grevy's

…E sa che penso? Che la Chiesa cattolica stia registrando oggi il suo più grande trionfo: l'uomo odia finalmente la donna. Non c'è riuscita nemmeno nei secoli più grevi, più oscuri. C'è riuscita oggi. E forse un teologo direbbe che è stata un'astuzia della Provvidenza: l'uomo credeva, anche in fatto di erotismo, di correre sulla via maestra della libertà; e invece è finito in fondo all'antico sacco".
“Sì, forse… Benché mi pare che mai come oggi, nel mondo diciamo cristiano, il corpo della donna sia stato così esaltato, così esposto; e la stessa funzione di richiamo, di fascino, che la pubblicità commerciale assegna alla donna…”
“Lei ha detto una parola che contiene, in definitiva, l'essenza della questione: esposto, il corpo della donna è esposto. Esposto come un tempo restavano esposti gli impiccati… Giustizia è stata fatta, insomma.
—  Leonardo Sciascia, A ciascuno il suo (1966)

Nei giorni io mi allontano, scrivo le mie ossessioni e le registro e le conseguenze so sempre grevi e hai il coraggio di chiedermi “perche bevi?”
Che non avere te è come soffrire la fame e dentro divento nero come il catrame.
Che cercare altro e scordare l'esame è come paragonare l'oro al rame.
Una cosa funziona solo se ci credi, io mi sbraccio da solo dimmi se mi vedi, che non scriverei così se non avessi più te, mon ti dico di più yeah.

Foto mia. Ludovica | soffroeppuremivienedaridere.

«Ta chevelure d’oranges dans le vide du monde
dans le vide des vitres lourdes de silence
et d’ombre où mes mains nues cherchent tous tes reflets,

la forme de ton cœur est chimérique
et ton amour ressemble à mon désir perdu.
O soupirs d’ambre, rêves, regards.

Mais tu n’as pas toujours été avec moi. Ma mémoire
est encore obscurcie de tavoir vue venir
et partir. Le temps se sert de mots comme l’amour.»

*

«Quei tuoi capelli d'arance nel vuoto del mondo,
nel vuoto dei vetri grevi di silenzio e
d'ombra ove a mani nude cerco ogni tuo riflesso,

chimerica è la forma del tuo cuore
e al mio desiderio perduto il tuo amore somiglia.
O sospiri di ambra, sogni, sguardi.

Ma non sempre sei stata con me, tu. La memoria
m’è oscurata ancora d’averti vista giungere
e sparire. Ha parole il tempo, come l’amore.»

Paul Éluard, Ta chevelure d’oranges

4

La source des femmes - YAŞAM KAYNAĞI KADIN  (2011) Filmi
Fransa yapımı,romantik komedi.Filmde Leyla adlı oyuncu,uzak dağlardan köye su getiren kadınları,kahvede oturan kocalarına karşı örgütler,ve bu köyde aşk grevi var diye yazarak duvara,köyde “aşk grevi’‘başlatır.Kadınlar kocaları ile beraber olmaz,cadı olarak suçlanırlar ve onların mücadelesi başlar.

Invano tendo le braccia verso di lei, al mattino, quando emergo da sogni grevi, invano di notte la cerco nel mio letto quando un sogno felice e innocente mi hai illuso di essere seduto accanto a lei sul prato e di tenere la sua mano nella mia e di coprirla di una miriade di baci. Ahimè, quando ancora semi barcollante dal sonno brancolo verso di lei e d'improvviso mi sveglio… un torrente di lacrime sgorgano dal mio cuore oppresso, e sconsolato piango su un oscuro avvenire.
—  Johann Wolfgang Goethe, I dolori del giovane Werther, 1774. (21 agosto)

Nâzım Hikmet 114 yaşında! “Türkiye'de benim üzerime şair yok!” demişti bir konferansında usta şair. Evet, bu ülkeden, bu dünyadan bir Nâzım Hikmet geçti. Cemal Süreya'nın deyimi ile edebiyatımızın “N” vitamini kendisi. Tekrar tekrar basılan kitapları ile, şiirleri ile, dünya görüşü ile hâlâ daha bir kaya gibi yerinde duruyor. Günümüz şiirini ve şairlerini de hesaba katarsak, değil yerinden etmek, yerinden kımıldatılamaz.

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya
Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıt kabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne
ölümün

52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.

Nâzım Hikmet - Otobiyografi