geneder

Kaldırım varken genede yolda yürümeyi tercih eden tek milletiz galiba
!!!

i want more variety on my dash so like/reblog this if u post any of the following:

14U
24K
2PM
9Muses
A.C.E
AOA
Apink
April
Astro
B1A4
B.I.G
Be.A
Beat Win
BESTie
BLACK6IX
Blackpink
Blanc7
Block B
Boyfriend
Boys Republic
Brave Girls
BtoB
Bulldok
CLC
Cross Gene
Dal Shabet
Day6
DIA
DGNA
Dreamcatcer
EXID
Fiestar
f(x)
F.T Island
Girls Day
GirlsGirls
GFriend
Gugudan
Halo
Honeyst
Hotshot
IKON
IMFACT
Infinite
INX
JJCC
KNK
Laboum
Loona
Lovelyz
Madtown
Mamamoo
Map6
Masc
Momoland
Monsta X
Myteen
Oh My Girl
Pentagon
Pristin
Red Velvet
Romeo
Seven O'Clock
Seventeen
SF9
SHINee
Shinhwa
Sistar
Snuper
Sonamoo
Super Junior
Teen Top
Twice
Uniq
Up10tion
Vav
Varsity
Victon
VIXX
WJSN

-Soloists/Duos
Ailee
AKMU
Chungha
CRUSH
DΞΔN
Eric Nam
K.A.R.D
Kris Wu
Lu Han
Huang Zitao
K.Will
Jessi Ho
Zion T

-Others
FFC Acrush
KDramas
Return of Superman
Running Man

Tam 3,5 yıl önceydi seni sevişim.
Sevmeyi sevilmeyi bilmiyordum, zira annem bile sevmemişti beni.
Sonra gülüşünün sesine ömrümü adayabileceğim biriyle tanıştım.
Onda öğrendim sevmeyi, onda yenildim ruhuma.
Küçük bir çocuğun oyun parkını sevmesi gibiydi senin kalbin.
Şehrin uzaklığından yorulmuş bir bedenin huzur bulma haliydin.
Ter temiz duygularla sevildin, bu hayatta bunu unutma güzel sevildin.
Sen.. sen öyle bir girdapsın ki, kendi acılarına beni yara bandı ettin.
Kendi ruhunu benimle sarmaladın.
Her yorulduğunda bende dinlendin izin verdim.
Hep gittin senin fıtratında kalmak yoktu, hep yıktın, ben küçük bir kızdım. Bedenim büyüdü kalbimi bir türlü büyütemedim, onca acıyı kaldırdı bu ruh genede gülümsemekten vazgeçmedim.
Sen beni o kaydıraktan düşürdün, dizlerim kanadı. Umuduma tutundum ellerim yandı.
Sevdim hep sevdim, az sevmelerin kadını olamadım hiç.
Neyi seversem çok sevdim,
Yeşil bir elmayı,
Hayatı anlatan bir kitabı,
Ruhuma dokunan bir şarkıyı hep çok sevdim.
Sevilmediğim kadar çok.
Aptallık ettim.
Çocukluğundan beri sevilmemiş kalbimin sende dinleneceğini sandım.
Kurumuş güllerimi ellerinde canlandırırsın sandım.
Yanılmışım.
Toprağımı zehirledin.
İçtiğim her yudum su zehir oldu, acı oldu.
Yutkunmadım.
Sustum.
Ağlayamamaktan sesim kısıldı.
Kalbim ağzımdan çıkacak kadar acı.
Olmadı, ağlarken çok güldüm ben, hatta bak hatta kahkaha bile patlattım.
Çevremdekiler delirdi bu kız dedi. Bil bakalım ne oldu? Delirmeyi bile beceremedim.
Biliyorum ki ben artık, benim bahçemde gül bitmez. Zehirli topraklarımda yanar yanar kor olurum. Acı hep bâki, acı hep derin.

❄️

i unfollowed a lot of blogs, so i’m looking for new people to follow. so if you post/rb mainly this stuff please like/reblog !

  • 14U
  • 24K
  • 9Muses
  • A.C.E
  • Akdong Musician
  • AOA
  • Apink
  • Astro
  • Baikal
  • B.I.G
  • BLACK6IX
  • Blackpink
  • Blanc7
  • Block B
  • BtoB
  • CLC
  • Cross Gene
  • Dal Shabet
  • Day6
  • DIA
  • Dreamcatcer
  • Elris
  • EXID
  • f(x)
  • F.T Island
  • Girls Day
  • Golden Child
  • Gugudan
  • Halo
  • Highlight
  • Honeyst
  • Hotshot
  • IKON
  • IMFACT
  • IN2IT
  • Infinite
  • JBJ
  • Kim Samuel
  • KNK
  • Laboum
  • Laysha
  • Lovelyz
  • Masc
  • Momoland
  • Monsta X
  • MXM
  • Myteen
  • Oh My Girl
  • Onf
  • Pentagon
  • Pristin
  • Rainz
  • Red Velvet
  • Romeo
  • Seven O'Clock
  • Seventeen
  • SF9
  • SHINee
  • Snuper
  • Stray Kids
  • Teen Top
  • The Boyz
  • The Rose
  • TRCNG
  • Twice
  • Up10tion
  • Varsity
  • Victon
  • VIXX
  • Wanna One
  • Weki Meki
  • WJSN

pls know that i wont follow you if you post a lot of: got7, mamamoo, bts or big bang

Charlie Chaplin’in kızına mektubu:

SEVGİLİ KIZIM,
Şimdi gece, Noel gecesi. Benim küçük kalemimdeki silahsız muhafızların hepsi derin uykuda. Kardeşlerin uyuyor, annende uykuya daldı. Ne var ki sen çok uzaklardasın; eğer şu anda şu dakikada fotoğraflarına bakmıyorsam kör olayım. Fotoğrafların burada, masanın üzerinde, kalbime en yakın yerde duruyor. Oysa sen neredesin? Uzaksı, masalsı, Paris'te, Camps Elyees’deki tiyatroda, görkemli bir sahnede dans ediyorsun. Ben bunu çok iyi bildiğim halde genede bu sakin gecenin sessizliğinde senin ayak seslerini net biçimde duyuyorum. Gözlerin gözlerimin önüne geliyor; gözlerin kış gecesine özgü gökyüzündeki yıldızlar gibi parlıyor. Bu güzel oyunda, şahın tutsak aldığı güzeller güzeli İranlı kızı oynadığını biliyorum. Güzeller güzeli ol sen de dans et, yıldız ol ve parıltılar saç. Ama seyircileri büyülermiş olmaktan, onları kendine hayran etmekten sarhoş olduğunda, sana sunulan çiçeklerin kokusu başını döndürdüğünde, tek başına bir köşeye çekil ve benim mektubumu oku, babanın sesine kulak ver.
Ben senin babanım Geraldine! ben Charlie’yim, Charlie Chaplin! Başucunda kaç gece sabahladım bir bilsen? Küçük küçük masallar anlatıyordum sana! Bazen Uyuyan Güzel’i anlatırdım, bazen kötü kalplı ejderhaları… Uyku gelip ihtiyar gözlerimi yokladığın da uykuyla dalga geçiyor, ve şöyle diyordum -defol! ben kızımın hayallerini düşlüyorum. Ben senin hayallerini görebiliyordum Geraldine! Senin geleceğini görebiliyordum, bugünü! Sahnede dans eden kızı görebiliyordum, kanatlarını açmış, havada uçan periyi… İnsanların sözlerini duyabiliyordum -şu kızı görüyor musun, yaşlı palyaçonun kızı bu, babasının adı Charlie idi, hani hatırlıyor musun? Bu dans ve alkış sesleri senin ayaklarını yerden kesecektir. Kanatlan,uç ötelere! Ama arada bir ayakların yere de bassın! Halkın nasıl yaşadığını bilmelisin, sokak dansçılarının hayatını da gör. Açlıktan bitkin düşmüş, yoksulluktan ve soğuktan titreye titreye dans edenleride… Bende onlarla aynı kaderi paylaşmıştım Geraldine! O büyülü gecelerde, sen benim masallarımla uyuyordun ama ben uyumazdım. Senin güzel yüzünü seyreder, kalbinin atışlarını dinlerdim ve kendime şu soruyu sorardım -Charlie acaba bir gün olur bu minik kuş seni anlayabilirmi? Sen beni tanımıyorsun Geraldine, benim masalımda çok ilginçtir. Yoksul palyaçonun masalı bu. Londra’nın kenar mahallesinde şarkı söyleyip dans eden sonra da bahşiş toplayan bir palyaçonun masalı… İşte benim maslımda bu!

Ben açlığın ne demek olduğunu biliyorum, evsizliğin ne anlama geldiğinide.. Bu da bir şey mi ki? Ben gururdan bir okyanus gibi kabarmış şu göğsümde, acıma duygusuyla önüme atılan kuruşların sızısını hissettim, küçümsenen sefil birinin sancılarını çektim. Bütün bunlara karşın, işte gene de hayattayım. Hayatta olanlar hakkında hep daha az konuşulur. Sen benim soyadımı taşıyorsun, Chaplin ismini… Bu ad, neredeyse yarım yüzyıl boyunca bütün dünyayı güldürdü. – benim ağlamalarım yanında bu gülmeler nedir ki? Senin yaşadığın dünya sadece dans ve müzikten ibaret… Geraldine gece yarısı o görkemli salondan çıkınca, varsıl hayranlarını unut ama bindiğin taksinin şoförüne karısının hatrını sormayı unutma… Kim bilir, belki de karısı hamiledir, belki yakında doğacak olan ilk gözağrısı yavrusu için bez almaya bile parası yoktur. Eğer durum böyleyse, kalk cebine para koy… Pre Credit Bank’a talimat verdim, giderlerini karşılayacaklar. Başkalarına yapacağın ödemeleri kuruşu kuruşuna hesapla, öyle ver! Arada sırada metroya bin otobüs ya da yayan dolaş şehri… İnsanlara bak, iyi gözlemle onları. Dul ve yetimlerin gözlerine iyi bak. Hiç değilse günde birkaç kez kendine şunu söyle -bende bunlardan biriyim! Evet sevgili kızım, unutma bunu; sende onlardan birisin…

Sanat göğe uçması için insana kanatlar takıncaya kadar ayaklarına ayaklarına vurur insanın. Zaman gelip de seyirci karşısında yükseldiğini hissetmeye başladığında sahneden in, dışarı çık… Yoldan geçen taksiyi çevir. Paris’in dış mahallerine git. Ben bu mahalleri iyi bilirim… Orada dansçı kızları göreceksin. İçlerinde sana benzeyenler de vardır, senden daha zarif, daha mağrur olanlarda… Sen tiyatronda ki göz alıcı sahne ışıklarını orada bulamazsın! Onların sahne ışıkları Ay’dır. Bak onlara,daha dikkatlice bak! Senden bile daha iyi dans etmiyorlar mı? Haydi itiraf et bunu… Senden daha iyi dans eden, senden daha iyi rol yapan biriyle karşılaşırsan, o vakit hep şu sözlerim aklına gelsin: hiçbir zaman Charlie’nin ailesinden, fayton sürücüsüne kötü söz söyleyecek ya da Seine nehri kıyısında oturmuş sadaka isteyen dilenciyle alay edecek kadar kendini bilmez biri çıkmamıştır. Charlie bu dünyadan çekip gidecek Geraldine! Sense hayatına devam edeceksin. Ben senin hiçbir zaman yoksulluğu tatmanı istemem.

Bu mektupla birlikte sana çek koçanı da yolluyorum. Ne kadar İstersen o kadar harca. Ama sakın şunu unutma! iki frank harcadığında üçüncü frank sana ait değildir. Her defasında aklında olsun bu. Üçüncü frank bir başkasına ait, tanımadığın birine, bir frankın hasretiyle yaşayan birine ait o para. O kişiyi bulman zor olmayacaktır. Attığın her adımda yoksul birini görebilirsin, yeter ki sen görmeyi iste! Ben bu şeytanın baştan çıkaran gücünü bildiğim için para hakkında konuşuyorum.Uzun süre sirkte çalıştım, ip üstündeki cambazları korkuyla izlerdim hep. Ama şimdi sana şunu da söylemek isterim sevgili kızım. Bir insanın ayağının kaymasıyla yere sert zemine kapaklanması, cambazların o tekinsiz ipten düşmesinden daha kolaydır inan bana. Sen bu akşam bir pırlantadaki ışıltının cazibesine kapılabilir, ister istemez yere kapaklanabilirsin. Gün gelir yabancı bir prensin yüzü, seni kendine tutsak edebilir. İşte o andan itibaren sen artık deneyimsiz bir cambaz sayılabilirsin. İp deneyimsizlere ihanet etmiştir hep. Sen sakın altın ve mücevher karşılığında kalbini satma. Unutma, en büyük pırlanta güneştir ve ne mutlu ki güneş herkesi eşit biçimde aydınlatıyor.

Gün gelirde birini seversen, seçtiğin kişiyi tüm kalbinle sev. İşinin zor olduğunu biliyorum. Şimdi bedenini tırıl tırıl ipek kumaşlar örtüyor. Sanat için sahneye çıplak ta çıkabilirsin… Ama o sahneden saf, tertemiz ve kusursuz olarak inmelisin. Ben yaşlı biriyim, sözlerim gülünç gelebilir. Ama öyle sanıyorum ki çıplak vücudun, seni çıplak ruhuna aşık olan kişiye ait olmalıdır. Ne yapayım, benim konuya bakışım belki eski kafalılık… Belki düşüncem on yıl öncesinde kaldı. Korkma Geraldine, bu on yıl seni yaşlandırmaz. Ben senin şu çıplak adada boyun eğen en son kişi olmanı isterim. Babalar ve çocukların arasında hep bir çekişme olduğunu biliyorum. Bana savaş aç sevgili kızım, düşüncelerime karşı savaş aç. Ben itaatkar çocukları sevmiyorum. Bu mektubumun üzerine henüz gözyaşım düşmemişken, bu Noel gecesinin mucizeler gecesi olduğuna inanmak istiyorum. Bir mucize olmasını ve söylemek istediğim her şeyi gerçekten doğru anlamanı istiyorum.

Charlie yaşlandı Geraldine, artık çok yaşlandı. Sen er yada geç, beyaz elbiseler yerine siyahlar giyip mezarıma geleceksin. Şimdi seni üzmek istemiyorum ama arada bir aynaya bak… Aynada beni göreceksin. Damarlarında benim kanım dolaşıyor. İstiyorum ki, benim damarlarımdaki kan akmaz olduğunda baban Charlie’yi unutma!
— Ben bir melek değildim, ama her zaman insan olmak için çaba harcadım..!
Sen de öyle yap!
Seni Öpüyorum Geraldine.

Charlie Chaplin

İnsanların ileri gelenlerinin değişmeyen bir temel gayeleri ve kuralları vardır dersek onların bu gayeleride daima insanlığı esir alıp onların olan bütün insanlık haklarını yemek ve o toplumuda kendilerine köleleştirmektir bütün planları ve hesapları hep bunun üzerine göre kurgulanmıştır ve onlarda hep bunu yaparlar.

onun için her zaman denmiştir ve genede diyoruz ki bizedemi nasip olmayacak insanlığın hakları olan hürriyet diyen osmanlının bir paşası olan ziya paşanın takipçileri oluyoruz.

çünkü insanları yönetenler hep halkını soyan ve işleride hep kitabına uyduran hırsızlarlardan oluyorlar ve bir çoğuda kısa zamanda zenginleşiyorlar ve insanlığın hakkı olan milli gelir ve hukuk dağılımınındaki olması gereken insani hak olan bu eşitliği daima bu ileride duranlar bozuyorlar ve insablığı da insanlıktan bunlar çıkarıyorlar derim ve ilmi vede dini ölçüler hep bunu gösteriyor derim

ve zenginlik önce Allahın ve halkın olmalıdır kişiler iki eliyle çalışarak zengin olamazlar bu bir gerçektir bunu bakara 219. ayet ortaya koyuyor ve sonrada nahl 71. ayette eşit olana kadar dünyayı paylaşınız emrini doğrudan Allah veriyor bu insanlığa derim.

işte bunlar evresel haklarımızdır dini ve medeni olan hukuk halide bu haklarımızı savunan ve onları koruyan vede alan bir güç olmalıdır derim. islam dini insani hakkı savunurken dinsizler kul haklarını yerler ve zenginde olurlar ve sonrada bunu bize Allah verdi ve biz becerdikte derler bu “karunlar” ve böylede Allaha birde isyan ederler derler işte bu “munafıklar” ve bunlar Allahı da hiç ağızlarından düşürmeyenlerdir ve onların cevabınıda gene nisa suresinin 1.ci ayet veriyor zaten derim.

Atatürk daima mazlumların haklarını arayandı ve dinede uyan bir insandı derim ve Ata türk diktatörde değildi o gerçek bir cumhuriyetçi ve demokrasi insandı ve bunlarıda bizlerede zaten hep o öğretti ama onu biz hala gereği gibi tanıyamadık ve hala anlayamadık ki

Ve sen Türk Gençliği !

Sen !  Devletinin üzerindeki zehirli dilleri kesecek kadar cesaretlisin.

Sen ! Bu vatanı küçültmeyecek kadar büyük, kalkındıracak kadar güçlüsün.

Sen! Ata’nın karşısında dizleri kopacak kadar zayıf, düşmanın karşısında meydanı kan kokusuyla sarsacak kadar kudretlisin.

Sen, Atatürksün!

Bırakmayacaksın ülkeni bir kese altına, ellerin titreyecek!

Sen, Atatürksün! İnkılaplarına sahip çıkacaksın, sana zıt düşenlerin gözleri dolacak!

Sen Atatürksün

!Umutsuzluk sonun olacak, yenilmek telaşı ise mezarın.

Ey büyük Ata’m !Senin yolun olduğu sürece kimse bizi döndüremeyecek sözümüzden.

Sadece devrimlerinle aydınlanırız.

Karanlıkta değil, gözlerinin maviliğinde kayboluruz. Senin bıraktığın yerde arslan gibi evlatların devam ettirebilseydik bu durumda olmazdık. ama bundan sonrası içinde geç kalmış sayılmayız.

yeter ki umudumuz daim olsun. uyanalım uyandıralım o vakit  

Bazı adamlar, korkaktır, incitmekten, dokunmaktan, sevmekten ve sonrasında acı çekmekten korkar. Bazen acaba söylersem, kaybeder miyim korkusu ile başka birisi ile beraber oluşunu seyrederler.
Bazı adamlar, elini kaldırsa anca sevdiği kızın saç tellerine değer elleri. Hayatı boyunca bir kez bile doğru düzgün sevilmemiş olması nedeniyle; en çok onlar sever.
Bazı adamlar o kadar çok sever ki.. Uğruna onlarca sigara, onlarca şarkı ve onlarca kilometre gidilebilir.
Bazı adamlar büyük cüzdanları ile değil, büyük yürekleri ile konuşur. Cebinde eve dönüş parası yoktur; “karnın aç mı, bak doğru söyle” diyebilir.
Bazı adamlar aptaldır; olmayacağını bile bile , başkasıyla olduğunu bile bile genede sevmeye devam edebilir.
Bazı adamlar cesurdur. Normalde kafasını eğerek geçeceği bir ortamdan yanında sırf sen varsın diye, göğsünü gere gere yürüyebilir.
Bazı adamlar kekemedir, bir çok defa denemesine rağmen seni sevdiğini söyleyemeyebilir.
Bazı adamlar çok kıskançtır, biraz da komik; seni en komik anında bile kıskanabilir.
Bazı adamlar biraz babana benzer.
Biraz da annene.
Eve geç kalma, o elbiseyi giyme, o konuştuğun kimdi.
Bazı adamlar bitanem, hayatından öylece geçip gider, tutamazsın.
Gel diyemezsin, dön diyemezsin, özledim diyemezsin.
Öylece bakarsın arkasından.
Gidişleri de adamca olur..

hi~ i unfollowed some inactive blogs and now i need more blogs/variety on my dash so pls like/reblog if u post the following:

14U
24K
9Muses
A.C.E
Akdong Musician
AOA
Apink
Astro
B.I.G
BLACK6IX
Blackpink
Blanc7
Block B
BtoB
CLC
Cross Gene
Dal Shabet
Day6
DIA
Dreamcatcer
EXID
f(x)
F.T Island
Girls Day
Golden Child
Gugudan
Halo
Highlight
Honeyst
Hotshot
IKON
IMFACT
Infinite
Kim Samuel
KNK
Laboum
Lovelyz
Madtown
Masc
Momoland
Monsta X
Myteen
Oh My Girl
Onf
Pentagon
Pristin
Red Velvet
Romeo
Seven O'Clock
Seventeen
SF9
SHINee
Sistar
Shinhwa
Snuper
Teen Top
The Boyz
The Rose
Twice
Up10tion
Varsity
Victon
VIXX
Wanna One
Weki Meki
WJSN

Why people think if i’m SNS shipper that i’m straight girl fetishizing gay relationship????

I would like sns and i would ship it even if there were girl x guy relationship. Cuz i like their connection, their bond. It doesnt matter what geneder they are! 

Niye kimse kendisi ile ilgilenmiyor ?

Herkes kendinden nasıl bu kadar emin?

* Ben kendimi adam edebilmek için ne kadar terler döküyorum genede adam olamıyorum; siz ne kolay adam olmuşsunuz öyle ya hu!

Nasıl da eminsiniz yolunuzun doğruluğundan!

Nasıl da eminsiniz üslubunuzun sıhhatinden!

* Hiç sorguya çekmez misiniz kendinizi? Hiç şüphe etmez misiniz halinizden? Hiç endişelenmez misiniz, acaba yanlış bir yolda mıyım diye?

Münafıkların listesi açıklandığında “Benim de adım var mıydı?” diyen Hazreti Ömer'in endişesi, nasıl bir endişedir o halde?

Ya Rabbi, sen biliyorsun, biz bilmiyoruz!

Kalbimizde bir eğrilik varsa, niyetimizde bir yanlışlık varsa, bizi doğrult, bizi düzelt, bize hidayet eyle.

Sana nasıl kulluk etmek gerekiyorsa, öyle kulluk edebilmeyi nasip eyle…

.

.

( Amin )

.

.

#ehlisünnet #sözler #islamisözler

Charlie Chaplin’in Kızına yazdığı Mektup

SEVGİLİ KIZIM

Şimdi gece, Noel gecesi. Benim küçük kalemimdeki silahsız muhafızların hepsi derin uykuda. Kardeşlerin uyuyor, annende uykuya daldı. Ne var ki sen çok uzaklardasın; eğer şu anda şu dakikada fotoğraflarına bakmıyorsam kör olayım. Fotoğrafların burada, masanın üzerinde, kalbime en yakın yerde duruyor. Oysa sen neredesin? Uzaksı, masalsı, Pariste, Camps Elyees’deki tiyatroda, görkemli bir sahnede dans ediyorsun. Ben bunu çok iyi bildiğim halde genede bu sakin gecenin sessizliğinde senin ayak seslerini net biçimde duyuyorum. Gözlerin gözlerimin önüne geliyor; gözlerin kış gecesine özgü gökyüzündeki yıldızlar gibi parlıyor. Bu güzel oyunda, şahın tutsak aldığı güzeller güzeli İranlı kızı oynadığını biliyorum. Güzeller güzeli ol sen de dans et, yıldız ol ve parıltılar saç. Ama seyircileri büyülermiş olmaktan, onları kendine hayran etmekten sarhoş olduğunda, sana sunulan çiçeklerin kokusu başını döndürdüğünde, tek başına bir köşeye çekil ve benim mektubumu oku, babanın sesine kulak ver.

Ben senin babanım Geraldine! ben Charlie’yim, Charlie Chaplin! Başucunda kaç gece sabahladığım bir bilsen? Küçük küçük masallar anlatıyordum sana! Bazen Uyuyan Güzel’i anlatırdım, bazen kötü kalplı ejderhaları… Uyku gelip ihtiyar gözlerimi yokladığında uykuyla dalga geçiyor, ve şöyle diyordum -defol! ben kızımın hayallerini düşlüyorum. Ben senin hayallerini görebiliyordum Geraldine! Senin geleceğini görebiliyordum, bugünü! Sahnede dans eden kızı görebiliyordum, kanatlarını açmış, havada uçan periyi… İnsanların sözlerini duyabiliyordum -şu kızı görüyor musun, yaşlı palyaçonun kızı bu, babasının adı Charlie idi, hani hatırlıyor musun? Bu dans ve alkış sesleri senin ayaklarını yerden kesecektir. Kanatlan,uç ötelere! Ama arada bir ayakların yere de bassın! Halkın nasıl yaşadığını bilmelisin, sokak dansçılarının hayatını da gör. Açlıktan bitkin düşmüş, yoksulluktan ve soğuktan titreye titreye dans edenleride… Bende onlarla aynı kaderi paylaşmıştım Geraldine! O büyülü gecelerde, sen benim masallarımla uyuyordun ama ben uyumazdım. Senin güzel yüzünü seyreder, kalbinin atışlarını dinlerdim ve kendime şu soruyu sorardım -Charlie acaba bir gün olur bu minik kuş seni anlayabilirmi? Sen beni tanımıyorsun Geraldine, benim masalımda çok ilginçtir. Yoksul palyaçonun masalı bu. Londra’nın kenar mahallesinde şarkı söyleyip dans eden sonra da bahşiş toplayan bir palyaçonun masalı… İşte benim maslımda bu!

Ben açlığın ne demek olduğunu biliyorum, evsizliğin ne anlama geldiğinide.. Bu da bir şey mi ki? Ben gururdan bir okyanus gibi kabarmış şu göğsümde, acıma duygusuyla önüme atılan kuruşların sızısını hissettim, küçümsenen sefil birinin sancılarını çektim. Bütün bunlara karşın, işte gene de hayattayım. Hayatta olanlar hakkında hep daha az konuşulur. Sen benim soyadımı taşıyorsun, Chaplin ismini… Bu ad, neredeyse yarım yüzyıl boyunca bütün dünyayı güldürdü. – benim ağlamalarım yanında bu gülmeler nedir ki? Senin yaşadığın dünya sadece dans ve müzikten ibaret… Geraldine gece yarısı o görkemli salondan çıkınca, varsıl hayranlarını unut ama bindiğin taksinin şöförüne karısının hatrını sormayı unutma… Kim bilir, belki de karısı hamiledir, belki yakında doğacak olan ilk gözağrısı yavrusu için bez almaya bile parası yoktur. Eğer durum böyleyse, kalk cebine para koy… Pre Credit Bank’a talimat verdim, giderlerini karşılayacaklar. Başkalarına yapacağın ödemeleri kuruşu kuruşuna hesapla, öyle ver! Arada sırada metroya bin otobüs ya da yayan dolaş şehri… İnsanlara bak, iyi gözlemle onları. Dul ve yetimlerin gözlerine iyi bak. Hiç değilse günde birkaç kez kendine şunu söyle -bende bunlardan biriyim! Evet sevgili kızım, unutma bunu; sende onlardan birisin…

Sanat göğe uçması için insana kanatlar takıncaya kadar ayaklarına ayaklarına vurur insanın. Zaman gelip de seyirci karşısında yükseldiğini hissetmeye başladığında sahneden in, dışarı çık… Yoldan geçen taksiyi çevir. Paris’in dış mahallerine git. Ben bu mahalleri iyi bilirim… Orada dansçı kızları göreceksin. İçlerinde sana benzeyenler de vardır, senden daha zarif, daha mağrur olanlarda… Sen tiyatronda ki göz alıcı sahne ışıklarını orada bulamazsın! Onların sahne ışıkları Ay’dır. Bak onlara,daha dikkatlice bak! Senden bile daha iyi dans etmiyorlar mı? Haydi itiraf et bunu… Senden daha iyi dans eden, senden daha iyi rol yapan biriyle karşılaşırsan, o vakit hep şu sözlerim aklına gelsin: hiçbir zaman Charlie’nin ailesinden, fayton sürücüsüne kötü söz söyleyecek ya da Seine nehri kıyısında oturmuş sadaka isteyen dilenciyle alay edecek kadar kendini bilmez biri çıkmamıştır. Charlie bu dünyadan çekip gidecek Geraldine! Sense hayatına devam edeceksin. Ben senin hiçbir zaman yoksulluğu tatmanı istemem.

Bu mektupla birlikte sana çek koçanı da yolluyorum. Ne kadar İstersen o kadar harca. Ama sakın şunu unutma! iki frank harcadığında üçüncü frank sana ait değildir. Her defasında aklında olsun bu. Üçüncü frank bir başkasına ait, tanımadığın birine, bir frankın hasretiyle yaşayan birine ait o para. O kişiyi bulman zor olmayacaktır. Attığın her adımda yoksul birini görebilirsin, yeter ki sen görmeyi iste! Ben bu şeytanın baştan çıkaran gücünü bildiğim için para hakkında konuşuyorum.Uzun süre sirkte çalıştım, ip üstündeki cambazları korkuyla izlerdim hep. Ama şimdi sana şunu da söylemek isterim sevgili kızım. Bir insanın ayağının kaymasıyla yere sert zemine kapaklanması, cambazların o tekinsiz ipten düşmesinden daha kolaydır inan bana. Sen bu akşam bir pırlantadaki ışıltının cazibesine kapılabilir, ister istemez yere kapaklanabilirsin. Gün gelir yabancı bir prensin yüzü, seni kendine tutsak edebilir. İşte o andan itibaren sen artık deneyimsiz bir cambaz sayılabilirsin. İp deneyimsizlere ihanet etmiştir hep. Sen sakın altın ve mücevher karşılığında kalbini satma. Unutma, en büyük pırlanta güneştir ve ne mutlu ki güneş herkesi eşit biçimde aydınlatıyor.

Gün gelirde birini seversen, seçtiğin kişiyi tüm kalbinle sev. İşinin zor olduğunu biliyorum. Şimdi bedenini tırıl tırıl ipek kumaşlar örtüyor. Sanat için sahneye çıplak ta çıkabilirsin… Ama o sahneden saf, tertemiz ve kusursuz olarak inmelisin. Ben yaşlı biriyim, sözlerim gülünç gelebilir. Ama öyle sanıyorum ki çıplak vücudun, seni çıplak ruhuna aşık olan kişiye ait olmalıdır. Ne yapayım, benim konuya bakışım belki eski kafalılık… Belki düşüncem on yıl öncesinde kaldı. Korkma Geraldine, bu on yıl seni yaşlandırmaz. Ben senin şu çıplak adada boyun eğen en son kişi olmanı isterim. Babalar ve çocukların arasında hep bir çekişme olduğunu biliyorum. Bana savaş aç sevgili kızım, düşüncelerime karşı savaş aç. Ben itaatkar çocukları sevmiyorum. Bu mektubumun üzerine henüz gözyaşım düşmemişken, bu Noel gecesinin mucizeler gecesi olduğuna inanmak istiyorum. Bir mucize olmasını ve söylemek istediğim her şeyi gerçekten doğru anlamanı istiyorum.

Charlie yaşlandı Geraldine, artık çok yaşlandı. Sen er yada geç, beyaz elbiseler yerine siyahlar giyip mezarıma geleceksin. Şimdi seni üzmek istemiyorum ama arada bir aynaya bak… Aynada beni göreceksin. Damarlarında benim kanım dolaşıyor. İstiyorum ki, benim damarlarımdaki kan akmaz olduğunda baban Charlie’yi unutma!

— Ben bir melek değildim, ama her zaman insan olmak için çaba harcadım..!

Sen de öyle yap!

Seni Öpüyorum Geraldine.

———————
Charlie Chaplin
Fotoğraf: Charli Chaplin eşi Oona O'Neill kızı Geraldine Chaplin ve oğlu Michael Chaplin, 1947.
Dipnot:  Bu mektup Parna-Beka Çilaşvili
tarafından Gürcüceden çevrilmiştir. Kaynak: “Pirosmani-ფიროსმანი” dergisi; Sayı 10, Kış-Bahar 2010, Sayfa 4-7.

Vatanım Sensin 25. Bölüm

Bu kadar güzel bir Bölüm'den sonra yorum yazmamak ayıp olurdu. Fakat bir kere başladımı hiç susmayacakmışım gibi bir his var içimde, o yüzden kısa kesmek için yine “liste halinde” yorum yapacağım:

1) “Hain demen kafidir.” - “HAYDİ ORDAN!”
Cevdet'in orada isyanı bastırması zaten hepimizin hoşuna gitmiş durumda. Ama Cevdet o an “hain-maskesini” indirmeden o insanları bir Türk olarak nekadar küçük gördüğünü ve nekadar utanç duyduğunu çok ama çok güzel belli etti.
Bizi millet olarak birbirimize düşürmek isteyen düşmanlar her daim vardı ve olacak. Lakin asıl korkmamız gereken, asıl bu düşmanların ekmeğine yağ sürenler, işte tam da o sahnede Cevdet'in adeta aşağaladığı isyancılar: Yakup'un dediği gibi “asırların oyun'una” gelecek kadar cahil, savundukları “hakikat'in” nekadar kendilerine zararlı ve zehirli olduğunu göremeğecek kadar ahmak.
Cevdet onları düşman yerine bile koymuyor. Yüzünde ki ifade utanç ve tiksinti'den ibaret.

“Senin gibi bir adam'a kimse vazife vermez, sen kendini kandırma!”

Nekadar da güzel söyledi Cevdet orada. Kendini birşey zannedip bilir bilmez ortalığı birbirine karıştıran, durduk yerde gaza gelip milletine zarar veren insanlar, bir vatanı ve milleti her daim içten kemirmiştir, en zayıf noktası olmuştur.

“ASIRLARIN OYUNU BU, AÇIN GÖZÜNÜZÜ.”

2) Hilal'in fermanı Miralay Tevfiğin okuduğunu öğrenmesine ayrı bir sevindim. Ben Tevfiğin gerçek yüzünü ilk Hilal öğrenecek diyordum ki Azize öğrendi (aman canım feda). Ama Hilal'in de yavaş yavaş bu gerçekleri görmesinin çok mühim olduğuna inanıyorum. Beklediğim gibi Hilal buna inanamadı: “Hayır. Olmaz öyle şey. Miralay Tevfik bir vatanperver.” dedi.
Hilal hâlâ “vatanperver = iyi insan” kafasında yaşıyor. Tevfiğin gerçek yüzünü öğrenmek en çok Hilal'e mühim bir ders olacaktır.
Tevfiğin hain olması Azize ve ailesine “Herkes göründüğü gibi değildir” hakikatini hatırlatacaktır. Bu şekilde Miralay Tevfiğin'in hain oluşundan, General Cevdet'in hain OLMADIĞINI aile'den biri bağlasa çok ama çok memnun olurum.

3) “Bir roman olsaydı bana ‘kal’ demen icap ederdi.” - “Lakin değil.”

Ah ah… Zaten bu sahnede hepimizin ölüp ölüp dirildiği mâlumun ilanı. Ama ben yinede yorumlamadan edemeyeceğim:

Leon'un o sahnedeki çırpınışları yüreğimi sızlattı. Ama nekadar canım yansada, Hilal'i bir an bile suçlamadım, suçlayamam. Ona asla orada “soğuk davrandın, kalpsiz davrandın, sen onun kadar sevmiyorsun işte” kimse diyemez.

Hilal orada tek bir sevgi sözcüğünün Leon'un yolundan dönmesine mahal olacağının farkındaydı ve bu sebeple bilerek ve isteyerek soğuk ve mesafeli durdu. Hilal'in bu mesafeli haliyle bile, Leon sürekli üsteledi:
“Kal demen icap ederdi…”
“Ne… lakin?”
“O gemiye bindiğimde huzur bulacaksın yani?”
Leon o an Hilal'in gözünün içine bakıyordu, ona ufacık bir sinyal versin diye; gitmemesini istediğini, giderse üzüleceğini biraz olsun belli etsin diye.

“Bana 'kal’ demeyecekmisin? Gitmem seni üzmeyecekmi? Bak eğer sen üzüleceksen ben gitmem! Bak sen 'kal’ dersen kalırım! Vallahi kalırım!”

Leon Hilal'in tek bir sevgi sözcüğüne okadar muhtaç ki, Hilal'in sevgisi onun o kadar kendinden geçmesine sebep oluyor ki, Hilal ona istediğini verdiğinde herşeyi unutuyor, hiç bir şeyi önemsemiyor, sarhoş oluyor adeta. Bunu “Seviyorum onu” sahnesinde daha da bir net gördük (o sahneye daha gelezeğim). Leon o an hayati tehlikedeymiş, Mehmet onu vuracakmış… görmüyordu bile. Gözü görmüyordu.

Hilal Leon'un ona karşı olan hislerinin ne kadar derin olduğunu 24. bölüm'de idrak etti, ve artık oda biliyor bu gerçeği: Leon'un onun için herşeyi yapacağını biliyor. Leon'un nekadar hayalperest olduğunu da biliyor aynı zamanda.
O yüzden bu sahnede onu korumak mecburiyetindeydi. Zira Hilal dilinin ucuyla bile olsa “kal” deseydi… Leon gözünü kırpmadan kalırdı. Öleceğini bilse – ki biliyor – genede kalırdı.

Hilal'in hem Leon'u bu kadar iyi tanıması, hem de aynı zamanda onu korumak için mesafeli ve soğuk durmak uğruna bu kadar güç sarfetmesi beni bir kez daha hayran bıraktı Hilal'in aşkına.

4) “Teşekkürler, küçük hanım… Hoşcakal.”
Meyhanede sevdiği kadını son kez gördüğüne inanan bir adamın sözleri bunlar. Leon'un o an son kez “küçük hanım” demesi “hoşçakal"dan çok daha tesirli ve çok daha acı bir veda esasen. "Küçük hanım” o zamanda yaşayan insanların hayli sık kullandığı bir hitabeydi. Genç kızlara “küçük hanım” denilirdi. Herkes “küçük hanım” derdi.
Ama Leon bu sözcüğü sevgilisine has bir hitabeye çevirdi. Hilal'e her “küçük hanım” dediğinde onu benimsiyordu, ona ilan-ı-aşk ediyordu. “Sen benim küçük hanımımsın. Sen benim küçük sevgilimsin. Benim küçük kadınımsın. Bana 'Senin yârin kim, sen kimi seviyorsun’ diye sorduklarında 'Küçük Hanımı seviyorum’ diyeceğim. 'Hilal küçük hanımı seviyorum’ diyeceğim.”
Leon'un dili öyle bir tutku ile, öyle bir yumuşaklık ile dolanıyor ki o “küçük hanım” sözcüğüne… O an sadece bu hitabeyle Hilal'e bu güne kadar tüm yaşadıklarının hatırına, tüm anılarının uğruna “Küçük Hanım” dedi ve veda etti.

Ve bunun karşılığında Hilal'in yüzünü keder ve üzüntü kapladı, Leon'un ona SON KEZ “küçük hanım” dediğini anladığında.
Hilal bugüne kadar hep; daha ilk karşılaşmalarından beri, “küçük hanım” lafının Leon'a ait olduğunu biliyordu. Hep Leon'u hatırlattı bu söz ona.
İlk zamanlarda öfkelenmesine sebep oluyordu hatta bu sözcük:
“Küçük hanım deme bana, sinir oluyorum şu lafa!”
Zamanla, Leon'u sevdikçe bu sözü de sevdi Hilal.

Çünkü ona aitti bu laf. Leon'un her defa ona armağan ettiği, ona özel, sadece ve sadece ona ait bir hediyeydi bu laf.
Lünaparkta şekerci bir amcanın küçük bir çocuğa onu her gördüğünde hediye ettiği bir şeker gibi.
Bu küçük çocuk gibi seviniyordu Hilal, Leon ona her “küçük hanım” dediğinde.

Leon ona esasen “Hoşcakal” derken elveda demedi. Onların asıl vedası “küçük hanım” ve “Teğmen” oldu.

5) Azize'nin şu Tevfiğin odasını karıştırmayı akıl etmesi. “Thank you Rabbim” dedim resmen. Azize'yi şu son iki üç Bölüm'dür çok beğeniyorum. Aman diyim, ne olur bozmasınlar. Ayağına kadar gelen pusulayı okuyamayan, hususi eşyalarını alelade bir çekmeceye koyan kadından eser yok – İYİKİ DE YOK!

6) Hilal ve Veronica sahnesi.
Anneler genelde oğullarına düşkün olan, onları canından çok seven gelinleri sever. (:D)
İçimden bir ses bu sahne ileride ki Veronica-Hilal ilişkisinin bir sinyaliydi diyor. Veronica Hilal'e minnet duyacak. Mutlaka onların tarafında yer alacaktır.
(Veronica sırf oğlu mutlu olsun diye Yıltıs'ı bile sevdiğine inandırmıştı kendini. Buna hazır olan kaynana, Hilal gibi bir kızı haydi haydi sever. Öpüp başına koysun ayrıca Hilal gibi gelini.)

7) “Mahçup… ürkek bir oğlandı. Cevdet ona kol kanat gerdi.”
Tevfik ve Cevdet'in çocukluk yaşları, onların eskiden nekadar yakın olduklarını hatırlatmaları. Bu çok önemli, ve ben çok memnun'um senaristlerin bu sahneleri yazmalarından.
Bir çok kişi Azize'nin, çocukların, Hasibe ana'nın Tevfiğe nasıl bu kadar koşulsuz güvenebildiklerine inanamıyor. Cevdet'in bile çok uzun bir süreliğine Tevfiğin hain oluşuna ihtimal vermemesi, ve bir okadar süre daha da “ACABA Tevfik olabilirmi” diye kaygılanması bizi izleyici olarak şaşırtıyor.
“Nasıl bu kadar kör olabiliyorsunuz?” diyoruz karaklerlere.

Lakin şu hayatta ki belki de en acı şeylerden biri, bir insanı gözünün önünde kaybetmektir.
İnsanın belki de en zor kabul edeceği şey, canından çok sevdiği birinin, adı gibi bildiğini sandığı birinin, kendisi tarafından çok ama ÇOK sevildiğini zannettiği bir insanın… aslında bam başka biri olması; bir yabancı olmasıdır.

Öyle birinin aslında hiç olmadığını kabullenmek zor. Çok zor.
Bu insanla hatıraların var. Birlikte geçirilmiş koca bir ömür var, koca bir çocukluk. Bu insandan vazgeçmek çocukluğunun bir parçasından vazgeçmek demek. Sevdiğin bir insandan vazgeçmek demek.

Cevdet ve Tevfiğin hikâyesi ayrı bir trajedi aslında. Ayrıca da çok güzel işleniyor. Halit Ergenç ve Onur Saylak bir araya geldiklerinde muazzam performans sergiliyorlar. Açıkcası, ben çok keyif alıyorum Tevfiğin geçmişinin anlatıldığı sahnelerden.

Bu arada ben Tevfiği Yıltıs'dan daha çok seviyorum, bunu da belirtiyim. :’D Tutarlı ve geçerli sebeblerden dolayı kötü yola düşmüş karakterleri severim. (En azından Yıltıs gibi egoist ve ne istediği belli olmayan karakterlerden daha çok saygı duyarım.)

8) “Biraz daha güçlü basman yeterli o tetiğe” – aka: ölümle burun burunayken bile artistlik yapan Leon.

Tamam ulan, tamam. Karizmatiksin. EN karizmatiği sensin. Tamam.
Karizmatiksın.Karizmatiksın.Karizmatiksın.

9) “Seviyorum onu” sahnesinde yeni bir müzik koymuşlar. Çok etkileyiciydi.

Zaten bu sahne baştan sona muazzam bir sahneydi.
Hilal'in “Çekilmem!” diye bağırdığında sesinde ki o histeri, o panik.
Leon'un sevildiğini işittiğinde TÜM ruh halinin bir anda değişmesi, adeta huzura ermesi:
Farkındaysanız, Leon bu ana kadar çok… mutsuzdu. Boş. Yaşama sebebi kalmamış gibi.
“Gidiyorum, ama aslında hiç istemiyorum. Yaşıyorum ama aslında hiç bir sebebim yok. Hilal bana 'kal’ bile demedi. Keşke ölseydim. Daha iyi olurdu herkes için.”
Hilal'den “Seviyorum onu!” laflarını işittiği andan itibaren Leon tekrar can buldu. Yaşama sebebi buldu, umut buldu.
Eğer fark etmeyen olduysa ne olur Bölümü tekrar izlesin. Leon'un hali, tavrı, davranışları sevildiğini öğrendikten sonra çok değişiyor, ve Bölüm boyu bu huzuru, bu mutluluğu kaybetmiyor bir daha.
Liman'da vedalaşırken bile yüzünde bir tebessüm var, huzurlu gidiyor.
Çünkü artık biliyor ki, bir bekleğeni var. Bundan sonra ona geri dönme çabasında olacak. Gökyüzünde bir Hilal gördüğünde, küçük hanım'ı düşünecek, ve Hilal'in de onu düşündüğünü bilecek. Bu sevdaya tutunacak, ve sonunda kavuşacaklar.
Bir gün gelecek, kavuşacaklar.
Boran Kuzum'un da dediği gibi, Leon çok tahammüllü bir insan. Sevdiği ona “beklerim” dediyse, bununla gerekirse yıllarca yetinir. Önlerinde koca bir ayrılık olsa bile, Leon o an veda ederken hem kendisine, hem sevdiği kadına:
“Biraz sabır.” diyor.
“Biraz sabır. Kavuşacağız sevgilim. Sabret.”

Leon'un bu denle ümitvâr olmasını okadar seviyorum ki…

Aynı zamanda Mehmet'i de çok sevdim o sahnede. Hem oyuncunun performansını, hemde karakterin davranışını.

“Biz seninle aynı toprağa, aynı denize bakmıyormuşuz. Biz seninle aynı duayı etmiyormuşuz, Hilal!”

Mehmet'in Hilal'e ciddi mânâda aşık olduğunu hiç bir vakit sanmadım. Mehmet'in Hilal'e olan ilgisi, Hilal'i kendine çok yakıştırmasından dolayı (idi). Kendini de aynı şekilde Hilal'in yanına çok yakıştırıyordu.
@sonyaleksandrovna nın dediği gibi, kısaca Hilal'i “ideal eş” olarak görüyordu.

Hilal'in bu itirafından sonra Mehmet ona artık o gözle asla bakmayacaktır. Hilal Mehmet'in gözünde “vatanperver bir genç kız” olarak yüksek bir saygı görüyordu.
Mehmet'in hayal ettiği Hilal asla bir Yunan Teğmenine gönlünü kaptırmaz. Bu sebeple de Hilal an itibariyle Mehmet'in gözünden düşmüş vaziyette.
Keşke Mehmet onları anlayabilecek durumda olsa, lakin değil. Ve asla olmayacaktır. Mehmet daha Andreas'ı öldürdüğünde bu dar görüşünü, bu ırkcılığını, Çanakkale'nin kalbinde bıraktığı yaraları artık kontrol edemediğini belli etti.
Tutarlı karakterleri severim demiştim, dimi?
İşte Mehmet'te onlardan biri.

10) “Kız olursa anamın, erkek olursa benim adımı koyacaksın. 'Cevdet’ koyacaksın.”
Bu replik ile çocuğun erkek olacağına dair adeta spoiler vermiş oldular, ama olsun. Ben yinede sevdim bu fikri.

11) “Sana mektup yazabilirmiyim?”

BEN SANA ŞİMDİ NE DİYİM Kİ ZALİMİN OĞLU ÖFFF.

Küstüm. Yok sana yorum morum.

12) “Tevfik? Su orda. Tas orda. Kendin ısıtsan!”
Azize'yi bu sahnede ayakta alkışladım. Müthiş keyif aldım bu hallerini izlerken. Hele hele o son repliği adeta Tevfiğe tekrar kim olduğunu ve nerde olduğunu hatırlatmaktı. Azize resmen “Fatma 'huyuna git’ dediyse okadar da demedik!” diye düşünmüş olsa gerek.
“Tevfik? Su orda. Tas orda. Evcilik oynamayı kes Allah aşkına!”

Bravo Azize. Keep going, girl!

13) Leon ile vedalaştıktan sonra, Hilal'in tam DÖRT KERE arkasına bakması.
Size sessizce Hilal'in geriye bile bakmadan Leon'u bırakıp gittiği anları hatırlatıyorum.

“Hayır, bakmayacaksın! Bakmayacaksın, Hilal!” diye kendine zorla hakim olan Hilal'i hatırlatmak isterim.

Ah benim küçük serçem… benim güzel seven Hilal'im… tam dört kere baktı arkasına. Ağabeyi'ne “Noluyor sana Hilal? Ne bu halin?” dedirtene kadar baktı.
(Allahtan ağabey biraz alıkta, köfteyi çakmıyor. Sus.)

14) Cevdet'in kolyeyi gördüğü sahneyi çok güzel yapmışlar. Ayrıca da Taylan kardeşler tarzlarını çok belli etmiş bu sahnede (iyi anlamda). Hafif bir MY havası sezdim o sahnede ben. O ağır çekim, Süleyman'ın – ayyh! – Cevdet'in maviş gözlerinde gördüğümüz o aydınlanma… Hain'in kim olduğunu öğrendiği an…
Yani bence güzel bir sahne olmuş, yönetmenler tarzlarını konuşturmuş.


Fark etmişsinizdir Mağlubiyet hakkında yorum yapmadım, çünkü hâlâ etkisinden kurtulmuş değilim. Daha Leon mektup yazmak için izin aldığında hooooop, benim kafa gidiyor zaten. Ondan sonrasını hayal mayal hatırlıyorum.

Okuyan olduğsa teşekkür ediyorum; gözlerine ve emeğine sağlık.

anonymous asked:

Demek anonim olalım ha tamam aşkı anlat bakalım biliyorum sen bu konularda iyi değilsin ama genede fikrini söyle canısı 😊

Bak şimdi bi kediye aşık olduğunda nasıl hissedersin veya bir hayvana fçaşfnfçwğrnfş ya böyle bi bakıyosun zaten masumluğunu içinde hissediyosun. Bi de böyle sana ilk önce korkak bakıp sen ona yavaşça yaklaşınca o da sana yaklaşmaya başlıyor ya işte ordan sonrasında dünyadan kopuyorum. Ya düşünsene insanlar kötü davrandığı için hep kaçmış veya korkmuş seni de öyle sanıyor ama sen onu yanına usulca çağırıp geldiğinde sevmeye başlayınca sana daha çok yanaşıyo. Ya inanılmaz bişey, çıldırıyorum. Hele bi de böyle kucağına oturmak istiyosa ben orda bitiyorum. Böyle patilerini üstüne yerleştiriyo. Onun nefes alışını hissediyosun. Bide mırıldanıyosa allaaah tamam ben bittim

Biliyorum olmayacağını olamayacağını ama genede bekliyorum .Sürekli bekliyorum.Beklemekten vazgeçemiyorum.Konu sen olunca bekliyorum hiç umut olmadığı halde