hatta

Bir konserinde “Efendim, gönüllerinizin hizmetçisi, ayaklarınızın turabıyım” diyordu. Aslında kendisi de biliyordu gönüllerimizin hizmetçisi degil, gönüllerimizin efendisi; ayaklarımızın toprağı değil, başımızın tacıydı..
Halk şiiri tadındaki türküleriyle sevenin gönül yarasına dokunmuş, cahile ariflik tılsımları fısıldamıştı.
Bizi ve türküleri boynu bükük bırakalı 4 sene oldu. Ama yüreğine hüzün çöken her insanın yanında oluyor bir türküyle, derdinin ortağı oluyor..
Bir defasında insanları türküleriyle mest ettikten sonra alçakgönüllü bir şekilde “Azımı çoğa sayın” diyordu. Yazacak onlarca kelime var. Hatta kelimelere sığmayacak, anlatilamayacak şeyler de var. Kelimeler çaresiz, dilim lâl bugün. Sende benim azımı çoğa say Usta…
Senin söylediğin gibi: “Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz,
Dünya senin vatanın mı, yurdun mu?”

Mutlaka yapmalısınız.

eğer hislerinizi ya da yaşadıklarınızı yazdığınız bi defteriniz varsa, o günlerde en çok dinlediğiniz şarkıyı o yazının sonuna not edin. ben yapmışım. aylar hatta yıllar sonra o yazıyı okuyup şarkıyı dinlediğinizde size o zamanlarınızı bütün hisleriyle hatırlatan melodiye saygı duyacaksınız..

bugün bir çift müşteri geldi çakmak istediler bulamadım gelin ocaktan yakın isterseniz dedim tam bir çözüm üretici gibi,çocukta sigarayı verip kullaniyorsan sen yak istersen dedi olur tm dedim ve kiz cocuga bakisiyla bir carpti sonra sigarayi uzattim ve kiz hala cocuga kitlenmis bakiyordu sizce sinirlenme sebebi nedir ve siz onun yerinde olsaniz bu duruma kızar miydiniz?

Başımızı sokabileceğimiz bir evimiz var, hatta her odamız dayalı döşeli ama mutlu değiliz. Sofralarımız eksiksiz, midelerimiz sonuna kadar tıka basa dolu ama mutlu değiliz. Ayakkabılarımız var birsürü, kıyafet dolaplarımız sonuna kadar dolu ama mutlu değiliz. Bizi Allah'tan başkasına muhtaç etmemek için çalışıp çabalayan bir ailemiz var ama mutlu değiliz. Okuyoruz ama okuduğumuz için şikayetçiyiz, mutlu değiliz. Yazın soğuk suyla, kışın sıcak suyla abdest alabilme imkanımız var ama mutlu değiliz. Cebimizde paramız var, ihtiyaçlarımızı rahatlıkla alabiliyoruz ama mutlu değiliz. En büyük nimetlerden biri olan sağlığımız yerinde ama mutlu değiliz. Herşeyden önce Allah bizi yaratmaya değer görmüş, nefes alıyoruz ve şuan buradayız. Nankörüz. Vallahi nankörüz. Dünyanın farklı farklı yerlerinde hergün birsürü insan susuzluktan, açlıktan ölüyor. İnsanlar ailelerini, evlerini savaşta kaybediyor. Küçücük çocuklar geçim çabası içinde, minicik elleri ayaklarıyla çalışıp ekmek parası kazanma derdinde. Hastane köşelerinde hastalığıyla boğuşan, ağrıdan kıvranan, bir çözüm çare arayan insanlar var. Dışarıda bir yerlerde sağlığı, ailesi, yatacak yeri, cebinde 1 kuruş parası,1 lokma ekmeği olmayan o kadar çok insan varken bizde burada halimizden şikayet edip duruyoruz. Allah bizleri ıslah etsin..

bu yolun sonu uçurum da olsa, sen “sevmedi” diyemeyeceksin. hatta “öyle bir sevildim ki, amına koyayım öyle bir sevdi ki böyle hayatın gelmişine geçmine söveyim” diyeceksin. sana ahdım olsun ki, aynen böyle diyeceksin.

3

Niye sürekli aşk şarkıları dinliyoruz? Neden bu insanlar hep acı çekiyorlar? Bu sanatçılar bu şarkıları nasıl bizmişler gibi hissettirerek söylüyorlar, nasıl her seferinde bizi anlatıyorlarmış gibi geliyor? Neden aklımızdakini kağıda döküyor bu besteler? Müziğin nasıl büyülü bir etkisi var ki her ritim darbesinde bir gözyaşı, ani bir kalp ağrısı, derin bir nefes, bir tebessüm ya da en güzeli hafif bir kalça hareketiyle ritme ayak uyduruyoruz. Nasıl farklı dinden, dilden, ırktan hatta farklı saç renklerine sahip insanlar sadece bir müzisyeni dinlemek için bir araya geliyor ve omuz omuza ağlaşarak müziklerine eşlik ediyoruz. Şarkının sözlerine kapılıyor, gözlerimizi kapatıyor ve aklımıza gelen anılar fırtınasına izin veriyoruz. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi… İnsan gözleri kapalı da odaklanabiliyormuş diyoruz. Biz mi garibiz yoksa büyülü bizi olduğumuz yerden kilometrelerce uzaklara sürükleyen notalarla dolu bir dünyada mı yaşıyoruz. Bazen ben de ne yazacağımı kestiremiyorum. Doğamız garip ama orası kesin. Mesela korkmuyor insanlar aralarında böylesine bir bağ olan insanları kırmaya üzmeye. Kansere benzer kalp kırgınlığı da. Önce bir hücrende küçük küçük… Ne zaman yayılmış da bu denli acı veriyor bedenime dersin. Kırık kalplerin sessiz haykırışları olur. Haykırarak söylediğin şarkılara benzemez. Neden kolay değil mesela kalbimizin kırılması iyileştirmek kadar? Hep sorulur ya “büyüyünce ne olacaksın?” diye. Ben sadece kalp kırıklarına merhem olmak isterdim. Çünkü her insan gülümseyince daha güzel oluyor.

Elif Yavuz, “Merhem” [Kirpi Edebiyat ve Düşün Dergisi, 35. Sayı] 

anonymous asked:

Ulan bir gram sevmedi ben UNUTAMIYORUM Her gece ağlamaktan yoruldum Nasıl olacak bunun sonu

Bir gece ağlamadığını fark edeceksin, geçti diyeceksin. Sabah kahvaltını yapacaksın, akşam yemeğini yiyeceksin, hatta aralarda atıştırmalarını bile eksik etmeyeceksin, her şey tamam artık düzenli ve mutlu bir insanım diyeceksin. Ama her gece yatağına yattığında ‘şuranda’ bir eksiğin olduğunu hissedeceksin. Uykun var ama gözlerin kapıyı gözlüyor, sanki her an içeri girecekmiş gibi. Bir eksik yok ama günden güne eksiliyorsun. Sen onu bulana kadar ölüm seni bulacak.

“gitme demiyorum, hobi olarak gene git
biraz dolaş, hava al, hava ver, ekonomiye can ver
köpeğini gezdir mesela, parklar hepimizin
elimde senedin var sen kaybedersin

kutuna gidebilirsin yahut sinemaya
hava güzel olacakmış yarın şemsiyeni alma
sen yokken ben biraz uyurum, elma soyarım
çıkmışken ceketimi de terziye verirsin

gitme demiyorum, hobi olarak gene git
saçlarını boyat, ne bileyim balyaj yaptır
sahafları dolaş mesela, ucuz oluyormuş
elimde elinin izi var, yıkarım görürsün bak

suyuma gidebilirsin yahut yoğurt almaya
hava sıcak olacakmış yarın öğlene kalma
sen yokken ben biraz özlerim, çekirdek yerim
çıkmışken raketimi de servise verirsin

gitme demiyorum sevgilim, hobi olarak gene git
hatta ayı yogi olarak git, kobi olarak git mesela, kredi al
yüzde on büyü, değişiklik olsun

gitme yani
bak, hobi lazımsa ben olurum hobi”

Hani bilir misiniz hayatınızda biri olur. Her gece rüyalarınıza girmesi için dua edersiniz. Hayatınızı ona adarsınız. Elinizden geleni yaparsınız. Hayatındaki bütün yolların ona açılması için uğraşırsın ona gelmek için. Bütün hayatındaki yolların ona çıkmasını sağlarsın. Geceni aydınlatan yıldızların, gündüzünü aydınlatan Güneş'in olur o senin için. Onun için kalbindeki bütün kapıları kapatırsın. Resmen hayatını adarsın. Sonra o kişi gider. Gecelerin gündüz olmaz artık, hayatındaki renkleri farketmemeye başlarsın, sigaraya ve alkole başlarsın falan. Yapmayın. Bağlanmayın bir şeye körü körüne. O olmazsa yaşayamam falan demeyeceksin. Sürekli birini düşünüp kıskanıp, hayal edip, umut edip mahvediyoruz hayatımızı. Şuan yapmamız gereken gidip arkadaşlarınızla dostlarınızla gülüp eğlenmek. O olmadan da yaşarsın. Hatta daha güzelini bile yaşarsın be. Ama yaptıklarımız saçma değil mi sizce de. Daha önce hiç tanımadığımız insanı bir anda sahipleniyoruz. Hayatımızı adıyoruz falan. Ona bağlanıp peşinden ağlıyoruz. Onu hayatımıza alıp dağıttıklarını topluyoruz. Unutmayın, bir gün herkes değişir, anlamanız zaman alır sadece.

Bir “küçük çekirdek ailem”

Dünyada kimin var deseler önce onları sayarım. Bilen bilir, ailem pek sevmez beni. Hep yük olarak görürler. Canım yandığında, hatta hastanelere düştüğümde bile haberleri olmadı çoğu zaman. Ben de seneler geçtikçe kendi çekirdek ailemi oluşturdum. Doksanların ilk nesilleriyiz kendileri ve ben. Öyle güzeller ki anlatılmaz. Telefonumdaki şifreli tek klasörün içeriği onlar, “Can’lar.” Ne zaman düşecek olsam onlar tutuyor kolumdan, kendilerini siper ediyorlar. Bir öğretmen, bir mühendis, bir denetçi. Kısacası bir küçük çekirdek ailem. Pencereden dünyaya baktığımda her biri için bir nesne aklıma geliyor. Denizi görünce birini, yeşilliği görünce bir diğerini, mavi bir gök ve bir yağmur gördüğümde de en sonuncusunu. Sadece bunları görüp mutlu olabilmeyi öğrettiler bana. Bu Ankara şehrine geldim geleli daha da kıymetli oldular. Onlardan uzakta olmak aramızdaki çekimi arttırdı sanki. Bana pes ettirdiğim hayatı tekrar sevdirdiler. Bir fotoğraf ile, bir anı ile hatta bir snap ile beni hayata döndürdüler. Son bir ay içinde hepsini birer kez görmüş/görecek olmanın mutluluğu bambaşka. Sabahattin Ali’nin de dediği, “Bir insan bir insana elbet yeterdi” fakat bana üç tane verdi. Onlar da her gün yüzümü tebessüm ettirdi. Eksik olmayın Can’lar.

bu gece oturup kendimle konuşup halledeceğim,yüz yüze gelmeden 3.5 senemi verdiğim dostluğumu,çekip gitmeler,kalan anı ve acılar,uçurumlar ve sonrası ve büyüdük hatta beraber hatta sarılmadan hatta ve hatta beraber gittiğimiz bir yer olmadan,uzaktan uzağa büyüdük,çırpındık ve bu noktadayız,zor,büsbütün zor.

1 yıl geçti aradan. Evet, tam 1 yıl..
Düşünüyorumda geçen yıl buraya geldiğim ilk gün ne kadar da çok ağlamıştım..
Belki yıllardır burnumdan akmayan kan bile dayanamamıştı üzüntüme..
1 ay boyunca her gün saatlerce ağlamak..
Belkide artık ağlayamıyor olmamın sebebi budur..
Tükenmişti gözyaşlarım..

Bugünü soracak olursanız..
Evet, geçen yıla göre kat kat daha iyiyim hatta hiç ağlamadım bile..
Sadece azcık bi üzüntü var içimde..
“Bu şehirde yapamam ben. Okulu bırakacağım"diyen ben(ama cidden okulu bırakmayı düşünüyordum ) bugün bu şehre tekrar kendi ayaklarımla geldim..

yıllarca uyku problemi çekiyosun, asla erken yatıp erken kalkan günde 7-8 saat uyuyabilen bi insan olamıyosun,  uyku hapları deniyosun, bütün gün kendini yoruyosun erken yatarım diye yine olmuyo, hatta kendini bilerek uykusuz bırakıyosun defalarca ama bu deneyin her sonucunda resmen bayılıp saatlerce uyuduğun için yine düzensizliğe dönüyosun. sonra sokakta dövülen, tabiri caizse işkence gören yavru kediyi çocukların elinden kurtarıyosun, eve getiriyosun besliyosun ve bi daha sokaktaki hayatta kalma savaşına bırakmaya dayanamıyosun. gece seninle yatmak istediği ve sen odaya almayınca ağladığından mecbur kalıyosun, bebek olduğu için hep göğsünde uyuyo, rahatsız etmemek için sen de onunla yatıyosun ve bi bakıyosun gece onunla erkenden yatıp, sabah onun uyandırdığı saatte uyanmaya başlamışsın. hayat gerçekten sürprizlerle dolu.

Hayır kapatmak yok! Yerini dolduramadıktan sonra kapatsan n’olacak? Yine yeni yeniden açacaksın! Gerçek hayatta dolduramadığın boşluğu internette dolduruyorsun işte. Başka meşgaleler bulmak zorundasın kapatmadan önce. Bulunca hepten çözülecek mi sanki? Bu internet ne menem şeydir ki maddeye bağımlılıktan eksik kalmıyor hatta daha fazla müptela yapıyor kendisine? Bir de işin manevi boyutu var orasına hiç girmeyeyim en iyisi. Hesap açtıığın an kendini paylaşım yapmak zorunda hissediyorsun. Bir şey sürekli seni ona itiyor. Anlaşılan insanoğlundan başka varlıklar da var nette. Nureddin Yıldız’a hak veriyorum bu konuda. Yani dünyanın diğer ucundaki biri nasıl etkileyebiliyor seni? Bakıyorsun varlığıyla yokluğuyla belli değil, ama aklını karıştırıyor ne hikmetse. Ve’l hasılı kelam internetteki sosyal dünya yaşadığımız gerçek –yani fani de olsa gerçek en azından– dünyanın hallerini taşıyor beraberinde. Netice-i kelam bu internet işini çok garıştırdılar taam mı? Benim yorrlamam bu gadar…

“Hiç insan yok -ama yine de çok insan var. Çok insan var, çünkü işçi sınıfında ve toplumun gittikçe farklılaşan tabakalarında karşı çıkmak isteyen huzursuz kişilerin sayısı her yıl biraz daha artıyor. Aynı zamanda, hiç insan yok, çünkü bütün güçleri, hatta en önemsizlerini bile işe koşacak geniş, düzenli birlikte eylemleri örgütleyecek usta örgütçülerimiz yok.” V. Lenin

“neden kürtaja karşı olan insanların çoğu normalde çakmak istemeyeceğiniz türden insanlardır? bu muhafazakarlar da az değiller. değil mi? hep doğmamışın peşindeler. doğmamış için her şeyi yaparlar. 

ancak bir kere doğdun mu adını bile anmazlar. 

doğum öncesi muhafazakarları döllenmeden 9. aya kadar fetüsle kafayı bozmuşlardır.

 doğumdan sonrasını bilmek bile istemezler. hatta duymak bile istemezler. ne yeni doğan bakımı, ne günlük bakım, ne okul yemeği ne yemek kuponları, ne refah ne hiçbir şey. eğer doğum öncesiysen iyisin, eğer okul öncesiysen boku yedin. muhafazakarların umurunda bile olmazsın; ta ki askerlik çağına gelene dek. işte o zaman yine iyisin.

aradıkları şey tam da sensin. MUHAFAZAKARLAR YAŞAYAN BEBEKLER İSTER,Kİ ONLARI ÖLÜ ASKERLERE ÇEVİREBİLSİNLER. kürtaj karşıtlığı. bu insanlar kürtaj karşıtı falan değiller doktorları öldürüyorlar.. ne biçim kürtaj karşıtlığı bu ? bir fetüsü kurtarmak için ellerinden geleni yaparlar büyüyüp doktor olur ve onu öldürürler. bunlar kürtaj karşıtı değiller. ne olduklarını biliyor musunuz ? KADIN KARŞITILAR! bu kadar basit.KADIN KARŞITI... onlardan hoşlanmıyorlar. kadınlardan hoşlanmıyorlar

inandıkları şey, KADININ BİRİNCİL ROLÜNÜN, DEVLET İÇİN DAMIZLIK İŞLEVİNİ YERİNE GETİRMESİ OLDUĞU. kürtaj karşıtlığı.


bu beyaz kürtaj karşıtı kadınların rahimlerine siyahi fetüslerin nakledilmesi için gönüllü olduklarına pek rastlamazsınız değil mi? hayır. sürüyle uyuştucu bağımlılarının çocuklarını evlat edindiklerine de denk gelmezsiniz*hayır. bu ancak isa'nın yapabileceği bir şey. tabii yine görmezsiniz, görmezsiniz bu kürtaj karşıtı tiplerin kendilerini gaz yağına batırıp ateşe verdiklerini. bilirsiniz, vicdanen kendilerini dine adamış güney vietnamlı insanlar nasıl hayvani bir gösteri yapılacağını biliyorlar değil mi* nasıl t***klı protesto yapılır biliyorlar. kendini ateşe vermek! haydi bakalım ahlak haçlıları biraz duman görelim içinizdeki ateşi karşılayacak türden. 

aklımda bir soru daha var; nasıl oluyor da konu bizken kürtaj deniyor ancak konu bir tavuksa, omlet deniyor ? 

ne! birden bire tavuklardan çok daha iyi mi olduk? bu ne zaman oldu da tavukları iyilik sıralamasında geçtik?

bana tavuklardan daha iyi olduğumuza dair altı neden sayın. gördünüz mü, kimse sayamıyor. neden biliyor musunuz? çünkü tavuklar iyi insanlardır. tavukları uyuşturucu çeteleriyle takılırken görmezsiniz değil mi?

 bir tavuğun herifin tekini sandalyeye bağlayıp elektrik verdiğini görmezsiniz değil mi? 

en son ne zaman bir tavuğun eve gelip dişisinin ağzını burnunu kırdığını duydunuz? 

duymazsınız çünkü tavuklar iyi insanlardır.”

anonymous asked:

Tumblr sencede sadece hayal dolu ,sevdiği erkeklere açılamayan veya reddedilen melonkolik ergenler ve "Sosyal ortamda" dertlerini binlerce yere paylaşıp sonra intihar edecem yeter bıktım yazdıktan sonra baskalarının umut verici ama saçma(bana göre) sözleriyle kendini teselli eden ergenlerle dolu değil mi ?? ( Bu benim düşüncem )

Dikkat çekmek isteyeni var evet hatta belki de bi kaç insan için tam olarak öyle diyebilecek kadar önyargılı bile olabilirim ama söylediklerinin çoğu hemen hemen hepsine hakaret. Sevdiğine açılamıyor ama onu sevmeye devam ediyor. En azından 2 hafta sonra hemen olmadı başkasını seveyim demiyorlar. Burdaki insanlara anlatma ihtiyacı duyuyorlar çünkü etraftakiler dinlemiyor bile. Onlar da burda onlara yardım edeceğine inandıkları insana sığınıyor. İntihar fikri de her insanı bazen yoklar bence. İnsan böyle anlarda başkasına ihtiyaç duyar ve onlar yine burda onları anlayan insanlara sığınırlar.

Önemli olan birisinin en değerlisi olabilmekmiş. Annen baban kardeşin seni zaten sever. Seni sevmek zorunda olmayan birisi tarafından sevilmek, sevse ona bir şey kazandırmıcak hatta kendinden çok sevdiği birisi olmak ne kusursuz bir şey. İnsan en çaresiz olduğu zaman yanında birini ister onu anlasın diye değil elinden tutsun diye. Oğuz atayın da dediği gibi ben seni düşünüyorum bu gizlediğim bir şey değil. Nasıl düşündüğüm, ne düşündügüm işte bu gizli. Sen bende gizlisin.

anonymous asked:

Abi merhaba ben rüyamda seni gördüm. Şöyleydi ben bir yerde oturuyorum sende bir arkamda oturuyorsun. Ben telefondan tumblra giriyorum sende elini uzatıp merhaba bende Tumblr kullanıyorum hatta URL'm nanemilimon diyip gülüyorsun ben de elini sıkıp biliyorum diyip gülüyorum. Bu kadarını hatırlıyorum dgsfsfsgdhf

Ay ben utanırım aq smsmslsösösösl