esiri

Lise ikideyiz.Bizim sınıftan 3 tane çocuk okula gelmeden önce içip kafayı bulmuşlar.Okula geç geldiler zaten.Geldikleri zaman da tenefüse denk gelmişti.İçlerinden biri 12. sınıf bi tane çocuğu (erkek) tutup öpmeye çalıştı."Seni çok seviyorum!" falan demeye başladı.Çocuk da buna kıl zaten dövücekti az daha amk.Neyse biz bunları tuvalete götürelim dedik açılsınlar diye.Çocuklar açılmayı yanlış anladılar.Biri pantolonu indirip koridora çıkmaya çalıştı amk.Bi de "Göstericem ona,göstericem ona!" diyip duruyor.Yanlış anlamayın "Göstericem ona, göstericem ona!" dediği de amcalar değil.Fizik hocası buna geçen gün "Performans ödevin nerde ? Göster." demişti hocaya diyor amk.Çocuk da öyle bir performans gösterdi ki 3 kişi zor tuttuk amk.Tuttuk derken yanlış anlamayın amk.Çocuğu tuttuk yani ödevi değil.Pardon ödev demişim siz anladınız.Neyse bunlar yüzlerini falan yıkadılar.Kendilerine geldiler biraz.Pantolonu falan düzeltti o sapıtan.Tenefüs de o ara bitti.Derse giricez.Bunların cenabetliğinden olucak ders de fizik amk.Neyse sınıfa gittik oturduk falan.Şu performans gösteren çocuk haricindekiler kendine geldi.Çocuk derste de pantolonu indirip "Göstericem ona,göstericem ona" demesin diye yanına oturdum.Çok enterasandır çocuk o derste fizik dersine katıldığı kadar ömrü boyunca hiçbir derse katılmamıştır amk.Hoca soru sordu kimse parmak kaldırmıyor.Bu manyak iki kolunu birden kaldırıp "Hocam,hocam" dedi.Hoca bunu kaldırdı."Söyle cevabı." dedi.Soru da "Esir nedir,nasıl oluşur ?" (Fizik dersini dinlemeyen esiri bilmez.) Çocuk durdu durdu böyle eli pantolonuna gitti.Bir şey yapmasın diye ELİNİ tuttum.Sonra "Newton'un elması" dedi.Tabii sınıf yarıldı.Hoca da sinirlendi.Bizimki de "Hocam durun size bir şey göstercem" dedi.Hoca da cebinden kağıdı çıkarıp "Sen dur ben sana göstericem bir şeyi " dedi.Çocuğun numarasını alıp disipline verdi.Ders bittikten sonra üçünü de bir güzel karambole aldık.Anca kendilerine gelebildiler.

İÇKİ BÜTÜN KÖTÜLÜKLERIN ANASI BACISIDIR

SEN ANANI BACINI İÇİYOR MUSUN ?

İÇME HARAM

4

Acını yaşa 
Öfkeni de yaşa
Ve seyret
Kendini sakın bastırma
Öyle su üste akan yaprağa bakar gibi bak
Uzanıp onu almaya kalkışma
Kendini suçlama , başkalarını da suçlama
Olacak olandan kaçınamazsın
O yüzden hiç bastırma kendini
Baskılama
Çünkü insan , bastırdığı duygunun esiri olur.

Cahit Zarifoğlu

Short, sweet, first thoughts on RADA Hamlet…

… by an emotionally drained me on the way home at 1.40 am.


I guess it’s got ‘spoilers’ if you don’t want to know how they staged some of it, so just be aware and don’t say you weren’t warned.


It’s the best thing I’ve ever seen on stage, and now quite possibly the best thing I’ve ever seen Tom Hiddleston in. (His Henry V was always my firm favourite)


I’ll write up my exact thoughts on the production as a whole tomorrow when I’ve had time to gather my thoughts and notes, but for now, I present you with the shallow squeals of a fan.


It’s the most intimate, incredible game of tennis.

I looked from one player to the next quickly as they delivered their lines.


Tom was born to play Hamlet.

Hell, just to be on stage doing Shakespeare.

I am further in awe of that man’s talent, just when I think he can’t get any better.


He pauses perfectly at the piano.

He lets his voice break as he sings.

He was so close to me, that when he got mad, I could see the vein in his temple pop.

I could see his tears glistening as they ran down his cheek.


He stood in front of me (though not looking at me) as he delivered “To be or Not to Be” and I cried.


He’s hilarious, and he’s heartbreaking.

The dancing is great. (Probably did his own choreography haha)


He dry humps the couch.

He’s turned so, from where I sat, he was facing my way as he spreads his legs, rests one hand on the back of the sofa, and he slowly gyrates towards the cushions a few times.

My eyes bulged.

He picks the women up with ease and wings them around while laughing.

The Scottish accent.


The jeans were basically sprayed on.

Left little to the imagination!


His top looked like someone had put it in the dryer by accident and it had shrunk - it kept riding up his stomach.

So every minute or so you got a flash of tummy and treasure trail, and he’s trying to pull it back down, but it sort of springs back up.


He looked at me three times with tears in his eyes and a heartbreaking expression.



Helena Bonham Carter and Allie Esiri (LoveBook app and A Poem for Every Night of the Year author) were in the audience tonight.


And he left with them - because I happened to be walking to my car and saw Tom leaving with them, so we said “hey tom! It was incredible!”

He smiled, sort of waved, and said “Thank you very much!”


All in all, one of the best nights ever.

I will never forget what I witnessed or how it made me feel.


Well done to King Kenneth Branagh, the cast, crew, and everyone at RADA.

Korkak bir kalbim var güvenmeye,sevmeye korkan bi kalbim..
Bağlanmaktan, alışmaktan korkan.
Ve korkak bi adam var karşımda şimdi.
Kendi korkularımı hiçe sayıp cesurca gitmeliyi miyim üzerine?
Yoksa korkularımın arkasında sığınıp pişman mı olmalıyım?
Sevmeli miyim cesurca, inkar mı etmeliyim?
Kaçarak özgür olunmaz demiş bi büyüğümüz.
Kaçmazsam da duygularımın esiri olmaz mıyım yavaşça?
Duygularım paslı bi demirin arkasında hoyratça zincirleri kırıcağı günü beklerken;
Bırakmalı mıyım aşkın kollarına kendimi?
—  Meis Durak

Esiri said that Hiddleston’s reading of E.E Cummings’ 1923 poem May I Feel Said He (may i feel said he/ i’ll squeal said she/just once said he/ it’s fun said she) has prompted the most comments, emails and feedback of all the poems on the app. 

“It’s incredibly sexy, you almost have to go into a quiet room…it’s almost pornographic! People really like that one! I said to Tom afterwards, ‘I know it would be the one.’”

It was director Tim Burton who suggested that Esiri ask Hiddleston to read on the app. “This was before he became mega mega famous,” Esiri remembers. “Tim told me he was very good and that he was going to be really, really big.

https://soundcloud.com/hiddlestonersargentina/may-i-feel-said-he-de-e-e

Tam vazgeçmiştim, pes etmiştim, çaresizdim, her dakika her saniye karanlığın içine biraz daha hapsoluyordu, sonra bir el uzandı, sanki karanlığımı aydınlatıyordu, bir melek miydi? Hayır değildi halüsinasyon muydu? Hayır gerçekti.

Düştüğüm zifiri karanlık çukurdan kalan tüm umutlarımı, hayallerimi, vazgeçtiklerimi elimden tutarak tek, tek aydınlığa çıkarıyordu.Sanki içimdeki boşlukta onunla beraber doluyor tamamlanıyordu.Ne mucizevi bir şeydi bu, ne saf ne temiz bir duyguydu, ilk defa hissediyor ama anlamlandıramıyordum.

O elini uzatana kadar karanlığın esiriydim, o elini uzattıktan ve elimi tuttugu an'dan itibaren onun esiri oldum.Sevgi ne demek o zaman öğrenmiştim,hissetmiştim. “Sevgi tam düşmek üzereyken seni tutan el,karanlığın içine hapsolacakken karanlığını aydınlatacak güneşti.”

İnan bana zordu. Öylesine zordu ki, zihnimi haplarla bile uyuşturamıyordum. Avuçlarımın arasında kuma dönüp ayaklarımın dibine akan bir yol vardı; o yolun sağlam olduğuna ve üstünde yürüyeceğime emindim halbuki. O yolun ayaklarımda birikip beni içine saplayacak bir kuma dönüşeceğini hiç hesaba katmadım; aslında ben hiç hesap yapmadım, körü körüneydi hislerim. Sonra hep kuşkucu oldum, tüm olaylara karşı. Bir şeylerin kesinliği, boşluğa düşene kadardı. Bir duygunun kalıcılığı, başka bir duygunun esiri olana kadardı. Hissettiğin acı, artı bir acıya bırakır yerini ve her acı beynini kontrol edebildiğin kadardır. Küçültebildiğim kadar küçülttüm evreni, attım cebime. Benim sizi hissedebildiğim kadar varsınız hayatımda. Ve ben, sizi hissetmeyi reddediyorum.

Çocukların böylesine ağladığı bir dünyada gamsızca yaşamak kahırdır. yaralanan acı çeken ve sefaletin esiri olmus çocuklar"Adını hatırlamıyor.“gözlerinden akıttığı ve saklamaya çalıştığı iki damla, Dünyanın zalimleri suriyeyi nasıl yaktı ise Şamın Suriyenin cocukları'da dünyayı yakacak GÖRECEKSİNİZ

Bazen kelimeler kifayetsiz kalır.İnsan aklındakini kelimelerle ifade edemez.Hiçbir kelime betimleyemez düşüncelerini, hiçbir cümle anlatamaz eriyişini, bitişini.Olur ya bazen insan anlatamaz derdini, binler on binler, milyonlar içerisinde de olsa yalnızdır.Hiç güneş doğmayacak gibi, bazen karanlığın esiri olur insan.
—  Bedenehapsedilenruhlar

Öğle namazını kılmak için camiye girdim. Bir amca vardı en önde,tam ortada. Oturarak kılıyordu. Namaz kılıyordu ve namazı bitmek bilmiyordu. Benim namazım bitti,duam bitti,dinlenmem bitti,camiden çıkmak için artık müsaittim ama çıkamıyordum,çıkmak istemiyordum. İki saat geçti. Amca hala namaz kılıyordu. İkindi okunacaktı. Sonra bir ara durdu. Dua ediyordu. Aha dedim,fırsat koş yetiş. Duasını bitirmesini bekledim. Onu beklediğimi anlamış olmalı,duasını bitirdi,döndü bana ,gülümsedi. “Allah'ın selamı senin üzerine olsun. Ne oldu güzel oğlum?” dedi. “Affedin,sizi seyrediyordum da,namazınız bir hayli uzundu. Okuduğum siyer kitaplarındaki gibi… ” dedim. “Hayır hayır,o güzel şahsiyetlerle beni bir tutma” diyerek böldü lafımı; “Ben sabah namazını kaçırmış gafil biriyim. Aldandım. Uyku beni kandırdı” dedi, “Nasıl telafi edeceğimi bilmiyorum.” Gözünden tek bir damla usulca aktı,süzüldü yanaklarından… Kucakladım amcayı. Dua etti bana,ben de ona dua ettim. Çıktım camiden. Ben camiden çıkarken,o tekrar namaza durdu. Oturarak kılacak kadar yaşlı olan bedeni,uykunun esiri oldu diye durmaksızın namaz kılıyordu. Gerçekti bu. Umuttu. Sabah namazını kılmamak müslümanları üzmüyor artık,namaz kılmamak müslümanları utandırmıyor. Amcanın ayrılırken bana söylediği,doğrusu sessizce fısıldadığı sözler aklımdan silinmeyecekti: “Sabahın nuruna mazhar ol güzel oğlum. Sabah namazı,tıpkı gün doğumu gibi; güneşin geceyi bölmesi,aydınlatması gibi, müslümanın nurudur. Gün boyu karşılaşacağın tüm çamurlardan ,çukurlardan tertemiz,pür-i pak çıkmak istiyorsan,sabah namazını sakın ola ihmal etme… ”