma kapasitesi de var ahlaksız olma kapasitesi de.. Bunlar insana sunulduktan sonra insan internetten kopamadığı için, arkadaşını bırakamadığı için, uykusundan fedakarlık yapamadığı için , kısa menfaatlerinden kopamadığı için cehennemlik olsa veya sefil bir dünya hayatı yaşasa itiraz hakkı yoktur. Neden?  ‘Araplar müslüman olurken kolay oluyor ama Türklerin müslüman olması çok zor, standartlarına uymuyor’ şartı olsaydı evet ama böyle bir şart yok. Uygulanabilir kapasitede bir kuranı kerim gönderdi. Yaşanılabilir ve uygulanabilir bir kuranı kerim bir din gönderdiği için bunu kimsenin insiyatfine bırakmadı Allah..

Bir insanın kaderinde zenginlik varsa taşı tutsa altın olur. Diğerinin kaderinde yoksa altın bulsa hayrını görmez. Diyebilir mi ki ben neden zengin olamıyorum? Diyemez. Neden? Çünkü ne zenginlik fakirlikten iyidir ne de fakirlik zenginlikten. Her ikisi de dünya hayatında biçilen bir roldür. Zenginlik sizin gözünüze güzel görünürken ahirette ateştan bir gömlek olarak sırtınıza da yapışabilir. Hayat 70 yıldan mı ibaret sonsuzluktan mı? Bizim takılmamız gereken konu bu. Eğer hayat 70 yılsa evet bravo zengine, eğer hayat ahirette sonsuzlukla devam edecekse ne zengin ne de fakire bravo. Sadece dünya gözü ile bakarsan fakir olunca sana zulmedildi zannersin..

Kader asla değişmez. Ancak Allah kaderi esnek yazar nasıl?

Efendimiz ne diyor, “Ömrünün uzamasını isteyen sıla-i rahim yapsın” (3263 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 
"Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.”)
Allah ne yazıyor. Bu kul peygamberinin tavsiyesine uyup akrabasını gözetirse ömrü şu kadardır, bu tavsiyeyi görmezden gelirse ömrü bu kadardır.

Evet hastalığı kaldırır mı? Evet.. Bu kula hastalık yaz eğer bu hastalık sebebiyle rabbine sığınabilirse şifa bulsun. Neticede zaten kul bu hastalıktan kurtulmak için dua etmeyecek diye belirtiliyor. Dua ederse kurtulacak, etmezse kurtulmayacak ama etmeyecek.

Hayvanlar,ağaçlar ve diğer canlılar için bu imkanlar yok. Biz insanız. Allahın kaderine iman eden daha onurlu işler yapar. Ölümden korkmaz, fakirlikten korkmaz, zulmün karşısında bas bas bağırır. Kadere iman etmek bir güçtür. Allahı arkanda bilmektir. Kadere iman eden kendini yıpratmaz, hastalıktan bile lezzet alır. Mümin kadere iman eder, bilir ki rabbim bana 10 nefes daha yazsa kimse bu nefesi elimden alamaz. Çokça dua edelim. Hastalara, mazlumlara, islam alemine herşeye çokça dua edelim.

“ Duvar… Zulmün en somut şekli.Bir milleti paramparça eden, şehirleri birbirinden koparan, akrabaları dağıtan, aileyi bitiren duvar.. Özlemler, hasretler, ayrılıklar biriktiren duvarlar. Filistinlilerin özlemlerini renk renk, çizgi çizgi işledikleri duvar. Duvar resimleri bize bir şeyi fısıldar; İman etmek, ümit etmek demektir.Ümit etmek, vazgeçmemek.
Vazgeçmemek, direnmek ! ”

youtube

Ne kaderime küstüm ne devletime !Çünkü inanmak iman etmek varsa birşeye bedel neyse katlanıp,Yarabbi kahrın da hoş lütfun da dedik.

MUHSİN YAZICIOĞLU

Selam olsun o yiğide…Rahmetle Anıyoruz…

“Aşk”
Bilinmez şeytan mı melek mi?
yolu O'nunla bir kez kesişen binbir türlü cefasına rağmen eminim O'nun için melek der,
Öyle bir melek ki varlığını hissettirdiği anda birden ortalıktan sıvışan,ardında böyle ahududulu,çilekli rayiha bırakan nazlı bir melek…
yoktur ama artık adın kadar eminsindir varlığından..
Allah'a iman etmek gibi biraz da, inanırsın Varlığına fakat layığıyla ifade edemezsin,
seversin fakat hissettiğini anlatamazsın..
Kimbilir
“Aşk” belki
“İman” hissini anlamamız için yaratılmıştır..

anonymous asked:

Selamın aleyküm Yante kadere inanmak,kader ne gibi kavramlar,neden imanın şartı tam olarak kavrayamıyorum bana yardımcı olabilir misin lütfen🙏

1-Allaha iman etmek demek otomatik olarak diğer iman esaslarını da beraberinde getirir.
2-Allah’a iman eden bir insanın O’nun meleklerine indirdiği kitaplara, peygamberlerine, vaadettiği ahiretine, kaderine ve kazasına iman etmesi kadar doğal ve güzel ve imanını koruma altına alan bir şey olamaz. Bu esasları gereği gibi iman edip, hayatımızı bu esaslara göre düzenlediğimizde bir şeylerin güzelleştiğini görebiliyoruz. Çünkü bu 6 esas doğurgandır ve hayatın her köşesinde hemen yıkılabilen biz kullar için dayanılabilecek yeni dayanaklar, esaslar doğrurur bizler için. Bu doğurgan esaslardan biri de kadere ve kazaya imandır.
aynı şekilde mesela islam’ın 5 şartı da temeldir bizim için ama bu 5 şart da doğurgandır. misal namaz kılmak kötülüklerden aşırılıklardan her türlü pislikten uzak durmayı, zikri, fikri, teslimiyeti, hürriyet bilincini doğurur. oruç tutmak zabtı, raptı, kalbî dolgunlugu, ruhî enginliği, şuuru, huzuru, bereketi doğurur gibi. 
3-Allaha iman ediyor isek O’nu kendisini bize tanıttığı şekilde tanımalı bilmeli ve sevmeliyiz. O’nun, yaratanımız (Hâlik), terbiye edenimiz (Rabb), gözetenimiz (Mevlâ) olduğunu da kabul ediyoruz ve bunlara iman ediyoruz. bunları kabul ettiğimiz gibi O’nun bizim bilemediklerimiz de dahil olmak üzere her şeyi bilen (Alimul gayb) olduğuna, bizim gücümüzün yetmediği dahil her şeye gücü yeten (Kâdir) olduğuna iman ediyoruz.

bu bağlamda klasik kader tanımı ve kaza tanımını ele alalım. 
Kader Allah’ın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.
Kaza ise, kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.”

kadere iman etmenin iman için önemi nedir? kadere iman etmemiz kul olarak aciz ve sınırlı olduğumuzu, Allah’ın bilgisinin bizden üstün ve doğal olarak sonsuz, sınırsız ezeli ve ebedi olduğunu kabul etmemizdir. (bizimle aynı bilgi alanına sahip olan bizim bildiğimiz kadarını bilen yarını bizimle birlikte merakla bekleyen bir Rabbe inanır güvenir miydik?) örnek biz sadece gördüğümüzü duyduğumuzu bilirken Allah için böyle bir sınır söz konusu edilemez. görüneni ve görünmeyeni gizliyi ve açığı bilen O’dur.

bunun günlük hayata yansımasına bi örnek verelim. çok istediğimiz bizim için süper harika uuu beybi olan bi şey gerçekleşmedi diyelim, bunun için çok çaba sarf ettik, acayip de dua ettik, hatta yetmedi kendimiz için dua istedik herkeslerden. fakat bu istediğimiz olmadı. gözlerimizle görüyoruz. bu olsa her şey çok güzel olacak. görünen bu bize. “Allahım niye olmadı? hani niye? dua edince hani olucaktı??? hani istediğimi vericektin? hani sen duaları kabul edendin hani?!!! çalıştım da hem. alnımın terini de akıttım. niye olmadı?” diyecek olursak bu tavrı takınırsak arka planda bizim bilmediğimiz ve göremediğimiz bir şeyler olduğunu ve bunu yalnızca Allah’ın bildiğini (kader) unutmuş oluruz. çırpındıkça çırpınır, Allah’a kızar, O’nun kudretine dil uzatmış oluruz bu fevri hareketlerimizle. halbuki biz yukarda ne güzel iman etmiştik kadere ve kazaya Allah’ın alim ve kadir oluşuna. neden teslim olmadık Allah’ın isteğimizi yaratmayışına. neden tevekkül etmedik? çok istiyorsak tevekkül edip tekrar çalışabilirdik. niçin fiilimize yansımadı. neden yaşarken düşünmüyoruz Rabbimizi. bak imanımıza zarar gelmek üzere. aklımızı başımıza devşirip, irademizi elimize alıp yeniden yola koyulacağız. kukla değiliz, bize istediğimizi yapma hakkını ve bunlardan doğacak sorumluluklarımızı Allah hatırlatmış bize. kadere imanı gönlümüze koyup, çabamızı göstermeye devam edeceğiz. ha Allah’a isyan yolunu tutmak da serbest. ama bu noktada iman kalır mı bi oturup düşünmek lazım.

kehf 23 (mealen): “De ki: ‘Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin’… 

ben aklım yettiğince klavyem tıkırdadığınca anlatmaya çalıştım, eksikliklerim, sürç-ü klavyem olduysa affola. en doğrusunu Allah bilir. hem ezeli hem ebedi bilir. bak yine kadere iman. 



-selamÜn aleyküm
-ve aleyküm selam.

Elhamdülillah…
Bizleri yolundan ayırma bizlere bu acıyı ve azabı yaşatma, bizim senden başka kapımız yok senden başka mabudumuz yok ki kime gidelim kimden af dileyelim kime kulluk edelim…
Bizleri yolunda baki eyle ya Rabb.

anonymous asked:

İnsanlar neden Allah yokmuş gibi yaşıyorlar? Neden bir insan Müslümanca yaşamıyor? Müslüman demek başka Müslümanım demek başka.

‘Allah'ı tam manası ile tanımamamızdan ‘mütevellid olsa gerek . Yani İmanlarımızın her an takviyeye ihtiyacı var . ‘İnsanlar’ derken biz de o güruha dahil olabiliyoruz çoğu zaman . 'Allah'ın gördüğünü unutup razı olmadığı halleri alıyoruz . O yüzden 'müslümanım ’ diyen herkesin Allah'ı tanıma iştiyakı olması lazım . Tanımak nasıl olacak pekl ? Risale-i Nur'da çok hoşuma giden bir kısım var bu konu ile alakadar ;

“O'na iman etmek: Kur'an-ı Azîmüşşan'ın ders verdiği gibi, o Hâlık'ı sıfatları ile, isimleri ile umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tövbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir. ” Emirdağ Lahikası

“Rabbim bizlere tahkiki iman İhsan etsin ”

Nietzsche ve Babaannem

Nietzsche felsefeciydi. Babaannemse yalnızca bu gezegende yaşayan biri. İlla ki bir etiket vermek gerekirse, ev hanımı. 

Nietzsche, üniversitede ders verirdi. Babaannem, okuma yazma bilmezdi. Hayatında hiç okul yüzü görmemişti. 

Çok tanınmış biriydi Nietzsche; bütün Avrupa ondan hayranlıkla bahsederdi.Babaannemse yalnızca kendi köyünde tanındı. 

Nietzsche ve babaannem, aynı gezegenin misafiri oldular. İkisi de, bir anne ve babadan dünyaya geldiler. Aynı donanımlara sahiptiler. Ne Nietzsche’nin fazlası vardı, ne babaannemin eksiği. 

İkisinin de bir karar vermesi gerekiyordu. Tercih etmedikleri bir dünyada, yaşamlarını sonsuza dek etkileyecek bir ‘tercih’te bulunmalıydılar. İşte o karar aşamasında yolları birbirinden ayrıldı. Aynı gezegenin iki yolcusu, iki ayrı yöne gitti. Nietzsche kolay olanı seçti, babaannemse zor yolu. 

Hayatı seçen biz değilsek, yaşamamız için bize verilen şeylerin sahibi de biz olamazdık. Babaannem, kendinden vazgeçmişti. Nasıl yaşaması gerektiği konusunda kendi başına bir fikri yoktu. Bu onun meselesi değildi, nasıl yaşaması gerektiğini Yaratıcısı belirleyecekti.

Kızgın güneşin altında saatlerce çalışırdı. Susadığında, gölgede duran testiye yönelir, ama suyu hemen içmezdi. Önce duygularını tartardı.Susuzluğu iyice duyumsamak isterdi. Suya muhtaç olarak yaratılmaktan hoşnutluk duyardı. Acizliğin içinde bir güvenlik duygusu bulup çıkarırdı.

Muhtaçlık onu ürkütmezdi. Aksine, muhtaç olmak onun için güvenli bir liman gibiydi; bir sığınaktı.

Babaannem okuma-yazma bilmezdi. Hiç okula gitmemişti. Ama çok iyi bir “okuyucu”ydu. Toprağı, suyu, gökyüzünü, bitkileri çok iyi okur, onlardan derin anlamlar çıkarır, varoluşuyla bunlar arasında kuvvetli bağlar kurardı. Çoğu zaman yaratıcısıyla meşguldü.

Geçmişten gelen hüzünle yaşamazdı. Yaşanan herşeyin bir anlamı olduğunu anlatırdı bize. “Gelecek daha gelmedi” diyerek gelmemiş gelecekten gam ve hüzün duymazdı. “Yaşanacak herşeyin bir hikmeti vardır.” derdi.

Dışarıdan bakıldığında inanmak gerçekten kolay görünüyordu. Oysa iman etmek, gerçek bir sınavdan geçmektir. İman, sürekli bir mücadele içinde olmak demektir. Babaannem zor olanı seçmişti.  

Nietzsche de, babaannem de yokken yeryüzüne gönderildiler. Burada yaşadılar. Burada öldüler. Onlara düşen, sadece bir tercihte bulunmaktı. Bizim onlardan tek farkımız var. Hâlâ sınanmaya devam ediyoruz. Hâlâ tercihler yapıyoruz…

- Mustafa ULUSOY