ety

Bunaltı Öyküleri: Av

Kendini yemeye başladığı günden bu yana kendine duyduğu saygısı da artmıştı. Tabii bununla birlikte nefreti de… Saygı duyuyordu. Çünkü yaşaması için kendine ihtiyacı vardı. Nefret ediyordu. Çünkü günden güne tükeniyordu.

 Kendindeki eksiklilik ve tamamlanmamışlık tamamen bir yanılgıdan ibaretti. Belki de eksikken tamdı. Ve tamken de eksik… Kişinin kendi kendinin avcısı ve avı olması kim bilir ne denli zordur. Ama yaşamak istiyorsa da kendini yemek zorundaydı.

 İlk olarak başparmağının tadına bakmıştı. Kemiği kırmadan, yerinden koparmadan bir bıçakla etinden ayırmıştı. Ateş yakamadığı için çiğ yemek zorunda kalmıştı. Ah bir de ateş olsaydı! Biraz tuz, biraz da soğan kattı mı daha lezzetli olurdu. Ama bununla da yetinebilmesi lazımdı. Aza kanaat getirmesi öğretilmişti ona. Şimdi okuldaki hocası veya babası gelse bu kanaatkâr halini görse kesin gurur duyarlardı onunla.

 Sol başparmağı artık bir iskeletin oluşum sürecinin ilk adımlarını simgeliyordu. Bir kabrin içine gömülmüştü. Ölü de o ölüyü kemiren böcek de kendisiydi. Diğer parmakları gayet etliyken o kemiktendi. Sonra sıra işaret parmağına geldi. Baştaki acemiliği attığından eti kemikten sıyırırken çok daha rahattı. Biraz acıyordu ama o kadarı da olsundu. Açlıktan ölse daha mı iyiydi? Artık iki parmağı da kemik halindeydi. Ve her gün sadece bir öğün yediğinden tüm vücudu uzun bir süre kendisini idare edebilirdi. Ki parmakları bitip de sıra kollarına çok daha tutumlu davranması lazımdı. Bir an boş bulunup tüm kolu yemesi demek en azından bir hafta kendini cezalandırması demekti. Sonuçta avına saygı duyması lazımdı. Ve onu iyi beslemesi lazımdı ki o da onu besleyebilsindi. Aksi takdirde açlıktan ölmesi an meselesiydi.

 İşin güzel yanı kemik haline dönüşen parmaklar işlevlerini yitirmiyorlardı. Belki eskisi denli canla başla çalışmıyorlardı ama görevlerini pekala yerine getirebiliyorlardı. Kemikleşmiş parmakları yeni özellikler kazanmamış da değillerdi hani; mesela küçük parçalar haline getirdiği etlere aynı bir çatal gibi sağlanabiliyorlardı.

 Bazen aklına olmadık fikirler geliyordu. Aslında bu fikirlerin üşüşmesindeki tek neden sürekli gördüğü bir rüyaydı. Rüyasında diri diri bir çukura atılıyordu. Kimlerin attığını hatırlamıyordu. Sonra üzeri toprakla kapatılıyordu. Bir anda karıncalar tüm vücudunu sarıp onu parçalamaya başlıyorlardı.

 Aklına gelen düşünce bu rüyadan sonra oluşmaya başlamıştı. Kendini, mezarı ve karıncaları kendisi olan bir çukura atıp kemiriyordu. Kendi kendinin mezarı olup yine kendisi tarafından kemirilmek… Bu fikir bazen hoşuna da gitmiyordu hani. Çünkü diğer insanlara öldürebilecek bir yanını bırakmamış oluyordu.

3

I made finished some designs of this Red Sea AU with TGG, sorta, I think… I want to make a short comic since I already spent so much time designs them I wanna use them :9

If you wanna see the details of the clothes, click them for full view~

ortaokuldayım, 3 tane eti puf aldım kantinden,
elimde renkli renkli eti puflar. aşık olduğum kız geldi,
hoppp, vay özgür kime bunlar dedi, 2 tanesini aldı, teşekkür özgür dedi.
ses edemedim, heyecan işte.
çeşmeye doğru gitti, baktım bir tanesini hoşlandığı çocuğa verdi.
kıpkırmızı oldu suratım, özellikle kulaklarım. (içimden, lan orospu sen kimin malını kime veriyon dedim ama içimden sadece) elimde bir tane kaldı, vanilyalısı…  
sınıfa çıktım, yedim güzelce. içimdeki masumane acı, eti pufla tatlı bir acıya dönüştü.
o gün bugün renkli eti pufları almaz oldum, başkası yine elimden alır diye almadım, beyazı sevdim.. beyaz güzeldi, kokusu yalnızlıktı.



Özgür Bacaksız / 90’s.

2

etihw…bc yes I still love them to bits