hasretimi

Yine saatlerce süren bir telefon görüşmesi. ‘’Sena?’’ diyor, ‘’elimi yüzümü yıkayıp gelsem olur mu?’’. Saate kayıyor gözlerim. Gecenin 01.03′ü. ‘’Olur, zaten geç olmuş’’ diyorum. Kulaklığı çıkartıyor sanki, telaşla ‘’Deniz?’’ diyorum. Gözlerine çay sürmesi gerek, hatırlatmam gerekirdi. Tam tekrar kalkıp gitmeye üşenir, bugün sürmez diye üzülürken karşılık geliyor, ‘’efendim?’’. Hemen hatırlatıyorum, fakat ayırmayı unutmuş, süremeyeceğini söylüyor. Gidip yüzünü yıkayıp gelmesi gerek artık. Kulaklığı bırakıyor, masaya koyma sesi geliyor sanki. Sonra tekrar sesleniyor bana. Karşılık veriyorum. ‘’Seni çok seviyorum.’’ diyor. Nasıl desem, içim ısınıyor böyle, tebessüm edip susuyorum. ‘’Gidiyorum.’’ diyor ve tekrar kulaklığının hareketliliğini dinliyorum. Sonra tekrar sesleniyor bana. Kendi kendime adımı ondan duymak ne güzel şey diye düşünürken, ‘’Sana çok aşığım.’’ diyor. Tebessümüm yanaklarımı aşmak istercesine yayılırken ekliyor, ‘’cidden!’’. Gözlerim doluyor. O an çekip sarılıyorum aslında, 440 kilometre uzaktan, ama sarılıyorum işte. Biliyorum hissediyor. Sonra kulaklığı bırakıp gidiyor. Sessizlik. İşte o sessizlikte anlıyorum ben, hiç sarılmadığım, hiç dokunmadığım adama olan hasretimi. 

youtube

Ben ki alışkın değilim sensiz uyku tutturabildiğim gecelere,
Duymadan o güzel sesini, uyku girmiyor işte bu yorgun gözlerime.
Sabah gözümü ilk açtığımda elim hemen telefona gidiyor, acaba aradı mı? Diye.
Ama her defasında senin dışında onlarca kişi görüyorum telefonuma numaralarını cevapsız diye bırakan.

Öyle özledim ki, sesinin sesimdeki yankısını!
Çocuksu gülümsemene neden olan maymunluklarımı…
Beni sevme şeklini öyle özledim ki…

Bu lanet dünyada her geçen gün soğuyor insan hayattan, yaşamaktan.
Çünkü hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor maalesef.
Dünyanın adil olmasını bekliyoruz, hani hiç değilse bize zarar vermemesini, huzurlu olmayı…
Ama sanırım sabır taşı misali, bizi tam ortamızdan çatlatmaya niyetli.

Öyle özledim ki, gözlerinin içine bakarken gözlerimden durduk yerde yaş gelmesini…
Neden ağlıyorsun derdin, deli misin sen?
Gözlerine bakınca neler gördüğümü bir bilsen,
Sen olsaydın benim yerimde,
mendil dayanmazdı gözyaşlarını silmene herhalde.

Öyle özledim ki seni aradığımda sesindeki neşeyi…
Kuşum derdin, özledin mi beni derdin.
Bende belki tam anlatamam sana olan hasretimi diye
Nasıl özlediğimi, seni nasıl sevdiğimi ispatlayayım diye hep yemin ederdim.

Güzel gözlüm, öyle özledim ki seni…
Yüreğim bir mecal kaldı şimdi.
Her gece yatağıma geçip çalmasını bekliyorum lanet telefonumun.
Her gece yalvarıyorum Allah ıma, bir an önce geçsin bu dertler bu sıkıntılar diye…
Ve her gece uykuyu haram ediyorum gözlerime.

A kadınım, öyle özledim ki seni…
Tıraş bile olmuyorum eskisi gibi.
Batıyor sakalların git kes öyle öp beni derdin.
Öptürmezdin gül yanaklarını sinek kaydı olmadan yüzüm.
Ama geridöndüğümde de kokumu içine çekerek öyle bir öperdin ki beni, hep öyle kalalım isterdim.

Sevdiğim, öyle özledim ki seni…
Sesini, nefesini, bana doğru kurduğun cümlelerin her bir kelimesini…
Şimdi bekliyorken senden gelecek tek bir seslenişi, nasıl zor bir bilsen,

Nefes alıp verdiğimde hasret ciğerlerime yakıyor, özlem saçlarımdan tutup çekiştiriyor.
Sensin onundermanı diyor içimdeki ses her gece.
Canımın taa içi, öyle özledim ki seni…

Her derdini alırdım üstüme, sen üzülme sen yorulma sen düşünme isterdim, ben bakarım çaresine…
Yeter ki gülsün yüzün derdim, ben meydan okurum senin için bu alemin cümlesine…

Kurban olduğum, aşkların en güzeli, bir tanem, gül bakışlım, kalbimin birincisi…
Öyle özledim ki seni, sesini, nefesini…
Haydi geri dön artık ta, mutluluktan kes şu nefesimi…

“daima benim hasretimi taşıyacaksın. her kadın yarası aldığın vakit beni özleyeceksin. çünkü ben seni yaralamadım, kırmadım seni.”

peyami safa / bir tereddütün romanı

Sana olan hasretimi, ne yaktığım ciğerlerim anlıyor ne de bu beden sensizliği taşıyabiliyor.

ŞİRİN : Dört aydır çalışmıyormuşsun…
FERHAD : Çalışamıyorum. O günden beri… Elime fırçayı alıyorum, laleyi çiziyorum, bakıyorum ki çizdiğim lale sana layık değil… Karalıyorum… Bir tek lalenin içine bütün dünyayı koymam lazım, bütün ışıkları, bütün renkleriyle, bütün sevinçleri, kederleri, ümitleriyle dünyayı, yani seni koymam lazım, Şirin. Laleye seni koyamadıktan sonra, nakkaşlık kepazelik…
ŞİRİN : Demek ki hasretimi çekmiyorsun.
FERHAD : Ben mi?
ŞİRİN : Sen ya… Hasretimi çekeydin laleye koyabilirdin beni…
FERHAD : Lale nasıl çizilir, bilir misin Şirin? Tıpkı şiir yazmak, şarkı bestelemek, tıpkı yapı yapmak, demir dövmek, toprağı sürmek gibi… Yani laleyi nakşetmenin de usulü var, nizamı var, ölçüsü var. Halbuki sana duyduğum hasretin ölçüsü yok, kalıbı yok, hudut bilmez, sınır bilmez… “Ben laleme yârimi koyabildim,” diyen nakkaş, inan bana Şirin’im, “Ben laleme yârimi koyabildim,” diyen nakkaş ya yalancı, ya aptaldır. Ya hünerini yâri sanmış, yahut doğrusunu bilir de eğri söyler, yahut da hasreti hünerine sığacak kadar hesaplıdır. Biz hasretimizin ancak binde birini koyabiliriz laleye… Ancak binde birini… Nakkaşlık kepazelik…
(Şirin soyduğu elmanın yarısını kesip Ferhad’a verir,)
ŞİRİN : Bir elmanın yarısı sen, yarısı ben.

— Nâzım Hikmet, Ferhad ile Şirin s.91
Fotoğraf: Nâzım Hikmet
‘in ’saman sarısı’ şiirinin öznesi, sevgilisi, Vera Tulyakova.

  • NÂZIM, sana duyduğum hasretin ölçüsü yok, kalıbı yok, hudut bilmez, sınır bilmez, sana sonsuz hâsretle. 3 Haziran 1963 

parsel parsel bölünüyorum parçalara ve piksel piksel görebiliyorum kendimi o parçalarda. nefretimi kendi içimde kendi ellerimle parçaladım. hasretimi de. olmayacak şeyleri kabullenişimi hep parça parça topladım, kabullendim. bir hayale neresinden tutunursun, kırılmış parçalarından? tırnakların içine geçmiş et parçasından? erimeye yüz tutmuş bir buz parçasından? ben şimdi tuz buz. ben şimdi bir hayale neresinden tutanacağım derken, elimde kalan bir hayat kırığından ibaret. ben şimdi bir hayatın kırıklarından ibaret. ben şimdi ortada, yapayalnız, kırıklarıyla, elinde avucunda yanlışından kaçtığım halde yanlışlarla dolu bir avucumla. burada. peki ya sen, bir gerçeğe, bir hayale tutunmak için bir başka hayatın neresinde? 

Sen git
Ben bir gecenin siyahında saklayacağım saçlarını
Yüreğim, titrek ellerinin arasında atacak
Biraz ıslak biraz da kırmızı
Küçük bir umut türküsü dolayacağım dilime eskiden kalma
Bıraktığın yanını yüzdüreceğim derin denizlerimde
Gözlerimde son bakışın kalacak çaresiz ve üzgün

Sen git
Ben bir isyanın eteğinde saklayacağım gözyaşlarını
Devrilmiş cümleler anlatacak sana hasretimi mektuplarımda
Kırık dökük hatıralarla süsleyeceğim yatağımı
Damla damla akarken gün geceye
Bir yudum suda eritip saflığını ilaç yapacağım yaralarıma
Kanayan yanlarımın üzerine sıcaklığını örteceğim

Sen git
Biliyorsun
Gelmesen de
Bekleyeceğim..

Lou Salome