evren

Çenesiyle boynu arasındaki uzantıya bütün gezegenler sıralanabilirdi. Tanrı evreni yaratırken onun vücudundan kopya çektiği söylenirdi. Senfoni orkestrası gibi teni vardı, bütün kemanlar ağlardı. Gözleri vardı, akıttığı gözyaşları cehennemi söndürebilirdi. Omuz çukurları her ne kadar mezarlığı andırsa da aslında yeni doğan bir bebeğin yuvasıydı.

4 5 sene evvel ilk defa aşık olmuştum, salak gibi her şeye gülümseyip geçtiğim dönemler.
Öten kargaya, çalan alarma, kaçırdığım otobüse, en sevdiğim şarkı çalarken telefonumun şarjının bitmesine, kuaförden süslü püslü çıkmışken yağmurun başlamasına, çok beğendiğim ayakkabının numarasının kalmamış olmasına, içtiğim sigaranın ha bire zamma girmesine, tırnağımın kırılmasına vs normal bir kadının canını sıkabilecek her duruma salak gibi gülümsedim ve aldırış etmedim.
Çünkü öyle bir şeye sahiptim ki, hiçbir nesnenin ya da talihsizliğin onun bana yaşattığı mutluluğun önüne geçmesine müsaade etmiyordum, edemiyordum.
Ben onunla tamdım çünkü, tamamdım.
Hiçbir şey beni üzmeye yetmiyordu, kahvaltıları sevdim onunla, domates yemeyi de öyle, tereyağ üzerine bal sürüp yemeyi öğrendim, bundan o dönem hiç tiksinmedim.
Mutlu uyuyup, mutlu uyanacak kadar şanslıydım.
Ameliyat olduğumda yanımda o vardı, gözümü kapattığımda ve açtığımda o hep baş ucumdaydı, o zaman bile “iyi ki” ameliyat oldum-du, yanımdaki kanepede uyurken onu izledim çünkü, ilk defa birbirimize bakarak “günaydın” demiştik.
Dilime değmeden sözü, yüzüme düşmeden yaşın nedenini bilirdi, bilirdim.
Rüya bitti sonra, her şey hiç bitmeyecekmiş gibi güzel giderken.
Her şey hiç olmadığı kadar güzelken, ben her şeye salak gibi gülümsemeyi bıraktım.
“yıllar da geçse, 5 çocuğun da olsa, müzeyyen dinlerken beni unutma” dedim, “yıllar da geçse, 5 çocuğum da olsa, müzeyyen dinlemesem bile, seni asla unutmam” dedi.
Salak gibi, birlikte son defa güldük, gözümüzde nem.
“öyle olmalıydı” denir sorana, ne diyeceksin başka, dünyanın en acıklı aşk hikayesi benimkiydi bana göre, hikayemi dinleyenin yüzünde küçücük bir acı mimiği görememe ve anlaşılmama endişesi taşıdığım için, hep böyle söyledim.
“öyle olmalıydı” oldu da.
Esasında olmadı, yüzümdeki salak tavrı özledim bir süre sonra, yerli yersiz her şeye gülümsemeyi.
Dert etmediğim ne varsa, hepsi için bir bir ağlamaya başladım.
Kaçırdığım otobüse, çalan alarma, sigara zammına, öten kuşa, topuğumun kırılmasına, yağmura, şaraba, zeki'ye, müzeyyen'e, salak gibi ben her şeye dudak büktüm.
İçinde bulunduğum durum, yaşadığım hayat, çevrem, kıyafetlerim, koleksiyonum, saçlarım, evren, ve varlığım da dahil tüm hakikatler beni boğmaya başladı.
Salak gibi her şeye ağladım, salak gibi haklı olarak ağlamaya epey devam ettim.
6 şehir gezdim sonrasında, şarabı abarttım, sigaramı değişirdim, saçlarım uzadı, migrenim çıktı, ortaköyü kutsal kıldım, kumpire küstüm, 3 kez sarhoş oldum, 3ünde de kimseyi aramadım, halen aynı numarayı kullanıyorum, ve olağan üstü bir şekilde halen salak gibi aranmayı bekliyorum.
Yo içmiyorum, sadece tarihte bugün büyük bir salaklık yaptığımı hatırladım.