domuzcuklar

Lise arkadaşım Esmoş, bana bu mesajı atmış. Komik komik anıların hortlayışına rağmen minik minik gözlerim doldu.

“Ça c’est tres normal pour Selcaaaan” lisedeki Fransızcacının gözlerini belerterek bana söylediği, kısa süre içinde “ça c’est Selcan (Selcan işte naparsın)” şeklinde kısaltılmış falan bi’ replik.

Tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım dersin ortasında çantamdan deodorant çıkartıp bir anda her yerime sıkmaya başladığımda demişti. Kadın anomalilerime alışmaya çalışırken “bu Selcan için çok normal bi’ şey tabii” tepkisi verir olmuştu.

Hoş kendisinin telefon melodisi de Tarık Mengüç - Şakşuka idi ama ben “aman ne normal” diye kinaye yapmıyordum dersin ortasında çalınca - da neyse.

Bi’ keresinde okulun son günüydü ve tüm hocalarımıza yaptığımız gibi Fransızcacıyı da gizli gizli kameraya çekiyorduk. Bütün derdimiz ona “Les Gorets” şarkısını söyletip kamerayla kaydetmekti çünkü çok ince bir sesle, çok komik bir şekilde söylüyordu. Kadın bizimle “sizleri çok seviyorum, iyi ki benim öğrencilerimsiniz, bu dönem de çok güzel geçti” gibi duygusal bir konuşma gerçekleştirirken zil çaldı. Tam “Çünkü, çünkü ben size çok alıştım…..” gibi bir cümle kuruyordu ki ortasında ben, “aha zil çaldı, şarkıyı söylemeden gidecek şimdi” paniğiyle “hocam hadi son kez les gorets söyleyeliiiiim” diye bağırmıştım. Les Gorets = Domuzcuklar. Kadının dokunaklı konuşmasını Domuzcuklar ile bölüyorum. LES GOREETS çıkışım da, Sevinç Hoca’nın o iğrenen “ça c’est Selcan” bakışı da kameraya yansımış, elbette les gorets asla söylenmemiş. Kadıncağız eşyalarını toplayıp çıkıyor sınıftan hızla. Sonra “sktr yhaa” modunda kamerayı kapatıyoruz. - LE FİN -

Bi’ keresinde de mesela, hoşlandığım çocuk yanağıma basket topu attı diye ağlamaklı ağlamaklı sınıfa koşuyordum. Yolda durdurdu beni “ne olduuuu” diye. Ama hani harika bir öğrenciyim ya, derste Türkçe konuşmak yasak diye sanki öğle arasında da yasakmışçasına “Je ne suis pas fâché, je ne suis pas fâché” dedim kadına. O da “hadi sen geri zekalısın da ben de mi malım ki şu an seninle Fransızca konuşuyorum” diye düşünmeksizin “rien, maiiis…” dedi. Ama ben cümlesinin devamını dinlemeden ağlamasını tutarak koşan Türkan Şoray misali süzüldüm kadından uzağa. Koşarken duvara tutunuyorum, Musa Hoca’ya çarpıyorum falan ama. Dramatizasyon hat safhada o yıllarda tabii. Bayılma numarası da yapmış mıydım hatırlamıyorum ama arkamdan bakarken “c’est tres normal pour Selcan” demediyse ben de en adi Liverpoolluyum.

Size yemin ederim psikopat bir geri zekalı olduğumu düşünüyordu ya. Abi Begüm’e “tenefüste seninkini gördüm” diye fısıldıyordum, “nedir o yavrum, nedir o benim hakkımda mı konuşuyorsunuz” diye giriyordu konuya, o kadar çok darlıyordu ki artık “yok hocam Serhan hakkında bi’ şey dedim?” demek zorunda kalıyordum. E haliyle “ça c’est tres normal pour Selcan” diye çıkıyordu konudan. Götüm çünkü ben onun gözünde. Hatta o kadar narin ve kibar bir kadındı ki, popoyumdur onun gözünde. Popoyumdur, göt değil. Kalçayımdır hatta.

Bana “Fransızlara benziyorsun” dediği dersten iki ders sonra “çocuklar ben Fransızları hiç sevmiyorum ama Fransızca öğretmeniyim çok ironik diğ mi hah” diye gülmüştü botokslu botokslu. Vur anasını satiyim. Durma sen de vur. Gelen giden vuruyor zaten. Çünkü ça c’est tres normal pour Selcaaan.