enderi

Gece iki gibi çalan telefonla gözümü açtım. Annem hala salonda oturuyordu. Babamı beklediğini anladım ama bekleme artık demeye kıyamadım. Sigarasından bi dal aldım. Balkona geçip çakmağı ateşledim. Hala ısrarla çalan telefonu açtım. Arayan kişi Kenan abiydi. Ufak bi görüşme sonrası kapıda olduğunu anladım ve astarı dışından belli kapşonlumu giydim. Montu da onun üzerine geçirip kapıyı açtım. Tam çıkarken annem hevesle ‘’Devrim’’ diye seslendi. Kapıyı çarpıp kapattım ama hemen ardımdan açıldı. Benim anne, ben. Git uyu artık’ dedim ve ayakkabılarımı giymeye başladım. Sinirlerime hakim olamamış olmam benim suçum değildi. Bu bitmek tükenmek bilmeyen umut beni bıktırmıştı. Kapının şiddetle çarpılması sonucu iyice sinirlendim ama anneme diyecek bişeyim yoktu. Haklıydı işte ulan. Hepsi o ibne herif yüzündendi. Mahvetmişti şu evi. Bizi babamız mahvetmişti işte. Merdivenlerden inerken sigaramdan bi kaç duman daha aldım. Cüzdanı çıkartıp kaç para olduğunu saydım. Yine çok bi meblağ kalmamıştı. Ne ara bittiğini anlamadığım iki yüz lira yine bitmeye yaklaşmıştı. Sigara paramı ayırıp nevaleyi alacağım parayı çıkarttım. Kapıda duran Jeep’e yaklaşıp camın açılışını bekledim. Dirseklerimi yaslayıp Kenan abiyle konuşmaya başladım. Sokağın durumunu anlattım. Polisin baskısından bahsettim. Esnaflar iyiden iyiye ayıkmıştı durumları. Sigara dahi alamaz olmuştum mahalledeki ihtiyarlardan. Ufak tefek bikaç sıkıntıdan daha bahsettikten sonra hasılatı koyduğum poşeti montun iç cebinden çıkarttım. İçeri uzatıp eyvallah dedim. ‘’abi beni de görücen dimi’’ dedim. ‘’ayıpsın apo, arkada bagajı açıyorum geç al.’’ dedi. Arkaya doğru ilerledim, bagajın açıldığını anladım ve kaldırıp siyah paketlerden bi kaç tane cebime koydum. ‘’abi bunların hangisi benim yeni malzeme’’ diye sordum bıkkınlıkla. İstediğini al hepsinin gramajı aynı, 20 yada 50 tarifeyi biliyosun trafiğe takılma’’ dedi ve bagaj kapağını ufak bi düğmeden otomatik kapatıp selam dahi almayı beklemeyen gaza bastı gitti. Eve girmek hiç içimden gelmediği için yürüdüm gittim. Her gün bu parka gelirdik, ben nevzat, ender ve Batuhan. Öyle güzeldik ki çocukken. Şimdi ise nevzat toprak olmuştu. Ender hapislik, Batuhan sevdiğim kadınla mutlu bi dairede, sıcak bi yatakta. Ben mi? Ben yine çocukluğumuzda birlikte sabahladığımız, nice dayaklar yeyip, attığımız bu parktaydım. Montun iç cebinde iki kilo nevaleyle. Polisten korka korka. En sevdikleri tarafından dışlanmış bi halde burada oturup sabahı bekliyordum işte. Sanki sabah olduğu zaman bir şeyler değişecekmiş gibi hissediyordum ama hislerime güvenmemem gerektiğini bana acı acı öğretti en sevdiklerim. Sonrası boşluk zaten. Bi düştüm toparlanamadım daha sonra. Niyet bile etmedim. Sabah yaklaşık beş kırkta çıktım parktan güneş hafiften binaların alınlarını okşuyordu. Dudaklarım kurumuştu sigaram az kalmıştı. Muhammet ve Dizdar ikizlere rastladım. Birer 20lik esrar onlara sardım. Birazda sarma payı olarak kendim için kırptım. Adaletsizlik yapmamıştım. Piyasa buydu. Saat 7:20 gibi belediyenin temizlik çalışanlarının takıldığı parka gittim. Samet Dayıya bi çiftli, Murat Abiye bi üçlü. Toplam 120 liralık malzemeyi elimden çıkarttım o parkta. Sonraki dakikalar zor olanlardı. Tağrık Buğraya gidip 12lerde hala okuyan bi kaç kardeşe göründüm. Çıkışa gelmemi rica ettiler. Farkmaz deyip ayrıldım. Saat ilerledikçe memur abiler daha sık dolaşıyordu. Bunu sevmiyordum. Biliyorum işlerini yapıyolardı. Biliyorum kötü bişey yapıyordum ama kardeş, size olduğu gibi değildi bana hayat. Benim elimde annem kaldı ama kalmadı işte. Babam giderken onu da aldı. Benden üç yaş küçük kız kardeşim trafik kazasında bana gözlerini kapattı bi kere. Onu da bi daha uyandıramadım. Az önce dedim zaten, baktım olmuyor bende bi hatuna bağlandım. Sevdim onu. Herşeyi bırakıp okuluma bakmaya çalıştım. Liseyi bitirene kadar herşey iyiydi. Sonra baktım olacağı yok, evlenelim dedim. ‘’Apo sen ne sandın bilmiyorum ama seninle evlenmek gibi bi niyetim yok’ dedi. Biraz süsleyip aynı teklifi kardeş bildiğim 19 yıllık can dostum etti. Kalkıp ona evet dedi,  iki yılımı önüne serdiğim, uğruna duman olduğum, hiç olduğum kız. Bi akşam kahvede Nevzat’ı beklerken vurulduğunu duyduk. Koşa koşa semtin bi ucundan öteki ucuna gittik. Kan revan içinde yerde yatan nevzatı kollarımda kaybettim o akşam. Sonra Ender çalmaya çırpmaya başladı. Ona haftalar boyu yalvardım. Ender oğum bak yapma gözünü seveyim yapma şu işi. Gel para koyup iş kuralım evimizin ekmeğini kazanalım. Bu işler tehlikeli dedim. Dinletemedim ite. Yakalandı bi gün. Büyük vurgun apo diyordu. Bu son diyordu. Hayatımız değişecek olum diyordu. Ev sahibi sözde iş için şehir dışına çıkıyormuş falan fistan anlatmıştı bi ton. Ona bu işi bağlayan adamdan para kaçırıyormuş ender. Adam bunu fark edince tuzak kurmuş endere. Dolu eve yollamış. Polisi aramış. Ev sahibi kaçarken bacağından vurmuş enderi. Görüşe gidiyorum arada bir. Hala eskisi gibi deli dolu... En azından vurulduktan sonra yine de eskisi gibi cin fikirli piç. Eskisi gibi gülmüyor ama arada tebessüm edip lafı gediğine oturtuyor. Çıkınca büyük planlarımız var. Kurucaz bi tekel bayii. İki yıla kadar kirada olduğumu yeri alacaz. Sonraki sene bi araba. Sonra birer hatuna tutulucaz. Evleri yan yana alacaz. Herşey çok güzel olacak. Neyse vakit nakittir. Kenan abiye tahsilatı eksik verirsem keser beni diye fısıldadım kendime. Yürümeye devam kardeş. Parka gittim bekliyorum. Sms geldi. Bi saat sonra otogarda bekliyorum apo yazıyor. Eyvallah yazdım yolladım. Yola çıktım anca yetişirim diyerek. Yolda giderken bi kaç dal sigara bitirdim. Soner kardeşe rastladım. Ayak üstü bi sohbet ettik. Naber, nasılsın falan fistan işte. Geçti gitti sonra. Otogara gittim. Bekliyorum, saat 11:45 falan gibi biri yaklaştı yanıma. Sende var mı bişeyler dedi, tedirgin. Çocuk gibi bi suratı vardı ama göz altları mosmordu. Uykusuzluktan olduğunu düşündüm. Güvenememekte diyebilirsiniz. ‘’Ne diyon la manyak’’ dedim. Abi numaranı bi arkadaştan aldım, satıyomuşsun abi nolur çok ihtiyacım var abi diyip yalvarmaya başladı. Koluma öyle sıkı tutundu ki, gözüm buğulandı. Bi an ‘’Ulan ben insanlara bunu mu veriyorum anasını sikiyim’’ diye düşündüm. Karşımda duran çocuğun beni sarsması yüzünden kendime geldim. Bunları düşününce canım felaket yanıyordu ama yola çıkmıştık bi kere, dönüşü yoktu. ‘’Kolumu çocuğun ellerinden kurtarıp kardeş, ben çocuğa satmam, işine git’’ dedim, arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Arkamdan gelerek koluma girdi. Abi dedi. Nolur, parası neyse veririm yalvarırım abi. Numaranı aldığım abi yardım eder iyidir apo demişti abi. Lütfen yardım etmen lazım abi. Bu ısrar beni sinirlendirmişti, ben çocuk zehirleyecek adam değildim. Bu çocuk neden anlamıyordu. Yaşı 16 ya vardı ya yoktu. Bu çocuğa bu zehri vermemekte kararlıydım. O da almakta kararlıydı ama gerekirse kötü yüzümü gösterecektim. Ben hala hızlı adımlarla yürümeye devam ederken o duraklamaya ve yavaşlamaya başladı. İyice hızlandığım zaman dizlerinin üzerine çöktü. Elleri yerde kafası yere eğikti. Durup ona baktım. İçim el verdi öylece gitmeye. Kafasını kaldırdı. Sol elini havaya kaldırdı. Apo abi nolur gitme dedi. Benim bu güne kadar kimseye diyemediğimi o düşkünlüğü için tanımadığı birine söyleyebiliyordu. Yanına iyice yaklaşıp sağ koluna girdim. Kalk hadi kalk, ne kadar dayanıksız çıktın be oğlum insan hemen diz çöker mi böyle dedim. hafif bi alaycılıkla beraber onu gaza getirmeye çalışıyordum. Hafifçe kolunun altındaki kolumdan destek aldı, ilk defa düşmüyorum abi dedi. Bak yine kalktım abi dedi soluk almadan. Tamam hadi deyip kolundan çıktım. Gidelim. Biraz yürüttüm onu. İlk yüz metrede hiç konuşmadım. Poların fermuarını dudaklarıma kadar çekmiştim, hava soğuk sayılmazdı ama ben bu havalara alışamıyordum. Soğuk havalar hariç bütün havalarda üşüyordum. Biraz daha yürüdük ve sonunda dayanamayıp, ‘’Adın ne senin kardeş’’ dedim. Burak dedi. ‘’Benim ismim burak, abi’’ dedi. ‘Eee nasıl başladın, ne ara tutultun böyle bişeye’’ dedim. gerginlikle karışık bi endişe vardı içimde. Gözlerini görmeniz gerekiyordu. ‘’Çocuktum, babam eve gelmedi bi gün abi, tamam hala çocuğum ama daha ufaktım işte. Sonra sokakta abilerimin yanına gitmeye başladım. Onlar verdi, bende içtim. Bu ne diye sormadım hiç. Sonra bi gün abilerim vermedi. O gün bu gün işte abi.’’ Duyduklarım karşısında içim öyle büyük bi öfkeyle doldu ki. Bu öfkeyle gidip bu çocuğa bana yaptıklarının aynını yapan o orospu çocuklarının analarını sikerdim ama, benim de onlardan farkım yoktu. Kimi kandırıyordum ki. ‘‘Burak, benimle bi kaç hafta takıl kardeşim, sana bu şeyi vermeyecem ben. Ama seni bu şeylerden kurtaracam bak söz sana. Derdin paraysa ben çözerim senin derdini. Hatun meselesiyse o da çözülür, gideriz yenge hanıma güzel bi hediye alırız. Sen de gider kalbini çalarsın. Ben bundan sonra yanındayım ama söz ver, bi daha düşmeyecen bu şeyler yüzünden. Bi daha içmeyecen kardeşim.’’ Gözleri parladı. Bana inanmıştı. Annem bile bana inanmıyoken bu çocuk bana beş dakikalık muhabbet sonrası bakışlarıyla inandığını söylemişti. Ya bu çocuk herkese inanacak kadar saftı. Yada gerçekten bana inanmıştı. Bu sefer olmaz dedim kendime o bakışları görünce. Umutlanmak yok. Yardım edeceksin ama kardeş demek yok apo dedim kendime. Bütün gün benimle gezmişti. Her gittiğim yere onuda götürüyordum. Sigara paketimi ona taşıtıyordum. Benden çok içiyordu şerefsiz ama çokta takmıyordum. O gün akşamında ona bi paket sigara aldım ve bolca yoğurt yemesini söyledim. Gözüme baktı. Mahcup bi şekilde, bakarım abi dedi. Kalan paramı da ona verip tamam lan tamam hadi git evine yarın sabah garda buluşuruz dedim. Sabaha kadar oturup onu düşündüm. Günlüğü doldurdum. Sigara sardım bi kaç tane. Üç kapak jam aldım o gece. Annem yine babamı beklerken tekli koltukta uyuyakalmıştı. Gidip onu kaldırdım, yerine yatırdım duşa girdim. Çıktım sakallarımı kestim. Yüzümde jilet yarasıyla sabah evden çıktım. Otobüse verecek para yine yoktu. Yürüdüm gara gittim. Beklerken burak geldi. Dün gece hakkında bi kaç sohbet ettik. Derslerinden falan bahsetti. Yoklamalarda sürekli geç kaldığını söyledi. Haftasonu olduğu için gelebildiğini söyledi. Haftaiçlerinde okul yüzünden buluşamayız abi dedi. Çok takılmadım bu sözüne, çıkışına gelirim aslanım dedim. Çok güzel olur vallaha, eve tek gidiyom hep dedi. Kendimi görüyordum önümde. İşte ben böyleydim. Ama şimdi güçlüydüm. Yenilmezdim hatta. Kimsesizdim. Dışlandım. Çok kaybettiğim için hep kazanandım artık. Ertesi günler aynısı olarak birbirini takip ederken, alıcılar birer birer artmaya başladı. Ben satışların sonunu getiremiyordum ve kenan abiye deli gibi para kazandırıyordum. Yine bi gece çalan telefona uyandım ve kapıya indim.Jeep’in kapısına yaklaştım, cam açıldı, kenan abi gülerek aslanım benim bee dedi. Böyle bi cümleyi ilk defa duyuyordum. Kafasının matiz olduğunu anlamam çok sürmedi. ‘’Abi ben paketleri alayım müsaade verirsen’’ dedim. ‘’Siktir et paketi falan bin gezelim bu sefer’’ dedi. Hiç düşünmeden, ikiletmeden bindim. ‘Bence sen bi tatili hak ettin. Baksana bi araba parası daha çıkarttın son haftalarda’ dedi. Bu söylediği doğruydu. Nerdeyse bi araba parası satış yapmıştım ve bütün kar payını içeri bırakmıştım. Karşılığında ondan sadece diğer torbacılarının Burağa malzeme satmamalarını istemiştim. Sıkıntı yok kardeşim demişti. ‘’Estağfurullah abi ne tatili, ne haddime’’ dedim. ‘’Yok yok sen bi tatile çık aslanım’’ dedi. ‘’Noldu abi bi hatamı mı gördün’’ dedim. Çok uzattık, yolun sonu! O yüksek frekanslı sesi duyana kadar n’olduğunu anlamadım. Kapı açıldı. Arabanın içinden tekmelenerek yere düştüm. Başıma dikelip üzerime eğildi. ‘’Sen çok yumuşadın apo. Kadın için olsa neyse. Çocuğun biri için beni tehlikeye attın. Öteki tarafa gidince nevzata selamımı söyle.’’ dedi. Çenemi bıraktığında son nefeslerimi verdiğimi fark ettim. Gökyüzüne baktı gözlerim benden izinsiz. O an aklıma sevdiğim kadın geldi. Ulan ben bu gökyüzünü tanıyorum dedim kendi kendime. Bayılmıştım. Evde geldim kendime. Üstüm başım kan. Annem ayakta sabırsız. Beni seyrediyor. Defteri istedim. Doktor çağırmış. Gelene kadar bunları yazıyorum. Umarım sevdiğim biri okur. Batu orospu çocuğuna okutmayın. Ben ilk orda düştüm. Şimdi bakmayın, mecburen yatıyorum yoksa hepinizin anasını sikerd’’ Günlüğün son sayfasında bu cümleler yazıyordu. Mektubu alana kadar Nezaket teyzeye kaç gün yalvardığımı bilmiyorum. Apo abiyi herkes pis, adi bi uyuşturucu satıcısı olarak biliyordu. Kimse sevmiyordu onu. Kimse ona acımıyordu. O kimseye zorla yalandan gülmüyordu diye kimse de ona tebessüm etmiyordu. Ama bana güldü. Ben ona inanıyodum. Sonra benim de inancımı aldılar elimden. Bunları yazmasaydım apo abinin son isteğini yerine getirmemiş olacaktım. Nolur okuyun apo abimi. O istememiş bu hayatı. O gün yapmak zorunda olduğu tercihler onu bu duruma sokmuştu. Sevdiklerim okusun demiş apo abim. Hepinizi severdi apo abim. Batuhan orospu çocuğu okumasın. Onu ben de sevmedim.

Öyle oluyor işte, neye tutunursanız onu alıyorlar elinizden. Neyi severseniz onu imkansız kılıyorlar. Neye inanırsanız onu vuruyorlar gecenin saat ikisinde. Ben apo abimi kaybettim ama siz daha büyük kaybettiniz ulan.
Siz onu öldürdünüz. Siz onu öldürürken bana da ateş ettiniz.

In Appendix D of the Lord of the Rings, Tolkien writes of the Calendar of Imladris, the only example we have of an Elvish calendar.  The Elves divided the year into six seasons of either 54 or 72 days, with five special days outside the seasons to add up to 365.  I have chosen to celebrate the beginning days of these seasons, as well as the five special days, as holidays for the Valar and the Maiar.  Beginning with the spring equinox, here is my religious calendar for the 2015-2016 year, with the Quenya names and translations.


Yestarë (First Day) - Friday March 20th 2015 (1 day holiday)
Tuilë (Spring) - begins Saturday March 21st (54 day season)
Lairë (Summer) - begins Friday May 15th (72 day season)
Yávië (Autumn) - begins Monday July 27th (54 day season)
Enderi (the Middle Days) - begins Monday September 20th (3 day holiday)
Quellë (Fading) - begins Thursday September 24th (54 day season)
Hrívë (Winter) - begins Wednesday November 12th (72 day season)
Coirë (Stirring) - begins Sunday January 24th 2016 (54 day season)
Mettarë (End Day) - Saturday March 19th (1 day holiday)
Yestarë (First Day) - Sunday March 20th (1 day holiday)