gokkusagi

Ve bir şeyler paramparça olur. Geçmiş gelir hiç olmadık anda yayılır içine. Sorgularsın, pişmanlıklar yaşarsın. Sinirle edilmiş cümlelerin geri dönüşü olmaması, karşında özür dileyecek bir muhatap kalmaması. Bir mezar taşına anlatmak acını.
Keşkeler, üstüne yıkılan ağır kayalar gibi keşkeler.
Çaresi olmayan keşkeler.

anonymous asked:

ez sevdiğin kız blogları ff'si verir misin

@saturndeseviselim @tambisevilesi @acbirzekimuren @hayatucuyor @ruhumdakimezar @nonexsoul @onlydarker @maalesef17yim @sadl0l @putyourfaith @xbegonya @gokkusagi-sican-unicorn @mavikedilerr @aynayabakmamkendimibilmem @cokmugaripbiri @dominusrookie @marjinalcirkin @reinemortel @claretredash @denizkizisever @ucurumrenkligece @dunyadursanaa

aklıma gelenler bunlar, unuttuklarım kusura bakmasın

Otizm.

Hep kardeşinin olmasını isteyen bir çocuktum. Daha 4-5 yaşındayken annemin basının etini yer olmuştum kardeş istiyorum diye. Arkadaslarımın kardesi vardı benim neden olmasındı o zaman. Tek çocuk olmak güzel değildi kardeş demek hayatı biriyle paylaşmak demekti. 6 yaşında ilkokula ilk başladığım sene bir kardeşim oldu. O kadar mutluydum ki çırpınıyordum onun için bişeyler yapmak için resmen. Kardeş sahibi olmak güzeldi. Ona adını verdiğim gibi hayatımı da verebilirdim. Öyle bir sevgiydi kardeş sevgisi cünkü.

Tabi benim istediğim bişeyin iyi gitmesi mümkün olmadığı için bunda da bir aksilik oldu elbette. Daha 5 günlükken kalbinin delik olduğunu öğrenmiştik. Hatırladığım evde kötü bi telaş olduğuydu. Annem için uykusuz geceler demekti bu. Kadın uykusundan uyanıp kalbini dinlerdi kardeşimin yaşıyor mu diye. Doktor ;  " Ne çok gülücek nede cok ağlıcak" demişti İlker için. Bu öyle zor ki. Aklı başında çocuk değil ki diyesin yapma , ağlama , gülme diye bebek yani. El bebek gül bebek büyütmeye çalıştık onu çünkü çok güldüğünde de , çok ağladığında da mosmor kesiliyordu. Onu öyle görmek ne demek anlatılır bişey değil gerçekten.

İlker 3-4 yasına geldiğinde hala daha konuşmuyor doğru düzgün yürümüyordu. Annem “bu çocukta bi gariplik var , doktora gidelim” diye kendini yırtarken sevgili babam “hastalığı yüzünden tembel büyüdü leb demeden leblebiyi önüne serdik ondan böyle” dedi. Anne yüreği hisseder ya bazı şeyleri.. Babamın ki affedilir bir hata değildi. Annemin yüksek çabaları sayesinde 6 yaşında kardeşimin Otizmli olduğunu öğrendik ki bu hastalıkta en önemli şey erken tanıydı.

Babamın “ o benim oğlum öyle bişey olamaz” böbürlenmesi ve yersiz gururlanması yüzünden olabildiğince geç teşhis edildi kardeşimin hastalığı. 12 yaşındaydım ve Otizm kelimesi ile ilkkez karşı karşıya gelmiştim. Aptala dönmüştüm adeta. Otizm neydi ? Grip gibi bişeymiydi ? İlaçla geçermiydi? Biçok soru toplanmıştı kafama.

Şoku en kısa annem yaşadı çünkü kadın zaten biliyodu bişeylerin yolunda gitmediğini. Onun için okul arayışına girdi ve kardeşim okula başladı. Büyüdükçe kendimi suçlu hissediyordum aslında. Onun bu dünyaya gelme sebebi bendim. Tüm masumiyetiyle bu kirli dünyayla savaşmak zorunda bırakan bendim bi yerde. Zordu bu. Kardeşim okula giderken annemle babam ayrılma kararı aldı. Hani geldiği zaman üst üste gelir derler ya. Öyle bir süreçti işte. Annem bana fikrimi sorduğun da nasıl iyi hissediceksen öyle olsun demiştim. Sonuçta annesi babası ayrılcak olan ilk çocuk değildim.

Ancak babamın bukadar duyarsız bir adam olduğunun farkında da değildim. Babamla iletişimim genelde iyi olmuştur. İkili ilişkimizde bir problem yoktu. Ama çemberin dışına çıkıp ona baktığımda bişeyleri eksik yaptığını görmek zor değildi. Birkez olsun kardeşimi arayıp sormazdı mesela hala da öyle aslına bakılırsa. İçi nasıl rahat ediyor bilmiyorum. 

Farklı bir çocukla yaşamak gerçekten zor. Çocukluğum da bu duruma çokta isyan ettim (Allah affetsin) neden benim kardeşim diye çok ağladığım geceler oldu. Taa ki Tophanedeki Engelliler Merkezine yolum düşüne kadar. O kapıdan girdiğinizde dışardaki dünyadan bambaşka bir dünyaya adım atıyorsunuz. Öyle hastalar var ki. Ben bi an kardeşimin hasta olduğunu bile unuttum. Ordan çıktğım da kardeşim bana çok sağlıklı gözüktü. Ve şükürler olsun dedim. 

Şimdi İlker 16 yaşında yürüyor , koşuyor , kendince derdini bir şekil de anlatıyor. Bize zor gelen hayat ona iki kat daha zor biliyorum.

Yazının Norma'sı ;

O bizim evimizin neşesi bikez olsun keşke olmasaydı demedim. İyiki doğdu , iyiki var. Ablası kurban olur ona..

..