grininning

Grininning - Ruble Darby Downtown

External image

Well, ain’t that a weird record. Basically it tries to be some sort of IDM-ish pop record, but it all goes terribly askew and awkward as the gentle guitar strums get stuck in cold industrial beats and modified, echoing vocals. This album is a result of  a busy, intense living in the urban environment - quickly changing, kaleidoscopic, often sounding “crumpled” or glitchy, the songs here are also intensely psychedelic, like a condensed compilation of psych pop trends of the coming years. Thoroughly electronic, somewhat haunting, occassionally catchy.

Yabancı ve Tecavüz Üzerine

Grinin Elli Tonu furyasından beri gerek dünya sineması ve edebiyatı gerek Türk sinemasında revaçta olan “sert adam” imajı gittikçe rağbet görmeye başladı. Bununla ilgili muhakkak daha nice fantezi ürünü yazılmıştır ama bizim en çok dikkatimizi çeken eser Öznur Yıldırım'ın “Yabancı” isimli kitabı.

Bir arkadaşımız bu kitapta tecavüzün normalleştirilmesi ile ilgili bir yazı yazdı. Hepiniz gördünüz zaten. Bunun üzerine bir anonim kitapta tecavüzün gerçekleşmediğini, karakterin bu konuyu koz olarak kullanıp yalan söylediğini söyledi. Peki kitapta tecavüzün ayan beyan gerçekleşmemiş olması kitabı olumlamaya yeter mi? Söyleyeyim: Yetmez.

Kitap anladığımız kadarıyla Stockholm sendromundan muzdarip bir genç kızla yakışıklı olduğu kadar küstah bir delikanlının aşkını ele alıyor. Daha önce de söylemiştik zaten. Kitapta tecavüzün olmaması bizi pek alakadar etmiyor açıkçası çünkü “Sana yalnızca ben tecavüz ederim” gibi bir rezillik de zaten tecavüz kadar yaralayıcı. Şiddetin şiddet olması için onun illa fiziksel olması gerekmiyor. Bunu ima etmek, ki kitapta imadan fazlası var, bile yetebiliyor. Sözlü şiddet de bizim ziyadesiyle eleştirdiğimiz bir konu olduğu için tepkimiz bu kadar büyük. İtilip kakılan bir kadının tutup da çok özür dilerim ama böyle bir davara aşık olması tepki göstermek için yeter de artar bile. Babasından dayak yese dünyayı yerinden oynatacak insanların, bir kadının sevgilisinden -ya da her nesiyse- sözlü ya da fiziksel şiddet görmesini ağzının suyu akarak okumasını eleştiriyoruz biraz da. Eril tahakkümün ya da ataerkinin, adını siz koyun, baş gösterdiği her şeyi eleştirmeyi kendimize vazife edindik diyebiliriz. O yüzden o oldu ama bu olmadı diye iyimser olmanın pek bir mantığı ve anlamı yok çünkü yeterince karanlık dönemden geçiyoruz ve zaten her şey normalleştiriliyor. Stockholm sendromundan ve tecavüzün gerçekleşmemesinden dem vuran anonim için umarım açıklayıcı bir cevap olmuştur. :)

Ya siyahsın ya beyaz anlayışını reddediyorum. Hayatı ve insanı açıklamak için grinin tonlarına bakmak gerek.

İnsan psikolojik anlamda olgunlaştıkça hayata ve insana bakışta siyah-beyaz ayrımı kayboluyor ve grinin tüm tonlarını görmeye başlıyorsun.  

İyi ne kadar iyi? Kötü ne kadar kötü? Hepsi zihinsel veritabanının sanrıları ya da egonun mu desek?

anonymous asked:

Kitap önerisi 😂😂😂😂😂

Dokuzuncu hariciye koğuşu
Milenaya mektuplar
Uğultulu tepeler
Fakat müzeyyen bu derin bi tutku
Kürk mantolu Madonna
İçimizdeki şeytan
Özdemir Asaf şiirleri
Aclik oyunlari
Grinin elli tonu
İlahi komedya
Dijital kale