hal adams

Son bölümdeki Hilal ve Leon’a dair...

Merhaba.

Sanırım burada hiç uzuun bir dizi yorumu yapmamıştım. Yüksek lisans derslerim, ödevlerim, sunumlarım başlamadan, pazar gecem de boş olduğundan haydi Cemre diyerek Hilal ve Leon çiftinin son bölümdeki haline dair birkaç şey yazmak istiyorum.

Öncelikle hepimiz bu çifte neden tutulduk sorusuyla başlamak istiyorum. Yirmi beş yaşıma gelmişim. Bir yanda ülkenin hali bir yanda akademik kaygılar bir yanda iş kaygısı bir yanda özel hayatımda yaşadıklarım beni yormuşken bir baktım çok sevdiğim Halit Ergenç’in dizisi başlamış. Hem de Kurtuluş Savaşı dönemini anlatıyormuş. Bir de eşi Bergüzar Korelle oynuyormuş. Üstüne Onur Saylak da varmış. Ah dedim, tam kafamı dağıtacak bir şey. Oturdum başladım üçüncü bölümden (10 Kasım bölümü) izlemeye. İzledikçe genç kadrodaki iki kişi dikkatimi çekmeye başladı. Bu iki kişiden biri Türk milliyetçisi bir genç kadın öbürü işgal komutanın oğlu idi. Romantik biriydim. Bir zamanlar. Ergenlik dönemimde aşk romanları okur, aşk filmleri izler, ah ah derdim, her genç kadın gibi. Sonra biz büyüdük ve kirlendi dünya. Hayatın gerçekleriyle tanıştık, realist olduk çıktık. :P Yine de işte ara sıra duygusallaşabiliyorum. Yine böyle bir anda buldu galiba beni bu ikili. Olmaz mı, olur mu derken bir baktım azılı Hileoncu oluvermişim (beni bu hale getiren esas olarak o pansuman sahnesidir). Yalnız kendimi değil diziyi izleyen aile bireylerimi ve arkadaşlarımı da Hileoncu buluverdim birden. 

Peki hepimizi bu kadar etkileyen neydi? Hilal’i zaten başından beri hepimiz seviyorduk; ama ortada Yunan’a ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin’i, pardon Basri’yi, öldüren bir teğmen vardı. Birinci sebep, imkânsız aşkları seven bir toplum oluşumuz idi elbette. İkinci ve en önemli sebep ise ince ince işlenen bir senaryo ve karakterler ile o karakterleri özümseyen ve içselleştirip başarıyla canlandıran iki başarılı mı başarılı, tatlı mı tatlı oyuncuydu. 

Girizgâh çok uzun oldu, farkındayım, esas noktaya geliyorum. 

Ne diyor Nâzım Hikmet? “Sende ben imkânsızlığı seviyorum; fakat asla ümitsizliği değil”. İşte bu söz bizim tatlışlar tatlışı, minnoşlar minnoşu çiftimiz ile bizlerin arasındaki ilişkiyi özetliyor. 

Geçen hafta Leon’u gömdünüz, onu savundum; çünkü eleştirilerin büyük kısmı -bence- haksızdı. Zaten bu hafta bir mektup yazdı, bir de Hilal tarafından perişan edildi, hepimiz “LEOOOOĞĞĞN” moduna girdik (ben de dâhil). Şimdi bu hafta da Hilal’i gömüyorsunuz, gömdürtmeem! :D Şaka bir yana, ben bu tür durumlarda hep kız tarafı olurum. Geçen hafta oğlan tarafıydım; ancak bu hafta tarafıma geri dönmek durumundayım. Peki neden? Leon yüzünden Hilal’e kızanları çok iyi anlıyorum; ancak şimdi sizi olaylara Hilal penceresinden bakmaya davet ediyorum.

Geçen bölümü hatırlayın. Hilal ve Leon’u en son nerede bıraktık? Hilal, iki bölümdür “ablamdan uzak dur” mesajı veriyordu. Leon, Yıldızla bir işi olmadığını söylemişti; ama Yıldız’ı alıp konağa götürmüştü. Hilal de bunu öğrenmişti. Burada kalmıştık. Peki bu bölüm nasıl başladık? Sürgün kararını duyuran Leonla. Bunlar bir kenarda dursun şimdi.

Hilal’i hepimiz bu zamana kadar tanıdık diye düşünüyorum. Hilal vatan aşkı için ölümü göze alan bir genç kızdı, hatta çok değil dört beş bölüm önce az kalsın ölüyordu bu uğurda. Halit İkbal mahlasıyla yazılar yazıyordu, bildiriler dağıtıyordu, Yunanları ülkesinden gönderebilmek adına çabalıyordu. O Binbaşı Cevdet’in kızıydı. Babası öldüğü gün özgürlüğü uğruna, vatanı uğruna kanının son katresine dek savaşmaya yemin etmişti. Yalnız Hilal’in hiç beklemediği bir anda hiç beklemediği bir şey oldu. Kaytan bıyıklı, güzel gülüşlü, kendisi gibi edebiyat düşkünü, çakı gibi bir erkek çıktı karşısına. Hem ateşli vatansever kimliğine hem de genç kız kimliğine sahip Hilal, işgal komutanının oğlu Leon’a karşı garip şeyler hissetmeye başladı. Hilal bu zamana dek bir erkeğe karşı duygusal bir şeyler hissetmemişti. Aşk, sevgi, tutku yalnızca kitaplardan okuduğu ve belki anne ve babası arasında çocukluğunda tanık olduğu kavramlardı. Bu sebeple içinde kopan fırtınalara tam olarak anlam veremiyordu. Anlam vermek de istemiyordu; çünkü kendisine bu duyguları yaşatan, düşmandı. Kendisini iki kere ipten alsa da, en zor anında kendisinin yanında olsa da, babası onun için kılını kıpırdatmazken (Hilal Cevdet’in yaptıklarını bilmiyor) kendisi için sürekli çabalasa da düşman, düşmandı.

Şimdi yeniden son bölüme dönelim. Hapishane sürecinden beri Hilal’in Leon’a karşı olan tavrının değişimini, yavaş yavaş nasıl aşka düştüğünü izledik. Hilal’in ilk kez nasıl yumuşadığını gördük. Leon’u Teğmen kimliğinden ayrı değerlendirmeye başlayan bir Hilal izledik. Bunlar Hilal için hiç kolay olmayan şeyler. Yine de Hilal içinde büyüyen şeye engel olamıyordu ve Leon’a sürüklenmeye devam ediyordu. Amma velakin, hal böyleyken o sürüklendiği adam, bu bölümde yine asker kimliğiyle çıkıverdi karşısına. Gideceksiniz dedi. Evlerinizi, yerinizi, yurdunuzu terk edeceksiniz dedi. Hilal bölüm boyunca bir cümle duymak istedi. “Gitmeni istemiyorum; ama engel olamıyorum” desin istedi. Bunu demese bile gözlerine baksın ve bunu hissettirsin istedi. Karşılıklı sahnelerini yeniden izleyin ve ne olur Leon’la göz göze gelmeye çalışan Hilal’i görün. Oysa Leon kendisine verilen görevin, Hilal’i kaybetme korkusunun altında eziliyordu ve Hilal’in istediğini ona veremedi. Hilal de kırıldı, küstü. Bir de üstüne kendisine ve arkadaşlarına silah çeken Leonla karşılaşınca iyice doldu ve taştı…

Hilal elbette Leon’un kendisine asla zarar vermeyeceğinin farkındaydı. Leon’un öyle biri olmadığını öğrenmeye, anlamaya başlamıştı. Yine de ona çok öfkeliydi. Yapamazsın dedi, vuramazsın dedi. O silah bende olsaydı, şayet sen benim istediğimi yapmasaydın, bir an bile tereddüt etmeden vururdum seni Teğmen dedi. O an onu Teğmen Leon olarak görmeyi tercih etti; çünkü Teğmen Leon’a karşı koyması çok daha kolay Hilal için. Ancak o sözleri söylediği anda karşısındakinin aklından bir türlü çıkaramadığı Leon olduğunun farkına vardı. Onu ne kadar incittiğini gördü ve anında sözlerinden pişman oldu. Bunu sözlerle duyamadık belki; ama değişen müzik ile Miray Daner’in başarıyla yansıttığı Hilal’in bakışlarındaki değişimden bunu anlıyoruz. Zaten Leon’un dağılışını görünce kendisi de dağıldı; çünkü siz inanmasanız da Hilal de o yeni tanımaya başladı Leon’a kıyamıyor. Orada duramadı daha fazla, bakamadı Leon’un o kırgın kırgın bakan gözlerine. Cesur kızçe Hilal, kaçtı, dönemedi, arkasına bakamadı. Elini kalbinin üzerine koysa da kendi kalbinin de kırılışına engel olamadı. 

Hilal hapse de düşse, âşık da olsa aynı Hilal. Aynı vatansever Hilal. Bildiğimiz Hilal. Ondan kolay kolay değişmesini beklemeyin, bunu istemeyin de bence. Biz onu bu halleriyle sevmedik mi? Leon da onu böyle sevmedi mi? Şu an Leon’a karşı çok hoyrat belki; ama bölüm boyu yaşadıklarını düşünün. Siz olsanız ne yapardınız? Hilal gibi bir karaktere sahip olsanız, onun yaşadıklarını yaşasanız ne yapardınız? 

Bu çift birbirini acıta acıta, kanata kanata sevecek. Birbirlerine kıyamayacaklar; ama aynı zamanda incinecekler de incitecekler de. Bizler bunu bilerek başladık bu çifti sevmeye. Hiç kolay değil onların aşkı. Hiçbir zaman kolay olacağını düşünmedik. Kolay değil belki aşkları; ama büyük olacak. Şimdiden bile o kadar büyüdü ki bir haftadır kısacık sahnenin etkisinden çıkamadık, kendimizi jiletleyecek boyutlara geldik. :D 

Aslında bu bölüm bu kadar dağılmamızın bir sebebi de Leon’un yazdığı o mektuptu. Oysa Hilal’in daha Leon’un hislerinin derinliğinden haberi yok. Daha kendi hislerinin bile tam olarak farkına varabilmiş değil. 

Şimdi siz Leon çok seviyor, Hilal hiç öyle olmayacak diyorsunuz. İtiraz ediyorum! :) Hilal de çok sevecek. Vatanını sevdiği kadar sevecek Leon’u ve en sonunda “vatanım sensin” diyecek. Boşuna mı kondu bu dizinin adı? :D

Kızmayın Hilal’e. Onu anlayın. Ümitsizliğe düşmeyin. Leon düşmeyecek, bakın göreceksiniz. Kırıldı belki; ama Leon’un umudunu kaybetmesi demek yaşamak için sebebinin kalmaması demek. Bu sebeple Leon kendisini biraz geriye çekse de hiçbir zaman kopamayacak Hilal’den. Bir özür beklemeyecek ondan. Peşinden koşmasını istemeyecek. Çünkü Leon’un aşkı bu değil. Çok daha derin, çok daha ince. Hilal’i hep sevecek, daha çok sevecek. Hep üzerine titreyecek. Gözlerine bakarken hep içi titreyecek. Hilal de öyle olacak. Hoyratlığından sıyrılacak ve Leon’un yaşadığı tüm acıları ona unutturacak. Kocaman yüreğini koşulsuz ona sunacak.  

Ve en sonunda fırtına dinecek, Hilal ve Leon aynı kıyıya varacaklar… 

Bekleyin, pes etmeyin. Hilal ve Leon pes etmeyecek, siz nasıl pes edersiniz daha ilk “müşkül”de?

Okuyanın gözlerine ve sabrına sağlık! :)

hal after dropping a mountain on corypheus: i want a bubble bath

hal during adamant: this sucks i need a bubble bath

hal during halamshiral: why am i fighting assassins and not in a bubble bath

hal at the well of sorrows: this is not a bubble bath but i’ll stick my feet in anyway

hal killing corypheus: this is for making me miss my scheduled bubble bath

hal seeing solas is a god in snazzy armor: pls get in my bubble bath

How Many Characters Can You Spot?

Here’s the ones I’ve found: Superman, Batman, Wonder Woman, Green Arrow, Flash, Cyborg, Catwoman, Aquaman, John Stewart, Bumblebee, Clayface, Batgirl, Deathstroke, Hawkman, Hawkgirl, Black Adam, Shazam, Hal Jordan, Atrocitus, Darkseid, Supergirl, Jessica Cruz GL?, Nightwing, Joker, Harley Quinn, Mogo the living planet, Solomon Grundy, Red Hood, Swamp Thing, Lex Luthor (in battle gear), Mr. Miracle, Constantine, Sinestro, Poison Ivy