dinliyor

Mesela bu şehir,
Bu kaldırımlar,
Bu caddeler,
Bu binalar,
Bu ağaçlar,
Bu rüzgar,
Bu gece,
Tam da bu saatlerde,
Aşk şarkıları dinliyor
Çünkü bir kadın,
Buram buram aşk kokuyor
Kollarını kendine sarmış,
Elleri soğuk teninde,
Havlayan köpeklerin eşliğinde,
Hüzünlü sözleri tekrarlıyor
Çünkü o kadın,
Bu gece,
Bu pencerenin önünde,
Bütün yıldızlar şahitken,
Derin ahlarla,
Özlemini aya anlatıyor..

artık kimseye anlatacak, konuşacak bir şeyim yok gibi geliyor. sen neler yapıyorsun sorusuna boş boş cevaplar veriyorum, sonra onlar kendi hayatlarını anlatıyor ben de dinliyor gibi yapıyorum. ne anlattıkları komik şeylere ne de kendi hayatlarına dair şeylere yalandan dinlemeye, gülmeye tahammülüm var. dinlesem bile bir yerde kaçırıyorum, kafam almıyor konuşmalarını. diyorum ki zorla kendini, bak arkadaşların senin için çabalıyor. yapma, insanları kendinden uzaklaştırma. her şey iyi olacak, sen böyle kalmayacaksın diyorum içimden. ama olmuyor. iyiye gitmesi gereken yerde daha da kötüye gidiyor gibi geliyor. her şey kafamın içinde dönüyor. o döngüde kaybolmaktan korkuyorum.

Az evvel her zaman rakı içtiğim masamın sağ çaprazına iki tane kadın oturdu. Ortam çok da kalabalık olmadığından ister istemez kulak misafiri oldum konuşmalarına. Kadınlardan zayıf olan bonfile söyledi, biraz daha kilolu olan haşlanmış sebze! Yemekleri beklerken de anlatıyordu haşlanmış sebze söyleyen abla; eylülde nişanı varmış, o zamana kadar en az on kilo vermesi lazımmış, müstakbel eşi daha dün kilolardan mütevellit laf sokmuş falan filan… Zayıf olan kadın dinliyor ama pek de umursamıyordu. Derken yemekler geldi, sebze yiyen kadının gözlerindeki yaşı bir tek ben gördüm. Aç ve mutsuzdu! Ağlasayım geldi yemin ediyorum zor tuttum kendimi…

Ey kadınlar, ablalar, bacılar… Yiyin abicim. Biz erkekler hayatınızın içine ettik resmen, giydiğinize, gezdiğinize, içtiğinize, her bokunuza karışa karışa sizi de kendimiz gibi manyaklaştırdık. Doymak mutluluktur abim, karnınız doyana kadar canınız ne istiyorsa yiyin. Sizi üç beş kilo fazlanız (neyse fazla onu da hiç anlamıyom ya, neyse) var diye beğenmeyecek, aşağılayacak erkek olamayan adamlara pirim vermeyin, siz onlarla geçin dalganızı. Güzel güzel karnınızı doyurun beni de buralarda telef etmeyin.

Duygularım beni ele vermesin diye kendimden
kaçıyorum.Üzülmek istemediğimden beni
uzak tutuyorum insanlardan yetmiyor.
Yüreğimi az dinliyor ruhumu dinginleştirmeye
çalışıyorum.Burası da payına düşeni alıyor…
Bir varım bir yokum kendime çokum bir o kadar yorgunum harflerle eksilip cümlelerde çoğalıp
umuda , hayallere virgül atıyor bir o kadar yoğunum…Şiir yürekli insanlar hiç eksilmesin
dünyadan , dünyamdan…

Sana Kulluk Yaparım Diyemedim .

Bir genç hafızlığını tamamlarken her gün sabaha kadar Kur'an'ı hatmeder. Bundan dolayı da sabah derslerine yorgun ve bitkin olarak çıkar. Durumu öğrenen hocası Kur'an'ı bu şekilde okumasını arzu etmediği için bir gün onu karşısına alır ve: “Evladım! Biliyorsun Kur'an, indiği gibi okunmalıdır.

Bu gece sen Kur'an'ı, karşında ben varmışım gibi oku.” tavsiyesinde bulunur.

Genç gider ve Kur'an'ı hocasına okuyormuş gibi okur. Sabah huzura geldiğinde: “Efendim, bu gece Kur'an'ı ancak yarısına kadar okuyabildim.” der. Bunun üzerine hocası: “Pekâla bu gece de Efendimiz'e okuyor gibi oku!” emrini verir. Talebe şaşkınlık ve heyecan içinde Nebîler Serveri'nin huzurunda olduğu düşüncesiyle o gece daha dikkatli okur. Ertesi gün de üstadına Kur'an'ın ancak dörtte birini okuyabildiğini söyler. Üstadı talebesindeki manevi yükselişi görünce: “Bugün de o emin melek Cebrail'in Efendimiz'e (sallallahu aleyhi vesellem) tebliğ ettiği anda dinliyor gibi oku!” der. Talebesi ertesi gün “Vallahi üstadım, bugün ancak bir sure okuyabildim.” der.

Üstadı son adımı atar: “Evladım! Şimdi de onu binlerce hicabın verasında bulunan Yüce Rabbimiz'in huzurunda okuyor gibi oku! Düşün ki O seni dinliyor ve Kur'an'ı senle mukabele ediyor!” Talebe ertesi gün gözyaşları içinde üstadına gelir ve şöyle der: “Üstadım! Fatiha'dan başladım ilk ayetleri okudum; ama ‘İyyâke na'budu’ demeye bir türlü dilim varmadı. Çünkü ‘Sadece sana kulluk yaparım!’ diyemedim..

anonymous asked:

O yüzden senin dediğin tarzda bir tahlil nasıl ? İnsana günlük hayatta kullanabileceği birşeyler katan filmler var mı bildiğin?Cunku dedim ya ben çok film izlerdim ve açıkça söylim çoğu 2 saatlik filmde 1 cümle insana birşey katar.Geri kalani boş

Mesela Tala ve Mes filmi insanın evleneceği insana nasıl bakması gerektiğini, onun için neler yapması gerektiğini hâl diliyle anlatıyor. Öte yandan Down Sendromu konusunda yapılan açılımlara da yardım ediyor. Komşuluk hakkından, kadın erkek ilişkileri ve bunların şahsi haklarından, ilim öğrenmede gerekli edepten tutun da bir sürü şeyden bahsediyor. İnsana şu durumda şöyle davranılmalıymış dedirtiyor. Mesela orda adam gitmeyi bıraktığı derslere yeniden gitmeye başladığında içeri girmeye utanıyor ve dersi kapının eşiğinden dinliyor. Üstüne bir de ilim öğrenenlere saygısından tutup o talebelerin ayakkabılarını düzeltiyor. Bu bir tahlildir. Tahlil, meseleyi açmak, açıp da içinden nasihatler üretmektir.

Başka bir filmden örnek vereyim. Snowpiercer (izlediğim son ve en güzel filmdi) bana üslup bakımından bir sürü teknik öğretti. Mesela orda başroldeki adam filmin başında askere kafa tutuyor. Ona otur diyorlar oturmuyor. Askere tek kelime söylemeden kafa tutuyor. Bakışlarıyla❗
Sonra halka “Bu askerlerin silahında kurşun yok” diyor halk ona biraz inanıyor ama harekete geçecek kadar değil. Halk inansın diye ayaklanma çıktığında askerin önüne gidiyor elindeki silahı tutup kendi alnına dayıyor. Asker de mecbur sıkıyor. Sıkınca bakıyorlar ki hakikaten kurşun yok. Tüm halk ayaklanıyor isyan ediyorlar. İzleyin, beni daha iyi anlarsınız. Burda yapılan şey İslâmdaki HAL TEBLİĞİ ile aynıdır. Adam iddiasını önce kendi üzerinde ispatlıyor. Eğer kurşunu varsa ben kendimi feda ederim diyor. Ama kurşunu olmadığından eminim bunu kendi canım pahasına kanıtlarım diyor. Ali radıyallahu anhın kafirin birine söylediği sözle bu durum aynı “Eğer ahiret yoksa ben bu dünyamı kaybederim. Çok şey değil çünkü bu dünya kısa. Ama ya ahiret varsa sen ne çok şey kaybedersin?”
Biz buna iman diyoruz. Kendinden emin olmak. İddiasında emin olmak. Biz müslümanların iddiası kelimei tevhiddir.

İşte böyle karşılaştırmalar yaparak yolunuzun (yani İslamın) ufkunu keskinleştirebilirsiniz.

Bir de batı filmlerini izlemek bizi onların algı operasyonlarıyla tanıştırıyor. Snowpiercer'in Kreş sahnesini psikologlar, pedagoglar, öğretmenler kesinlikle izlemeli. Ve elbette bizler. O algı operasyonunu bilmeliyiz. Kötüyü nasıl güzel anlattıklarını bilmeliyiz. Anlatabiliyor muyum?

Müstehcen içerikliyse bir film, isterse entelektüellerin hayran kaldığı bir film olsun, bizim için çöptür.

günaydın, yine bi şeyler gördüm
dişçime gidiyorum. kadının kızıyla ilgili bir işi çıkmış benle ilgilenemiyo onun yerine asistanıyla konuşuyorum. bana dişçimin benden istediği şeyler olduğunu söylüyor ve bana sesli bi quest listesi ile kurşun kalem, tükenmez kalem, uçlu kalem veriyor. ilk questi dinliyorum olay şu; bir serdar ortaç konserine gidip serdar ortaç'tan ilk görevimi almam lazım. neyse facebooktan bir serdar ortaç etkinliği bulup gidiyorum ama serdar ortaç falan yok. 4-5 japon boks ringinde ultra rahatsız edici bi şekilde şarkı söylüyor, 10-15 kişi de dinliyor. bu japonların birinin üstüne gökten sarı bi ışık inmiş questi ondan almam gerektiğini anlıyorum, kalabalığı yarıyorum ama adama “tıklayamıyorum”.
rüya da burda bitiyo

Benim 7 göbek muşlu bi arkadaşım var kendisi ülkücü önce Ali Kınık dinliyor ardından da İbrahim Tatlıses'in Kürtçe parçalarından birini dinliyor aynı zamanda hem içkiyi bırakmıyor hem namaz kılıyor ancak bu kadar ortaya karışık olabilir bi insan

anonymous asked:

Türkçe rap dinleyen kızlara kezban diyolarmış comic duchdhxhdjhcbd😄😄

Gayet de çoğu erkek etkileme amaçlı dinliyor hani haksız bir yorum da sayılmaz nsnnskal

anonymous asked:

Yer Büyük Doğu yönetim evi.  10-12 kişi var mekânda. Herkes, sus pus, hazır kıta Necip Fazıl’ı dinliyor.  Zarifoğlu, kitap karıştırıyor kütüphanede.  Necip Fazıl sonunda patlıyor:  “Oğlum. Mozart burada, sen notalarla uğraşıyorsun.”   

düşünki, iki tane kadın balkonda ; biri anlatiyor öteki dinliyor.
düşünki biri nar gibi saçılmış.
sonrasında düşünki, kaç şair yazmış aynı böyle.
düşünki önce açılmış kadın ve sonra çokça saçılmış.

zamanlı geliyordum diyor kadın.
şimdi hayatımın öldükten sonra evinde bulunmuş bir amy winehouse şarkısı gibi sanki diyor öteki.

köprünün üzerinden geçen aileye bakıyorlar.
ailenin zaman ile hep aldığı ve verdiği su götürmez düzen.

düşünki diyor kadın, her şey çok zamanlıydı ve ben acı çekiyordum.

acı çekiyorum.
acı çektim.
düşünki bunu hiç bilmediği dillerde bile diyebilecekler sanki.
düşünki etraflarında gördüğü her boşluğa yazabilirler sanki.

acı.
bir gaz bulutu.
köprünün üzerinden giden ailenin zamanına toplanan.

acı.
nar gibi açılmış.
ve her yere saçılmış.

acı.
amy'nin ardından kalan.

birgün bir çocuğa isim düşünmüştük.
felek demişti bir kadın, başka bir kadın leyla.
birisi gecenin en koyu zamanıdır ötekiside sanki onun acısı.
birgün bir çocuğa isim düşünmüştük.
düşünki.

düşünki, balkondan önce sava şarap almıştık.
bir kadın shiraz demişti, shiraz almalıydık.
shirazında acı tadı, geldiği topraktan mı, düşünmüştük.

düşünki iki kadın çıplak ayak balkondayız.
biri diyorki, öteki; evet anladım.
biri sigarayı sarıyor, öteki çakmağı yakıyor.
üçüncü bir kadın radyodan konuşuyor bize.
arapça denizlerden bahsediyor.
sonra sevgilim gitme diyor.
düşünki biz iç çekiyoruz.
kaybettiğimiz sevgilerimize,
kaybettiklerimize ve sonrada ülkemize.

düşünki acı, bir balkon camından köprüde yürüyen bir ailenin zamanına sarkıyor.

16 Ağustos, Konak

Gülçin