dememe

01.45

Gözlerimizin sebepsiz dolmasi neye isaret hocanim? Bende bilmem.

Yorulmak güzel bir eylem. Biraz bulutları dağıtıyor. Anlıyorum, yurumeliyim.


Aramaya gücüm yok ama. Bir mucize demek istemem. Mucizeydi benim sana anlattığım zaten. Daha da mucize demem. Bir insirah belki. Biraz huzur. Bir kır demeti. Ekmegin kosesi. Cikolatali yas pasta. Gökkuşağı. Sallanan sandalye. Konser bileti. Adını koyamam. Zaman var daha. Ve belki de yeni yollar. Ben bilemem hocanim.

Psikoloğa gittiğim zamanlar, sıra bekliyorum falan. Dalmışım öyle bakıyorum mal mal. Karşıdan da down sendromlu bir çocuk geliyordu aynı zamanda da şizofrendi. Gelip "ne bakıyorsun" bana diye bağırmıştı bir de yumruk atmıştı bana. Karşılık vermedim tabiki. Kolumun morluğu 2 hafta geçmemişti çok sert vurmuştu. Neyse sonra yine hastaneye gittim. Oturup sıra beklemeye başladım. Yine o çocuğu gördüm tabi gerildim ister istemez. Çocuk bana doğru yaklaştı. Baya bir gerildim bende. Gelip vurduğu kolumu öptü. Ne olduğunu anlamadım bi an. Öyle yarım yamalak bir özür dileyip, saçımı okşayıp gitti yanımdan. Yani demem o ki, ha şizofren, ha down sendromlu, ha engelli ve ya sağlıklı falan. Böyle ayırmamak gerek. O günden sonra sadece 2 şeyi ayırdım ben; insan olan ve insan olmayan.
Atatürk'ün pek bilinmeyen bir anısını anlatmak istiyorum. Bir gün Atatürk ve yaverleri at sürerler nereden geldiklerini hatırlamıyorum. Bir konaklama yerine giderler orda çalışan bayan onların geldiğini görünce hava sıcaktır içsinler diye ayran yapar ve içine bi tane saman koyar Atatürk ve yaverleri gelir ayranı içmeye başlarlar Atatürk o samanı görür ve kadını yanına çağırır teşekkür eder, içine saman düşmüş olduğunu söyler kadın "hayır paşam, sizin at sürerken terlediğinizi biliyorum eğer ben içine bir saman koymasaydım siz o buz gibi ayranı kafanıza dikecektiniz ve üşütüdünüz, size ihtiyacımız var der. Bunun üzerine Atatürk kadını Cumhuriyetin ilanından sonra ilk kadın millet vekillerinden yapar. Yani demem o ki kadına verilen değerlerde hiç bir siyasetçiyi Atatürkle karşılaştırmayın. Kimse Atatürk gibi bakmaz, kimse Atatürk gibi değerlerini bilmez, kimse Atatürk gibi sahip çıkamaz...
Bu gün yoluma yaşlı bir teyze çıktı mendil satıyordu. "Oğlum Bir tane alır mısın" dedi.  Tabi teyze deyip cebimden 1 lira çıkardım ve teyzeye verdim. Mendile gerek yok dedim. " Oğlum ben dilenci değilim mendil satıyorum" dedi. Mendili uzattı aldım, Tam giderken dur para üstünü almadın deyip 50 kuruş geri verdi. Bundan birkaç ay önce de bir olay yaşadım. Trafik de 20-30 yaşlarında bir adam camdan yaklaştı, “Parayı mezara mı götüreceksiniz” gibi bir yaklaşımla para istedi, Ben verme dememe rağmen abim çıkarıp cebinde ki 2 lira bozuğu verdi, Adam tip tip ve hoşuna gitmemiş bir tavırla baktı. Işık yandı tam giderken arkamı döndüğümde adamın parayı yere fırlattığını gördüm. İşte böyle iyi insanlar, ve böyle şerefsiz insanlar var, Demek istediğim insanlar aynı değil, İnsanlar değişik, Siz de her insanı “bu da aynı” “Bu da herkes” gibi bir yaklaşımla yaklaşmayın..
Abi eşcinsellere birşey demem asla demem ama iki yakışıklı çocuk öpüşüp koklaşınca kendimi yemeğini kediye kaptırmış sokak köpeği gibi hissediyorum, doğruya doğru şindi.

Evliler boşanmak istiyor, Bekarlar evlenmek…

İşsizler çalışmak istiyor, İşi olanlar çalışmaktan bıkkın..

Fakirler zengin olmak istiyor, Zenginler bir parça huzur…

Ünlüler saklanıyor, Ahali ün peşinde..

Siyahlar beyaz olmak istiyor, Beyazlar bronzlaşmak..

Demem o ki, Mutlu olmak istiyorsan,

Sahip olduklarının farkında ol ve olduğun hale şükret…

+ Ben sana aşkım demem
- Sen demezsen ben hiç demem
+ Tamam sen de deme
- Niye demiyormuşum?
+ İsmimi söyleşini seviyorum. Sen söyleyinceye kadar ismimi bu kadar sevmezdim ki…
Bir de şu özel günler meselesi var.
- Ne olmuş özel günlere
+ İşte, yok âşıklar günü, yok bok günü,  yok kusurlu sayılar günü.
- O dediğin âşıklar günü değil sevgililer günü. Bok günü diye de bir şey yok. Kusurlu sayılar günü ne ya öyle gün mü olurmuş?
+ Neyse neyse ben öyle sevgimi yılın bir gününe sığdıramam. Hem diyelim bir gün aval aval geziyorum karşıma bi eskici çıktı. Dışarıdan içeride ne var ne yok diye bakarken içeriye girdim. Orda tam da senin çok seveceğini…Bir saniye ya.  Ben sana dokunursam, anlatacağım şeyi daha iyi anlatıyorum ki. Nerde  senin ellerin? Bak şimdi oldu. Haa ne diyordum ben.
- Seni seviyorum, sana aşığım, rüzgâr saçlarını savururken saçlarına değen rüzgârı bile kıskanıyorum falan filan işte her zaman söylediğin şeyleri söylüyordun.
+ Zaman dursa ya, hep baksam sana şu an bakabildiğim gibi, sonra diyorum ki.
- Ne diyorsun?
+ Şuram da bir şey var.  Sen yanımdayken azalıyor; ama geçmiyor. Özlemek diyorum,  özlemenin ne olduğunu senden öğrendim. Sarılsam, yüzünü göremiyorum diye içim gidiyor, şu an ki gibi aramıza yirmi santim boşluk koysak gözlerini görüyorum ama yüzün yüzüme değmiyor diyorum. Hani bi keresinde sabah uyandığında;  "bak işte en şapşal halim diye fotoğrafını göndermiştin ya.“
- Evet.
+ O gün; ben senin o yorganının yerinde olmak istedim. Her gün sarıyor sarmalıyor seni diye. Üşüsen üstüne alıyorsun, bacaklarını üst üste atmak istediğinde iki bacağının arasında. Yalnız kalmak, her şeyden kaçmak istediğinde onun altında gizleniyorsun.
- Abartıyorsun.
+ O zaman kızlar konusunu da abarttığımı düşünürsün. Hiç açmayayım o konuyu.
- Ne kızları?
+ Bizim bir kaç kızla konuşurken gördüm seni.
- Kimle
+ Mesele de bu ya kim oldukları önemli değil.Hepsi de sevdiğim kızlardı, hatta mutlu bile oldum. Benim sevdiğim insanları sende seviyorsun diye.
- Eee
+ Ama kıskandım. Benden başka biriyle; kız bile olsa;  içli dışlı olmanı, gülmeni, eğlenmeni, şakalaşmalarını kıskandım. Biliyorum bencillik bu yaptığım, kendime engel olamadım.  Oğlanlardan biri sana yan gözle baksa gidip boğazını sıkarım. Ama ben seni kızlardan bile kıskanıyorum. Kötü bi anında konuşmak istediğin, aldığın iyi haberi ilk verdiğin, kararsız kaldığında fikrini almak istediğin ilk kişi olmak istiyorum… Sence bu normal mi? Belki de ben normal değilimdir! Belki de bi insan başka bir insanı bu kadar çok sevmemelidir. Belki de bunaltıyorumdur sevgimle seni.
- Bunaltmıyorsun. Çünkü…
Bir şey sorsam kırılır mısın?

+ Kırılmam
- Bak belki tuhaf gelecek ama kadınlar bunu hep merak ederler. Ne zaman aklıma gelse "aman sanane senden öncesi” diyorum sonra içimi kemirip duruyor.  Daha önce, yani benden önce hiç âşık oldun mu?
+ Oldum ya hem de defalarca. Hem bende düşündüm bunu. Mesela seninle aynı hastane de doğmuş olmak isterdim hem de aynı dakikalarda. Biz daha isimlerimizi bilmeden babalarımız “siz ismini ne koyacaksınız?” diye sorduklarında öğrenselerdi bizim isimlerimizi. Aynı okula beraber başlasaydık. Sen yaramazlık yaptığım halde ismimi hiç tahtaya yazmayan sınıf başkanım olsaydın. Evcilik oyunlarında sen evin kadını, ben serseri kocası olsaydım. Büyüdükçe ilgi çekmek için kızların saçını çekmeyi senden öğrenseydim. İlk kullandığım parfümü sen hediye etseydin. Cemal Süreya şiirlerini sana ben sevdirseydim. Ergenliğimiz de arkadaşlarımız “siz birbirinize çok yakışıyorsunuz ya niye sevgili olmuyorsunuz?” dedikleri halde, biz utandığımızdan itiraf edemeseydik aşkımızı. Okulda sana laf atan çocuğa ağız burun dalıp; çocuğun arkadaşları beni dövdüğünde; eve gitmeden önce üstümü başımı temizleyen, yaralarıma pansuman yapan sen olsaydın. İkimiz de kendi seçtiğimiz üniversitenin daha iyi olduğunu iddia ettiğimiz halde; gizliden gizliye aynı üniversiteye gitmenin planlarını yapsaydık. Bir sürü insan hayatımızdan geçip giderken kalan hep biz olsaydık. Kavga ettiğimiz zamanlar olsaydı. Acaba şu an ne yapıyor diye aynı anda whatsap a girip, hayatlarımızda birbirimizden başka kimse olmadığı halde, kiminle konuşuyor bu diye birbirimizi kıskansaydık. Sen bana ders çalışmıyorsun diye ben sana ders notlarını herkesle paylaşıyorsun diye kızsaydım.  Ama ne var biliyor musun…
Belki de seni daha çok sevebileyim diye Tanrı karşıma o yanlış insanları çıkarıp durdu. Sevdim; ama seni sevdiğim gibi daha önce hiç kimseyi sevmedim.
Çok konuşuyorum ben demi. Biraz da sen anlat.
- Yo çok konuşmuyorsun. Seni dinlerken; sanki kendi iç sesimi dinliyorum.
+ Bana çok tuhaf gelen şeylerden biri ne biliyor musun?
- Neymiş o tuhaflık?
+ Ben, seninle ilk konuşmaya başladığımda bir şeyi fark ettim. Şu telefon denen şeye sahip olalı on yılı geçmiş, nerdeyse on beş yıldır kullanıyorum bu aleti. Ve bunca zamandır, bu şeyi aslında ilk defa seninle kullanır oldum. Ne daha önce senin mesajlarını beklediğim gibi birilerinden mesaj beklediğimi, ne de sana gönderdiğim mesajlar gibi uzun mesajlar attığımı hatırlıyorum. Bunca zaman bu işler hep angarya, hep saçma sapan bir şey gibi gelirdi bana. Yani işte sende mesajlaşmayı seviyorsun, bazen kendime acaba o sevdiği için mesaj atıyor, bende o attığı için mi cevap veriyorum diye soruyorum. Sonra aklıma  "yine mi bu mesaj attı" dediğim insanlar geliyor. Ordan sana olan sevgime geçiyorum; acaba diyorum beni sevdiği için mi seviyorum; sonra diyorum ki; ona olan sevgim, onun bana olan sevgisinden ve başka her şeyden bağımsız, tek başına bir sevgi. Sen beni sevmiyor olsaydın da seni severdim. Kokunu merak ederdim, sana sarılmanın nasıl bir his olduğunu, ellerinden tutmanın hayalini kurar o hayal içinde bile şimdi ki gibi ılık bir şeyler akıp giderdi içimden.
Bir keresinde bi fotoğrafına bütün bir akşam bakmışlığım var.
- Hangi fotoğrafıma
+ Benim böyle bir fotoğrafım neden var ki dediğin fotoğrafın var ya işte ona. Tüm fotoğraflarını seviyorum ama galiba bende onun ap ayrı bir yeri var.
- Ne görüyorsun ki o fotoğrafda?
+ Dünyanın en mutlu kızını, sonra başka bir sürü şeyi.
- Sen beni neden sevdin ya? Neyim var ki benim sevilecek?
+ Sen tanıdığım en aptal kızsın.
- Sensin aptal!
+ Seni sevmem için onca neden varken hala; “beni neden seviyorsun, neyim var ki sevilecek” diyen sensin ama.
- Sevme beni
+ Elim de değil ki. Seni sevmek şu hayatta yaptığım en güzel şey. Bu dünyada benim için seni sevmekten daha güzel bir şey yok.
- Benden başka biri sevdi mi seni?
+ Bu konuya girmesek!
- Hayır, gircez soruma cevap ver!
+Çocukken kimse sevmezdi beni. Sevilmek isterdim, her çocuk gibi bende. Şimdi sana söylemek istemediğim sebepler vardı kafamda; her halde o yüzden sevmiyorlar derdim. Kardeşimi de sevmezdi kimse. Hani şu güzel olan çocuklar vardır ya ben onlardan değildim. Ama kardeşim benim gibi değildi. Beyaz tenli, tombul yanaklı, sarıya salan saçları ile sevimli güzel bir çocuktu kardeşim. Onu sevin lan bari derdim, hadi ben güzel değilim; bakın kardeşim sevimli, onu bari sevin derdim. Onu da sevmezlerdi. Çocukların anne babaları ile sevilmeleri bence çok çirkin bir şey. Çocuklar çocuk oldukları için sevilmeli. Benim … neyse girmelim şimdi bu konuya. Sonra bi çocuk vardı bizimle aynı apartman da. Adı Yüksel. Sana bir şey deyim mi Yüksel hiç sevimli bi çocuk değildi. Sürekli burnu akardı, pis bir çocuktu ama Yüksel'i severlerdi. Ben, bizi de sevsinler istiyordum, en azından kardeşimi.  Apartman da bi amca vardı. Selahattin amca. Yüksel ona dede derdi. Selahattin amca beni gördüğünde yanağımı okşasın, Yüksel ile ilgilendiği gibi benimle de ilgilensin isterdim, beni görmezdi bile, yokmuşum gibi davranırdı. Bir gün Selahattin amca bahçeyi suluyordu. Biz bir kaç çocuk oyun oynarken Selahattin amca Yükseli yanına çağırdı. Yüksel gitmedi. Dilini çıkardı biliyom sevcen beni gelmiyecem dedi. Sonra ben dedim ki dilimi çıkarsam belki Selahattin amca beni de sever. Gidip yanına dilimi çıkardım. Dönüp de bakmadı bile. Sonra nasıl oldu bilmiyorum Yüksel, ben ve diğer çocuklar Selahattin amcanın yanına gidip kaf dilimizi çıkarmaya kaf çocukça başka  şeyler yapmaya başladık. Selahattin amca oralı olmayınca diğer çocuklar çekip gittiler. Ben gitmedim. Selahattin amca beni sevsin diye orda dakikalarca şımarık bir çocuk gibi Selahattin amcanın tepesinde dikilip, ona çocukça şeyler söyleyip, beni sevmesi için uğraşıp durdum. Ne yaptıysam da sevmedi Selahattin amca beni. Akşam olup eve gittiğim de annem artık nerden aldıysa almış haberi kızdı bana; "kocaman adamla utanmıyor musun dalga geçmeye” dedi. Anneme; “dalga geçmedim, beni sevsin istedim” diyemedim.
Sen beni sevmemiş olsaydın, ben seni hiç tanımamış olsaydım; bana ne olurdu bilmiyorum.