dinliyor

SOR BAKALIM

1) Bu dünyadaki herhangi biriyle tanışabilseydin bu kim olurdu?
2) Yaşın kaç?
3) En son attığın mesaj kime?
4) En garip yeteneğin nedir?
5) Hayatında hiç senin hakkında/senin için bir şiir veya şarkı yazıldı mı?
6) Garip bir fobin var mı?
7) Fotoğraf çekmek mi? Çekilmek mi?
8) Birinin sana yalan söylediğini fark ettiğinde ne yaparsın?
9) Karma'ya inanır mısın?
10) URL'in ne anlama geliyor?
11) Dini inancın ne?
12) Sana gelen en son mesajda ne yazıyor?
13) Söylediğin en son yalan kime ve neydi?
14) Öfkeni nasıl belli ediyorsun?
15) Telefon görüşmesi mi yoksa videolu görüşmeyi tercih edersin?
16) Hayaletlere inanıyor musun? Ya da uzaylılara?
17) Karadeniz mi; Akdeniz mi?
18) Senin için hayatın anlamı nedir?
19) Son okuduğun kitap?
20) Hayatında hiç kelebek yakaladın mı?
21) Her dinlediğinde seni mutlu eden şarkı?
22) Hayatın boyunca verdiğin en iyi karar neydi?
23) Hayatın boyunca verdiğin en kötü karar neydi?
24) En sevdiğin kelime?
25) Sana yapılan yanlışları kolay affeder misin?
26) Asla affetmem dediğin şey nedir?
27) Tumblr'ı nasıl keşfettin?
28) Nefret ettiğin bir ses?
29) Yaşadığın şehirde mutlu musun?
30) Hangi ülkede yaşamak isterdin?
31) Sevgilin var mı? Tanışma hikayeniz?
32) Sevdiğin bir dizi repliği?
33) Sevdiğin bir film repliği?
34) İzlemekten bıkmayacağın filmler?
35) Severek takip ettiğin üç blog?
36) En son dinlediğin şarkı?
37) WhatsApp durumunda ne yazıyor ?
38) Yaşadığın en romantik olay?
39) Şu anda kimin yanında olmayı isterdin?
40) Çocukluğunla ilgili sevdiğin bir anıyı anlat.
41) Telefon arka planında şu an ne var?
42) Takipçilerine verebileceğin hayata dair en iyi tavsiye?
43) En sevdiğin yemek?
44) Evcil hayvanın var mı? Adı ne?
45) Dövmen var mı?
46) Kendinde beğenmediğin, olumsuz bir huyun var mı?
47) Korku filmleri sever misin?
48) Hangi hayvanlardan korkarsın?
49) Küçükken ne olmak isterdin?
50) Hayatta yapmaktan nefret ettiğin ama mecburiyetten yaptığın bir şey var mı?
51) Asla yapmam dediğin bir şey var mı?
52) Sana yapılmasından nefret ettiğin şey ne?
53) Hiç şiir/kitap/şarkı vs yazdın/yazmayı denedin mi; yazmak ister miydin?
54) Burcun ne? Astrolojiyle ilgileniyor musun?
55) Hayatta değer verdiğin en önemli 5 şey nedir?
56) En büyük korkun nedir?
57) En çok neye ya da kime öfkelenirsin?
58) En çok neye gülersin?
59) En çok neye üzülürsün?
60) Mutlu musun?
61) Kendine sorulmasını istediğin soru nedir?
62) Seni motive eden en önemli şey nedir?
63) Hayatta en çok kime ya da neye güvenirsin? Neden?
64) Doğum yerin neresi?
65) En sevdiğin tatlı?
66) En yakın arkadaşının en sevdiğin özelliği nedir ?
67) En yakın arkadaşının en sevmediğin özelliği nedir?
68) Kendinle ilgili değiştirmek istediğin bir şey var mı?
69) Walking Dead mi; Game Of Thrones mu?
70) Sevdiğin şair ve ona ait sevdiğin şiir?
71) Şu anda bütün dünya seni dinliyor olsaydı; Ne derdin?


İngilizceden çevirmeye çalıştım sonra daha önce çevrildiğini fark edip başka sorular ekleyerek böyle bir şey hazırladım. Umarım yanlış yazdığım, yanlış ifade ettiğim bir şey yoktur 🙈

2

Arkadaşlar biliyorsunuz yakın zamanda bir kitap çıkarıcaktım, tabi ki kitaptan bir kaç bölümü ben Tumblra post olarak önceden attım ancak bazıları emek hırsızlığından geri kalmadı. Bakın bir insanın postunu çalarak onun o an yaşadığı duygularıda çalıyorsunuz. Hoş bir şey değil bu, ben bu postu yazmadan önce bir kız arkadaşım sakin bir dille uyarıda bulunmasına rağmen dedikleri hoş şeyler değildi. Tumblrda bu tarz olaylar artmaya devam etmekte, buradaki aile ve dostluk ortamını bu tarz olaylar yok ediyor. Çoğu kişi burada huzur buluyor, kafasını dinliyor. Bu tarz olayların önüne geçmek lazım.

Saat gece s覺f覺r iki, on iki. Neden mi yaz覺yorum? Çünkü gece, dinliyor yazd覺klar覺m覺. Sessizlikle harmalan覺yor cümlelerim. Gündüz ise yutuyor tüm cümleleri, gündüz geçitiriyor. Hayat gündüz vakti yuvarlan覺p giden bir enkaz gibi, geceyse bulutlarla süzülen kular gibi.. iyi geceler
insanlar sadece kendileri anlatmak istiyor. insanlar sadece kendi istedikleri kadar dinliyor. insanlar az deil, epey bencil. u hayatta en çok sevdiklerimiz bile.
Neet Erta K覺rehirden Ankaraya geliyor. TRT radyoda yay覺n yapacak. Orda bi beyefendi ile tan覺覺yor, onunla beraber radyoda bi eser okuyacak. Radyoya ç覺k覺yor eserini okuyor, çok beeniliyor. O beyefendi diyo ki sana burda Ankara da bir i ayarlayal覺m. Tamam diyo olur çal覺覺r覺m. Ankara Cebeci de Ahu Gazinosunda bi i ayarl覺yor. Neet Erta orda çal覺maya bal覺yor arada s覺rada da TRT de radyoya gidiyor. Gazino da Leyla diye bi kad覺na a覺k oluyor. Babas覺na haber sal覺yor. Muharrem Erta babas覺n覺 ça覺r覺yor Ankaraya. Ankarada hamam önüne ça覺r覺yor babas覺n覺. Müzik maazalar覺 vard覺r dizili. Eski Ankara evleri vard覺r etraf覺nda, orda babas覺yla otururken Leyla giriyor içeri, babas覺n覺n elini öpüyor ve gidiyor. Muharrem Erta diyor ki olu Neet Ertaa bu k覺z bizim dengimiz deil sen bununla evlenemezsin. Neet Erta dinlemiyor babas覺n覺 ve evleniyor Leylayla. Y覺llarca babas覺na parçalar yaz覺yor, Muharrem Erta da oluna yaz覺yor. 3 çocuklar覺 oluyor Neet Ertala Leylan覺n. Sonra ayr覺l覺yorlar. Neet Erta ayr覺ld覺ktan sonra 3 tane parça yap覺yor. Cahildim dünyan覺n rengine kand覺m, "Babas覺na" Tatl覺 dillim güler yüzlüm neredesin sen "Leyla'ya" Sözleri bakas覺na ait olup kendisinin düzenledii, "Yaz覺m覺 k覺a çevirdin karlar yad覺 baa Leylam" Ayr覺ld覺ktan sonra 襤lerine devam ediyor TRT radyoda ç覺k覺yor. Birgün gazinoda sahne al覺rken balama çalarken ba parma覺 bi türlü basm覺yor balamaya, apar topar hastaneye kald覺r覺yorlar. Sol taraf覺 felç olmu Neet Erta覺n. Müzisyen arkadalar覺n覺n yan覺na gidiyor yard覺m için çünkü paraya ihtiyac覺 var. Kimse yüzüne bakm覺yor. Almanya'ya gidiyor Neet Erta yazd覺覺 parçalar radyoda söyledii için yava yava dinlenmeye bal覺yor. Tedavi oluyor tedavisi bitiyor. Fakat "Ben art覺k müzik yapmak istemiyorum" diyor. Bir gün TRT ulusal radyosunu aç覺yor ve dinliyor radyoda bir kad覺n sesi Neet Erta'覺n cahildim dünyan覺n rengine kand覺m parças覺n覺 söylüyor.

Neşet Ertaş da “ama ben ölmedim o halde bi istanbula gitmek lazım”

aslında ne diyeceğimi bilmediğim uzun bir mektup yazıyorum,dinliyor musun,planlarıma dahil olmayan şeyler arasından çıkan süslü kelimeleri bir yana bırakıyorum,*çakmak sesi* hiç mümkün değilken hep cenazemde çalmasını istediğim bir şarkıyla başlayalım,lütfen dinle,* travis - love will come through*,aşk başaracak ama buna bir müddet inanma,vedaları hiç sevemedim,hiç sevmedim,çok güzel kızlarım oldu,halâ çok fazla güzeller,şarkılar birikti,saçlarım uzadı,saçlarım kesildi,hayal kurmazken beni yüreğinde büyüten insanlarla bile karşılaştım,bazı gecelerden çıkamadım,bazı sabahlar mutsuz bir şekilde dans ettim,çok konuştum,çok ağladım,*çok ağlıyorum*,bazen çok sustum,bazı adamlar vardı,kayboldular,unuttum,sızlayarak hatırladım,güldüm,soldum,dinledim,hiç yenilmedim,hep kaybettim,düştüm,ayağa kalktım,bir kez daha kalktım,hatalar yaptım,olmadığım kişi gibi görünmek dağlardan daha uzaktaydı,kendimle başa çıkamadım,direnemedim ama yine de büyüdüm,korkma ölmüyorum derken yüzünde beliren o hafif gülümsemeyi duvarlarıma astım,bu kadar büyüyeceğimi bilmiyordum,elden ayaktan düşerken avuçlarına sığamadım,içimden ne geçiyorsa yazdığım bu satırlarda ağlayan olursa gözlerimle sırtım yer değiştirir,bana kızmayın,bana kızma,son kez sakarlık yapıp kafamı dolaba çarptığımı da bil istiyorum,işe yaramazın tekiyim,başaramadım,tutacağım bir takım bile yokken tribünlerde bile değilken ben hep seni alkışladım,kimse bilmez kimseye de söylemeyin,güvenim ve inancım buraya aitti,burası balkon köşemdi,akşamüstüm,en güzel masam,sırtımı yasladığım bir ağaçtı burası,yazdığım,çizdiğim ne kadar şey varsa bir sesle birlikte kapıcı ‘abla çöp varsa alayım ben’ diyip götürmesi bekliyorum,biraz umudum olsa *birazcık* dünyayı kurtaran bir kadın olarak kalırdım,affettim,öfkem bitmek bilmeyen bir merdivendi nefesim kesilirdi,acılarım yürüdükçe kayboldu ya da kendimi kandırmayı çok seviyordum,*ben,masada unutulmuş ağzı kahve lekeli bir kupa kadar sevmesini biliyordum*,kimse anlamadı,tadım tuzum da hiç kalmadı,asırlar boyunca konuşacak kalemim vardı benden önce kırıldı,yüzyıl yeterdi çocukluğum,sardunya kokulu balkonun kapısını aç,sonra kapat,derin *çok derin* nefes alıp vermek bu kadardı benim için,*çakmak sesi ve bir taze çay* küfürler yuttum,belki de hakettim,o boktan çukurun tadına baktım,şikayet etmedim,geçiyor diye bağırdım geçmiyor diye uzayan yankının ortasındaydım,yangın sayılmazdı,sana çarptım,fırından sıcacık ekmekler almak istedim,papuçlarıma küstüm,yengeç ve oğlak dönencesi arasında kalan ekvator gibiydi kalbim,kendi hikayesinin yalancısıydı,kaburgasızdı,sana çarptım,bıçak kesiği gibi sokağına açılan bir pencerem olmadı,defterlerimi yaktım,yangın sayılırsa göğsümün ortasına attığım havai fişekleri izliyor olacağım,sevda türkülerin ve şiirlerinde buna dahil,beni affet,seslendiğin içindi,ismimi garipsediğim için değil,her gece ay ışında üzerime bir yorgan gibi çektiğim mutsuzluğumu ve umutsuzluğu köreltemedim,zaman daralıyor,çocuklar bizi unutacak,zaten hiç eşit değildik,payladığım mutluluklarım düğümleri çözmedi,annem ‘sen çok hissiyatlı bir kızsın’ demişti,nereye vurduğum nerede iz bıraktığımı bilmeden moraran etlerimi gördükçe’yoksa sevdalı mısın’diye sormaktan vazgeçmedi*çok konuştum*tesadüfler ve ihtimaller güzeldi sonra hep sana çarptım,alnım kızardı,direkler sallandı,ufak bir odadaydım,ara vermeden soluksuz bütün endişelere ve telaşlara yakın içimdeki çocuğun sana koşması,bir kış güneşi belki bir bahar akşamı,çok uzaklardan duyduğun tren sesleri gibi,hepsi bu parçaya saklıydı,üstümden çektiğiniz bulutlarla birlikte son kez,hiç dinlememiş gibi *ahmet kaya- beni tarihle yargıla ve çakmak sesi*

en sevdiim.

Aralıksız iki yıldır, haftada en az iki üç kez kesinlikle aklıma düştü bu yazı. Çok aradım. Ve tekrar ancak bulabildim. Çok seviyorum. Çok seviyorum.

Bir adam anlatıyor ve bir avukat dinliyor: Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim… Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.
Karım, her evlilik yıl dönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, “Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri” derdi.
Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97'nin bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece “Biliyorum” dedi.
İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine… Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.
A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım “Arkasına bak” yazmaya filan niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı. Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.
1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden şu sözler çıktı,
“14 Mart 1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı, söylemene gerek yok, biliyorum…” 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor. Sadece paylaşmak istedim. Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et. Çünkü; aşk sessiz, sevgi dilsizdir. Gerçekten de hissediliyor, yanında yakınında olmasa bile, kilometrelerce uzağında olsa bile, sevmesini bildikten sonra varlığı da yokluğu da hissedilebiliyor.

ben, ac覺yla megulüm deniz. anlad覺n m覺?

varoluşçuluk okumuşum, hiçbir şeye bana mısın demiyorum. var mı öyle, çocuklar mocuklar… Nietzsche okuyorum, “acımak, sefil bir duygudur” diyorum. ben ona sonsuz aşktan söz ediyorum, o bana sanayi devriminden söz eder gibi verimlilikten… deniz neden hiç ağlamıyor?

“dostum, biraz daha okumalısın örneğin. sana önerdiğim kitapların listesini aşağıda göreceksin. sistemli bir biçimde okumak gerekiyor. okudukça, sevgiden başka ilgilenmen gereken şeyler olduğunu sen de anlayacaksın. kafanı sevmeye takıp da, kendini bu kadar sınırlama. kimsenin yaşamı, birini sevmek ya da birinin onu sevmesi değildir, olmamalı. hayatın karşısında biraz daha sıkı dur. sana güveniyorum.”

(deniz neden hiç bunalıma girmiyor? neden hep güçlü? hep doğru şeyler söylemesi ne kadar da sinir bozucu. annem, ona baktığında gençliğindeki devrimci çalışmalarını anımsadığını söylüyor. peki bana baktığında ne anımsıyor acaba? bir şey anımsıyor mu? ben hep kırılıp kalıyorum. o hep dik yürüyor. o konuştuğu zaman herkes onu dinliyor. işe bakın ki, hiç dili sürçmüyor. nefesi kesilmiyor. haksızlık!)


Ece Temelkuran - Bütün Kadınların Kafası Karışıktır

Sevgili psikiyatristim,
  • <p> <b></b> Size, intihar etmeyeceime dair söz vermitim. Unutmad覺m, merak etmeyin. Lakin bazen bu sözü verdiim için pimanl覺k duyduumu söylemeden edemeyeceim. Sevgili doktorum, bazen ç覺ld覺rma noktas覺na gelerek siktir olup gidesim geliyor bu hayattan. Sonra size verdiim sözü an覺ms覺yorum. “Aptal!” diyorum kendime, “Aptal, ne diye söz verdin ki!”. Bilirsiniz, sözlerim pahas覺na her eyimi veririm. Bir aldat覺lma hikayesinden örenmitim bunu; insan, verdii sözleri ne pahas覺na olursa olsun tutmal覺yd覺. O günden beri, en ufak sözümü dahi tutabilmek ad覺na ku gibi ç覺rp覺nd覺m. Diyeceim u ki; eer bir gün cans覺z bedenimin haberi ula覺rsa size, sak覺n k覺zmay覺n bana. Siz de biliyorsunuz, dayanmak çok zor. Eer bir gün cans覺z bedenimin haberi ula覺rsa size, verdiim sözü çinediimi sanmay覺n. Bilin ki, bile isteye öldürmemiimdir kendimi; mecbur b覺rak覺lm覺覺md覺r ve katillerim insanlard覺r. Benim bir kurban olduumu unutmay覺n ve katillerimi asla affetmeyin!<p/><b></b> Sahi, insanlardan tiksindiimi söylemi miydim size? Oysa ki duvarlar ne kadar da samimi. Ben konuuyorum, onlar dinliyor. Ben susuyorum, onlar da susuyor. Gülüyorsam, onlar da gülüyor. Ve biliyorum ki alad覺覺m zaman onlar da al覺yor; çünkü daha da bir souk oluyorlar sar覺lmaya çal覺t覺覺mda. Ama insanlar öyle mi! Alarsan, gülerler; gülersen daha da gülerler. Konumaya kalksan, iki laf覺 birbirine dolay覺p boaz覺na dizerler. Senle susar gibi gözüküp, arkan覺zdan d覺rd覺r ederler. Oysa ki duvarlar diyorum, ne kadar da samimi. Kimse onlar覺n k覺ymetini bilmiyor. Neden?<p/><b></b> Can al覺c覺 sorunuzu soruyormusunuz gibi hissediyorum, “Bugün mutluluuna 10 üzerinden kaç verirsin?”. Mutluluk denen eyin tan覺mlamas覺n覺 yapam覺yorum, bunu ancak yaan bir insan yapabilir diye düünüyorum. O halde niye bunu, ‘yaayan’ bir insana sormuyoruz? Zira ben sadece nefes al覺p veren ve düünmekten baka bir halt bilmeyen ölüyüm. Niye insani olan s覺cak duygular覺 bana soruyorsunuz? Bir ölü, souktan baka ne hisseder ki? Hatta souk dahi yabanc覺d覺r! Ve o da bir ey mi, ben bazen karanl覺a bile yabanc覺la覺yorum…<p/><b></b> Peki, sizce ben deli miyim?<p/><b></b> Zira beni çok delirttiler.<p/></p>

“Her gün bir kez bu kitabın başına geçtim.
Her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim.
Her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım.
Her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. Her gün bir kez “neredeyim” diye sordum kendime. Her gün bir kuzey kışı indi içime.”

Birhan Keskin

Aşık Maşuğuna Sarılmış Yatarken..!

Ben Seni Yazıyorum Kalemim Ismini Ağlıyor , Kağıt Hasretimi Dinliyor Ey Yâr..

Sen Yoksun
Uyku Yolunu Şaşırmış Gurbete Düşmüş..
Hayaller Çok Yükseklere Takılmış Başı Dönmüş..
Denizler Dalga Dalga Olur Ya Öyle Özlemin Yüreğime Yüreğime Vurmuş.
Uzaksın Lakin Bir O Kadar Yakınsın
Derunuma Dokunan Sensin
Bildim Yâr..!
Bildim ..!

***

Karşı yoldan üç atlı,
Bir kuş gibi kanatlı,
Geliyor köye doğru.

Cebkeni kola atmış,
Sağ elini uzatmış,
Üçü de göğe doğru.

Bir bulut olmuş rüzgâr,
Heyecandan başaklar,
Tutmuş nefeslerini.

Sıra dağlar inliyor,
Kalbi diye dinliyor,
Çelik nal seslerini.

Sürün atlılar, sürün!
Beni alıp götürün,
Bu yerde pek yalnızım.

Bir adam anlat覺yor ve bir avukat dinliyor Kar覺m覺 1998'in sonbahar覺nda kaybettim... Yedi senelik evliliimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmitik. Kar覺m , her evlilik y覺ldönümümüzde ikimizin fotoraf覺n覺 çerçeveler, "Bunlar bizim hayat覺m覺z覺n gölgeleri" derdi.. Öldüünde,yedi tane resmimiz vard覺.97'in bir gecesinde onu aldatt覺m.Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiimi ve sonsuza kadar sad覺k kalaca覺m覺 söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine ayn覺 eyi tekrarlad覺m. Tuhaf bir gülümsemeyle bakt覺 bana ve sadece "Biliyorum" dedi. 襤zmir'e kar yad覺覺 gün, yani bir ay önce, evdeydim.Fotoraflar覺m覺za bak覺yordum yine... Her çerçevenin alt覺nda bir harf olduunu ilk kez o gün fark ettim.A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için y覺llar覺 yetmemiti.Ama san覺r覺m "Arkas覺na bak"yazmaya filan niyetlenmiti. Hemen çerçevelerin arkas覺na bakt覺m.Hiçbir ey yoktu.Sonra birey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. 襤nanabiliyormusunuz,herbirinin arkas覺ndan bir mektup ç覺kt覺! Geçirdiimiz her sene için sevgi dolu sözler yazm覺t覺.1997'dekiresmimizin içinden ç覺kan zarf ise simsiyaht覺. Ve içinden u sözler ç覺kt覺: "14 Mart1997/Gözlerin bana baka birine dokunmu gibi bakt覺 /Söylemene gerek yok,biliyorum..." 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4,aldatal覺 5 y覺l oluyor.襤çim ac覺yor imdi. Çünkü kad覺nlar biliyor, hissediyor..Sadece paylamak istedim.seni seviyorum diyenin sevgisinden üphe et.Çünkü; Ak sessiz,sevgi dilsizdir Gerçektende hissediliyor, yan覺nda yak覺n覺nda olmasa bile... kilometrelerce uza覺nda olsa bile, sevmesini bildikten sonra varl覺覺da yokluuda hissedilebiliyor....