edemiyorum

Tahammül Edemiyorum..

Yeni evlenenlerin yatak odalarına kadar mahremiyetlerini ayaklar altına almasına, balayında her gittiği yerde deli gibi check-in yapmasına,

Düğün alışverişlerini eziyete dönderenlere,

Cimrilere,

Müsriflere,

Yüzü kızarmayan gençlere,

Bir erkeğin ben delikanlı adamım deyip karısını sağda solda çekiştirmesine,

Söz verdiğinde bunu yerine getirmeyen müslümana,

Nimetleri şekilden şekle sokup kocişim, karıcım gibi etiketlerle paylaşmalarına,

Tesettürlü kızların tumblrda, instagramda sevgilileri ile edebe, ahlaka, iffete aykırı paylaşımlarına,

Zinayı böylesine sıradanlaştırmalarına,

Her fırsatta dedikodu yapmak için fırsat kollayanlara,

Kıt kanaat aklıyla siyaset yapmaya çalışanlara,

Tarihinden bihaber olanlara,

İlmihalden, itikaddan, tefsirden habersiz olup islamı eleştirenlere,

Şeriatı bilmeden konuşanlara,

Sırf kendi yapamıyor diye hayrı tavsiye edenlere çamur atanlara,

Fitne ortamlarına bayılıp lafı sürekli yokuşa çekenlere,

Konumu, geliri ile böbürlenenlere,

Makyaj videoları ile youtube’da meşhur olan hanımablalara,

Başındaki bezden utanıp benimki tesettür değil ölçülü giyim diye kılıf uyduranlara,

Tesettürü ayaklar altına alan insanlara itimad edip instagram sayfalarında deli gibi bu insanların hayatlarını takip edenlere,

Bonesiz şallılara,

Snapchatt fenomeni ablalara,

Düğün pozu diye neredeyse cinselliğe varan paylaşımlara,

Bunca ölüme, bunca acıya, bunca zulme seyirci kalan ismi müslümanlara…

adam;
bu sefer sana çocuk demiyorum. iyiyle kötüyü ayırt edebilecek kadar büyüdün. özlem kelimesinin insanın içini nasıl yaktığını bilecek kadar büyüdün.
adam; şu özlem kelimesini rastgele bir yerde duyduğumda ya da gördüğümde içim nasıl acıyor bilemezsin. adam, ben özledim. ben bugün, bu saatte yine özledim. düşündüm, düşündükce özledim. özledikce ağladım. ağladıkca bir şeyler daha çok acıdı. adam ben özledim. her özlediğimde içimde bir yerler acıyor. ben bu özlemle baş edemiyorum.

HAYVANLARA TECAVÜZÜ ÖZENDİREN ANCAK YAYINEVİNİN “EDEBİYAT SINIR TANIMAZ” BAHANESİNİ KULLANDIĞI MÜKKEMMEL (!) BİR KİTAP: VE SONRA YOL BİTTİ - HÜSEYİN CENGİZ 

İMZA İÇİN TIKLAYIN: Hayvana Tecavüzü Özendiren Yayınlar Kaldırılsın, Suçlular Cezasız Kalmasın - change.org

Kitap okumak ve kitabın cümlelerinden hangisinin doğru ve hangisinin yanlış olduğunu bellemek, herkesin yapabileceği bir iş değildir. Fakat “Edebiyat Sınır Tanımaz” sloganını kullanarak şikayetleri önlemek, işte bu satırlar benim ağzımı açık bırakıyor. Yine kelimelerin büyüsüne anında kapılan ve hala neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyen insanlar için yapılmış bir slogan olduğunu düşünmeden edemiyorum. Bazı insanlar sadece okurlar ve okuduları şeyin bir kitap olduğundan belirtilen (yazılan) filleri yapmak, uygulamak normaldir.

“Zoofiliyle ilgili bir tasvirin hayvan dostları okurlarımız tarafından şiddetle eleştiriliyor olmasını…” diye başlıyor açıklamasına yayımevi. Ben, öncelikle bir insan dostu olarak utanıyorum. 

“Sonrasında komutanı tarafından cezalandırılmakta ve koğuş arkadaşlarınca dövülmektedir.” diye devam ediyor yayınevİ. Kelimelerden utanıyorum. Açıkçası kelimeler canımı acıtıyor, bir tecavüzün karşılığı yazara göre bu mudur?

“Edebiyat sadece güzelliklerin, iyiliklerin, mutlulukların, aşkın erdemin anlatıldığı bir alan olsaydı eğer eminiz ki rafları süslemek için elimizde mutlu masallardan başka bir şey kalmazdı.” diyor yayınevi. Hayat acıdır ve biz de acıyı yaşarız. Biz acıyı okuyarak da acıyı tadarız, birçok insan ve ben bunun hakkında kitap bile okumuşuzdur ancak bu cümlelerde olan bu şehvet başka bir şeydir. Benim gözüme kelimelerden “raf süslemek” çarptı, acaba raf süslemek için mi bu kadar düşüldü? Raflar kitap sayısıyla süslenmez, içindeki cümlelerle değerlenir. Raf süslemek acaba yine bir edebiyat mı? Onu yayınevinin kazandığı parayla bağdaştırmalı mıyım?

Bu tür olayların geçtiği bir sürü kitap vardır ancak hiçbirisi bu kadar tiksinidirici değildir. Yaşanan olayların kitaplarda geçmesi çok normal ama bu cümlelere ve devamına baktıkça ders alınacak bir yer, onu bırakın insanlığa dair bir yer göremiyorum. Ve dahası bitmiyor,  “…yüzleşmeye çalıştıklarımızın gittikçe normal kabul edilmesine hizmet edeceğine inanıyoruz.” Ve yine bir edebiyata bağlanış… Keşke sayın yayınevimiz bu olayların acı dünyamızda normal olduğunu bildiğimizi görüp bu cümleleri savunma olarak yazmasaydı, keşke “sabaha kadar dövülme” gibi basit bir eylemi okuyup gülmeseydik. Keşke kendi ırkımızdaki bu düşüşü yayımevi “Edebiyat sınırlandırılamaz.” şeklinde bir cümleyle örtüp, gözümüzü boyamasaydı. Keşke yayımevi tarafından normal kabul edilen fiil bu kadar büyük bir şehvetle anlatılmasaydı. Hayvana olan şehvet “normal” midir? Sorunumuz sizin “normal” olarak nitelendirdiğiniz fill değil, o cümlelerdeki şehvettir. 

Ya kitapları seven ve kitabı kapağa göre seçen kardeşlerimiz, küçüklerimiz veya çocuklarımız ne olacak? Onlar bundan ne çıkaracak? 

Yayınevimize olan sorum, her dövülenin aklı başına gelir mi? 

Ben raflarımın mutlulukla dolmasını istemiyorum, kitabın kapağını okuyorum ve gerçekten yazdığı gibi aşk ve kardeşlik gurbete düşüyor. Ve yol da bitiyor, yol kalmadı ki, yol daha nereye gitsin? 

hiçbir şeye tahammül edemiyorum. hiçbir şeye dayanamıyorum. bunca zaman bunca çabam güçlü gibi görünmekten ötesi değildi ve bu role daha fazla devam edemiyorum. acıya alışkınım. ben sadece daha fazla dibe batmak istemiyorum. dibine kadar mutsuz olayım ama azıcık bile olsa hissetmek istiyorum. içimde binlerce kişilik taşıyorum. artık ben kimim, ben neredeyim bilmiyorum. devam ettiğim bu yolda her şey bana geçmişi hatırlatıyor ve ben iyi hissetmenin yanından bile geçemiyorum.

3

Çok fazla düşünüyorum. İnsanları, aralarındakileri, enerjilerini. Sevgileri, nefreti, o yoğun çekimi. Hani bilim kurgu  filmlerinde olur ya, görünmez bir şeyin üzerine toz döktüğünde görünür artık, bu tozdan benim de olsun istedim. İki kişinin arasındaki boşluğa döktüğümde tüm elektrik, çekim ve duygular bir renkle ya da enerjisel bir şekilde somutlaşsın, göreyim, hakikaten çok isterdim.

Bazen koskocaman hissedilen tüm o soyutlukları, somutlaştırmayı, gözümle görebilmeyi sonsuz istiyorum. Mükemmel bir süpergüç olurdu, inanıyorum. Çığlık çığlığa erkeğine bağıran bir kadının ağzından çıkan sözcüklerin asıl hissini düşünsenize mesela, öfke siyah diyelim, arasına karışan hüzün mavi alt tonlu bir gri olsun ve duyduğu aşk bordo. Hepsi bir saç örgüsü gibi birbirine dolaşmışken nasıl gözalıcı görünürdü, hayal bile edemiyorum. Diş perisini beklemek gibi, gerçekleşmeyeceğini bildiğim minik bir hayal sadece.

Tüm bunların bir sebebi var aslında. Öyle ki, bir gün çok sevdiğim bir kadın bana şunları söylemişti:

‘’ Yeni birini tanıdığında, bu kim olursa olsun, bir şeyin heyecanı çok bambaşka oluyor. Birbirinize yaklaştığınızda, henüz dudaklar birleşmeden önce arada oluşan şey, o kalp çarpması ve heyecan. O an ve duygu, öpüşmenin kendisinden güzel.’’

Tam da bundan bahsediyorum. Tüm o iki dudak arası anlar, dünyada oluşan tüm titreşimleri kendine topluyor. Peki ya hangi renk ve şekilde?

şimdilerde yazdığım yazılara bakıyorum ve kocaman bir boşluk görüyorum. o zamanki sancılarımın hiçbirini hatırlamıyorum. artık sizden nefret bile edemiyorum. öyle boş, öyle sakin, öyle uykuluyum.