gokkusagi

Aslında sevdiğin nerdeyse o uzaklığı düşünüyorsun. Bazen başka şehirden birini seversin. Bazen başka bir ülkeden. İşin içine pasaport, vize vs. girince işler zorlaşır. Ki başka şehirde birini sevmek bile zordur çoğu zaman. Ağladığında yanına gelmesini istersin, o gelene kadar gözyaşların kurur. Anlamasını istersin, telefonun ucunda dinler seni ama anlamaz. Gözüne bakamadığın bir insan ne kadar yakın olabilir ki? 

Ha bir de “gitmem” diye bir şey var. Saflıktan değil aslında sevmekten kanıyoruz biz buna ve gideceğini bile bile seviyoruz bazen. Onsuz kalmak, çok sevdiğin bir filmin bitmesi ve tv de bir şey bulamamak gibi bir şey.

Sonuç olarak yalnızlık sanırım meslek gibi bir şey.

Yazacak bir şeyler bulamıyordum bayadır. Aslında kendime sorduğum ufacık sorular bile yeterli bir şeyler yazabilmem için.

Mesela onu neden bu kadar çok seviyorum? Ya da neden bu kadar çok özlüyorum? 

Bazen sözleri kalbime dokunuyor sanki. Ağzından çıkan her bir kelime kelebek olup saçlarıma konuyor sanki. Bazen söylemese bile hissedebiliyorum sevgiyi içimde. Yeni keşfettiğiniz güzel bir şarkıyı düşünün mesela. Durmadan onu dinlersiniz, hep başa alırsınız. Bir kaç gün sonra da sıkılırsınız hep onu dinlemekten. Aşkı da böyle sananlar var. Aşktan sıkılanlar var. Aşktan sıkılabilir mi bir insan? Kalbinin hızlı çarpmasına, ellerinin soğuk olmasına rağmen avuç içlerinin terlemesine neden olan o duygudan sıkılabilir mi bir insan hiç?

Aşk bambaşka bir duygu gerçekten. Kimi zaman acı verir kimi zaman da dünyanın en mutlu insanı gibi hissetmenize neden olur. Ufacık bir söz bile sizi o kadar mutlu eder ki bazen, yüzünüzde şapşal bir gülümseme belirir. Ve bazen canınız öyle bir yanar ki sanki iç organlarınızı kesiyorlar gibi hissedersiniz. Nefes alamazsınız. 

Neyse sonuç olarak aşk bambaşka bir şey, tabii tadabilene.

Starbaks böyle protesto edilir efendim.

Geçenlerde girip yalnızca bir bardak rica ettim. Sırf bunu yapabilmek için.

Gezi Direnişi’ndeki tavırlarından ötürü protestom.

Hem zaten onların on liraya sattığı kahveleri ben evde elli kuruşa üretiyorum.

-YAŞASIN CİMRİLİK!-

Hazır gökkuşağı bayrağı bu kadar gündemde iken yapmak istedim.

Bardağımın adı da var;

"gey starbaks"

Dur bir dakika. Nefes alamıyorum. Yok musun sen şimdi ?

Biraz önce “bitti” mi dedin ? 

Tamam sakinim ben. 

Gözyaşlarımın nedenini sorma, süzülüyorlar işte. Durduramıyorum.

Zaten hep süzüldüler, mutluyken, mutsuzken, seninleyken, sensizken…

Sen gidiyorsun. Üzülmüyorsundur bence. 

Yanmıyordur canın benimki kadar.

Yine de azıcık bile üzülüyorsan yapma. Ben ikimiz için de üzülürüm sen iyi ol yeter ki.

Şimdi benimle ilgili her şeyi ortadan kaldırarak başla işe.

Önce cebindeki postitleri at çöpe. Hani içinde seni çok seviyorum yazanlar var ya onlar.

Sonra anahtarlığı at.

Sonra tişörtleri, parfümleri, gömlekleri falan.

Sonra da derin bir nefes al ve beni at kalbinden, veya beyninin içinden.

Her neredeysem işte.

Ben mi?

Ben seninle olan hiç bir şeyime kıyamam.

En güzel bir buçuk yılımdı çünkü seninle.

Sevgilim.

Git hadi.

Bakma ardına.

Siktir git.