gezi-parki

Taksim Komünü

Saat 9 gibi dört arkadaş yola çıktık. Daha fazla kişi olmayı bekliyorduk ama olaylar aileleri korkutuyordu bu yüzden az kişiyle de olsa gittik. Yanımıza yoldaşlarımız için birkaç parça şey aldık hazırlıklarımızı yaptık. Çantamda gaz maskesi, litrelerce su ve kitaplar vardı. Son durakta indiğimizde nereye gideceğimize dair küçük bir tartışma yaşadık ama sonra başbakana yollanan sevgi mesajlarını takip ederek istiklali bulduk. Taksimi daha önce bu kadar güzel bulduğumu sanmıyorum. Her zaman İstanbul’un çirkin kentleşmesinden ve kaos ortamından nefret etmiş biri olarak bu dağınık ama bir o kadar düzenli yere aşık olmuştum. Meydan, Kızıl bayraklar ve Türk bayraklarıyla donatılmış heykel ve her yerde yazılan özgürlük yazıları ve hükümete iletilen güzel mesajlarla dolmuştu. Asılan pankartlar ve afişler meydanı renklendirmişti. Atatürk Kültür Merkezi’nin bu kadar güzel olduğu bir zamanı bilmiyorum. 4 yoldaş önce malzemelerimizi bırakmaya karar verdik. Gezi parkında ki mutfağa gittik ve eşyaları bıraktık. Gönüllü işçilere ihtiyaçları olup olmadıklarını sorduk. Bize çok teşekkür ettiler onlara o kadar yardımımız dokunmaması bizi üzdü başka bir iş bulabilme ümidiyle yürümeye başladık. Yapılan barikatlar devrilen arabalar hepsi sanki yaşamın içinde ki canlı bir müzeydi hepsini ziyaret ettik. Çöp toplama işine girmek istiyorduk ki çok fazla gönüllü ve çok az çöp vardı buranın yeni yerlileri çevrelerini çok temiz tutuyordu. hayvanları bile düşünüp yemek bırakan bu insanlar birbirlerine devamlı yardım ediyorlardı. Bizde onlar için getirdiğimiz çöp poşetlerini de verip başka yoldaşların yanına gittik. Onlardan da iş istedik fakat gölge bir yerde oturup dinlenmemizi istediler hepsi bize teşekkür ediyordu. Teşekkür edilecek hiçbir şey yapmamış olmak bizi üzdü bir süre toprakta oturduk kitap okuduk. İşte tam kitaptan başımı kaldırdığımda buranın neden bu kadar güzel olduğunu anladım.
“Bir çocuk bankta yatıyor, genç bir üniversite öğrencisi. Uzun zamandır ilk defa uyuyor gibi, hava da biraz esiyor. Bir kadın elinde battaniye daha önce hiç görmediği çocuğun üstünü kendi battaniyesiyle örtüp gidiyor ve o parkta ki herkes böyle şeyler yapmaya devam ediyor. “
Çevrede ki insanlar yeni geldiğimizi görmüş ve yardım isteğimizi anlamışlar ki bize yemek getirmeye başlıyorlar -kahvaltı ettiniz mi çocuklar biraz tatlı alır mısınız?- hepsini kibarca reddediyoruz. Bizim böyle şeylere ihtiyacımız yok direnenlerin daha çok ihtiyacı var. Daha fazla oturmak istemiyoruz yoldaşlarımıza selam verip kütüphanenin yolunu tutuyoruz. İşte orası tam bir kültürel şölen, müzikler çalınıyor, kitaplar okunuyor ne isterlerse onu yapıyorlar. Getirdiğimiz kitapları bırakıyoruz. Ağaçlarda Taksim komününe destek veren iller ve ilçelerin adları var. Yardım duvarını geçiyoruz, mumlarla yapılmış yazılar ve daha nicelerini görüyoruz. Parçalanmış otobüslerden birinde oturuyoruz bir süre inciciler arabaların içersinde maskeleriyle küçük çocukları polisle korkutmaya çalışıyorlar. Küçük çocuklarsa cesur; -hani nerede polis diyorlar -gelsinler. Taksim meydanı o gün yoğun ve boğucu bir kalabalıkla değil mutlu ve özgür bir kalabalıkla dolmuş. Farklı dillerden farklı şarkılar çıkıyor ama hepsi aynı şeyi istiyor. Çadır şehri bir süre daha geziyoruz. Fikir kulüpleri federasyon’una yardım etmek istiyoruz ama onlarda bile iş yok bizi yine kendi tentelerine davet ediyorlar. Bir süre onların çatılarının altında dergi ve gazeteleri okuyoruz ama eylemlerin içersinde bulunmak istediğimizi görüyorlar. Bir kadın bize yiyecek getiriyor bize vermeyin diyoruz ama iyi yürekli yaşlı kadını kıramıyoruz keşke burada hep olabilsem diyip gidiyor. Teşekkür edip kalkıyoruz meydanda bir süre devrilmiş arabalara bakıyoruz. Sonra liselilerin sendikalarıyla konuşuyoruz anarşistlerle konuşuyoruz solcularla konuşuyoruz hepsi kendi fikirlerinden çok halk için burada. Sonunda istediğimiz oluyor halk toplanmış yürüyüş var. Aralarına katılıyoruz. Satılmış medya sonunda bu kalabalığı çekmeye çalışıyor kameradan kaçınıyoruz, yüzlerimiz kapalı yürekler bir bağırıyoruz. Şarkılar söylüyoruz yolumuz bir ilerde bir gaz bombası geliyor. Ama başka bir şey olmuyor belki önceden sinen kokudur devam ediyoruz ve sonunda grup dağıldığında bizde meydana doğru yürüyoruz. Yoldaşlarımıza veda ediyoruz hepsini tek tek bulup direnin diyoruz biz sizinleyiz. Bizi uğurluyorlar, gözleri gülüyor burada oldukları için ne kadar mutlu oldukları belli. Yolda seyyar bir satıcıdan yemek yemeye karar veriyoruz. Bir süre durduktan sonra yanımıza aç ve sefil durumda olan bir çocuk geliyor ya bizim yaşlarımızda ya biraz daha küçük. Bu durumdan ne kadar etkilendi bilinmez. -Abi çok açım diyor yiyeceğimizi ona da veriyoruz teşekkür ediyor bizler daha da üzülüyoruz. Meydan da oturup insanları izliyoruz. Artık gitmemiz gerek yağmur yaklaşıyor, şemsiye satmak için gelen insanlar meydanda beliriyor. Metroya gidiyoruz. Taksim artık gerimizde kalıyor ama aklımız onlarda. O güzel insanları arkada bırakıyoruz. Halk, tek bir davada bir olduğunda daha bir güzel oluyor.

Bugunu bu kadar guzel anlattigi,tum gun boyunca yanimizda oldugu icin Emir Ahmet Arda’ya ve diger tum yoldaslara en icten en guzel tesekkurlerimi sunuyorum!

Dear friends all around the world,


something brave and significant is happening in Istanbul, Turkey.
A late blooming Occupy wave one might call it.

Citizens tired of a bullying government with its corrupt management of public spaces and reckless abuse of land are coming together to protect a public park in the heart of the Istanbul which is under the threat of being demolished so the 94th shopping mall can be built in its place. People are holding in spite of the brutal attacks by the police (today’s attack was at 5am in the morning one shall point out! including tear gas bombs, burning the tents, hospitalizing a person…). It is the 3rd day now, more than 10,000 people have gathered in the park!
Meanwhile, public spaces are being sold to hotels, precious ecosystems are being wasted for more industry, power plants, 3rd bridge over Bosphorus!

This has become a matter about more than just saving trees. This is an ‘I can do whatever I damn well want’, fascist mentality that not only suppresses but attacks its own people.

To make matters worse, media channels are being censored so as not to display the news.

#direngeziparki is now the 2nd worldwide trending topic on Twitter.

Please help us to share this message and stop Erdogan’s ruthless, inhumane acts.

What you can do:
- Forward this message to everyone you know
- Send your support messages through twitter with the #direngeziparki hashtag
- Tag @bbc @cnn @reuters and other large media channels in these posts
- Post this message on tumblr
- Let your local and national media channels know

Please help spread the news globally.
We need all the support we can get now.”
10

Photographer: Görkem Keser/ Koda Collective

31 May, 2014 İstanbul/ Turkey

First Anniversary of Gezi Protests

 In 31th January 2014 thousands of people gathered in Taksim to  first anniversary of the Gezi Protests. Police used rubber bullets, gas and water cannons to disperse demonstrators.  For the past year Thousand of Turkish citizens have protested the demolition of Gezi Park, one of the few green areas left in the center of Istanbul. There is a clash between the police and the demonstrators who refuse shopping mall in Gezi Park  in many cities of Turkey last year. The protests have been held in some other cities of Turkey also in İstanbul with high number of participation. Since may 2013 Gezi protest tension is still in high level