galibiyet

Küçücük bir hayat derdimiz. İki gülsün yüzümüz, yazın bir tatil yapalım, iki öpüşelim yürekteki randevuda. Güzel şeyler olsun istedik, ulan ne bileyim açsakta televizyonu, diyarbakırdan, hakkariden, van'dan şenlik haberleri gelse, kasrik boğazında balık tutabilsek, trekking yapmaya gitsek mardin kızıltepeye. Bu kadar yorulmasak yaşamak için, azcık vaktimiz olsa sanat olaylarına, pikniğe, yeşil alan piknik tüplerine, normal görse baran ağa sakallı abi, kulağında altı küpe cadde çocuğunu. Açsak ki gasteyi adamın biri insanın birini öldürmemiş, bulmaca ekinde münir özkul, Şener Şen, yirmi altıncı sayfada dokuz kupona cosmos belgeseli. Sivastan alevi ali atmış milli takımın galibiyet golünü, ülkece ayaktayız. Olmasa ya şunlar, kimsenin görmek istemeyeceği bir kabusu ülkecek yaşamasak. Annem üzülmese artık, lütfen üzülmese.

Olmasa şunlar, soluduğumuz havayı bu kadar kirletmese nefret, müslüman genç allahu ekber dese şişhanede, kilisede.

Papa birazda aşktan söz etse,

Trt gerçekten devlet televizyonu olsa kara şimşek tekrar tekrar yeniden, sabah 8 voltran.bankadaki kız bugün bi güzel, bi güzel..

Babam üzülmese artık, babam hiç üzülmese, daha çok gülse..

Helin bebek doğursa kendine hükümet korkusu olmadan, erkek mahkumiyeti olmadan yasalar nezlinde, mahalle dilinde.

Kardeşim ölmese, kardeşlerim hiç ölmese, kardeşlerim biraz delidir benim. Kimi asansörün altında kalır çalışırken, kimine polis kurşunu, bazısını döverek öldürdüler, adı ismail.

Berkin, küçücük öldüler.

Küçük cesetler, küçük mutsuz yaşanan, mutsuz biten masallar.küçücük bir hayat derdimiz, ağlamak koymasalar içine.

Evimize giden yolda endişe olmasa,

Bu kadar Din olmasa para,

Kuran-ı kerimde aşk ayet,

Bir kaç güvenlik görevlisi kalmış sokakta, fişeği on lira en kral cigara.

Öfke olmasa bu kadar,

Sevmek olsa bazı durakların adı,

Romantik bir devlet başkanımız olsa, bakanlar kurulu toplanıyor gül var masalarda.

Küçük bir günaydın istediğimiz, küçücük bir günaydın akşamdan kalma içinde şehir hatları vapurları..

Martılara simit atıyoruz milletçek..

– ( via - @dasiyahorpheus )

Bir galibiyet seni düşmanına benzetiyorsa ona galibiyet diyemezsin

Burada, bu beyaz sayfayı önüme alınca ‘dışarıdaki’ pekçok telaşım (ama bu sefer hakikaten) dışarıda kalıyor. Dışarıda kafa yormam gereken (ve bazen de beklenen) bir dolu mesele beyaz sayfaya ait şeyler değil. Beyaz sayfanın böyle bir derdi yok. Beyaz, bidayetin (başlangıcın) rengi. Dertsizliğin rengi. Renksizliğin rengi… (Acaba yokun rengi siyahla hiç tanışmamış bir beyaz mıdır? Haddi aşan sorular…)

Bu yönüyle günlüklerimizi de yeni baştan gözden geçirmeliyiz. Ne niyetle günlük tutuyoruz/tutmalıyız? Günlük bizim için yalnızca bir tarihçe mi olmalı? Yoksa fikrimizin hürriyet bulduğu bir özgürlük alanı mı? Orada hayatımızın sureti mi olmalı, yoksa sireti mi kalmalı? Sorular mı yazılmalı? Cevaplar mı bulunmalı? Bize okullarda öğretildiği şekilde (kendi küçük hayatlarımıza konsantre) mi günlük tutmalıyız? Yoksa bir şiddetli itirazla tam zıttına mı davranmalıyız? 

Böylesine sıkı bir endoktrinasyondan geçtikten sonra büsbütün ezberlerimizi kapıda bırakabileceğimizi düşünmek saçma. Elbette bir yönümüzle hep eğitim sisteminin istediği adam olarak yaşayacağız. Hatta onun istediği adam olmadığımız zamanlarda bile ‘onun istediği adam olmayalım’ diye yaptıklarımız hayatımıza yön verecek. Her şekilde o kazanacak. Bu noktadan itibaren ileriye dönük düşününce ezberlerden ötede bir hayat yaşamanın yolu; onun zıttına davranmak değil. Onun zıttına davranmak, ondan kurtulmak değil. Ondan kurtulmanın yolu üçüncü bir yol inşa etmek. Onun bile aklına gelmeyen bir yol. Kirli silahlarını da kullanmayan bir yol. 

Eğer bir galibiyet seni düşmanına benzetiyorsa ona galibiyet diyemezsin. Bu iç mücadele dediğimiz şey, şeytana karşı verdiğimiz, ama şeytana da benzemememiz gereken birşey. Sanıyorum bunu (doğru anlaşılırsa) şeriat sağlıyor. Kavga istiyorsan, onun da kuralları var. 

Şeytan öyle akıllı bir düşman ki, ona karşı savaşırken onlaşmak da mümkün. Yahut onun davasının temsilcisi olduğunu düşündüğün insanlara karşı mücadele ederken aslında onlardan birisi haline gelmen… Bu da olası… 

İyi düşün. Eğer bir galibiyet seni düşmanına benzetiyorsa ona galibiyet diyemezsin. Çünkü yaptığın bir dairesel hareket, belki bir kısır döngü olur sonuçta. Düşmanından uzaklaşma değil, düşmanının yerine geçme olur sadece. Vardığın yerde kazanmış sayılmazsın. Zapata’nın hayatını anlatan o film geldi şimdi aklıma. Niye geldi? Bir sahnesinden ötürü olabilir. Hani şu… Neyse, anlatması da uzun sürer.

twitter.com/yenirenkler