“Hiç unutmam,” diye başladı yaşlı kadın cümlesine “Hiç unutmam yavrum, bundan on sene öncesi, o zamanlar böyle yatalak değilim. Oğlumun kolundan tutup ‘Beni Ankara’ya götür’ demiştim. İtiraz etmemişti, iki gün sonrasına uçak bileti almış, götürmüştü beni Ankara’ya. Taksideyken ‘Nereye gideceğiz anne’ diye sordu, gözlerim yaşlı cevap verdim ona ‘Ankara’nın denizinin olduğu yere götürsün beni taksici’ dedim. Anlamadı oğlum. Taksici anladı ama, unutmam aynadan attığı bakışı. ‘Götüreyim, teyze’ dedi. Gittik. Anıtkabirin yolundan zar zor, titreyen bacaklarımla yürüyordum. Oğlum bir koluma tutunmuş, dudaklarına buruk bir gülümseme beni izliyordu. Tam karşısında durdum Ata’mın yattığı yerin. Baktım o merdivenlere, etraf da nöbet tutan askerlere. En çok dikkatimi bir askere bakarak telefonla konuşan kız dikkatimi çekti. Saygısız dedim, demeseydim keşke. Kıza yaklaştığımızda dediği şeyler içime bir bir işledi çünkü oğul. Ne diyordu biliyor musun ‘Sarılmak güzel şey vesselam, ama asıl sarılmamız gereken kişiler ya şehit oluyor ya da şehit olanları gözleri kanlı izliyor. Şu an ben onlardan birine bakıyorum, gözleri dolu, gözlerim dolu. Yaptığım saygısızlık biliyorum ama… Gözlerini kırpmadan bakıyor… İleriye, boşluğa sanki biri gelecekmiş gibi… Umutlu, bekliyor!’ Ve sonra askerin gözlerinden bir damla yaş süzüldü usulcana. Kız ayak parmak uçlarında durdu, elinde sımsıkı tuttuğu peçeteyle o yaşı sildi. Askerin dudaklarında bir kıpırtı oluştu hafiften ama yüzü yine eski sert haline döndü. Kız anlamadı. Bakmaya devam etti boşluğa asker, kız da telefonu kapatıp hıçkıra hıçkıra kabirliğe girdi. Öylece baka kaldım. Her şeyi unuttum ama bi’ o kelimeleri unutmadım… Askerin omuzları titredi, içinden ağladı. Ya da ben öyle gördüm oğul, yaşlıyım işte benimle beraber gözlerim de bunadı. On beş dakika izledim o askeri. Bir kere olsun gözlerini o boşluktan ayırıp da etrafına bakmadı. Hazır olda bekledi hep. Kimi beklediğini söylememe gerek yok sanırım, anladın değil mi oğul? Zekisindir sen, anlamışsındır. Bak şimdi, duvardaki adamı görüyorsun değil mi? Ankara’yı gözleriyle denize çeviren adama bak! O da umutlu, umutla bakıyor, çok da güzel bakıyor. Bu ülkede bir sürü Ata var oğlum, bir sürü Ata… Hepsi de umutlu bakıyor. Şehit olacaklarını bile bile, itiraz etmeden umutla bakıyorlar. Neden biliyor musun? ‘Biz onun bunun çocuğu değil, Cumhuriyet’i kuran adamın çocuğuyuz, gerekirse bu vatan uğruna canımızı veririz, gerekirse her şeyi göz önüne alır katil de oluruz.’ demek için. Onlar her saniye ‘Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı… Sen şehit oğlusun! İncitme, yazıktır Atanı Verme dünyayı alsan da bu cennet vatanı!’ diyor, korku yok! Vatan var, iyi bir gelecek var belki. Şimdi söyle oğul, böyle güzel evlatlarımız olduğu sürece, kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?”
O beklediginiz gemi varya kardeş, denizin ortasında bi ada bulmuş, oraya liman kurmuş, martılar söyledi bırakın bu işleri .