dolamakes

Ben öyle afilli cümleler kuramam,romantik birisi değilim, sevgimi de hiç hissetiremem, ben öyle kimseye benzemem, soğuk, itici ve çok ciddiyimdir. Çokça asabiyimdir de. En çok sevdiklerimle dalga geçer, en çok onları üzer,kırarım. Sevgimi böyle söve döve,ıssıra koklaya yaşarım. Ben buyum. Ben kimseyi kolay kolay sevemem. Ama izninle kollarımı beline dolamak isterim.

dokunmaya kıyamamak nedir, siz aptal mısınız, yüzünü alıp her zerresini öpmek, kokusunu içine çekip kollarını sıkıca boynuna dolamak varken. kafayı mı yediniz.

gün içinde şiir okuduğun için geceleri başımı göğsüne yasladığımda şiir kokuyordun. ya da bilmiyorum, ben başımı göğsüne koyduğum an bizzat şiir oluyordun. yemek yerken yüzüne baktığımda salt doğallık görüyordum. benim yanımdayken ben yokmuşum gibi hareket ediyordun. bu beni görmezden gelmek değildi, biliyordum, çünkü aynı zamanda benimle herkesten çok ilgileniyordun. bu durumu şöyle ifade edebilirim sanırım; beni bir başkası, ikinci bir beden olarak görmediğin için tek başınaymış gibi rahattın. rahattık. sakallarını bazen ben tıraş ediyordum. “bir berberin kızına aşık olmanın avantajları bunlar” diyordun. “bunlar” derken gün içindeki tüm stresini ve yorgunluğunu tamamen alan masajımdan da söz ediyordun kuşkusuz. nadiren saçlarını bile ben kesiyordum. “bi kere de ben keseyim mi senin saçlarını?” diye takılıyordun bana. ben de o çocuksu gülüşüne rağmen inanıp köşe bucak kaçıyordum. çünkü ağzından çıkan her kelimeye kuşkusuz inanmayı farz bilmiştim. saçlarıma gelecek olursak, sana feda olsun'du ama üşüdüğünde o saçları boynuna dolamak isteyeceğini de biliyordum. 
her şey güzel gidiyordu. iki yıllık bi birlikteliğe ne kadar yaşanmışlık sığabilirse o kadarını, hatta belki daha fazlasını sığdırmıştık. korkulacak hiçbir şey yoktu. dünya bizim üç odalı evimizden ibaretti. ve o evin balkonundan. bazen o balkonda uyurduk. yazın yani. ben abartıp güz soğuğunda dahi orada uyumak isterdim bazen. sen kızardın, bir baba gibi, kaşlarını çatarak “üşütürsün, saçmalama. çocukluk etme.” derdin. ben de senin yanındayken üşümemin ne madden ne de manen mümkün olmadığını kurabildiğim en afilli cümlelerle anlatmaya çalışırdım. sen inadımı kırmanın mümkün olmadığını bildiğinden “ben üşürüm ama” derdin. bu beni incitmezdi. çünkü senin de yanımda üşümediğini biliyordum ve bunu sırf beni düşünerek söylediğini.
kavgalarımız bile güzeldi bizim. sen bağırmaya başlardın, ben gülme krizine girerdim. ben gülünce insanların ilk bakışta fark edemediği o gamzemden öperdin. sakinleşirdik. ne kadar kısa sürerdi en hararetli kavgalarımız bile. ve sen ne güzel su serperdin her defasında gönlüme. 
baban öldüğünde hiç ağlayamamıştın. ona kızgındın, birçok nedenden ötürü. buna rağmen ağlayamadığın için utanmış, cenazeden en erken sen ayrılmıştın. arkandan gelmemiştim. annen bırakmamıştı. akşama eve geldiğimde spor haberlerine bakar vaziyette bulmuştum seni. bu kadar sıradan bir gün olmamalıydı belki. abartıyordun umursamamayı. ve beni korkutuyordun. bir zamanlar deli gibi hayran olduğun, gözünde en yüce olan babanı bile bu denli umursamayan, kaybettiğine üzülmeyen sen, bir gün bana çok haklı sebeplerle kızarsan beni de bu kadar umursamazsın diye ödüm patlıyordu. o an bunu düşünmek bencillikti belki ama, elimde değildi. seviyordum. sevmeler peşisıra korkular getirirdi insan gönlüne. ve korkulan neden er ya da geç başa gelirdi?
şimdi üç yıl oluyor, seni görmeyeli. kahvaltı etmeyeli. şiir okumayalı. geceleri uyumaya küseli. elime kalem almayalı. saçlarımı keseli. sigaraya başlayalı. balkona çıkmayalı. üç yılda ne çok şeyden feragat etmişim. bir seni özlemekten feragat edemedim. mütemadiyen özlüyorum. bilincimi kaybetsem dahi özleyecekmişim gibi hissediyorum. dün evlendiğini duydum. bunu senden ummuyordum. kaleme sarılmamın sebebi bu aldığım haber işte. çünkü seni intihar ediyorum. ve ihtişamlı bir intihar mektubuyla veda etmeliydin.
hoşça kal.
ama çok kalma.
bir gün gel mutlaka.

-Gökyüzün

(Mavi Tuğba Karademir)

Sana sarılmak vardı şimdi,
Sarılmak..
Umarsızca,
Korkusuzca,
İçimdeki kocaman aşkla
Sarılmak..
Kollarımı beline sımsıkı dolamak
Boynuna yüzümü gömmek
Akciğerimin her zerresine kokunu hapsetmek..
Sana sarılmak vardı Adam,
Sarılmak..
Özlemlerle,
Umutlarla,
Kocaman kalp atışlarıyla
Sarılmak..
Bedenini içime sokarcasına sarmalamak
Kemiklerini kırarcasına sana sokulmak
Bedenimin her zerresine seni hapsetmek..

Sana sarılmak vardı şimdi Adam
Sarılmak..

3

Tamam belki en sevdiğimiz grupların plaklarını biriktirecek, sonra huzurla otururken onları pikaptan dinleyecek kadar paramız yok ama en azından cd çalarlara dönüp bir miktar nostalji yaşayabiliriz. Ben parmağımı kasetin içindeki kahverengi plastiği dolamak için kullanmayı özledim. İstediğim şarkıyı açmak yerine sıradaki şarkıyı beklemeyi ve cd ya da kaset bittiğinde bir yenisine geçmeyi.

Bob Dylan ya da Patti Smith koyardım şimdi müzik setine ve birer kocaman kupa kahve eşlik ederdi bize. İstanbul, tatilin son günlerinde istediğim şeyi verdi yine bana, benim için tatil yağmur yağarken yorganın içine gömülüp tüm günü yatağın içinde geçirmek çünkü ve hava şu an serin, yağmurlu. Biraz defterime bir şeyler karalayıp, sonra sevdiğim sanatçıların albümlerini dinliyorum. Canım pasta çekiyor , tüm mumları da içimden üflüyorum. Bazı sabahlar buruk başlayıp , huzurlu devam ediyor. Danino yediğinizde siz de üç yaşında gibi hissediyor musunuz? Eh hadi o halde, bir paket daha.

Güzel gün olsun, size biraz şarkı bıraktım.

Bu bir.

Bu iki.

Bu üç.

Görmüyorsun Kadın

Çok sevdiğin tarafından, hiç görülmemek nedir bilir misin? Sen onun kokusunu içine çekecek kadar yakın olduğun halde. Onun seni görmemesi nedir bilir misin? Canından çok sevdiğinin, seni tanımaması nedir bilir misin? Aklından atamadığının, rüyalarında sakladığının, gülüşünü unutamadığın kadının. Senden nefret etmesi ne demektir bilir misin? Seni unutması ne demektir bilir misin?

Sen bilir misin kadın? 

Hatırlamazsın, çoktan unutmuşsundur beni. Bir başkası vardır yanında, bir başkasıdır kokunu alan, bir başkasına gülüyordur gözlerin. Bir başkasına söylüyorsundur onu çok sevdiğini. Bir başkasıdır senin aklında olan, bir başkasıdır senin rüyalarına giren. Bir başkası aklındadır senin. Bilmezsin, görülmemek nedir bilmezsin. Aklından atamadığının, gülüşünü unutamadığının, anılarında sakladığının seni hiç sayması nedir bilmezsin. Sen kendini düşünürsün kadın, bir başkasını düşünmezsin ki. Mutlu olduğun kadar varsın, üzüntülerinde aramazsın beni. Elini uzattığına koşarsın, en yakınına gelmezsin ki. Omzunu ararım bilmezsin. Senin aradığın bir başkasının omzudur. Saçlarını dolamak isterim ellerime, sen bir başkasının saçlarını dizine yatırmış oynarsın. Hiç mi dönüp bakmazsın ardına? Hiç mi baktığında görmezsin, yakıp yıktığın virane yürekleri. Hiç mi, merhamet taşımazsın kalbinde, hep sert mi kalır kalbin. Sen ne sanmıştın ki yumuşak kalpleri? Kırılmış, paramparça olmuş, sürünerek ilerleyen bu kalpleri ? Sen ne sanmıştın ki kadın ? Sen ne sanmıştın…