dizisinin

Alevi Haber | Alevi Haberleri

New Post has been published on http://www.alevihaber.com/dunya/tatort-dizisinin-yayini-ertelendi.html

Tatort Dizisinin Yayını Ertelendi

Türkleri anlatan dizi nisana kaldı

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı ve Rheinland-Pfalz Eyaleti Başbakanı Kurt Beck, pazar akşamı ARD televizyonunda yayınlanacak olan ve Türklerin bir seri katilin kurbanı olduğu “Tatort” dizisinin yayınlanmamasını talep etti. Beck, Türk büfecileri tek tek öldüren seri katili işleyen dizinin tahrik içerdiği gerekçesiyle yayından kaldırılmasını istedi. Konuyla ilgili talebini Almanya’nın en büyük radyo televizyonlarında Südwestfunk (SWR)’nin genel müdürü Peter Boudgoust’a ileten Beck, böyle bir dönemde bu dizinin yayınlanmaması gerektiğini düşünüyor. Almanya’da son 7 yıl içinde biri Yunan, 8’i Türk 9 büfe işletmecisi, uzaktan kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürüldüler. Beck’in talebi üzerine ve acı yaşayan camiayı rencide etmemek için dizinin 6 Nisan tarihinde yayınlanmasına karar verildi.

Ali Ekber ERTÜRK / ALMANYA
AKŞAM – 8 Şubat 2008

'Karagül' Dizisinin 'Kendal'ı Ameliyata Alındı

‘Karagül’ Dizisinin ‘Kendal’ı Ameliyata Alındı

Karagül’ün fenomen olan kötü karakteri Kendal’ı canlandıran Mesut Akusta, ayağından sakatlandı. Apar topar ameliyata alınan oyuncunun sağlık durumuna uygun olarak senaryo yeniden yazıldı.

SEYİRCİNİN BEDDUASI TUTTU

Dizide rol gereği sakatlandığı sanılan oyuncu Kendal’a seyircinin bedduaları gerçek oldu esprisini yaptı.

View On WordPress

Bizim Evdeki Karadeniz’li

Sokaktaki özgürlüğe onca şarkılar fısıldayan, kalbi, sizin köylü olan bir adama…

“Bende yeri ayrıdır…” cümlesi bir klişeden ve arafta kalan sahte sözcük bütünlemesinin bir yansıması olmasın sizde. Eksik etmediğim duvarımdaki fotoğrafıyla, cep telefonumdaki parçalarıyla, kasetçalarımın üstündeki kasetleriyle, onun düşünceleri ve yıllardır derlemeye devam ettiğim, başımdan eksik etmediğim aforizmalar nitelediği taşıyan Kazım Koyuncu’nun Dili adındaki not defterimle hayatın gerçeklerine dair pek de bir şey görmediğim şu yaşımda onun kişiliğini kendimde bulmaya çalıştım. Bir evim dahi olmasa, düşünceleri, benim duvarlarımda bir yer bulacak kendine. Evsiz barksız bir özlem bu. Çocukluğumdan şimdiye uzanan zaman aralığında bir an olsun şarkılarından ayrılmadığım Kazım Koyuncu’nun, ölümünün yıl dönümünde, yaptığı çalışmalardan derleme yapmayı düşünüyordum. Buna Gülbeyaz dizisinin bir müziğini dinlerken karar vermiştim… Fazla değil üç dört ay önce karar verdiğim ufak çaplı derleme çalışmasını hemen hemen bir aya yakın sürede tamamladım. Aslında daha da kısa süre içerisinde bitti fakat, bu küçük derlemeyi yine küçük bir kolektif çalışmaya dökünce işin süresi de değişti. Onuncu yılların insanda bir etkisi yoktur diye düşünüyorum. Fakat bu yazı da, bu anlamda anlık gelişen müzik hissiyatına bağlı olarak yazıldı. Ve öyle sanıyorum ki böyle bir şey ilk ve son defa olacak.

Kazım Koyuncu’nun birlikte müzik yaptığı ve sadece albüm çalışmalarına da emek kattığı bir çok değerli isim var. Şevval Sam, Hakan Yeşilyurt, Fırat Başkale, Volkan Konak, İlkay Akkaya, Fuat Saka gibi güzel isimlerle çalışmışlığının yanı sıra Gülbeyaz ve Sultan Makamı gibi iki dizinin de müzik yapımcılığını üstlenmiştir ki memkelet dahilinde bir ünün gelmesini de kendisi aslında Gülbeyaz dizisine bağlıyor… Yalnız benim burada belirttiğim isimler dışında “Birlikte bir müzik yapsalardı ya da bir şarkı söyleseler bile olurdu…” diye ah ettiğim bir isim var. O da benim “İki Gözüm”’dür, Ahmet Kaya’dır. Her ne kadar ikisi farklı dönemin farklı tarzda müziklerini yapmışlarsa da bu iki sesi hep birbirine yakıştırdım. Ne var ki dilimin altına şarkıları yuva yapmış bu iki insan aramızda yoklar. Yeşermeden ölen düşlerime bunu not etmişliğim, kurak tarlanın çatlamış toprağına dönüşmüşlüğüm de var.

2014’te sesini Kazım’a çok da benzettiğim öyle biri çıktı ki Ahmet Kaya anısına hazırlanan, bir çok sanatçı ve müzik gruplarının da desteğiyle ortaya çıkarılan “Bir Eksiğiz” albümünde “Doruklara Sevdalandım”’ı söyledi. Aslında ilk albümünü 2013’te çıkarmış o kişi de bir Kazım Koyuncu daha dediğim, Kazım’ın kardeşi, Niyaz’i Koyuncu’dur. Bir düet olmasa da Kazım’ın sesinden dinler gibi bir Ahmet Kaya parçası dinlemek… Çay bardağının dibinde kalan bir yudumluk çayın bitmeden tazelenmesi gibi. Öyle saf bir mutluluk. Yüreğine sağlık Niyazi Abi.

Sanırım yıl 2003’tü… Halkevleri’nin “Yoksullar Buluşuyor, Kadınlar Konuşuyor” başlıklı bir etkinliği İzmit’te altı gün sürecek festival havasında gerçekleştirilecek. Evde ablamla abim o konsere amcamdan torpilli olarak gidebiliyorken beni götürmüyorlar. Öyle bir karar almışlar. Tabi buna ön ayak olan da biraz babamdı… E bana kalsa zaten gitmek istemiyorum. Kafam basmıyor konser işlerine fazla, kaset bana yetiyor ve fazla aldırış etmiyorum. Sonra dediler ki, İlkay Akkaya geliyor Kızılırmak’la birlikte, evde kasetlerini dinlediğim ve sevdiğim de bir grup. İsmini duyunca bir ilgimi çekti tabi, kulak kabarttım. Sonra bir yerden Feridun Düzağaç isimi fırladı geldi kulağıma. Edip Akbayram, Metin Yılmaz derken, Kazım Koyuncu da geliyormuş, Kızılırmak’la birlikte sahne alacaklarmış dediler. Kazım Koyuncu’yu duyduktan sonra umurumda olmayan konser için zırlamaya başladım. Ama nasıl zırlamak, kendimi duvardan duvara vuruyorum. Dayanamadılar beni de götürdüler. O dönem aklım kesmediği için oradaki müzik dışındaki her şeye zırvalık gözüyle bakıyorum. Ben orayı çocukların gitmesi için sakıncalı bir yer olarak görürken, orada çocuklar için bir çok etkinlik standı kurulmuş, Halkevleri  Yayınları’ndan kitaplar dağıtılıyor… Hoşuma gitti ama yine de tek derdim oradaki konserler oldu. O anda bana zırvalık olarak görünen bu şeyleri atlattıktan sonra sahneye Kızılırmak geldi, ilkay vokalde yerini aldı. Benim de gözler Kazım Abi’yi arıyor. Derken gri pantalonlu tişörtlü, saçları kısa boynunda gitarıyla bir adam çıktı geldi. Bağırdılar “Aha Kazım!” diye. Ben de baya şaşırdım tabi “Bu nasıl Kazım?” dedim yanımdaki tanımadığım irice bir adama. “Saçlarını kestirdi ufaklık!” dedi. “Ufaklık!” dedi… Bana dedi ki ufaklık. Haklıydı da. Gıcık olmuştum herife ama Kazım Abi’yi ilk defa da sahne de görmüşlüğümün bi heyecanıyla o gece türkülere o adamla eşlik ettim durdum. Konserden sonra öğrendim ki sinirlenip küfür ettiğim o adam amcamın en yakın arkadaşıymış. Kazım sahnede güle güle gitarını çalıyordu. Saçları ve gitarı dışında, kafamdaki kasetin içindeki Kazım Koyuncu’ydu işte. Tanışmak istedim, olmadı. O geceden kafamda en çok yer eden şey İlkay’la Kazım’ın seslerinin birbirlerine aşık şekilde bu kadar yakışmasıydı.

Bu konserden bir yıl sonra Kazım Abi bu seferde bir radyo programı için geliyordu. Sohbet edip, müzik yapacağı canlı radyo programı olacaktı. Karşısında da konuşmacı olarak amcam olacaktı. Tabi bu sefer kesin tanışırım gözüyle baktığım program akşamında tam kalkıp radyoya gidecekken annem rahatsızlık geçirdi. Gidemedim. Daha sonra o programı ben banttan dinlemek zorunda kaldım. Eğlenceli de bir program olmuştu amcamın gözünde. Arka arkaya iki defa tanışma fırsatı yakaladığım ve sevdiğim bu adamla tanışamadık.  Bir dahaki sefere artık, elbet bir konserine giderim dedim… Dedim ve Kazım Abi o programdan sonra rahatsızlığını öğrendi, müziğe tedavi için ara verdi. Annemin, ablamın çeyizine koyduğu renkli, oyalı işlemeler görünümündeki hayatının son günlerine doğru yaklaşırken de yaptığı konserlere gitme imkanım varken gitmedim, gitmek istemedim. Bugün, Kazım gideli on yıl olmuş…

Ben Kazım Abi’yi yaza yaza, anlata anlata bitiremem ama dilerim ki siz, seçtiğim parçaları içinde, bir çoğu adına yapılmış olan “Şarkılarla Geçtim Aranızdan” belgeselinden alınan fotoğrafları ve buradaki güzel insanların da yer verdiği düşünceleri ile bende bıraktığını kendinizde görüp, anlamaya yüz tutarsınız.  

Çocukluğumdan bu yana Kazım Abi’ye olan sevgimi barındıran bu derleme; bir eleştiri, değerlendirme veya bunlara benzeyen herhangi bir niletiği barındırmıyor. Müziğine, kişiliğine ve ona özlemle…

Keep reading

Beş Kardeş dizisinin yeni fragmanı yayınlandı!

Yapımını Ay Yapım’ın, yapımcılığını Kerem Çatay’ın yaptığı, yönetmenliğini ve senaryosunu ünlü senarist Onur Ünlü’ nün üstlendiği, başrollerinde Serkan Keskin, Osman Sonant, Tansu Biçer, Nadir Sarıbacak, Fatih Artman, Serdar Orçin, Melisa Sözen, Nihal Yalçın, Ece Dizdar, Ayşen Gruda ve Köksal … Milliyet Son Dakikalar

" Sevdaluk " Dizisinin Çekimleri Başladı !

Eki Görüntüle 15989

BKM Film'in büyük bir titizlikle hazırladığı başrollerinde Demet Akbağ , Erdal Özyağıcılar , Devin Özgür Çınar ve Cengiz Bozkurt gibi usta oyuncu kadrosunun olduğu dizi iddialı geliyor.

Çekimleri başlayan dizi Sevdaluk Ekim Ayı'nda…

View Post

youtube

Tamam tamam itiraf ediyorum ki henüz yeni başladığım Sense8 dizisinin muazzam etkisi ile yazıyorum bu yazıyı. Diziyi daha yapım aşamasındayken GZONE’da paylaşmıştık. Cüretkar fragmanı ve içinde LGBT karekterler de varmış söylemi ilgimi çekmişti ama bu kadarını beklemiyordum.

***

Sense8 ilk aşamada bilim kurgu teması ile kategorilenen bir dizi gibi görülse de aslında derin bir senaryosu var. Kafa karıştırıyor, şok ediyor, sarsıyor ve cinsellik algısına parmak basmaktan fazlasını yaparak tüm ezberleri yerle bir ediyor.

***

Wachowski Kardeşler’in mutfağında pişen dizinin çok derin karakterlerinin olduğunu söyledik. Dizi 8 ana karakterin etrafında dönüyor. Dizi basit anlamda dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların birbirleriyle zihinsel temasa geçmesi ile başlayan garip olayları anlatıyor diyebiliriz. 8 kusursuz karakterin özellikle ikisini sizlerle tanıştıracağım. Lito ve Nomi.

***

Lito dizinin Meksikalı eşcinsel karakterlerinden biri. Karakteri Miguel Ángel Silvestre canlandırıyor (Kendisini tez elden Instagram’da takip etmeye başlamanızı öneriyorum) Ünlü bir sinema oyuncusu olan Lito’nun hayatı bir set aslında. Lito kamera önünde bir heteroyu canlandırıyor ancak özel hayatında ise bambaşka bir hayat yaşıyor. Cinsel kimliğini ifşa etmek istemediğinden kameralardan kaçış macerasındaki en büyük destekçisi ise partneri Hernando.

***

Nomi ise dizideki trans lezbiyen karakter. Diziyi izlerken Nomi ve partneri Afro Amerikan Amanita’nın aşkına hayran kalacaksınız desem abartmış olmam herhalde. Nominin hikayesinin bir onur yürüyüşü gününde başlıyor olması da ayrıca bir güzellik tam da mevsimi değil mi ?

***

Sense8’in homo karakterleri yanı sıra hetero karakterlerinin hikayelerinin derinliğini fark edeceksiniz. Karakterler Hindistan, Kore, İran gibi ülkelerin sosyo/etnik kimliklerini taşıyorlar böylece dizi tek tip Amerikanvari bir senaryodan çıkıp çok yönlü bir hal alıyor.

***

İyisi mi ben çok anlatmayayım, siz önce fragmanı sonra diziyi izleyin.Söz veriyorum pişman olmayacaksınız.