dengesini

POKEMON GO SONUÇLARI

Hatay: Suriye sınırında Charizard gören iki arkadaş, mayın döşeli olduğu bilinen bir bölgeye girdi. Şans eseri başlarına bir şey gelmeden kurtuldu.

İzmir: Metroda bir kadının bacaklarında görülen Pokemon’u yakalamaya çalışan genç, taciz iddiasıyla linç edilmek istendi. Olay, güvenliğin araya girmesi ve çıkışta 2 tane çok ender görülen Pokemon olduğunu iddia ederek kalabalığı dağıtmasıyla güçlükle engellendi.

Ankara: Etimesgut’taki topçu tümenine gizlice tel örgüleri keserek girmeye çalışan Y.Z (24), bacaklarından vuruldu…

Afyon: Polisin önleme araması yapmak için durdurduğu iki kişi, ”Dur abi şunu yakalayıp gelelim hele” diye direnince, apar topar gözaltına alındı. Gençler, savcı karşısında verdikleri ifadede Pikachu’yu ellerinden kaçırdıklarını doğruladı…

Kocaeli: İstanbul yolu 22.km’de bir anda beliren Mewtwo, zincirleme kazaya sebep oldu. Mewtwo’yu yakalayan 34 Txx 269 plakalı tır şoförünün sorgusu sürüyor.

İstanbul: Boğaziçi Köprüsü üzerinde bulunan Pokemon’u yakalamak için gizlice köprüye sızan genç, rüzgarın da etkisiyle dengesini kaybederek yere düştü. A.Z isimli genç, karakoldaki ilk ifadesinde korkuluklar olmasa Charmander’ı kesin yakalayacağını, korkulukların kendisine engel olduğunu ifade etti.

19:47 bir C2 konuşması

Anonim: herkes mi aşık herkes mi birine platonık bağlı acı çeker arkadaş

baypoe: Öyle olmak çok daha iyi, hayatla kendini soyutlaştırıyorsun ve yalnızlığa mahkum olmanın acısını çekiyoruz. İnsan bazen aşık olmak istiyor, sevmek istiyor, tuhaf duygular uğruna yaşayıp gidiyoruz. Ben, ben biri nasıl sevilir bilmiyorum bile.

Anonim: bazen düşünüyorum sevmek ki pehh insanlar bunu hak etmiyo ki diye ama bakıyosun bu hayatta hiçbir şey yalnız yapılmıyor be arkaya dönüp bişeyler anlatacağın insan olmayınca insana acı veriyor bu durum ama insanlar da hak etmiyo be yalnzım ve evet kendi isteğimle kendimi insanlardan soyutluyorum çünkü acı çekmekten yoruldum bilmiyorum be adam

baypoe: Bak ben karanlığın içinde çok kaldım, geceleri zifiri karanlık odamın köşesine çökmüş kendimi düşünürken çok buldum, insan bazen hayatında ışık olsun istiyor. Yolumu bulamıyorum artık, geceleri çökeceksek bile yanında biri olsun istiyor.

Anonim: inan bende çok buldum kendimi kafamın içindeki zifiri karanlıklarda .. ama ebediyet diye bişey yok karşındaki insan sevgisiyle bi o kadar seni o karanlıktan kurtarırken bi o kadarda derine batırıyo

baypoe: Doğanın dengesini sikiyim.

Anonim: insanların hatası bu

Anonim: herkes karşısındakini istediği kişiliğe büründürüp sevmiyo mu sonra aslında istediği kişi olmadığını görüp ayrılıklar acılar yaşamıyo mu

baypoe: O lise yılları için geçerli bana göre, izlediğin filmlerde veya dizilerde, hatta ve hatta okuduğun ve aşık olduğun bir kitap karakterini dünyadaki bir insana aşılıyorsun içten içe, zaman geçtikçe öyle olmadığını anlıyorsun ve hayallerin suya yıkılıyor. Ama yaşın ilerledikçe, aradığın kişiyi bulma isteğin azaldığı gibi bulduğunda bile elinden bir şey yapmak gelmiyor.

Anonim: yaş ilerledikçe umut tükeniyo bu da asla ruh eşini bulamayacağı korkusu yaratıyo evet

Anonim: ne aciz varlıklarız be .. her şeye sahipmiş gibi davranıp aslında hiçbir halt elde edemeyen aciz varlıklar

baypoe: Biz, arzuyla istediğimiz bir şeye sahip olduktan sonra şımarıklığımız sayesinde ondan tekrar vazgeçen insanlarız. Ve o kadar yüzsüz varlıklarız ki, bir zamanlar sahip olduğumuz şeyleri kaybettikten sonra anlıyoruz değer kavramının nasıl bir şey olduğunu.

Anonim: değer bilmez kıymetten güzel şeylerden sevgiden anlamaz yüzsüz varlıklarız biz neyden anlarız ki zaten aşk desen hak getire sevgi bağlılık güven içimiz pis hep şüphe hep kötü niyet sonra da neden sevilmiyoruz diye yakınırız sanki çok hak ediyoruz

baypoe: Özlüyorum, çocukken bir an önce büyümek için sabahları erken kalkardım hep, erken kalkarsam eğer günün çabuk geçeceğine inanırdım. Çocukluk işte, büyüdük, çocuk kalmak için herşeyimizi vereceğimiz bir yapıda olmayı öğrendik.

baypoe: Böyle konuları da konuşmanın anlamı yok, birine en son ne zaman güvendin? Gözlerini kapattığın zaman kendini güvende ne zaman hissettin? Elinden tutup özgürce nasıl yürüdün sevdiğim dediğin insanla?

baypoe: Uzun zaman önce mi? Tahmin etmiştim.

baypoe: Aşk, insanın karşısına iki kez çıkar diye bir şeye inandırdım kendimi yıllar önce.

baypoe: Birincisi 17 yaşında, ikincisinin ise tarihi belirsiz.

Anonim: gerçekten güvendin mi birine diye sorsan daha mantıklı cevap alırdın .. ah o 17 yaş.

Anonim: nasıl bi mekanizmamız var ki herhangi birinin ardından insan tüm hislerini ve duygularını kapatabilir ki

Anonim: düşünmeyi engellersin peki ya sevmeyi neden başkasını sevemezde aynı kişide sayar durur verdiği değerin karşılığı alamadığı için mi bunların hepsi

Anonim: anlamıyorum neden böyleyiz

Anonim: sanırım bir gün cidden kafayı sıyırıcam bu “neden” sorusuna cevap alamamaktan

Anonim: normal olmadığımı da düşünüyorum zaten

Anonim: çevreme göre farklıyım da bunu söyleyebiliyorum çünkü tek derdim giyinmek biriyle çıkmak ya da gezmek değil bugün hangi ruju sürsem mantığında olmadım hiç

Anonim: sanırım birazda ondan kafayı yedim

baypoe: Gitmene izin vermeliyim. Hoşçakal.

Tumblr’dan Yüzler: Çiğdem Aygün

Tumblr’dan Yüzler’de bu ay evrendeki çam ağacı rezervlerinin tamamını besleyen gezegende doğanın dengesini gözlemlerken kendi iç seslerine kulak veren cigdemaygun var. Kendisiyle Tumblr, doğa, sahneler ve Mathilda hakkında konuştuk.

Çiğdem öncelikle Ekip olarak kocaman bir merhaba sana. Teşekkür ediyoruz, bizi kırmadın. Biz seni blogundan biraz tanıdık, biraz da senden duyalım. Kimdir Çiğdem Aygün? 

Öncelikle merhabalar. İnsanın kendisinden bahsetmesi biraz zor ama deneyeceğim :) Ben Çiğdem,1987 yılında dışarısı mavi, içerisi gri olan dünyaya adım attım. O zamandan bugüne kadar bir şekilde büyüdüm ve yaşıyorum. Daha doğrusu bu güne kadar hayatta kalmayı başaran insanlar içinden biriyim sadece.

İstanbul’a yolun nasıl düştü?

İlk olarak Şanlıurfa’da gözlerimi açmışım dünyaya fakat 2 yaşımdan beri İstanbul denen bu şehrin bir üyesiyim. Öyle İstanbul takıntılı bir insan değilim; buradayım çünkü öyle denk gelmiş. Hepsi bu…

Peki neler yapıyorsun burada? Bloga başlayalı bir hayli olmuş…

Evet, sanırım 2009′da açmıştım hesabımı. Bir arkadaşım kullanıyordu, sana da açalım dedi ve macera başladı. Kötü bir dönem yaşıyordum ve tam da aradığım yermiş burası. Nasıl bir “yer” olduğu hakkında hiç bir fikrim yokken içine atlayıverdim. İyi de oldu :)

Keep reading

jenerasyonunu siktiklerim sizi ya.

öpüşüp buraya videosunu atanları şindi gördüm :/ aga yok valla anne baba çok önemli ya. kız erkek farketmiyor, yeni nesilin aklı sikinde amında. Yav durup düşünüyorum “ulan orospu annen baban var senin korkun yok mu? utanman yok mu? hadi onları geçtim özgür kızsın, ulan orospu ilerde evlencen anne olcan hiç kendine saygın yok mu? çocuğuna saygın yok mu? eşine saygın yok mu?” siz ne tip varlıklar oldunuz çıktınız ya? Sonra Cemil yaş muhabbeti yapıyor oluyor. Ulan akli dengesini siktiğimin veletleri yaşlarınız daha 16 17 bu neyin azgınlığı? bu neyin kafası? lan biz sabahları okula gitmeden önce çizgi film felan izlerdik, geceler kaçak göçek okanı izlerdik. Siz napıyonuz ya sabah akşam porno mu izliyosunuz? Bu nasıl bir bilinç? tiksindirtmeyin ulan nesilden. 

ÇOCUK, DOĞDUĞUNA NASIL PİŞMAN EDİLİR * Çocuğunuza uyguladığınız: - "Ölsem de kurtulsam şu sıkıntılardan", - "Zırlayıp durma,yoksa dilencilere veririm seni", - "Şu heriften boşanıp, sizi terk edeyim de görün", - "Bu evde, biraz da beni düşünen olsa", - "Vallahi, canımdan bezdim", şeklindeki RUHSAL ŞİDDET türleri, çocuğunuzun "ruh dengesini" tepe taklak eder. * Diğer taraftan: - "Oğlum, sen bu kafayla,adam değil; çöpçü olursun ancak", - "Yeter artık, seni "sevmiyorum", - " Bana yaptıklarından dolayı sana "küstüm", - "Bıktım senin şu dağınık hallerinden", - " Ne biçim çocuklarsınız; biraz da söz dinleyin", - " Bana saygın yok mu senin", - " Kızım, sen bu gidişle, garanti evde kalırsın", - " Ben senin yaşındayken..." ile başlayan tüm uyarılarınız, ona uyguladığınız, DUYGUSAL ŞİDDET türleriyle, - Çocuğunuza sadece; 3 çeşİT "ÖLÜMCÜL VİRÜS" bulaştırmış olursunuz: 1- Kendisini "değersiz" hisseder, 2- Kendisini "yetersiz" hisseder, 3- Kendisini "suçlu" olarak algılar, * "Algılarsa algılasın hocam, ne var bunda", değil işte. * Çünkü; - Bu 3 ölümcül hastalık,ömrünün sonuna kadar, çocuğun yakasını BIRAKMAZ. * " Bırakmazsa bırakmasın, bana ne" değil işte: - Çünkü, bu "kötü duygular" yüzünden çocuğunuz: - Fıtratında var olan becerilerini sergilemekten "çekinir". - "Yapabilme, anlayabilme, başarabilme"...gibi kabiliyetleri olduğu halde, bütün buna benzer konularda kendisini "yetersiz" bulur. - En ufak bir işte, kendisini "ispatlayamaz". - "Suçsuz" olduğu halde, tanık olduğu: - Hırsızlık, kırıp-dökme, dağıtma... gibi olaylar karşısında, kendisini "suçlu" hisseder. * Siz de güya, aklınızca; - "Oğlum, dilimde tüy bitti anlata anlata...hala mı?" - "Sen benimle dalga mı geçiyorsun", - Yoksa sen beni dinlemiyor musun", gibi onu motive edeceğini düşündüğünüz, ve sizce çok "doğal" olan bu uyarılarınızın, onun ruhunda açtığı 2 yaradan habersizsiniz: 1- Hem kendisini "yetersiz" bulur, 2- Hem de, olan bitenden kendisini "sorumlu" sayar. * Hatırlar mısınız bilmem: - Henüz 5 yaşındayken: "Baba ben, büyüyünce "astronot" olacağım" , - Kızınız 6 yaşına girdiğinde: "Anne ben, büyüyünce prenses olacağım, birçok hizmetçim olacak", - Oğlunuz, okul öncesi döneminde: "Baba ben ileride, havada uçan arabalar yapacağım", tarzında size, "uçuk" ve "anlamsız" gelen hayallerini, aktardığında, siz onu: - Terslemiştiniz ya, - Ayıplamıştınız ya, - "Hayalperest" likle itham etmiştiniz ya, - Aşağılamış, küçümsemiştiniz ya, - Kaş kaldırıp ona dudak bükmüştünüz ya... * İşte, sizin o "çokbilmiş" ve "kibirli" haliniz yüzünden, çocuğunuzun kaptığı "mikrop" un türü: DEĞERSİZLİK tir. * Sizin bu "bilinçsizce" ve "cahilce" tavrınızdan ötürü çocuk: 1- Pasifleşir ve şu "acıklı" hale bürünür: - Kendisini bu duruma sokan kişiye yanaşır, sırnaşır, şımarır ve de "bağlanır". - Böyle davranmaktaki yegane amacı: - "Değersizlik" hissinden kurtulmaya çalışmaktır. - Onun tüm bu tavırları, bir tür "dram" dır, "ruhsal yıkım" dır. * Onun bu hali karısında, kabadayılığınızı sürdürürseniz ve bilinçlenmezseniz: - Çocuk, kendine zarar verici, - Eşyaları kırıcı, dökücü tavırlar sergilemeye başlar. -Bundaki amacı da: - Sizin tarafınızdan uğradığı; "ihmal edilmişliğin" acısını hafifletmektir. * Hala da değişmemekte direnirseniz: - Çıraklık, amelelik, kölelik ruhuna bürünür. - Böylece, her istediğinizi "paşa paşa" yerine getirmeye çalışır. - "Sahte" kimlikli kişi olur:Size başka, başkasına başka davranır... * Siz yine de, yanlışınızda inadınızda ısrar eder ve çocuğunuzun "yola geldiğini" düşünürseniz, bu sefer de: - Sizi "hissetmemeye", - Sesinizi "duymamaya" başlar. - "Hissiz", "duyarsız", "arsız", - Vicdan, merhamet, empati...gibi iç dinamikleri "felç olmuş" olur. * ÖZETLE: - Tüm bu "yanlış" ebeveynliğiniz yüzünden çocuğunuz, sırasıyla: - Pasif, edilgen hale gelmiş olur, - Sahte kimliğe bürünerek, "iki yüzlü" olur, - Duyarsızlaşarak; kimin, nerede ve nasıl "canını yakacağı", - Yuvasını söndüreceği belli olmayan, - Pimi çekilmiş el bombası gibi ortalıkta dolaşır. -alıntı-

Yeni kitabımın fiyatıyla ilgili de çok fazla soru alıyorum, bazı kitapçı arkadaşlar dahi bu soruyu bana yöneltiyor, bu konuyla ilgili bir açıklama yapmak isterim.

Kitaplarımın fiyatlarında herhangi bir artış söz konusu olmayacak. Bu konuda çok netim arkadaşlar. Yayınevi ile de ilk konuştuğum şey kitabın ne okura ne kadara sunulacağı olur.Bu işi para kazanmak için yapmadığımı, beni okuyan ve takip eden herkes bilir.

Hali hazırda bir işim var ve kazancım standart olan yaşamımı devam ettirmeme yetiyor. Birçok yerden sen artık “Ahmet Batman” oldun bir markasın ve kitapların pahalı olmalı şeklinde şeyler duyuyorum. Ahmet Batman eğer bir marka ise halkın yarattığı bir markadır. Beni destekleyen, sahip çıkan insanlara sırf para aşkıyla kazık atmam ve attırmam.

Ben paramı kazanayım da, okur ne yaparsa yapsın zihniyetiyle kitap yazılmaz.Önce okuru ve ülkedeki gelir dengesini düşüneceksin. Ben sizden tarafım, inşallah her şey güzel olacak. “Bana İkimizi Anlat” “Soğuk Kahve” ve “Sabah Uykum” kitaplarıyla aynı fiyatta olacaktır. Desteğiniz için teşekkür ederim.

// Ahmet Batman

Okulun duvarlarının birinin önünde yerini almıştı, Sam. Öğrencilerden biri koşarak kaç tane duvardan geçebileceği konusunda meydan okumuştu. Sam de o işe hakim olduğunu bildiğinden kabul etmişti ama bu kadar çok duvardan geçmenin onu bu kadar yoracağını tahmin edememişti. Koşarak birkaç duvarı geride bıraktığı sırada soluksuz kaldı ve durması gerekti. Şansına da yatakhane bölümündeydi ve birinin odasına öylece dalıvermişti. Dengesini sağlarken şaşkın gözlerle ona bakan kişiye karşı beceriksizce gülümsedi. Şey, diye mırıldandı. Üzgünüm, öylece dalmak istememiştim. Korkutmadım ya?

hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama akli dengesini yitirmiş ya da yitirmeye yakın olan insanlarda bir bakış vardı. gözlerinin içinde bir delilik, bir cinnet hali vardır. bunu anlık hissedersiniz. gözünüz oraya kayar. karşınızdaki tanıdığınız birisi ise umursamayıp geçersiniz. bazen öyle olur çünkü. insan vücudu bu türlü şakalara açıktır. aynada kendime baktım ve o bakışı gördüm. bu durumun komik tarafı ise aynada gördüğüm adamı tanıdığıma şüpheliyim. bu suratı tanıyorum. ama içindekini artık tanımıyorum. olmasından en çok korktuğum şey “kontrolü kaybetmekti”. houston we have a problem. kontrol kaybedildi.

1981 yılında yayınlanmış bir dergiden. Ne kadar da doğru, “Herhangi bir duyguyu öldürmenin yolu, onda diretmek, onu sürekli kurcalamak, abartmaktır… Duygularınızı her zorlayışta kendinize zarar verir, istediğiniz etkinin tam tersini yaratırsınız. Bir kimseyi sevmeye zorlayın kendinizi, ne yaparsanız yapın, eninde sonunda o kimseden tiksinirsiniz. Yapılacak tek şey, içinizde gerçekten taşıdığınız duygulara sahip çıkmak, hiç birini değişikliğe zorlamamaktır… O zaman duygularınız kendi dengesini bulur.” — D. H Lawrence (Kimse Beni Sevmiyor) || #KendimeNot #ezgidennot #edebiyat #yazı #soz #1kitap1fotograf #kitap #kitaplar #kitapaski #dhlawrence #kimsebenisevmiyor #okumahalleri #kitapagaci

Made with Instagram
Onu gördüğüm ilk gün nerden bilirdim böyle olacağını. Kendimi ona bırakıp ruhsuz bir bedeni taşıyacağımı. Yeni geldiğim şehirin yabancı gelen insanlarının arasından bana samimi gelmişti o. Kendimi dökmüştüm ona. canımın içiydi. sarmaşıklarla dolu sahile inen bir sokağımız vardı. Arada gider sarılır dönerdik. Çok sarılmaz , elini çok tutmazdım. Çünkü onunla geçen her anın özel olmasını isterdim. sürekli olursa özelliği kalmazdı. Bana göre onun elini tuttuğum , kalp atışlarını hissettiğim anlar sıradan olmamalıydı. Oldurmadım da. O benim için bu kadar özelken anlarımız daha özel olmalıydı.beraber ağladık beraber güldük biz.Dayanamadım onu ağlarken görünce. Açtım kucağımı beraber ağladık. Sardım yaralarını. Hep yanında olacağıma söz verdiğim 5 ay geçti böyle. Peki sonra ne oldu ? Dengesini kaybetti sevdiğim adam. Yere göğe sığdıramadığım adam göğü üzerime devirdi benim. Bağırdı çağırdı , kalbimi dağıttı toplamadı. Ben ağlarken yüzüme bakmadı lan. oysa ben. Onunla ağlamıştım. Onun kollarında ağlamıştım. gözlerimin dolduğunu görünce dayanamayan adam yüzüme bakmıyordu. Canım acıyor lan canım. Yanıyor burası. Üstüme devriliyor herşey. Beni nasıl yüz üstü bırakırdı ? Nasıl canımın acısı olurdu ?Ben onu limanım yapıp ona sığınmışken , o limanı yakıp başka şehir olmuştu bana. Sahile inen yolumuz çıkmaz sokaktı artık bizim için. Canımı yaktın adam. Ciğerlerimi söktün sen. Olsun ama. Yine de canın sağolsun. Gözlerinden öpüyorum.

Ruh garip bir soyutluk.Acımasız olabildiği kadar acı çeker,sevgiden beslenebildiği kadar sevgi dağıtır.Dengelidir aslında ama biz dengesini bozmak için elimizden geleni yaparız.Ruhumuzdan bağımsız takılan zaaflarımızı oluşturur sonrada onları bir güzel yakıp yıkmak için kullanırız.Öyle bir hale geliriz ki ruhumuzu beslemek üzere kurguladığımız davranış biçimlerimiz başka ruhları parçalamaya başlar ve tükenir gider.

Birçok ruhu parçalara ayırmış olan acımasız döngümüz bir gün gelir ve endişe edici bir durumu fark eder.Parçalarken parçalanmış,en önemli kısımlarını kaybetmiş bir ruhu taşıdığını.

Dönüp arkada akıp giden hayata bakarız sonra,bazıları karanlığa gömülmüştür bazıları ise görünmüyordur bile.Daha derine inmek ve bakmak istemeyiz,çünkü o derinlerde olan parçalarımızı almak için çok geç olduğunu biliriz.Sonunda kalbi kırık,yarım hayatlar yaşayan,gözleri kör olmuş sanki rutin hayatı onu mutlu ediyormuş gibi hisseden birer ruhsuz olarak tükenip gideriz.

Ta ki o gerçeği fark edene kadar.Maalesef o gerçek yoruma açık ve herkes için farklıdır.Bulmak ise tamamen bir cesaret işi.

Umarım bir gün farkederiz.