duyur

DUYURU!!!

Arkadaşlar her hafta CUMA GÜNÜ(Mübarek gün) en büyük hayran paylaşımı yapıcam..ALLAH’ın izni ile..

Saat:12:00 da belli olur gibime geliyor daha da ileri vakit olabilir..Çünkü bu vakit CUMA VAKTİ..

herkezin CUMA’sını kutlar..

BÜYÜKLERİMİN ELLERİNDEN KÜÇÜKLERİMİN GÖZLERİNDEN ÖPERİM..

Bu Haftanın Hayranları..

1) @ucanbalonum                                                                                             2) @hepuykulugirl                                                                                             3). @gokyuzundekisalincakk                                                                             4) @maiivesiyah 

teşekkürler kardeşler..

NOT:Her 3 ayın sonunda her hafta ismi düzenli yazılan hayranıma büyük bir süprizim var..Ama gerçekten var..

Bu sütü bozuk demiş ki  :“Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum ”

Sen halkına ve devletine saygı duymayan en aşağlık herif olduğunu bizlere defalarca gösterdin zaten ,insanları evlerinden alıp suçunu bile söylemeden hapislerde tutarken,kendi çocuklarınızı üç ayda içerden çekip aldınız ,özel hayata müdahale ediyolar dediniz kendinizin herkesi fişlediği ortaya çıktı ,yıkımları durdurma kararını devletin mahkemesi verdi ,sen temyize verip inşaatlara devam ettin ,temyize gidip zaman kazanırken hukuksuzluk yaptın .

zaten hukuksuzluklarını anlatmaya günlerimizi versek yetmez ya ,neyse …

Ruh hastası bir sapığın anıları değil ,güya insanı insan olduğu için seven bir başbakan'ın ahlâksızlığının kanıtıdır … 

Kadına,çocuğa,meczuplara,hayvanlara,kendinden olmayana,ötekine,güçsüze ….Bunların karşısında gövde gösterisi yapanlara karşı durmak asıl şereftir !

Oğlu cinsel olarak yetersiz diye tercihine karışan babaya,sevip birlikte oldu diye kızını döven babaya,farklı düşünüye diye tutuklanana ,güçsüz diye sömürülene el vermek şereftir !

Hiç görmediğin ama dünün,bugünün için çabalayanı,öldürüleni unutmamak,unutturmamak şereftir.

ŞEREF'in manasını başkalaştıranlardan almak en büyük farzdır.

Kavgamız ogüne kadar sürecek .

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

Türkiye Ve KADIN 

Nasıl da eğreti duruyor yan yana bu iki kelime. Yakışmıyorlar sanki birbirlerine. Biri diğerine hep eksik, diğeri ötekine hep fazla. Bir varoluş savaşı, zorlu bir mücadele geliyor hemen akıllara.  Baskı, haksızlık, şiddet, eşitsizlik, çaresizlik kavramları doğuyor hemen zihinlerde.

Dünya'nın her yerinde zordur oysa kadın olmak. Bu su götürmez bir gerçek. Ancak Dünya tarihinde kadının yerini ve mücadelesini anlatmak, kadını evrensel boyutta, yani bir insan olarak ele almak değil ne yazık ki derdim. Keşke olsa; ama Türkiye'de kadın olmak bu evrensel boyutun bir adım gerisinde, kültürel bir boyutta sınırlı kalmakta hala. Çünkü bu coğrafyaya kadın doğduğun zaman, insan olarak kimliğini savunmadan önce, kadın olarak kimliğini benimsemek ve savunmak zorundasın hep. Neden?

Nedenlerini sayfalarca yazabilirim. Hepsini de ezberledik artık. Hepsi de kabaca şu cümlede özetlenebilir aslında: “Türkiye, İslami kültürün hâkim olduğu bir coğrafyada yer alan, ataerkil düzene sahip ve muhafazakâr bir hükümet ile yönetilen bir ülkedir; bu nedenle ülkede kadına bakış açısı farklıdır ve kadın hakları kısıtlıdır.” Diyorum ya, ezberledik bu nedenleri artık. Bunların arkasına sığınarak ve bu nedenleri suçlayarak varabileceğimiz bir nokta var mı? Ya da bir çözüm? Başkalarına yöneltilen parmaklarla işin içinden sıyrılmak çok kolaydır her zaman; ama ezber bozmaz.

Toplumdaki ezberi bozmak için, önce kendimizdeki ezberleri bozmamız gerek. Ezber bozması gerekenler olarak kimiz biz? Türkiye'de kadın erkek eşitliğini önemseyen ve bu konuda adım atmaya çalışan, kadın özgürlüğünü savunan insanlarız. Gerçekten öyle miyiz peki?

Mesela kadını o yargıladığımız zihinler gibi, cinsel bir obje olarak görmediğimize emin miyiz? Erkek ya da kadın olmamız fark etmiyor; çünkü bunu aslında hepimiz yapıyoruz. Kadının bedenini taşıma biçimini hep yargılıyoruz. Sarışın bir kadın “kaşar”, kısa etek giymiş bir kadın “aranıyor”, dekolte giymiş bir kadın “ilgi arzuluyor” evet bunları ezberledik. Peki ya yeşil saçlı bir kadın? Kesin “ergen”. Eşofmanla gece dışarı çıkmış bir kadın? O da “varoş”. Yaz günü kapalı bluz giymiş kadın? Ya “muhafazakar” ya da “memelerine güvenmiyor”. Kadının saçıyla, başıyla, giydiği kıyafet ile onu mimlemek o kadar kolay ki. Onun kendini taşıma biçiminde söz hakkı sahibi olmak ve ona müdahale cüretinde bulunmak o kadar alışılagelmiş bir davranış biçimi ki.  Kadının saçını bile tahrik öğesi olarak gören ve kapatmasını emreden bir dini eleştirebiliyor; ancak yine saçının rengine söz söyleme hakkını gören kendimizi eleştiremiyoruz.

Gelelim kadının sosyal ilişkilerine ve hayatına. Zaten oldukça haremlik-selamlık algısıyla ilerleyen bir sosyal hayat düzenimiz var. Kaçımız sevgilisinin/eşinin yakın erkek/kız arkadaşını kabullenebildi? Kesin aralarında bir şeyler oluyordur diyerek şüphelenmedi? Kaçımızın arasında hiçbir cinsel gerilim olmadığı, hatta aynı yatakta beraber arkadaşça uyuyabileceği samimiyette karşı cinsten bir dostu var? Peki ya gece hayatı? Düzenli olarak gece dışarı çıkmaktan, içki/sigara içmekten, dans etmekten hoşlanan bir kadını kaç erkek taşıyabilir? Kaç kişi onu “arandığı” için bu sosyal hayat tarzını seçmekle yaftalamaz? Kaç kadın böyle bir kadınla yakın dostluğu kendi itibarına leke olarak görmez? Ya da kaç kadın, böyle bir kadını kendi sevgilisine bir tehlike olarak görmez? Diyelim ki tüm bunları yapmıyoruz, peki ya sanatla çok ilgili bir kadın? Kesin “entel”. Futbol seven, maçlara giden bir kadın? O da “özenti”. Siyaset ile ilgilenen ve bu ilgi alanında sosyal çevre kuran bir kadın? Ya “solcu”, ya “komünist” ya da “çirkin olduğu için bunu yapıyor”. İlgi alanlarını sığ, zekâsını düşük bulduğumuz bir kadın? O da “kezban”. Kadının sosyal hayat tercihleri ile toplumu memnun etmesi neredeyse imkânsız. Kadının yerini evi, konumunu eş/anne olarak gören muhafazakâr yapıyı eleştirebiliyor; ancak yine de sosyal hayat tercihlerini yargılayabilen kendimizi eleştiremiyoruz.

Peki ya iş hayatı? Olabilir mi? Olmalı mı? Büyük firmalardan kaçının yönetici kadrosunda kadın var? Yönetici olan kaç kadını “patronunun altına yattı da yükseldi” algısıyla görmüyoruz? Genelevde bedenini kullanarak para kazanan kadını kabullenemiyoruz; ama bedenini kullanarak statü kazanan, şöhret oolan kadınlara hayranlık duyabiliyoruz. Aynen şov dünyasının içindeki ünlü travestilere gösterdiğimiz yapmacık saygıyı, hiçbir işe kabul olmadığı için otoban kenarında çalışmak zorunda kalan travestilere gösteremediğimiz gibi. Bırak işe alınmadan önce kadının evli olup olmadığını sorulmasının yasak olmasını, “ciddi bir ilişkin var mı” diye sorabilen patronlara ne demeli? Hangimiz o patronlara “sen bana bunu soramazsın” deme cesaretini gösterebiliyoruz? Ya da hangimiz eleman alırken “ama bu kadın yeni evli, yakında doğurur, benden iş gücü çalar” diyerek başka bir adayı iş için değerlendirmiyoruz? Çocukları için kariyerlerinden ya da eğitimlerinden vazgeçmemiş kaç kadın var? Çocuğunu bakıcıya emanet ettiği ve yeterince ilgi göstermediği için hem anne olup hem çalışan bir kadını mı suçlarız; yoksa hem baba olup hem çalışan bir erkeği mi?

Kadının aile hayatındaki yerine ne demeli? Evlendikten sonra sosyal hayatından feragat etmeyen kaç tane kadın var? Çocuk doğurduktan sonra, çocuğunun üzerine titrerken, eşinden uzaklaşmayan kaç tane kadın var? “Aman o erkek, o beceremez” algısıyla çocuğun bakımını tamamen üstlenip, anne-çocuk mahremiyetinde kendini kaybedip, karı-koca mahremiyetini unutmayan kaç kadın var? Ya da sokaklarda çocuğu kucağında gezen, o çocuğa bakabilen, yedirip, içirip, temizleyip, oynayabilen ve tüm bunları yanında çocuğunun annesi olmadan uzunca süre yapabilen babalar var mı? İki kişinin beraber aldığı bir kararla dünyaya getirilen bir canlının bakım sorumluluğu neden sadece annede? Çünkü anne bunu üstleniyor ve babanın da bu durum işine geliyor.

Kadının cinsel hayatına da bakalım mı? Var mı ki? Türkiye'de birkaç kişiden fazla erkekle cinsel yaşamı deneyimleyebilmiş, cinsel hayatını aktif bir şekilde ve kendi tercihleri doğrultusunda yaşabilmiş kaç tane kadın var? Varsa bunlardan kaç tanesi, “evet ben bekârım, birçok erkekle cinsel birlikteliğim oldu ve bundan utanmıyorum” diyerek öne çıkabilir? Bu kadın öne çıktığı zaman kaçımız onu destekleyebiliriz? Kaçımız ona “yollu” demeyiz? Kaçımız onunla birlikte olma cesaretini gösterebilen bir erkeğe “gavat” sıfatını koymayız? Kaç kadın “sevgilim sen ikincimsin” yalanını söylemedi? Kaç adam cinsellikten zevk alan bir kadınla beraberken o kadının önceki cinsel yaşantısını sorgulamadı? Performans kaygısı yaşamadı? Kaç kadın cinsel hayatını özgürce yaşadığını bildiği kadını, sevgilisinden uzaklaştırmak için “yalnız o kız çok o..pudur” demedi?

Sosyal medyanın her mecrasında, yakın çevremin neredeyse hepsinde gözlemlediğim bir algı var, o da cinsel birlikteliğin, erkeğin kadını kullanması olarak algılanması. Bir kadın, bir erkekle cinsel birliktelik yaşıyorsa bundan zevk alır, doğası budur. Kendi zevk aldığı bir faaliyeti, kendini değersiz hissetmesine sebep olan bir faaliyete dönüştürmenin suçu kimdedir? Hem kadında, hem de erkekte. Erkek beraber olduğu kadına “kullandım attım” gözüyle baktıkça, kadın yaşadığı birliktelikten “kullanıldım atıldım” utancını yaşadıkça, bu utancı yaşamamak adına kendini ağırdan satmaya çalıştıkça, kendini ağırdan satan kadının değerli, “vermeyen” kadının kıymetli, kendi zevkine bakan kadının, “nefsine yenik düşen” kadının “ucuz” sayıldığı bir algıda kademe kaydetmemiz imkânsız adeta.

Karanlık bir kısır döngü var kadın algımızda. Kadın toplumdaki yerini konumlandırırken, normlar karşısında kendini aciz, yetersiz ve bir alt sınıfta görmeye devam ettikçe, erkek de bunu böyle görmeye devam ediyor. Türkiye'de erkeğin kadına uyguladığı baskının çok daha fazlasını kadın, kadına uyguluyor aslında. Özgür, kendi ayakları üzerinde durabilen, bağımsız bir kadın sadece erkekleri rahatsız etmiyor. Ya özgür olmaya cesaret edemediklerinden ya da rakip olarak gördüklerinden o kadınlardan rahatsızlık duyan, duymak bir yana rahatsızlıklarını acımasız eleştirilerle dile getiren çok fazla kadın var. O bağımsız kadınları bin bir sıfatla etiketleyerek, kendine statü kazandırdığına inanıyor çünkü. “Ben daha edepli ve ahlaklı olduğum için değerliyim, o kadın ise özgür iradesiyle hareket edip topluma ters düştüğü için değersiz.” Kadının, kadına biçtiği değerin düşmesi de bizi bu kısır döngünün içine atıyor işte. Çünkü ne yazık ki bazı kadınlar, kadının kendini dilediğince taşıyabilmesini eleştirmeye devam ettikçe, bazı adamların baskıları da meşrulaşmaya devam edecek.

İşte tüm bu sebeplerden ötürü, iş yine başa düşüyor, kadınların başına. Simone de Beauvoir'ın çok güzel bir sözü vardır: “Sadece erkek değildir kadını ezen. Kadın kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek kendi kendini de eziyor.”  Kadın ezilmek istemiyorsa, kendi hayatından sorumlu olmayı, sesini çıkarmayı ve başka kadınları özgür tercihlerinden dolayı aşağılamamayı öğrenmek zorunda. Türkiye'de birçok olgu gibi, Feminizm de çok yanlış anlaşılıyor. “Erkekler kötü, yaşasın kadınlar” algısıyla feminizm yapılmaz, tam tersine cinsel ayrımcılık yapılır, uçurum daha da açılır. Feminizm politik, ekonomik ve sosyal kadın haklarını tanımlamak, kurmak ve savunmak adına gerçekleştirilen tüm eylemler ve ideolojilerdir. Türkiye'de yaşayan tüm kadınların da feminizmi öğrenmesi, benimsemesi; hayata bakış biçimini, toplumdaki konumunu, davranışlarını ve tercihlerini feminizmin ışığında şekillendirmesi gerekiyor. Çünkü inanıyorum ki kadının en doğal yetisi doğurmaksa eğer, kadın dilerse bir başkasına, hatta dilerse kendine bile yeniden yaşam verebilir.

Yazımda hiç bahsetmediğim; ancak aslında Türkiye'de bir kadının varoluş koşullarını en çok zorlaştıran şey ise şiddet, taciz ve tecavüz. Bu korkunç üçlüden sayfalarca bahsetsem, yine de yazacaklarım yetersiz kalır. Fakat biliyorum ki kadının varoluşunu algılama şeklimizi değiştirmeden, bu üçlüyü yenmemiz de olası değil.

Toplumu oluşturan insandır. Toplumu değiştiren de yine insan. İnsanı değiştiren ise kendisinden başkası değildir. O suçlayıcı ve nefret dolu parmakları kendine çevirmeden, özeleştiri yapamadan da değişemez insan. Bu nedenle, yaşadığı toplumda kadının konumlandırılma şeklinden rahatsız olan da önce kendine bakmalı. Tüm önyargılarına, alışkanlıklarına, algılama şekline ayna tutup, tüm karanlık yanlarını masaya yatırmalı. Değişim tek bir insanla başlar, onun bilinciyle tüm topluma yayılır. Bu nedenle Türkiye'de kadının özgürlüğü için mücadele eden bir tek siz bile olsanız, bu mücadeleden vazgeçmemelisiniz. Askerlikten muaf olduğu gerekçesiyle hakemlik mesleğinden alınan, eşcinsel hakem Halil İbrahim Dinçdağ'ın bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Mücadelenizde tek de olsanız vazgeçmeyin; çünkü bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar.”

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

Fatih Altaylı “bütün medya baskı altında.Her gün bir yerlerden talimatlar yağıyor. Herkeste korku var” dedi.

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

Taksim Dayanışması karşı dava açıyor

Haziran Direnişi sırasında mağdur olan vatandaşlara mağduriyetlerini bildirme çağrısı yapan Taksim Dayanışması dava açmaya hazırlanıyor. 12-13 Nisan tarihleri arasında mağdurlarla görüşecek olan avukatlar rapor hazırlayacak. Hazırlanan rapor açılacak karşı davada kullanılacak.

AYAKTA KAL ! 

3

Yatağan işçisine saldıran polise son uyarımız ; HALKIN POLİSİ OL ! yada köpek ol iki gün sonra senide diğerleri gibi içeri tıksınlar .

Muğla'da termik santral ve kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı çıkan Yatağan işçileri Ankara Kurtuluş Parkında nöbet tutacak.

Muğla'da termik santral ve kömür ocaklarının özelleştirilmesine karşı çıkan Yatağan işçileri Ankara Kurtuluş Parkında nöbet tutacak.

Maden-İş Yatağan Şube Başkanı Süleyman Girgin, ANKA'ya yaptığı açıklamada, Özelleştirme İdaresine gidip teklif verenlerle ilgili bilgi almak istediklerini, fakat polis müdahalesi ile karşı karşıya kaldıklarını söyledi. Temsili heyet ile Özelleştirme İdare yetkilileri ile görüştüklerini belirten Girgin, “Komisyonunun değerlendirme yapacağını, teklif verenler hakkında bilgi sahibi olmadıklarını bize söylediler. 2 hafta içerisinde, komisyon teklif veren firmaların tekliflerini değerlendirip süreci açıklayacaklarını bize ilettiler. Bizde işçi arkadaşlarımızla bu süreç açıklanıncaya kadar Ankara'da Kurtuluş Parkında ortalama 50 kişilik bir grup ile sabah 8 akşam 5 nöbet tutacağız. Bu süreç bitinceye kadar” dedi.

Girgin, “Komisyon bizim taleplerimizi de dikkate alarak, bu ihalenin iptali yönünde bir karar vermez ise, ihale tarihi günü Yatağan'dan ve Milas'tan bütün işçi arkadaşlarla Ankara'ya geleceğiz” diye konuştu.

Bilgi alma haklarının bile biber gazı ve polis copuyla engellendiğini vurgulayan Girgin, “Bu olay gösteriyor ki, AK parti iktidarı Yatağan ve Milas işçisinden ne kadar çekindiğini ve ne kadar köşeye sıkıştığını bütün Türkiye bir kez daha duydu. Ama bu tarz müdahalelere bizim mücadelemizi büyütüyor ve direncimizi arttırıyor” dedi.

2

Maduro yönetiminin ekonomik tedbirleri artırması sonrası, para babalarının musluklarını ciddi ölçüde kesmesiyle, Venezuela'da ABD destekli muhalefetin halkı kışkırtması bir oldu.

Venezuela'da ABD destekli muhalefet, etkili olduğu bölgelerde (üst gelir grubundan insanların yaşadığı bölgeler) halkı kışkırtarak sokağa döküyor.

Maduro'nun, spekülatörlere, para babalarına taviz vermeyen tavrından şüphe duymuyoruz ve Bolivarcı devrimi yeni bir ülkeye götürmeye kararlı olanlara devrimci selamlarımızı iletiyoruz!

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

‘Don’duk ama yazın cep yanacak!

Ürün kaybında Karadeniz Bölgesi ilk sırada fiyatlarda en az yüzde 25 artış bekleniyor.

TARIMSAL üretim 2014’e ‘don tehlikesi’ ile girdi. Birçok üründe kayıp yüzde 80’i geçti. Dondan etkilenen çiftçilerin yüzde 80’inin Tarım Sigortaları Havuzu’na (TARSİM) ödemelerini yapmadığını söyleyen Türkiye Ziraatçiler Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, zararın büyük olduğu alanların afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğini ifade etti. Zeytin, kayısı, fındık, üzüm ve incir, dondan en çok etkilenen ürünler olurken, kayıp yüzde 80’i geçti. Diğer tarım ürünlerinde de verim kaybı ortalama yüzde 25’lere ulaştı. Bölgelerde yaşanan kayıplar dikkate alındığında Karadeniz Bölgesi ilk sırada yer aldı. Arkasından Ege Bölgesi gelirken, dondan en az etkilenen bölge Marmara oldu. Yetiştirilen ürünlerin ekimlerinin daha yeni yapılması etkinin azalmasında başrolü oynadı. Don ve kuraklıktan dolayı iç piyasada fiyatların artması beklenirken, ihracatın da tarım ürünlerindeki verim düşüşünden dolayı bir hayli etkileneceği belirtildi.  

  • MARMARA BÖLGESİ 

AYÇİÇEĞİ: Yeni ekim yapıldı. Dondan veya kuraklıktan fazla etkilenmedi. 

BUĞDAY: Verim kaybı yüzde 10’larda. 

MEYVE: Ağaçlar fazla zarar görmedi.

ŞEKERPANCARI: Bu üründe de bir sıkıntı yaşanmadı.

  • EGE BÖLGESİ 

İNCİR: İncirde yüzde 25’lik üretim kaybı var. Bu ürün iklimsel değişiklikten etkilendi. Hava soğukluğundan gelişemedi. İhracata darbe vuracak. 

ÜZÜM: Yüzde 50 üretim kaybı yaşandı. Dondan etkilendi. Fiyatlarda yüzde 50 artış olacak.  

ZEYTİN: Yüzde 30 kayıp var. Asıl darbeyi zeytinyağı yedi. İhracat büyük oranda düşecek.

  • AKDENİZ BÖLGESİ 

SOYA: Soya üretiminde belirli bir sıkıntı yaşanacak. Net ithalatçı konumdayız. Yüzde 25’lik üretim kaybı var. 

NARENCİYE: Meyve verme dönemi bitti. Dondan bu yüzden etkilenmedi. 

HUBUBAT: İklimsel değişiklikler nedeni ile verim kaybı yaşanacak. Verim yüzde 20 düşecek. 

MUZ: Muzda etki çok yüksek değil. Türkiye ihtiyacının yüzde 50’sini ithal ediyor.

  • İÇ ANADOLU BÖLGESİ 

BAKLİYAT: Çok fazla etkilenmedi. Dha ürün yetişmedi.

PATATES: Erkenci patateste sorun yaşanabilir. Zamanında yağış almazsa verim düşebilir

BUĞDAY: 3.5 milyon ton üretim var. Yüzde 10-15’lik kayıp var. 

ELMA: Elmada da kayıp büyük. Bölgedeki meyveler dondan büyük zarar gördü. 

BADEM: Üretim çok fazla değil. Etki az oldu.

  • GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ 

ANTEPFISTIĞI: Problem görünmüyor. Ancak yeterli üretim yok. Don ve kuraklığın etkisi fazla değil. 

PAMUK: Pamuk tarlada duruyor. Birşey söylemek için erken. Çok fazla etkilenmedi.

  • KARADENİZ BÖLGESİ 

FINDIK: Fındık dondan çok ciddi etkilendi. Yüzde 70 zarar var. Fındık fiyatı 8-9 liraya çıkabilir.  

KİVİ: Kivi de dondan etkilenenler arasında yüzde 65 zarar var. Kivi üreticilerinin büyük kısmı TARSİM’e üye değil. 

ÇAY: Verim düşüklüğü yüzde 25 olabilir. Çay dondan değil, iklimsel değişiklikten etkilendi.

  • DOĞU ANADOLU BÖLGESİ 

KAYISI: Bu üründe kayıp yüzde 80’leri geçti. 2014’te üretim yok denecek kadar az. 

HUBUBAT: Az da olsa ekiliyor. Ama don etkili oldu. 

Gül'e Feyzioğlu'ndan sürpriz mektup!

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu'ndan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e ‘İNTERNET YASASI’yla ilgili bir mektup gönderdi.

“Sayın Cumhurbaşkanım,

Malumları olduğu üzere, 5651 sayılı 'İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un (R.G. 23.05.2007, 26530), özellikle 'bireysel özgürlüklere daha geniş alanlar açılması’ amacına aykırı olarak, uygulamada temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran sonuçlar doğurduğu; bu nedenle de, anılan yasanın 'erişimin engellenmesi'ne ilişkin 8. maddesi, 'demokratik hukuk devletinin teminat altına alması gereken hukuki korumayı sağlamadığı’ gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ’ ifade özgürlüğü’ başlıklı 10. maddesine aykırı bulunmuş ve sonuçta Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından tazminata mahkum edilmişti (18.12.2012 tarih ve 3111/10 sayılı Ahmet Yıldırım kararı).

Hal böyle iken ve söz konusu 5651 sayılı kanunun çağdaş uygulamalarla çelişen hükümlerinin ortadan kaldırılması ile uygulamadaki sorunların giderilmesi çerçevesinde AİHS, AİHM kararları ve ülkemizde de geçerli diğer uluslararası ilkeler dikkate alınarak gerekli düzenlemenin yapılması beklenirken; 7 Ocak 2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 'Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında KanunHükmünde Kararname (KHK) ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ (Torba Kanun) içerisine sıkıştırılan maddelerle 5651 Sayılı Kanunun bir çok maddesinde değişiklik yapılması öngörülmüştür. Öngörülen değişiklikler, ne yazık ki, ilgili meslek kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve bilişim uzmanlarınca yapılan değerlendirme ve öneriler dikkate alınmaksızın TBMM Genel Kurulu’nda 7 Şubat 2014 tarihinde kabul edilmiş ve Zat-ı Âli’lerinin onayına sunulmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde, temel hak ve özgürlükler sınırlandırılarak, adeta internete sansür getirilmiş olacaktır. Oysa, temel hak ve özgürlüklerin serbestçe kullanılmalarını esas, çok gerekli hallerde bir yasayla sınırlandırılmalarını ise istisna olarak kabul eden Türkiye Barolar Birliği, internete sansür uygulamasını, katılımcı demokrasiye aykırılığı yanında, başta AİHM ve ülkemizin taraf olduğu diğer uluslararası düzenlemelerde tanımlanmış olan 'ifade özgürlüğü'ne de aykırı bulmaktadır.

Gerçekten, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Bilgi Toplumunda İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Hakkında Bildirgesi’nin (CM 2005-56 final, 13 Mayıs 2005) 'Bilgi Toplumunda İnsan Hakları’ başlıklı birinci bölümünde, elektronik ortamda ifade, bilgi ve iletişim özgürlüğünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde belirtilen sınırlama nedenlerinden başka bir sınırlandırmanın söz konusu olmaması gerektiği belirtilerek üye devletlere, 'devlet ve özel sansüre engel olmak için yasal ve uygulanabilir önlemleri’ alma yükümlülüğü getirilmiştir.

Benzer şekilde, Avrupa Konseyi’nin 2013 yılı ilerleme raporunda da, Türkiye, uygulanan internet yasaklarının ifade özgürlüğünü ve bilgi edinme hakkını kısıtlayan boyutlara vardığı gerekçesiyle eleştirilmiş ve 5651 sayılı kanunun Avrupa standartlarına uygun şekilde düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Özetle yürütmeye, mahkeme kararı olmaksızın doğrudan 'internete erişimin engellenmesi yetkisinin verilmesi’, yürütmenin, yargının anayasal yetki alanına açıkça müdahalesi anlamına gelmektedir. Ayrıca, URL ve IP tabanlı erişimin engellenmesi yöntemleriyle bir çok site ve servisin çalışamaz ve yayın yapamaz hale getirilebileceği de unutulmamalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Biz, Türkiye Barolar Birliği olarak, söz konusu yeni düzenlemelerin, 21. yüzyılın olmazsa olmazı 'bilgi toplumunun odağında bir Türkiye oluşumu'na katkı sağlamayacağı gibi, çağdaş dünyada eşit hak ve yükümlülüklere sahip, etken bir üye sıfatıyla yer alabilmemizin önünde de engel teşkil edeceğini değerlendirmekteyiz.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Yukarıdaki özet açıklamalarımız ışığında, sözü edilen 5651 sayılı kanuna ilişkin olarak şu hususların dikkate alınması gerektiği, takdirlerine maruzdur; şöyle ki: Erişimin engellenmesi ya da kısıtlanması kararı, yalnızca hakim tarafından somut gerekçelere dayandırılarak verilmelidir. Konuya ilişkin tüm kavramlar, hiçbir kuşkuya ya da yanlış yoruma neden olmayacak açıklıkla tanımlanmalıdır. Uygulamalar, 'ileri fişleme’ örneğinde görülebileceği şekliyle hiçbir biçimde bireysel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ya da kullanılmalarını zorlaştırıcı veya engelleyici nitelikte olmamalıdır. Durumu bilgilerine, gereğini takdir ve tensiplerine saygılarımla arz ederim.”

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

CHP’nin LGBT Raporu Tamamlandı

CHP’li Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Translar hazırladıkları rapor ile taleplerini Parti’ye sundular

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadıköy Gençlik Örgütü bünyesinde bulunan LGBT Hakları Araştırma Kurulu’nun altı aydır yürüttüğü rapor çalışması tamamlandı. Bitirilen rapor CHP Kadıköy İlçe Başkanlığı’na sunuldu.

Rapor, partide LGBT bireyler hakkında ilginlik yaratma, Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans (LGBT) bireylerin sorunlarıyla ilgili örgüte bilgi verme, LGBT bireylerin partide siyasi temsilinin önünü açma, partinin mecliste LGBT bireylerin ihtiyaçlarına yönelik yasal düzenlemeler hazırlanması için zemin yaratma ve LGBT dostu parti içi işleyişin ana hatlarını ortaya koyma amaçlarıyla CHP Kadıköy Gençlik Örgütü’nün LGBT ve LGBT dostu üyelerince hazırlanandı.

Rapor hangi bölümlerden oluşuyor?

Üç temel başlıktan oluşan raporun ilk bölümde homoseksüellik, transfobi, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği gibi temel kavramlar hakkında bilgilendirmeler yer alıyor. İkinci bölümde ise LGBT bireylerin yasal düzenlemeler, siyasal temsil,  askerlik, savunma hakları, eğitim, sağlık hizmetleri, istihdam-mobbing, barınma, aile, sansür ve mültecilik noktalarında yaşadığı problemler anlatılıyor. CHP’nin yasa yapma gücü ve siyasal temsil mekanizması olması nedeniyle en çok Yasal Düzenlemeler ve Siyasi Temsil başlıkları üzerinde duruldu.

Parti ne yapmalı?

Üçüncü bölüm ise oldukça ses getireceğe benziyor. CHP’nin ortaya konulan bu sorunlar karşısında ne yapması gerektiği belirtiliyor. Rapor bu bölümde LGBT bireylerin hakları konusunda partiyi parlamentoda daha aktif olmaya çağırıyor. Öte yandan partinin iç işleyişi adına da önemli tavsiyelerde bulunuyor.

İşte o tavsiyeler:

  • “Parti tüzüğüne cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadelerini eklemeli,
  • Parti disiplin yönetmeliğinde LGBT bireylere karşı sarf edilen nefret söylemlerini suç olarak tanımlamalı,
  • Parti programında LGBT bireylerin sorunlarına yönelik başlık açmalı,
  • MYK’da LGBT politikalarından sorumlu genel başkan yardımcısı atamalı,
  • 2014 yerel seçimleri için partimizden aday adaylığı koyan LGBT bireyleri seçilebilecek sıralardan aday göstermeli,
  • Kazandığımız belediyelerde LGBT bireylere istihdam sağlamalı,
  • Kazandığımız güçlü belediyelerde trans sığınma evi ve ücretsiz HIV testi hizmeti vermeli,
  • Üye avukatlarımızı ücretsiz olarak LGBT bireylerin davalarına tahsis etmeli,
  • Parti içi eğitimler düzenlemeli,

2015 genel seçimlerinde Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa’da her seçim bölgesinden en az birer LGBT bireyi aday göstermeliyiz”

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

04.02.2014

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın da aralarında bulunduğu 20 tutuksuz sanığın, metrobüs alımlarında 'görevi kötüye kullandıkları’ iddiasıyla açılan davanın 4. duruşması görüldü.

DURUŞMAYA HAKİM İLE AVUKAT ARASINDAKİ DİYALOG DAMGASINI VURDU

Hakim ile Kadir Topbaş'ın avukatı Fahri Biçer arasındaki diyalog duruşmaya damgasını vurdu.

Hakim Mustafa Erdoğan, Topbaş'ın avukatı Fahri Biçer'e “Müvekkiliniz neden duruşmalara gelmiyor? Biz kötü insanlar mıyız? Mahkeme kötü bir yer mi? Kılık kıyafetimiz de yerinde. Niye gelmiyor ki mahkemeye?” diye sordu.

Avukat Fahri Biçer ise “Müvekkilim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'dır. Yoğun bir gündem içerisindedir. Eğer mahkeme tarafından verilecek ara bir tarihte müvekkilimizi getirip dinlettirebiliriz. Ya da mayıs ayında davetiye ile çağrılırsa müvekkilimizi getiririz” dedi.

Topbaş dahil duruşmaya hiç bir sanık katılmazken TOPBAŞ'ın yoğun gündem dediği saatlerde Twitter'dan horon teperken resmini koyması hukukun kimlerin elinde olduğunu ve zaman kazanıp yasalarla aklancaklarını iyice göstermiş oldu .

HEEYYY İstanbul , Kadir TOPBAŞ'ı tepmenin zamanı artık gelmedimi sizce ? 

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

AK Parti’den internette erişim engellenmesi düzenlemesi

AK Parti, internet ortamında işlenen suçlara ilişkin “erişim engellenmesine" yönelik yeni düzenlemeler önerdi. Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu’nun Meclis Başkanlığı’na sunulan yasa teklifine göre oluşturulacak Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne üye olmayan internet servis sağlayıcıları faali

Teklifte önerilenler şöyle:

  • CEZA VERİLECEK
  • ERİŞİM ÜST KURULU
  • FAALİYETTEN MEN CEZASI
  • HAPİS YERİNE PARA

‘Türkiye’yi 3. Dünya ülkesi yapar’

Türkiye Bilişim Derneği Hukuk Çalışma Grubu Başkanı Avukat Mehmet Ali Köksal, düzenlemenin Türkiye’yi 3. dünya ülkeleri arasına götürecek kadar demokrasiden uzak, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı bir yasa teklifi olduğunu söyledi.

NOT : Kısaca erişim Sağlayıcılar Birliği bir sansür kurulu gibi çalışacak….

Bu yazımı taslaklarıma kaydedeli 2 ay olmuş ve manidar ki süreç yavaş yavaş buraya gelmiş 

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

Sonrası :

Devlet Hava Meydanları İşletmesi, İdare Mahkemenin, İstanbul'a 3'üncü havaalanı konusundaki kararına rağmen, “projenin devam edeceğini” açıkladı.

Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü, İstanbul'a inşa edilecek 3. Havalimanının ÇED olumlu raporu yürütmesinin geçici olarak durdurulmasına ilişkin yerel mahkemece verilen kararın, yapılan iş ve işlemleri durdurmasının söz konusu olmadığını; proje ile ilgili süreçlerin planlandığı şekilde devam ettiğini bildirdi.

Öncesi :

En az 1 yıl gecikecek

Mahkeme, üçüncü havaalanı projesinin ihaleye çıkmasına yol açan ÇED Olumlu Kararının yürütmesini, alanda yapılacak keşif ve bilirkişi raporunun mahkemede incelenmesine dek durdurdu. Keşif ve bilirkişi raporu isteyen mahkeme, bu belgeleri inceledikten sonra ihalenin yürütmesinin durdurulması kararını yeniden değerlendirecek. Bilirkişi heyetinin tespitinin ve heyetin görevlendirilmesi ile keşfin gerçekleşmesi 2-3 ay, raporun tamamlanıp mahkemeye sunulmasının 4 ila 5 ay, mahkemeye yapılacak itirazlar ve mahkemenin yürütmeyi durdurma talebi ile ilgili değerlendirmesinin ve gerekçeli kararın yazılmasının ise yaklaşık 3 ay süreceği düşünüldüğünde, kararla birlikte projeye ilişkin faaliyetlerin en az 10 ay ila 1 yıl arasında tamamen durması bekleniyor. Mahkeme, durdurma kararı ile birlikte bilirkişi ücreti olarak davacıların 7 bin 500 TL ödemesini de istedi. 21 Ocak’ta alınan yürütmeyi durdurma kararı, dün akşam saatlerinde taraflara tebliğ edildi.

Ne olmuştu?

İstanbul ve Ankara’daki mahkemeler Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) ve diğer meslek kuruluşları ile STK’ların açtığı davaları “yetkisizlik” kararlarıyla oyalamış, davalar bir türlü mahkemelerce görülememişti. ÇMO’nun, havaalanı ihalesinin ÇED süreci tamamlanmadan yapıldığı gerekçesiyle Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na açtığı dava, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin “davaya konu ihalenin arazisinin İstanbul’da olduğu” gerekçesiyle aldığı yetkisizlik kararının ardından İstanbul’a gönderilmişti. İstanbul 7. İdare Mahkemesi ise davalı Ulaştırma Bakanlığı’nın Ankara’da bulunduğunu belirterek ikinci yetkisizlik kararını almış, yetkili mahkemenin tespiti için dosya Danıştay Başkanlığı’na iletilmişti. Bu sürecin bir benzeri, ÇMO’nun ihaleyle ilgili açtığı ikinci davada da yaşandı. ÇED süreci tamamlanmadan ihale yapıldığı gerekçesiyle, ihaleyi kazanan Limak, Kolin, Cengiz, Mapa ve Kalyon konsorsiyumunun Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) ile yaptığı sözleşmenin geçersiz olduğunu öne süren ÇMO, Bakanlık ve DHMİ’ye dava açtı. Ankara 6. İdare Mahkemesi davaya konu taşınmazın İstanbul’da olduğunu belirtip yetkisizlik kararı veridi. İstanbul 7. İdare Mahkemesi ise ihaleyi düzenleyen idarenin Ankara’da bulunduğu gerekçesiyle ikinci yetkisizlik kararını aldı. Bu dava dosyası da yetkili mahkemenin tespit edilmesi için Danıştay Başkanlığı’na sevk edildi. ÇMO’nun ÇED Olumlu kararına açtığı dava ise yetkisizlik kararıyla İstanbul’dan Ankara’ya gönderildi. Ankara 16. İdare Mahkemesinin de ön incelemesini tamamladığı ve kendisini yetkisiz gördüğü ve yetkili mahkemenin belirlenmesi için davayı Danıştay Başkanlığı’na gönderdiği edinilen bilgiler arasında.

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com

Tarih 11/02/1990 yani bundan tam 14 yıl önce bugün ,Madiba'nın 27 Yıllık hapis hayatının son bulduğu gündü .

Güzel uyu yürekli insan ,dünya döndükçe hatırlanıcaksın.

——————————————————————————————————Not : Beğenmek yerine rebloglarsak daha çok insanın bilgi sahibi olmasını sağlamış oluruz.Teşekkürler …

-> Bizi takip edin : duyur.tumblr.com