iman etmek

Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘i işittim, şu ayeti okuyordu: “De ki: "Ey kendilerinin aleyhinde (günahda) haddi aşanlar, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları affeder…” (Zümer, 53).

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayetin sonuna, “(kim ne işlemiş olursa olsun) aldırmadan” lafzını ekledi.

  • Kaynak : Tirmizi, Tefsir, Zümer, (3236)

Beş buçuk yıl hücrede kaldım,
Günlerce gözümüz açılmadan cereyana verilip İşkence gördük.
Sonuçta dediler ki bize sizin hiç suçunuz yok çıkın.

Ne kaderime küstüm ne devlete küstüm.
Çünkü inanmak iman etmek varsa birşeye,bedel neyse onada katlanılır.
YARABBİ Kahrında Hoş Lütfunda Hoş Dedik ….


Cezaevinden cansız bir hatıra…

Şehid Lider Muhsin Yazıcıoğlu
TASAVVUFTA 4 KAPI VARDIR VE HER KAPININ 10 MAKAMI VARDIR

1- Şeriat kapısı

2- Tarikat Kapısı

3- Marifet Kapısı

4- Hakikat Kapısı

Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.

Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş;
“Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatırmısınız?
Mevlana:
"Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışanan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasına dönmüş ve daha kuvvetli bir  tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış.Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.  Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına  devam etmiş.  

Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana;

“işte sana istediğin örnekler….

- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam  tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
"Sana kötülük yapana bile iyilik yap”.Onun için döndü, oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye  merakından şöyle bir dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.  Onun için dönüp bakmadı bile…

Tasavvufta her kapının on makamı vardır.

1) Şeriat kapısının makamları:

1. İman etmek,
2. İlim öğrenmek,
3. İbadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydalı olmak,
6. Çevreye zarar vermemek,
7. Peygamberimizin emirlerine uymak,
8. Şefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz işlerden sakınmak.


2) Tarikat kapısının makamları

1. Tövbe etmek,
2. Mürşidin öğütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. İyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksızlıktan korkmak,
7. Ümitsizlğe düşmemek,
8. İbret almak,
9. Nimet dağıtmak ve
10.Özünü fakir görmek


3) Marifet kapısının makamları

1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlık,
4. Sabır ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. İlim,
8. Hoşgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.


4) Hakikat kapısının makamları

1. Alçakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayıbını görmemek,
3. Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek,
4. Allah’in her yarattığını sevmek,
5. Tüm insanları bir görmek,
6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek,
7. Gerceği gizlememek,
8. Manayı bilmek,
9. İlahi sırrı öğrenmek ve
10.İlahi varlığa ulaşmak

Bir insan Allah’ın kader emrini,  iman olarak benimsemedikçe mümin olması mümkün değildir. İman üzerine ölmenin şartlarından biri kadere iman etmektir. Allahın zatı dışında her ne varsa aklınıza gelen - bir ağacın yaprağının yaratılmasına, bir tırtılın kelebek oluncaya kadar her şey-  Allahın yazmış olduğu şey doğrultusunda ortaya çıkmaktaıdır.

Kuran- Kerim’de ondan fazla ayette Allah yaptığı her şeyi kader adını verdiği bir plan dahilinde yaptığını buyuruyor.

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin) - Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık. ( KAMER Suresi 49. ayet meali )

Kader müslümanın tembelliğinin özrü, kabahatlerinin kılıfı olamaz. Kader bizim dışımızda yazılmıştır, biz kulluğumuzu icra etmek için kaderin önünde bu oyunu oynuyoruz. Kadere iman emevilerin, abasilerin, Ebu Hanefinin veya diyanet işleri başkanlarının emri ile dine eklenmiş bir şey değildir.

Efendimiz kulun kadere imanı gerçekleşmeden Allaha olan imanı da gerçekleşmeyeceğini vurguluyor

Bu ümmetin kaderi sorgulayacağını da yine Efendimiz (Aleyhisselam) söylemiştir. Abdullah ibn Ömer’den  rivayet edildiğine göre kendisinin zamanında bir semptte müslümanlar kadere itiraz etme cesaretini göstermişlerdir.(Peygamber efendimize yakın bir dönem)

Rasulullah yine bir hadis-i şerifinde “Bir kul, hayrıyla, şerriyle kadere iman etmedikçe; kendisine (hayır veya şerden) isabet eden bir şeyin yanlışlıkla onu atlamasının mümkün olmadığını ve kendisini atlamış olan bir şeyin de yanlışlıkla ona isabet etmesinin imkânsız olduğunu bilmedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizî, Kader, 10).

Kuran-ı Kerim’de imanın şartlarını, namazın rekatlarını bir-iki diye saymıyor Allah-u Teala. Meleklere imanı da söylemiyor. Namazın zamanlarını veya cumanın saatini de belirtmiyor.Yani ayrıntı vermiyor. Eğer şu genelleme ile Kuran-ı Kerimde geçmiyor diyeceksek o halde namaz içinde bunu söyleyebiliriz. Biz efedimizin Kuran-ı  Kerim’i bizim pratiğimize nasıl döktüğüne bakıyoruz. Efendimizden Ashab-ı Kiram efendilerimiz, onlardan ise bizler öğreniyoruz. İşte bu vesile ile imanın şartları altıdır deyip sayabiliyoruz. Aksi taktirde imanın şartları herkese göre farklılık gösterirdi. Bu kurallar diyanet işleri başkanlığının koyduğu kurallar değiller. Kadere iman etmeyen mümin olamaz. Kadere iman etmekle de yorganın altına giren mağarasına çekilen insan olamayız. Bir insan kadere iman ediyorsa zengin  olacak yada güzel bir evlilik yapacak diyemeyiz. Kaderi hile olarak kullanma cüreti de kaderde yazılıdır. Allah kuluna zulmetmek için onlara cehennemi yazmamıştır. O insanların kendi nefsine zulüm edeceğini bildiği için yazmıştır.

Biz Allah’ın kularına mutlak adalet ve merhametle  yaklaştığını bliyoruz.

Efendimiz:  Güçlü mümin zayıf müminden hayırlıdır buyuruyor.

 Madem hastalık benim kaderim, o halde neden bu hastalığın çözüm yollarını arayayım, neden tedavi ile uğraşayım?

İşte bu gibi sorular sırf aklınıza ve yüreğinize kuşku düşürmek için kullanılmış cümlelerdir. Halbu ki o hastalığın tedavisini aramakta kaderde var.

Dertsizlik diyarı cennettir. Dünya dert diyarıdır. Dertsiz kalsan dert edinirsin burada dertsizliği. Sen iyi bir oyuncu ol. Mağlup rolü de oynasan galip rolü de oynasan sen rolünü iyi oyna bu kainat tiyatrodan ibaret zaten. Üç günlük dünyada sana düşen  hastahane köşelerinde hasta rolü oynamaksa ve  senin görevin bir ücret karşılığında bu rolü hakkıyla yapmaksa  o halde bunu yapacağım düşüncesiyle yaşa..

Zenginlik rolü verdiyse de şimarma.  Bu dünyada ne kadar duracağım bile belli değil. Benim vazifem, gelirken bana sorulmadı, giderkende sorulmayacak o halde başı benim değil sonu zaten benim olamaz aradaki mesafe de benim değildir diyebilmek.

Başında yokum sonunda yokum ortası neden bana ait olsun. Annemi babamı coğrafyamı seçemedim habersiz götürüleceğim ara yerin hakimi olmam mümkün olabilir mi? İman budur işte, bunun bilincinde olmak..

Bu bize hem Kuran-ı Kerim’de hemde sahih hadislerde böyle öğretildiği halde Efendimiz (Aleyhisselam) bir mübah iş yaparken istihare yapın buyuruyor. İstiharenin sebebi ise zaten belli olan bir şeyde içimizde sıkıntıları gidermektir. Kaderi özümseme eğitimi veriyor efendimiz. Sizden aşağıdakilere bakın rahat edersiniz diyor.

İman etmekle bitmiyor mesele. Bunaldığınız zaman Allah’ın yazdığı rolü oynamanın rahatlığını hissediyor musunuz? Özel uçağın var, lüks bir evin, hizmetçilerin var ise elbette kadere iman edersin. Ne güzel kader, ne güzel Allah.. Bunlar gittiğinde, bir kibrit çöpü ile hiç varolmamış gibi yok olduğunda dünkü Allah bugünkü Allahsa eğer sıkıntı yok demektir. Bunun içindir ki, hadis-i şerifte “Kadere iman, gam ve kederi giderir.” (Kenzu'l-Ummal, h.no:481) diye ifade edilmiştir. Demek ki, “kadere iman eden kederden kurtulur.”

Ağacı yaprağının rüzgar karşısında sallanması gibi kaderin önünde sallanıyoruz. İster ağaçta kalalım ister yere düşelim. Evren, dünya ve insanlık yaratılmadan (evrenden 50000 yıl önce (hadis imamı müslim ) ilk insanda son insana kadar ilk ağaçtan son ağaca kadar ne olacaksa Allah bunları Levhi mahfuz denen bir yere yazdı. Bu nasıl bir yazı, kaç günde yazıldı bunlar sorulmaz. Kader budur. Bugün tırnağında küçük bir yara çıkan insanın o yarası levhi mahfuz kayıtlarında var. Benim yazdığım bu cümleler, kelimeleri kullanışım, cevap vermem levhi mahfuzda kayıtlı.

Bir kafir böyle yaşayıp böyle ölünce bu yazılı olan şey ortaya çıkar. Bir baba ile anne birleşip çocuk annenin rahmine düştüğünde ve 40. günün gecesinde Allah bir melek gönderir ve o çocuğu (cenin) geleceği ile ilgili kaderi yazılır. Daha basit ifade ile levhi mahfuzdaki dosyalardan alınıp alnına yazılıyor. Her şeyi yazılıyor, o çocuk doğup büyüyor ibadetler yapıyor mümin olarak yaşıyor, eğer kaderde ise kafir öleceği sonunda kafir olur ve ahirete küfür ile gider. 80 sene mümin olarak yaşasa bile.! Aynı şey ters tarafından da bakıldığında böyledir. İnsanlar bunu kendi kapasitelerine göre düşünüp bu adamın suçu ne diğeri neden bedavadan cennete girdi diye düşünüyor.

Bunlar bilmek kelimesinden kaynaklanıyor. “ben çok şey biliyorum”  bütün gördüklerimiz somut şeyler (görmek,koklamak)  insan duyu organlarının esiri olarak görür bilir veya bilemez.  Allah olanları, olmayanları, olacakları, senin gördüğünü ve görmediğini biliyor. Allah olmuş, kayıda geçmiş şeyleri değil olduğunda nasıl olacağı belli olan şeyleri biliyor. Karışık oldu biliyorum ama şöyle daha basit bir izahı var Allah benim hayvanlardan korktuğumu biliyor, beş yıl önce bir köpek tarafından kovalandığımı ve korkumun buradan geldiğini de biliyor. Allah benim bir köpekle aynı mekanda yalnız kaldığımda ne yapacağımı biliyor, Allah bana bir köpek saldırdığında zaten köpeğe gerek kalmadan benim kalp krizi geçirip öleceğimi de biliyor J Şaka bir yana bu konu ile alakalı bir yazım daha vardı az sonra onu da reblog yapacağım vaktiniz varsa okumanızı öneririm.

Allah her şeyi biliyor dedik ya bunun için işte diyor ki 200 sene de ibadet etse bu adamın gidişi cehennemlik bir gidiş. Bu sebeple diyor ki bu adam cehennemlik ölecek. Şimdi biz kalkıp Allah yazdığı için bu adam cehenneme gitti de diyebiliriz, Allah cehenneme gideceğini bildiği için yazdı da diyebiliriz. Bu ikisi arasında kadere iman farkı var. Nasıl bakıyorsan öyle görürsün. Bu bahane ise yalnızca seni teselli eder. Bilmek kelimesini bizim bilgimizle ölçtüğümüz sürece kadere iman etmek mümkün değil. Öyle bakınca bilmek zulüm olur. Biz bilmiyor tahmin ediyoruz halbuki Allah yüzde yüz biliyor. Allahı kullarından veya muhlukattan birine benzeterek hata yapıyorız. Biz beynimiz sayesinde düşünüyoruz. Bu beynin fonksiyonlarını sağlayan damarlardan birinde hafif bir pıhtılaşma olsa doktor hanımlar var burada açıklasınlar neler olur. Bir kilo et parçası bizim bildiklerimiz. Allahı böyle düşündüğümüz an yandık demektir. O vakit değil kaderi, kainatı bile nasıl yarattığını anlayamaz maymun yarattı dersin. Kadere imanın en önemli tarafı müminin Allahın bilgisi ile ilgili boyutu tasarlamasıdır. Levhi mahfuzu bilgisayar hafızasına benzetemezsiniz. Milyonlarca insanı 11 haneli rakamlara sığdırıp bu rakamlarla ödediği vergilere kadar kayıt altında tutan bir sistemi incelediğinde defter boyutu kadar dahi etmeyecek sistemlerde saklandığını görürsünüz. Allahı ise bu tarz aciz şeylerle düşünmek, kıyaslamak, benzetmek asla doğru değildir. .

Biz Allah’ı ve Allah’a ait olan şeyleri (levhi mahfuz- kader vs.) ilahi boyutlarda düşünmeden yada düşünmeye çalışmadan kaderi de imanı da idrak edemeyiz kardeşim. Bu tip basit benzetmeler imanımızın kökleşmesini engeller. Allahın zatını yada yazdıklarını beşer olan hiçbir şeye benzetemezsin.

1.       Allahın bilgisinin bizim bilgimizle uzaktan veya yakından hiçbir bağlantısı olamaz. Allahın yaratılmasına milyonlaraca sene olan kaderi bizim gördüklerimizden daha kesindir ve daha güçlüdür.

2.       Biz bir şeyler isteriz ama bu şeyi yapmak için elimizden çok şey gelmez.  O bir şeyi yapmayı murad ettiğinde defahatle tasarlamasına gerek yok. Ne diyor Yasin suresinde “Kun fe ye kun” yapma kapasitesi ol demekle olan allah ile bir bina yapmak için bile defahatle izinler alan birinin kapasitesi haşa aynı olabilir mi? Bizim isteklerimiz, o kaderin izin verdiği kadardır.

Peki kıyamet gününde kullar diyebilirler mi ki yazdın da biz kafir olduk yazmasaydın?

Diyemezler.

Çünkü kader gaiptir. Sen kaderini biliyor musun? Nasıl yaşayacağını, ne kadar yaşayacağını biliyor musun? Efendimiz bile biliyor muydu kaderden bir şey. Allah kaderini gizli tutmuştur. Herkes son nefesini verirken kaderini öğrenecek. Bilmediğin bir şey için bahane uydurabilir misin.?

Kuranı kerim dünyevi ve uhrevi açıdan kullara çift yönlü kapasite verildiğini buyuruyor. Peygamber peşinden gitme kapasitesi de var ebu cehil yolundan gitme kapasitesi de,  güzel konuşma kapasitesi de var çirkin sözler söyleme kapasitesi de ve ahlaklı olma kapasitesi de var ahlaksız olma kapasitesi de.. Bunlar insana sunulduktan sonra insan internetten kopamadığı için, arkadaşını bırakamadığı için, uykusundan fedakarlık yapamadığı için , kısa menfaatlerinden kopamadığı için cehennemlik olsa veya sefil bir dünya hayatı yaşasa itiraz hakkı yoktur. Neden?  ‘Araplar müslüman olurken kolay oluyor ama Türklerin müslüman olması çok zor, standartlarına uymuyor’ şartı olsaydı evet ama böyle bir şart yok. Uygulanabilir kapasitede bir kuranı kerim gönderdi. Yaşanılabilir ve uygulanabilir bir kuranı kerim bir din gönderdiği için bunu kimsenin insiyatfine bırakmadı Allah..

Bir insanın kaderinde zenginlik varsa taşı tutsa altın olur. Diğerinin kaderinde yoksa altın bulsa hayrını görmez. Diyebilir mi ki ben neden zengin olamıyorum? Diyemez. Neden? Çünkü ne zenginlik fakirlikten iyidir ne de fakirlik zenginlikten. Her ikisi de dünya hayatında biçilen bir roldür. Zenginlik sizin gözünüze güzel görünürken ahirette ateştan bir gömlek olarak sırtınıza da yapışabilir. Hayat 70 yıldan mı ibaret sonsuzluktan mı? Bizim takılmamız gereken konu bu. Eğer hayat 70 yılsa evet bravo zengine, eğer hayat ahirette sonsuzlukla devam edecekse ne zengin ne de fakire bravo. Sadece dünya gözü ile bakarsan fakir olunca sana zulmedildi zannersin..

Kader asla değişmez. Ancak Allah kaderi esnek yazar nasıl?

Efendimiz ne diyor, “Ömrünün uzamasını isteyen sıla-i rahim yapsın” (3263 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: 
"Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.”)
Allah ne yazıyor. Bu kul peygamberinin tavsiyesine uyup akrabasını gözetirse ömrü şu kadardır, bu tavsiyeyi görmezden gelirse ömrü bu kadardır.

Evet hastalığı kaldırır mı? Evet.. Bu kula hastalık yaz eğer bu hastalık sebebiyle rabbine sığınabilirse şifa bulsun. Neticede zaten kul bu hastalıktan kurtulmak için dua etmeyecek diye belirtiliyor. Dua ederse kurtulacak, etmezse kurtulmayacak ama etmeyecek.

Hayvanlar,ağaçlar ve diğer canlılar için bu imkanlar yok. Biz insanız. Allahın kaderine iman eden daha onurlu işler yapar. Ölümden korkmaz, fakirlikten korkmaz, zulmün karşısında bas bas bağırır. Kadere iman etmek bir güçtür. Allahı arkanda bilmektir. Kadere iman eden kendini yıpratmaz, hastalıktan bile lezzet alır. Mümin kadere iman eder, bilir ki rabbim bana 10 nefes daha yazsa kimse bu nefesi elimden alamaz. Çokça dua edelim. Hastalara, mazlumlara, islam alemine herşeye çokça dua edelim.

Bu bir savaş değil!

Bu ne ilk, ne son..

Fazlasıyla siyasete gömülü ve endeksli yaşıyoruz. Siyasi kavgayı varlığımızın en önemli rüknü haline getirmek, hayatın ruhumuzda açtığı yaralara merhem olup bizi iyileştirmeyecektir. Aksine taraflaşmaya ve kamplaşmaya istemeyerek de olsa kapı aralayacak bu kutuplaşma beraberinde saldırganlığı, düşmanlığı ve nihayetinde de yok etme arzusunu getirerek bizi güzel olandan adım adım uzaklaştıracaktır.

Partilere yahut parti liderlerine iman etmek için dünyaya gelmedik. Allah şahittir, bunu birçok defa dile getiren, geçiciliğini ve acziyetini hatırlatan liderler de var, şükür. Fakat her ne hikmetse bu sözleri arzu ettiğimiz karşılığı bulup insanlara bir gün ölecekleri gerçeğini hatırlatmıyor.

Siyaseti iyi bir dünya düzeni kurmak için araç olarak kullanmak yerine, siyasi parti ideolojilerini bizatihi iyi bir dünyanın kendisi zannedebiliyoruz. Bu rüyadan uyanıp ortak bir zeminde buluşamadıkça kavgalarımız ve kırgınlıklarımız da kalplerimizi oymaya devam edecektir.

Kim olduğumuzun unutturulmaya çalışıldığı bu naylon dünya düzeninde kudretli ve mübarek bir toprak parçasına sahip olduğumuzu, sadece yaşayanlarımızla değil aynı zamanda ölülerimizle beraber de bir millet olduğumuzu akıldan çıkartmadan söyleyelim: Türkiye Cumhuriyeti tahayyül ettiğimiz ölçülerden ve anlamlardan daha büyük bir devlettir. Bugüne kadar binlerce badire atlatmış, binlerce hainlikle baş başa kalmış ve netice itibariyle sancağını bir gün bile yere düşürmemiş bu aziz devlet, bu günden sonra da birlik ve beraberlik içinde yaşamaya devam edecektir. Yapılacak bu referandum ne ilk ne de sondur, bunu bir hayatta kalma mücadelesi olarak görmek, büyük bir harp olarak milletimizin önüne sürmenin düşmanlıktan başka getireceği bir şey yoktur.

Evet, biz kardeşiz.

Milleti bir arada tutan şey, o milletin anlamlar dünyasının bir arada oluşudur. Bu anlamlar dünyasını; sağ-sol, Sünni-Alevi, Türk-Kürt, laik-dindar gibi kategorilere ayırıp sinir uçlarımızı kaşıyarak anlamlar dünyamızı yıllardır baltalamaya ve bizleri güçlü dalları budanmış bir ağaca çevirmek istiyorlar. Tekrarlamakta fayda var: Başaramadılar ve başaramayacaklar! 15 Temmuz gecesi Taksim Meydanı'nda FETÖ'cü teröristlere karşı sarhoş haliyle saatlerce karşı duran, bayrak sallayan ve referandumda hayır oyu kullanacak Beyoğlu'nun delikanlıları da, Boğaziçi Köprüsü'nde 66 yaşında protez bacağıyla FETÖ'cü hainlerin mermilerine karşı sarığıyla, koltuk değnekleriyle koşan yoluna kurban olduğum Hacı Akkaya da bu vatanın öz be öz evladıdır. Bizler aynı evin aynı yurdun çocuklarıyız; kimimiz haylaz, kimimiz dağınık, kimimiz dindar, kimimiz çalışkan, kimimiz kumarbaz, kimimiz âlim, kimimiz zalim… Ama biz bu eve aitiz; günahlarımızla, sevaplarımızla, hatalarımızla, kusurlarımızla. Yeri gelecek kavga edeceğiz, kalp kıracağız, öğüt vereceğiz, günah işleyeceğiz, birbirimiz için dua edeceğiz ama asla evimizi, yuvamızı, milletimizi terk etmeyeceğiz, bizi bir arada tutan ‘Büyük Türkiye’ rüyasından asla uyanmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Ne 'evet'te ne de 'hayır'da….

Gökhan Ergür 

(Alıntı yapılmıştır)

anonymous asked:

Içime oturmayan bir şeyler var. Çok fazla eksik. Şüpheler, sorular, yanılgılar... anlam arıyorum galiba. Işin içinden çıkamıyorum. Bir yanım Allah'a sığınmak isterken bir yanım şüphelerle dolu. Bir yanım inançlı bir yanım inançsız. Bu araftan çıkamıyorum. Bir kuyu var içine düştüm ve elimi nereye uzatacağımı bilmiyorum. Karar veremiyorum, neyim ben. Neye inanıyor ya da inanmıyorum. Ruhuma iki kisi sahip sanki ve ikisi de birbirinden zıt yönlere gitmekte inatci. Oradan oraya savruluyorum.

insan kelimesinin kökü nisyan diyorlar. bence aramak olsa daha bi yakışırdı. çünkü insan en çok arayandır, kendini, Rabb’ini, rehberini (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgiyi, güveni, huzuru, tokluğu, mutluluğu, yarini, ait olduğu yerini, annesini babasını, teyzesini halasını, çorabının tekini, küpesini, yüzüğünü, saatini, yerinde yeller eseni, bazen de belasını çoğu zaman da belasını maalesef belasını, boş ve dolu zamanlar fark etmeksizin belasını arayandır. ve ne derler bilirsin dostum. arayan bulur, Mevlasını da belasını da. neyi bulduğu neyi aradığına bağlı çoğu zaman. bazen arar bulur fakat umduğu bu değildir. bazen bulur, bulup da bunar. yani insan acayip komik, acayip trajik bir arama filmi çeker hayatı boyunca. filmin yönetmeni de baş rolü de kendisidir. bazen kendi filminde kendini figüran ilan edip boş verir kendini insan, aslında yaşayan kendisi değilmiş, olayların tam ortasında kendisi yokmuş da hayatın kıyısından geçiyormuş gibi davranır. tuhaftır yani insan. 

bu oyunlar oynaşlar içinde durup bi kendini izleyen kendini bulmak ister. yetinmez. gedikler vardır ruhunda doldurmak ister bir şeylerle, eksikleri görür gözleri. neyle doldurayım?? der. anlam. (tık !!) mana. görünenin arkasındaki görünmeyeni ister. bilir çünkü fıtratında islam vardır. rum suresi 30. ayet. ve kendini yaratan Rabbin kendisine islam’ı gönderdiğini hisseder bilir. ve islamda görünmeyenin kıymeti çok büyüktür. iman etmek (tık tık tık)gözlerin göremediği ile ilgilidir. çatlar patlar insan. görmek ister, duymak, dokunmak, sarılmak ister. bunları yapamaz. beklemesi lazımdır iman ederek beklemeli, imanında sabit olmalıdır. ona sabrı öğütler Rabbi. (sabredenleri müjdele) sabredene müjde vardır. müjde mutluluk verici şeydir.  dünyada da vardır mutluluk ama burdaki mutluluk öte taraftakinin gölgesi bile değildir. onun için sabretmek gerekir. bu yüzden müjdelenir sabreden. sabret, bakara 153: Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir. sabret (tık) ve namaz kıl (tık)  namazla ilgili ayrıntılı dertleşmeler için tık

alemi ikiye ayıralım. hepsinin Yaratanı Allahtır. 
1-şu an beş duyu organımızla algıladığımız alem, müşahede alemi (görünür alem). tam bizim istediğimiz gibi. leziiz. elle tutuyoruz. gözle görüyoruz. yaşıyoruz bu hayatı be kardeşim. yiyoruz içiyoruz. görmek istemediğimizi görmüyoruz. kapatıyorus çipil çipil kirpiklerimizi. yes!
2-bir de bu alemin bizce bilinmeyen bir kısmı olan gayb alemi (bilinmeyen görünmeyen bize göre somut olmayan alem)  bu bizim bi türlü çözemediğimiz, duyu organlarımızın aklımızın yetmediği bir alem. 

imtihan burda başlıyor. bu iki alem karşısında 1 adet kendini sınırını bilmeye ve kibirlenmeye meyilli akıl, 1 adet patır kütür atan vücuda deli gibi sıcacık kan ve efil efil duygu pomalayan kalp, 1 adet özgür ve Allah’tan başkasına (nefis, şeytan, insan, insanlar, toplum) boyun eğmediğinde zincirlenmeyen, boyunduruk altına alınamayan irade, 1 adet acizliği hissetmek akla acizliği hatırlatmak için bir vesile de olabilecek, bazen hastalanabilen bazen sağlıklı olan, bazen sakat bazen eksiksiz olan 1 adet vücut ki ilerde her bir organ dile gelecek Allah’ın izniyle, ne gibi işlerde koşturulduğunun da şahidi olan bir vücut.

koyu harflerle yazanların hepsinin toplamı 1 insandır. 
aklı olmayan insan değildir (zihinsel engelli kardeşlerimiz imtihanımız, ibretimiz, canımızdır, emanetimizdir) kalbi olmayan insan değildir. 
kalbi olmayan insan değildir.
iradesi olmayan insan değildir.
 
vücudu ile kıyam etmeyen insan değildir. insanın insan olması için var olması bir vücutta kıyam etmesi gerekir. (öyle bedensel engelli kardeşlerimiz var ki oturarak kıyam ediyorlar Allah sabırlarını ve kıyamlarını daim etsin hepsine selam olsun, kendilerine böyle imtihan veren Rabblerine derin bağlılıklarını sürdürüp isyan etmeyen kardeşlerimize iç huzuru versin Allah)
bunları Allah rızası dışında kullananlar, zulmetmek, insanlara ve diğer canlılara tat dirlik vermemek için kullanan da insan değildir, insan görünümlü zalimdir.
bunların aksini iddia eden de insan değildir. 

iki alem, bir insan dedik. bir de şu ayet var. Allah kullarına buyuruyor.  

 De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.” 

bize şey denmiyor estağfirulllah: dileyen iman dileyen inkar etsin. sonu süpriiiiz! neyle karşılaşırsınız söylenmeyecek ey insanlar. 

aksine bize Kuran boyunca 63 yıllık sünnet boyunca, sahabe boyunca, alimler boyunca neler yapmamız gerektiğine dair bildiriler, hatırlatmalar, uyarılar, sesli uyarıcılar (gök gürültüsü, yaprakların hışırtısı, kuş sesleri, bal yapan arının vızıltısı anne diyen bebek, annemizin sesi, babamızın nefesi ve sayamadığım daha neler neler), ışıklı uyarıcılar (necm yani yıldızlar ki adına sure var, şems yani güneş ki adına sure var, kamer aydır ki adına sure var, koşan atların çıkardığı kıvılcımlar ki vel adiyat diyor Rabbimiz burda ağlamak üzereyim çünkü ben de körmüşüm anonim sana yazınca anladım farkına vardım bunların. fonda da şu var onun da acayip bi etkisi oldu. adiyat koşan atlardır. yüreğim kabarır. dabha kadha subha nak’a adiyat suresini dinlemelisiniz. nar da uyarıcıdır bakarsan (tık)    bakmak ve görmek zor değil (tık)

bizden öyle bir şey istiyor ki bu isteği anlayan ve kendi gönlüyle dileyerek yani can-ı gönülden itaat eden Rabbine iman eden kişiyedir necat yani kurtuluş Allahu ekber. can-ı gönülden mi yapmamız gerek? e benim canım var. bir de gönlüm. malzemeler tamam yani  insan dileyerek iman eder ve Allah rızası için aklını kalbini iradesini iman etmek için kullanırsa zalimlerden olmazsa yani insan olursa, Allah rızası için o gördüğü alemi de görmediği alemi de yaratan Allahın rızası için yaşar, o iki alemi birleştirip ikisine birden toptan iman ederse (islamda ikilik yoktur, bir vardır, parçalayan parçalanır sevgili kardeşlerim), görünenden hareketle “bunca şeyi kusursuz ve uyumlu Yaratan Rabbime iman ettim derse, yüreğim ancak onunla huzur bulur” derse diyebilirse iki alem arasında arafta kalmaz insan. ama o kendini büyük görmeye meyilli aklı kibirle şişirip “görmediğime iman etmem ben gördüklerim de kendiliğinden olmuş derse, gördüklerim hakkında şüpheliyim, yağmur yağıyor ağaç bitiyor, oksijen filan nerden bileyim Allah yaptı?” deyip kendi gözlerine perdeler çeker İslama meyilli yaratılan kalbi saf dışı bırakıp, iradesini Allah rızası dışında bir yere yönlendirirse ruh da tatmin olmaz akıl da kalp de. çünkü Allah’a inanmayanın beklediği bir şey yoktur. ancak otobüs bekler, metro, metrobüs filan işte. ama iman eden bir kulun sabırla beklediğinin yanında boş metrobüs hiçbir şeydir.

dileyen iman dileyen inkar etsin haydi. dileyen arafta veya boşlukta kalsın dileyen de yerini bulsun otursun bir de çay söylesin kendine Rabbini tefekkür etsin. dileyen şüpheyi sorguyu imanına level atlatmak için aracı yapsın dileyen de şüphesiyle sorgusuyla inkar kuyusuna salsın kovasını. kalp sizde ey insanlar, akıl sizde, kukla değilsiniz irade sizde, işletmek için vücut sizde. ister kötüye ister iyiye kullanın size verdiklerimi bir hesap günü var ki (tık) Allah bize ekstremizi verecek, ömür parasını nerelere harcadık, aklı nerde sıkıştırdık veya özgürleştirdik?  tık tık tık

Allah bize zulmetmezken zulmü yakıştırmazken (tık tık tık)biz kendimize zulmü ne de çok yakıştırıyoruz. Allah adildir adil olanları severken biz neden adaleti sevemiyoruz. adalet her şeyi yerine koymak iken biz neden her şeyi ordan oraya savuruyor, savurduklarımız arasında kayboluyoruz. biz neden sorgulamaya hep inkar cihetinden bakıyoruz? biz neden hep boş bırakıyoruz. bilmiyor muyuz ki tabiat boşluk kabul etmez o boşlukları nefis şeytan veya kibirden patlayan akıl doldurur, dolu taklidi yapar da içine doğru oyar insanı bunlar. bu kadar her şeye duyarlıyız da iman et diyen vicdanımıza neden bu kadar sağır kulaklarımız, kulak tıpası mı taktık? yürek tıpası mı akıl tıpası mı irade tıpası mı? hangi fikir ve ideolojiler kapıyor gözlerimizi? sorgulayalım (tık!) madde mi mana mı? bak işte yine kaldık? bir bak bütüncül bak parçaları birleştir (tık) ey insan maddeyi manalı yaşa manayı maddeye hapsetme düalist olma muvahhid ol. tevhid üzere bak meseleye. çünkü ihlas suresi. aklını kullan akıllı ol islam cehaletten uzaktır (tık!)

bize o kadar çok yol göstermiş ki Allah hepsini konuşmaya benim ne elim ne çenem yeter. güzel bir metotla arayalım aradığımızı. bulacağız inşallah.
Allah hepimize hidayet versin inşallah. Allah hepimize iman üzere mümin olarak tık! ölmeyi son nefeste iman tazeleyerek gitmeyi nasip etsin.

hayırlı bayramlar.


youtube

Ne kaderime küstüm ne devletime !Çünkü inanmak iman etmek varsa birşeye bedel neyse katlanıp,Yarabbi kahrın da hoş lütfun da dedik.

MUHSİN YAZICIOĞLU

Selam olsun o yiğide…Rahmetle Anıyoruz…

Elhamdülillah…
Bizleri yolundan ayırma bizlere bu acıyı ve azabı yaşatma, bizim senden başka kapımız yok senden başka mabudumuz yok ki kime gidelim kimden af dileyelim kime kulluk edelim…
Bizleri yolunda baki eyle ya Rabb.

Böyle iman etmek gerek.

79: Ömer ibnü’l Hattâb (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim demiştir: “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenip tevekkül etseydiniz, Allah size de kuşlara verdiği gibi rızık verirdi. Çünkü kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursakla dönerler.” (Tirmîzî, Zühd 33)

anonymous asked:

Kadın erkek eşitliğine aykırı oluşu Sanki toplumdaki bütün tacizler kadınlardan kaynaklıymış gibi bir imaj verişi Özgürlüğün kısıtlanmasi


öncelikle örtünmenin, örtünmeyi istemenin, örtünmeyi akla mantığa sığdırabilmenin aşamalarını şöyle bi ele alalım. 
1-Allah’ın ekber (en büyük oluşuna), 
el-hâlik (tek yaratıcı olduğuna) 
el-âlimül ğaybi veşşehadeh (her şeyi yani yarattığı insanları da ve onların cinsel, maddi ve manevi eğilimlerini, görünen, dışa vurdukları hislerini ve henüz dışa vurmadıkları açığa çıkarmadıkları hislerini, her yönüyle bilen, en iyi bilen olduğuna) iman etmek
es-selâm (her türlü tehlikelerden selamete çıkaran oluşuna)  
el-hakîm (her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan oluşuna) ve diğer isimlerine şeksiz şüphesiz iman etmek. iman edebilmek için sadece aklı değil kalbi de kullanmamız gerekiyor. sadece aklı kullandığımızda sınırlı bir güce sahip olan aklın gücünün bittiği yerde “iman etmiyorum bu saçmalık” demesi kaçınılmaz insanın. çünkü akıl görmek ister. gözün yardımına ihtiyaç duyar. madde ister. maddeyi görerek madde yardımıyla kafasında bir şeyler oluşturmak ister. maddeyi devamlı gördüğü takdirde onun var olduğuna inanacaktır. ama Allah gözle görülemez. bu durumda kalp gerekiyor. kalbin görmesi için gözle işbirliği yapmasına gerek yok onun kendinde bi gözü vardır ki ayrıca göze ihtiyacı kalmaz. görebilmesinin sınırları da çok geniştir. çok fazla dağıtmayalım toplanırsak. akılla birleşmiş bir kalp yukarıda saydıklarımızı aklımıza güzel bir tatla güzel bir sunumla sunacak ve aklımız kalbin sosladığı hakikatlere teslim olacak. çünkü kalbin yaptığı sosun içinde sevgi bağlılık aidiyet, ibadet ve itaat var. Kalbe destek olursa akıl, bunu tercih ederse eğer (tercih etmeme hakkı saklıdır. Çünkü dileyen iman dileyen inkar etsin diyen bir yaratıcı var. Fakat bu dünyada olmasa da diğer dünyada yaptırımları var bu özgürlüğün, ha diğer dünya ve Allahın yokluğu fikrine sahip biri bu yaptırımların olduğunu da yok sayacaktır. o yüzden hava hoştur onun için) bu sosun kıvamı mükemmelleşecektir. ve lezzeti asla unutulmayacak daima damakta, dimağda, ruhta ve bedenin tamamında varlığını sürdürecektir. böyle bir bünye iman eder. ve bu imanı sürdürmek için elinden geleni yapar. karşısında maddeye teslim olmuş imanı gereksiz bir durum, saçmalık olan biri çıksa bile bunu akıl ve kalbiyle sağlamlaştırıp yoluna devam edecektir. nefsine ve şeytana da aynı şekilde karşı koymak için gayret edecektir. cihad edecekti cihadın bir yönü de budur çünkü.

2- örtünmenin veya farklı bir farzı kabul etmenin ilk aşaması imandır (imanın içinde gizli olan sevgidir, bağlılıktır, aidiyettir, teslimiyettir, itaattir, ibadettir). bünyede iman olursa, dışarıda insanların imana karşı, imanın ve iman sebebiyle itaat edilen farzları çürütmek, yersiz olduğunu ifade etmek için ürettiği fikirler, ideolojiler, eleştiriler yıkılır. ve imanlı bünye bunların üzerine basıp geçer. iman ne kadar sağlam olursa, sağlamlaştırmak için ne kadar çaba sarf ettiyse iman eden bünye o kadar güçlü olur ve o kadar sağlam olur. iman akıl ve kalp işbirliği ile beslenmezse en ufak bir eleştiride “aaaaağ doğru ya ne kadar saçma inanan olmak” deyip bırakır insan, itaati de imanı da. iman varsa insan hemen imkanlarını harekete geçirir. iman ettiğim Rabbim benden ne istiyor? örtünmemi. beni benden daha iyi bildiğini, benim eğilimlerimi, vücudumu, daha iyi bildiğini aklım ve kalbimle kabul ettiğim, bana her türlü tehlikeye karşı tedbir aldırıp beni selamete çıkaracağını kabul ettiğim Rabbim benden örtünmemi istiyor. erkeklerden de istiyor bunu ama benden daha farklı bir biçimde örtünmemi istiyor? erkeğin bedenini de kadının bedenini de eşit değil farklı yaratan Rabbim, hislerini bakış açılarını da farklı yaratan Rabbim, her işi belli bir sebebe bağlayan her işin içine benim çözemeyeceğimi bildiğim bir hikmet koyan Rabbim bunu emrederken muhakkak benim selametimi istiyor. benden örtünmemi istemesinin sebebi hazırlanırken daha fazla zaman harcayıp erkeklerden geri kalmam değil, örtüm erkeklere “bunu ezin, bu ilkel kalsın, bunu mahvedin” işareti değil. bunu bana emrederek beni erkekler karşısında aciz koymuyor. (erkeklere de emrediliyor tesettür. bunu tesettür sadece kadınlaraymış gibi vurgulayan niyeti farklı olan inanmayanlar, ve hakkı idrak edememiş müslümanlardır.)  beni ikinci sınıf bir varlık seviyesine indirmiyor. insanlık kadının tertemiz bedeninde şekilleniyor. insan annenin rahmine emanet ediyor. şefkat merhamet anneden yayılıyor dünyaya. kadın değerli. kadın daha geri kalsın diye örtünmüyor. kadın hem kendini hem erkekleri şehvetle, cinsi iştihalarla oyalamamak için örtünüyor. (erkeğin de bu örtünme mantığını hem bedeninde hem zihninde yerleştirmesi bu şekilde örtünmesi gerekiyor) kadın böylelikle toplumun asıl yönelmesi gerekenin beden değil farklı şeyler olduğunu vurguluyor tesettürlü varlığıyla. (erkeğe de bunu hatırlatıyor altını çiziyor) ilerleme istiyor kadın, zihni, ahlaki ilerleme. toplumun tekamülünü istiyor kadın. (bi kadın bunu başını örtmeden tesettüre gitmeden de isteyebilir ki? illa örtünmesi mi gerekiyor dendiğinde imanı hatırlatırım. örtünmeye sebep başörtüyü emredene imandır. bu sebeple olmayan bir örtünme de kusurlar barındırır.) bir kadın bunu düşünmüyorsa gericidir. başörtülü bir kadının amacı bu değilse geriye götürür toplumu evet. kendisinden de kendisi gibi evlatlar türer. zararlıdır bu kadın. ama burada gericiliğe sebep olan kadının başındaki farz olan başörtü değildir, buna sebep olan kadının zihniyetini geliştirmemesidir. sorun emredilen farzda değil, emredilen farzı yerine getirip kendini geliştirmeyen kadındadır. sorun kadına fırsat vermeyen erkektedir. sorun emredilen başörtüde değildir. küfreden bir başörtülü gördük, ya da çocuğuna iyi terbiye etmeyen veya farklı kötü bi iş üzerinde bir başörtülü gördük, eğitime karşı olan bir başörtülü gördük, bunları o kadına yaptıran başörtünün yapısında bulunan herhangi bir madde değildir ya da başı örtünce beyne az oksijen gidiyor filan değil. bu zihniyet meselesidir. biz aynı davranışları başı açık bir kadında da görebiliyoruz. bunu neye bağlayacağız o zaman? başörtülü değil? doğduğu şehre yetiştiği kasabaya aldığı terbiyeye, ailesine mi bağlayacağız? komik oluyoruz? bir farzı reddetmek ve çürütmek için mantığımızla çelişmeyi sorun olarak görmüyoruz. ayıp oluyor.

başörtülü kadının özgürlüğünü kısıtlayan kendisi değil toplumdur. onun da hassasiyetleri göz önüne alınarak ona uygun dizayn edilmeyen günlük hayattır. başörtülü kadın Rabbine itaat etmek için elinden geleni yapar, fakat diğer insanlar imanlı olsun olmasın bu kadının yaşama alanını dizayn etmesine izin vermezse, buna mani olursa, kadın bunu değiştirecek gücü de bulamazsa o ortamdan uzak durmayı tercih eder. eğitim mesela. sen başörtülü giremezsin okula dendiğinde kadın Rabbine itaat etmek için Allah’ın ona verdiği ilim alma özgürlüğünden insanlar yüzünden mahrum kalmış olur. burası karma plaj kanka git leğene ayaklarını sok dendiğinde kadına kadın ya yüzme özgürlüğünden vazgeçecek ya da içine pek de sinmeyen alternatif yöntemler bulmaya çalışacaktır. gidip karma plajda bikiniler ve mayolar arasında yüzen müslüman erkeğin yaptığı müslümanlık mıdır? gidip rahatça yüzmesi sıkıntılı bir durum yokmuş her şey helalmiş gibi davranması da enteresandır. zihnindeki tesettür ile kendini bu ortamdan çekmelidir. ama buna dikkat edenler genelde kadınlar olduğu için erkeğin dikkatsizliği farza itaatsizliği, sanki kaçınması gereken sadece kadınmış gibi bir imaj veriyor. burdan tüm müslüman erkekleri tebrik ediyorum. güzel imaj oluşturuyoruz beyler.

sonuç olarak örtülü kadını kısıtlayan örtü değil, örtülü kadını önemsemeyen farzı inkar eden diğer kadınlar ve erkeklerdir. eksiğiyle fazlasıyla yazdım. farza aykırı konuşmamaya dikkat ettim Rabbim sen kabul et. susuyorum. 
hayırlı günler.


Nietzsche ve Babaannem

Nietzsche felsefeciydi. Babaannemse yalnızca bu gezegende yaşayan biri. İlla ki bir etiket vermek gerekirse, ev hanımı. 

Nietzsche, üniversitede ders verirdi. Babaannem, okuma yazma bilmezdi. Hayatında hiç okul yüzü görmemişti. 

Çok tanınmış biriydi Nietzsche; bütün Avrupa ondan hayranlıkla bahsederdi.Babaannemse yalnızca kendi köyünde tanındı. 

Nietzsche ve babaannem, aynı gezegenin misafiri oldular. İkisi de, bir anne ve babadan dünyaya geldiler. Aynı donanımlara sahiptiler. Ne Nietzsche’nin fazlası vardı, ne babaannemin eksiği. 

İkisinin de bir karar vermesi gerekiyordu. Tercih etmedikleri bir dünyada, yaşamlarını sonsuza dek etkileyecek bir ‘tercih’te bulunmalıydılar. İşte o karar aşamasında yolları birbirinden ayrıldı. Aynı gezegenin iki yolcusu, iki ayrı yöne gitti. Nietzsche kolay olanı seçti, babaannemse zor yolu. 

Hayatı seçen biz değilsek, yaşamamız için bize verilen şeylerin sahibi de biz olamazdık. Babaannem, kendinden vazgeçmişti. Nasıl yaşaması gerektiği konusunda kendi başına bir fikri yoktu. Bu onun meselesi değildi, nasıl yaşaması gerektiğini Yaratıcısı belirleyecekti.

Kızgın güneşin altında saatlerce çalışırdı. Susadığında, gölgede duran testiye yönelir, ama suyu hemen içmezdi. Önce duygularını tartardı.Susuzluğu iyice duyumsamak isterdi. Suya muhtaç olarak yaratılmaktan hoşnutluk duyardı. Acizliğin içinde bir güvenlik duygusu bulup çıkarırdı.

Muhtaçlık onu ürkütmezdi. Aksine, muhtaç olmak onun için güvenli bir liman gibiydi; bir sığınaktı.

Babaannem okuma-yazma bilmezdi. Hiç okula gitmemişti. Ama çok iyi bir “okuyucu”ydu. Toprağı, suyu, gökyüzünü, bitkileri çok iyi okur, onlardan derin anlamlar çıkarır, varoluşuyla bunlar arasında kuvvetli bağlar kurardı. Çoğu zaman yaratıcısıyla meşguldü.

Geçmişten gelen hüzünle yaşamazdı. Yaşanan herşeyin bir anlamı olduğunu anlatırdı bize. “Gelecek daha gelmedi” diyerek gelmemiş gelecekten gam ve hüzün duymazdı. “Yaşanacak herşeyin bir hikmeti vardır.” derdi.

Dışarıdan bakıldığında inanmak gerçekten kolay görünüyordu. Oysa iman etmek, gerçek bir sınavdan geçmektir. İman, sürekli bir mücadele içinde olmak demektir. Babaannem zor olanı seçmişti.  

Nietzsche de, babaannem de yokken yeryüzüne gönderildiler. Burada yaşadılar. Burada öldüler. Onlara düşen, sadece bir tercihte bulunmaktı. Bizim onlardan tek farkımız var. Hâlâ sınanmaya devam ediyoruz. Hâlâ tercihler yapıyoruz…

- Mustafa ULUSOY