demeden

Geçen eski sevgilimle bimde karşılaştım... Evet... Son patitoyu da attım ağzıma ve BİM’e doğru yola çıktım. Zaten iki adım ötesi BİM. Annemin terliklerini giyip çıkayım dedim, kim iki saat şimdi bağcık bağlayacak. Ama olgun bir erkek insanda eğreti duran şeylerin başında anne terliği geliyormuş canlar, ben bunu anladım. BİM her zamanki gibi sakindi. Klima çalışıyor ama soğutmuyordu. Nasıl bir klima bu diyerek incelemeye başladım. Ama görevli beni balici sandı, Çünkü ayaklarımda da acayip terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp da rengi atmış bir pijamayla pek de güzel bir gaspçı havası veriyordum. “Abi bu klima üflemiyor galiba” dedim. Ama cevap vermedi, işine döndü. Ben de doğruca patitoların olduğu yere gittim. Aman Allahım bu ne güzellik. Bir sürü patito yan yana. Gel de alma. Hemen iki paket aldım. Zaten sudan ucuz. bir de le porta almak lazımdı. Gittim onu da aldım. Tam arkamı dönüp gidecekken tanıdık bir ses duydum. Pek bir tanıdık. Sanki bir zamanlar kulağıma “aşkım” diye yankılanan bir ses şimdi “süt de alalım. dost süt olsun” diyordu. Bir zamanlar kulağıma “seni seviyorum” diye yankılanan bir ses şimdi “yok muratbey kaşar alalım o daha ucuz” diyordu. Yavaşça arkamı döndüm. Patitolar ve le porta elimden yere düştü. Evet, eski sevgilimdi bu. Bir zamanlar sevdiğim kadındı. Bir zamanlar el ele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz kadın.Şimdi nişanlısıyla BİM’e gelmiş alışveriş yapıyordu. Bir yamanlar aşık olduğum kadındı bu. Ve alışveriş arabasında le cola, Blume, dost süt, dost peynir, muratbey kaşarları gibi bir sürü ürün vardı. Evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğim kadındı bu. Ben şaşkınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birden irkildi ve hemen arkasını döndü. Ben, beni görmesinler diye hızlıca aşağıya eğildim ama lanet olası BİM’de raf diye bir şey yok ki. Tansaş olsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyen BİM sayesinde saklanamadım. Peki size sorarım. Siz arkanızı döndüğünüzde, devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anne terlikleriyle sıçar gibi çömelmiş ve kıç çatalı gözüken bir adam görseniz ne yaparsanız? İşte onlar da öyle yaptılar. Bastılar kahkahayı. Yavaş ve gurur yıkılmışça ayağa kalktım. Le Portam mahzunca yerden bana bakıyordu. Ben gibi yıkılmış, öylece yatıyordu. Gözlerine baktım. Le portanın değil , eski sevgilimin. Bana baktı, mahzun bir bakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen. Ayaklarıma bakıyordu. Anne terliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak. Buydum işte. Sen bu adamla bir zamanlar çıkmıştın. Şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayım ona. BİM’de bu şıklık? Sence de biraz samimiyetsiz değil mi? Ben en azından yakışıyorum buraya. İçimden geldiği gibiyim. Böyle düşündüm ama sonra hassiktir dedim. Adam kapmış kızı, ben de lavuk gibi pijamayla terlikle geziyorum. Kim ne yapsın beni? “Nasılsın görüşmeyeli?” dedim. “iyiyim” dedi. “ne güzel” dedim. “hıhı” dedi. Gittikçe gerginleşiyordu ortam. Yeni sevgilisi kıllandı mı acaba diye baktım ama “nasıl olsa bu lavuktan bir zarar gelmez” düşüncesi hasıl olduğundan zerre S..kinde değildim herifin. Adam en ucuz kangal sucuğu seçmekle meşguldü. “niye böyle olduk biz?” der gibi baktım. “ne diyorsun?” der gibi baktı bana. “niye böyle olduk diyorum?” der gibi tekrar baktım. “ne diyorsun anlamıyorum” der gibi tekrar baktı bana. “neyse s..ktir et” der gibi baktım. S..tir etti, alışverişe devam etti. Bir güle güle demeden. Göz yaşlarımı saklayarak iki poşet patitoyu ve le portamı yerden aldım ve kasaya gittim. Bir de blume peçete aldım yüzlük paket, göz yaşlarımı silmek için. Kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktı bana, “paran var mı” der gibi baktı bana, bana bakmasın artık kimse. Al paranı der gibi uzattım, para üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geri dönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü. Tam çıkacakken fiş almayı unuttuğum aklıma geldi. Dönüp onu da aldım. Bir romantizm de yaşayamadık be. Eve giderken arkadaşım geldi yavaşça yanıma. Tek dostum, yoldaşım, üzgün olduğumu anlayabilen tek insan. “abi bir şey diycem. Pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor, baya bir büyük” O günden beri evdeyim. BİM’e de kapıcıyı yolluyorum..

Sis Reyis is Back !

‼ Herkes paylaşsın ‼

Selamun aleykum. Arakan'da tarihin en ağır ve acı katliamı yaşanıyor. Avrupa Rohingya Konseyi, Myanmar ordusunun Arakan'da son 3 günde 2-3 bin Müslümanı katlettiğini duyurdu. Müslüman kardeşlerimiz, yaşlısı kadını çocuğu demeden diri diri yakılıyor. Kadınlara tecavüz ediliyor, hamile olanlar iple asılıyor. Çocuklar diri diri yakılıyor, vücutlarının her yerinde yanık izleri mevcut. Erkeklerin durumu da aynı, vücutlarında ağır yaralar var, bazılarının bacakları kesilmiş vaziyette. 1000den fazla yaralı kardeşlerimiz var. Bu zulme sessiz kalmak bir müslümana yakışmaz. Irkımız farklı olabilir fakat dinimiz, rabbimiz, peygamberimiz aynı. “Benim paylaşmam ile ne olacak ki” deme. Allah'ın karşısına çıktığında “Ya rab, elimden bu zulmü duyurmaktan ve dua etmekten başka bir şey gelmedi” diyebilesin. Sen paylaşırsan diğeri de paylaşır. Bir olma zamanı, onlar senin de kardeşin!

_“Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu duyurun.”_ *Hz. Ali

Leb demeden leblebiyi anlayan insanlar iyiki var bön bön bakanlar çekilmiyor yoksa
2

güzel insan barış akarsu hakkında şöyle bir yazı okudum:

“üniversiteyi yeni kazanmıştım. babamın pek durumu yoktu, ben de biraz para biriktirmek için yazın bodrum’a gittim.

bir arkadaşım bir mekanda çalışıyordu, ben de orada işe başladım. onu ilk kez orada gördüm. sahneye çıkıyordu, daha yeni yeni tanınıyordu ama..

sabah oldu, sahnesi bitti, yanımıza geldi; dostum gel otur gel dedi. ben utana sıkıla abi iş var dedim. ya gel sen, sonra yaparız beraber dedi.

oturdum kimsin bakalım sen, adın ne? dedi..
yusuf dedim.
ekmek kuyunun dibindedir yusuf dedi.

gülümsedim. okuyorum abi, para lazım dedim..
aferin dedi.
iyi geceler bile demeden gitti..
sonra hemen hiç selam bile vermeden iki ay geçti..
ben babamı kaybettim abi orada çalışırken.
memlekete gittim. mersin’e.

baktım kalabalıkta biri var, siyah deri mont, gözlüklü.
yaklaştı yanıma, olur yusuf olur..
hayat bu, kuyudan çıkmaya gayret et sen hep dedi..
gitti..

kardeşime bir zarf bırakmış, içinde biraz para ve bir mektup var, bir de banka hesap cüzdanı..

bütün eğitim masrafların bana ait, kimseye söz etmek yok.
etmedim abi, kimseye birşey demedim..

o günden sonra abim, babam, her şeyim oldu o benim..
evlendim, oğlum var bir tane, adı barış.”

Bir rüya görmüştüm iki sene evvel, aylardan Ağustostu ve 21′idi günlerden... Aysel’i görmüştüm rüyamda, gözlerimin içine bakıp asıyordu kendini. Hareket etmeye çalışsam da nafile, ona koşmaya çalışsam da nafile... Gidemiyordum. Aniden telefona gelen mesajın sesiyle kalktım, kan ter içindeydim. Aysel ‘’Günaydın kanka’’ yazmıştı. Aradım, buluşalım falan dedim ama nasıl korkuyorum, ona bir şey oldu sandım. Saat 15:30 gibi falan buluştuk, selam demeden direk sarıldım. Biraz yürüdük, oturduk Burger’a birer menü yedik. Yakın çevredeki kafenin birine girdik, iki sade filtre kahve söyledik. -Aysel, sabah rüya gördüm.  +Sahi mi, ne gördün? -Sen... Sen kendini... Sen intihar ediyordun. +Saçmalama Hakan, ben neden böyle bir şey yapayım? -Bilmiyorum, inan bilmiyorum... Ama sen orada öyleyken, ne bileyim yardım edemedim, hareket bile edemedim lan! +Bak Hakan, ben öyle bir şey yapmam emin olabilirsin. Hatta al tokam, sende dursun. Bana bir şey olursa, olacağını sanmıyorum ama sende dursun. Beni hatırlatır.  Deyip tokasını vermişti, bileklik niyetine taktım. Biraz daha oturduk muhabbet ettik evine bıraktım ama evine girmeden sıkıca sarıldım. Eve geldiğim, duşa girip birkaç el LOL’e girdim. Sabah 4 suları falan duşa girip yattım. 10:00 civarında uyandım rutin olarak yediğim mısır gevreğini yedim, tekrar LOL’e girdim. Aysel’e mesaj attım WhatsApp’dan, tek tik kaldı. İki el girip tekrar aradım, ulaşılamıyordu. Evine gittim, insanlar toplanmıştı evin önünde. Korktum, koşarak içeri girdim. Teyzeler ‘’Aa gencecik kızdı, niye yaptı...’’, ‘’Kim bilir ne sorunu vardı garibin...’ falan filan konuşunca ürktüm, koştum Aysel’in giden cesedini gördüm. Donup kaldım, ailesi yoktu zaten. Babası ve annesi öleli yıllar olmuştu, o kalan miraslarıyla yaşıyordu. Ondan sonra evine vs... ne oldu bilmiyorum, zaten pek de önemi kalmadı. Onun sokağından 2 senedir geçemez oldum. üzerinden 2 sene geçti, koskoca iki sene! Verdiği toka hala bileğimde ve sokağına girdim, evde başkaları yaşıyordu. Şu dersi öğrendim; ‘’Hayat bir otobüs ve ölüm denilen şey son durak. Bizler yalnız birer yolcuyuz. İnsek de, inmesek de o otobüs, o yolda gidecek...’’
Annem: "Senin yaşındakiler ev temizliyor, yemek yapıyor, annesine yardım ediyor, bir şeyi yap demeden yapıyor, odasını düzenli tutuyor, ailesini hiç üzmüyor" Anne cidden böyle bir çocuk varsa bul getir senin çocuğun olsun ama YOK ÖYLE BİRİ İMKANSIZ İMKANSIZ

uzun süre bekledin.neyi beklediğin hakkında bir fikrin yokken bile bekliyordun.biraz da yorgundun tabi.kandırma kendini çok yorgundun.
belki de ilk gördüğüne evim demek istedin.o evde saatlerce uyumak o evde saatlerce bir şey yapmadan durabilmek.o evde kaygısızca sevilmek.
kapın çaldı delikten bile bakmadın.Belki gücün yoktu öyle ince düşünülmüş şeylere.insan hep yitirince korkmazmış korkmadın sen de.nasıl olsa bi uğrayıp giderdi gelen.
açtın kapıyı. korkusuzdun ama cesaretin o kapıyı hafifçe aralayıp kafanı çıkartacak kadar da kırıktı.tamamını açamazdın,umudun yok.
kapında öyle güzel duruyordu ki sadece senin için orada.İçindeki ev herkesin unuttuğu lanet olası bir dağın tepesinde belki de cehennemin dibinde ve o sadece senin için orada diye düşündün.
içerisi de dağınık şimdi ama olsundu öyle güzel gelinir miydi?
Güneşi arkasına alıp bir insan o kapı eşiğinde öyle güzel gülümseyebilir miydi?
Derin bir nefes alır gibi baktın yüzüne. Seni bekliyordum der gibi baktın.Bu zamana kadar insan ölebilirdi der gibi,nihayet der gibi.
içeri girdi ayakkabılarını çıkardı yerler pisti ama çıkardı.Çıkarmasam olur mu bile demedi.o dağınıklığın içinde hala öyle güzel durulur muydu hiç?

etrafa bakındı.boştu duvarlar yerler de pisti şimdi,utandın.o bakınmaya devam etti.baktığı yer de güzel değildi ama o öyle bakınca işte,işte..
hiçbir şey demeden sana yerdekileri alıp önemli bir şeymiş gibi tek tek masaya koydu.senin dağıttığın kırdığın ne varsa hepsini önemliymiş gibi.şaşırdın, varlığını unuttuğun her şeyi kanepenin altına düşürüp unuttuğun çocukluğunu bulur gibi şaşırdın,sahi ben bunları attım sanıyordum..
elleri kirlenmiş peçete uzattın,almadı.sana ait olana sinmekten korkmadı yine şaşırdın.olur muydu öyle şey elleri kirlenirdi,bulaşmasındı.
saçları dağıldığında düzeltirken bile ellerinin kiri umrunda olmadan düzeltti.oysa senin bile üzerinden atlayıp geçtiklerine bulaştırmıştı ellerini.senin bile kaldırıp yerden dokunmaya cesaret edemediklerine.
şaşkınsın.içinden hem yüzlerce soru sormak hem de anın güzelliğini bozmamak için saatlerce susmak geçti,sustun.
Aklından hem koşup sarılmak hem de ya öyle değildir düşünceleri geçiyor.alışkın değilsin ki hem.o evinde dolandıkça elin ayağına dolanıyor.
senin olduğunu unuttuğun ne varsa yerden kaldırıyor.o bunu yaptıkça anlam kazanıyor hepsi değere biniyor, bir köşeye fırlattığın varlığın bile.
yardım etmek için yelteniyorsun bırak yorulma ben yaparım diyor.bir kahkaha atıyorsun içinden.duyulmuş şey mi bu?ama söylendiğinde de ne büyük güç.
içinden tekrar ettin,bırak yorulma ben yaparım.. bu nihayetti.yorgun argın eve gelip en rahat koltuğa uzanmak gibiydi,inanmak güçtü hala.
hiç yorulmadan toparladı evini.su bile içmedi, sen zaten yutkunamıyorsun.ilk defa boğazın bir nihayete düğüm düğüm.ilk defa susmak acıtmadı ilk defa.
Ama bir sorun vardı,bu evin öyle durduk yere dağılmadığı geldi aklına,korktun.alışkındın bu eve çünkü iyi olmak da hiçbir işe yaramıyordu zaten.
sonra yerden kafasını kaldırıp gülümsedi.o an gözlerinin içi bile gülümsedi.korktuğun her şey silindi.o öyle güzel gülümserken mümkün müydü korkmak,sen de gülümsedin ilk defa,gözlerinle.
dolaşmaya devam etti içinin evinde.her odasına girdi evinin.senin kapısını kilitleyip unuttuğun her odaya.açmamaya inat ettiğin o kapıları kıra kıra hiç gitmeyecek gibi girdi.hala yalınayak elleri çıplak.Oysa nereye adım atsa sen de mi bittin siniriyle kıvrılıp atılmış sigara paketleri,kabullenemiyorum diyip fırlatılan hayal kırıklıkları.dolaşmasın öyle ayağına batardı şimdi.onu da yaralardı.neyse ki ışık yok,o görmeden sandalyenin kenarında asılı duran çaresizliğini aldın hemen.arkana sakladın,öyle görsün istemedin,sen bile görmeye dayanamezken.gördü tabi.öyle salak bi hezeyan anlaşılmaz mıydı hiç?Utanma dedi.o öyle ikimiz de aynı insanmışız gibi bakınca utanmadın sen de.ilk defa kendin olduğun için sevileceksin gibi hissettin.ilk defa iyi ya da kötü olduğun için değil,sen olduğun için.

balkona çıktı sen de onun peşinden.Evinin manzarası varmış meğer ilk defa o an farkettin.gerçi nerden bileceksin? Sen değil miydin o balkonda gözlerin dolu dolu sigara içen,yağmur yağarken uzaklara ya da atlamak için aşağı bakan.
zaman geçti içindeki evin değişti.senin her gün gözlerini astığın duvarlara o rengarenk resimler astı.korktun,kaybedecek bir şeyin yokken korkmuyordun.olur da için yanarsa diye evine fazla eşya da almıyordun,kaybedecek şeyin ne kadar az ise o kadar yara almazdın çünkü. mesela olur da bi gün terketmek zorunda kalırsan evini yine arkana dönüp bakacağın bir şey bırakmak istemiyordun artık.sahi ne çok terkettin evini. Artık dağınık da olsa senindi içindeki o ev kimse de kapısından giremezdi zaten,sen hep evine kapanıktın.Bir şeyler ilk defa doğru gidiyordu işte bu yanlıştı dedin içinden.sigara yakmak istedin zamanında içinin yandığı geldi aklına,umudun yok.
Toparladı evini.susarak izlemeye devam ettin.içinden geçen tek cümle,bunca dağınıklığın arasında hala nasıl bu kadar naif ve güzel durabiliyordu?
biraz zaman geçti,karıştın ona,artık korkmuyordun.her gece sırtına batan o yatakta uyuyabiliyordun çünkü ayakları ayaklarına değiyordu.uyurken göğsüne yasladığında başını sen nefes aldıkça şişen göğüs kafesinin üzerinde duruşunu izledin.bak bir nefesin en güçlü durduğu andı bu.Kıpırdamadan yattın.alışkındın rahatsız uykulara.kendi yatağının bile en ucunda yatardın.öyle durmak bu defa en sevdiğin rahatsızlığın oldu.hiç gitmeyecek gibi duruyordu o gece,sabah uyandın yanında yok. İçinde bir sıkıntı herhalde kahvaltı hazırlıyordur anlarına benzemiyordu bu,farklıydı.bekledin gelmedi.aradın kaldırımlara düşe düşe aradın telefonunsa meşgule.yanına gitmek istedin,böyle olmazdı.sarılsak geçerdi dedin çünkü o sarılınca hep geçti.buydu sevgi,omuzların hep düşerdi. apar topar kalktın anahtarını da aldın onun astığı yerden kapıdan çıkarken beynine kurşun gibi bir düşünce saplandı,sen o evin yollarında hiç yürüyemedin ki? evinden bahsetmişti,bir gün seninle o evde yaşayacakmış gibi bahsetmişti ama hiç çağrılmadığını o an farkettin.nereden bileceksin kaygısızca sevildin sandın ama gerçekleri düşününce mırıldandın, sen o eve çağırılmadın ki..

bi yolunu buldun gittin evine.kapısına gittin kapı duvar.çağırdın,yüzü duvardan da beter.anlatamadın gitmesine sebep olanı.o alışınca sevgine,görünmez olduğunu anlatamadın,artık sadece sen farkındaydın görünmezliğinin.İnce düşünüp ince sevdin,o ögretti çünkü.kimi zaman öfkeden kanın bile inceldi,kızdın ama gitmedin gidemedin.sen böyle yapmazdın noldu sana?kapısına gittin yine defalarca.sana öğrettiği gibi neyse kırıp döktüğü toplamaya öyle gurur filan olur mu hiç?
giremedin o kapıdan.
Kapattığı her kapının dibine çöktün,ağladın bir sigara daha yaktın bir cümle daha kurdun bir ses daha çıkardın biraz daha içtin öfkelendin.kabullenemiyorum diyip çöktüğün kaldırımlar bile sıkıldı senden.sokak lambası bile sana yanmadı. Daha kaç gece o kaldırımlarda ağlamamak için kafanı gökyüzüne kaldıracaksın. Asma yüzünü devamı gelir gibi asma,daha kaç gece sen böyle kaldırımlarda…
Evine döndün,izleri var.çaresizliğini yine o sandalyenin kenarına asıyorsun duvarlara da gözlerini,yatağın en ucuna oturup.tekrar dağılıyor ne var ne yoksa.onun yerden kaldırdığı ne varsa.yerlerde hayal kırıkları,üzerinden de atlamak yok bu defa üzerine basa basa.
Önceden kırılmış olanı bile tekrar fırlatıp kırıyorsun.tıpkı senin gibi.her şey yine eskisi gibi.hala kendini kandırıyorsun,daha beter.
Kabullenemiyorum diye çöktüğün kaldırımlar bile sıkıldı senden daha ne kadar sürecekti asma gözlerini öyle.
Dağınıktı evin alışmıştın ama olsun.sevginin her zerresini helal ettin bu gece.öyle sevdin,yine olsa yine severdin.kızsan da küssen de gidemedin,gidemezdin. Sana en güzel bakanın ve seni yeniden görünmez yapanın aynı insan olması bile bir şey değiştirmezdi.hala utanmadan kıyamazdın.vurduğu yerde gül biterdi sen o bahçeyi bile ona vaad ederdin,öyle bi sevgiydi bu.
İçindeki ev onun evi.üstün başın hala o kokuyor.bu eve geri döner mi bilmiyorsun.sen başka birilerinin bu güzel değil dediğine hayran hayran baktın.sen başka birilerinin ilk anda vazgeçtiği insanı tutabilmek için ellerini kanattın.sen öyle güzel sevdin ki alnından öpülmeyi hak ettin.ve o öyle güzeldi ki böyle bi sevgiyi hak etti ama o senin gördüğünü kendinde göremedi.Olsun senin gördüğün sana yeterdi.belki bir gün aynaya gerçekten bakabilirdi. yine de iyi ki geldi geçti hayatımdan diyorsun.

ama artık kandırma kendini,geçmedi,biliyorsun.

Ona veda

Biliyorum, kızgınsın bana..
yer yer nefretin oldum, yer yer yaran..
ağzı açık,sızmaya,sızlamaya müsait bir yara..

Gittiğim yerden yazamıyorum..
kaldığım yerden devam edemiyorum sana..
öldüğüm yerden dirilemiyorum..
anla..
geçmiyor zamanla..

Bilmiyorsun..
cevabını bulamadığım bütün soruları çöpe attım.
onları yok saydım, seni gitmedin..
bıraktığın yerden sana saydım, günleri..
ölmediğim günlere saydım, gelmediklerini..

Bunca zaman ne yaptım bilmiyorsun,kızma..

seni merak ettim biliyor musun? 
Bilmiyorsun kızma..

seni özledim, içtim fotoğrafını bilmiyorsun..
seni yıktım içimde tabu diye.
seni ördüm içime duvar diye..
seni uğurladım dilimden Allaha dua diye..
ah etmedim inan..
merhamet et dedim Allahım..
Merhamet..

bilmiyorsun, bak..
Her sabah eksik, kanadı kırık bir günaydın konar pencereme.
umuduma verdiğim bir parça ekmek sensin..
Uyuyamadığım her gece sen.. 
her hece sen..

aklıma geliyorsun olur olmadık.
beynimden vurulmuşa dönüyorum inan.
acaba diyorum, beni düşünüyor mu hiç.
yokluğum yakasına yapışıyor mu..
diline düşüyor muyum yar diye..
ciğerinde yanıyor muyum yara diye..
diline duaya geliyor muyum bir cuma günü..
Allahla arasını açıyor mu acaba, diyorum.
ağlıyor mu diyorum, gülüyor mu.
Mutlu mu şimdi, diyorum
yalan söylüyor mu..
unuttum,aklıma bile gelmiyor diyebiliyor mu? 
içiyor mu çok? 
yok..

aramızdaki mesafe değil mesele.
mesele “biz”
mesele bir dizi iz..

Allahım dedim..
ne olur üşümesin eli, başka birinin ellerine..
seviyorum'lu öldürücü cümle darbeleriyle yaşatmasın birini..
Allahım dedim..
bak.. beni unutmasın yalvarırım..
yalvarırım bir çay tomurcuğu gibi düşür beni,onun aklına.

Allahım ne olur dedim..
ölmesin o, başka birine..
Onun mezar taşı benim göğsümdür bilesin..
etme..
kabul etme Allahım..
onda, yar diye, yara diye benden başkasını..

Unutturma dedim Allahım, ölürüm..
unutma Allahım dedim.. 
nefes diye savur beni soluğundan içine at, dedim..

Hep sana vardım geldim,en kuytulardan..
sırtımı bile dönemedim yokluğuna..
ölmedim ama, inan hiç yaşamadım da..

ve artık bilirim..
aramızdaki boşluğu dünya bile dolduramaz artık..

Beni unut tamam, ama yalvarırım..
boynuna kolye yaptığım ıslak geceleri unutma..
yastığına sinen kokum hatrına..

Bil..
Allah şahidimdir ki: ben ayın 14ü gibi saf,temiz lekesiz sevdim seni..
Ben ki seni, bir “Amin” içtenliğiyle sevdim..
kabul, yarama kabuk olmayacağını bile bile sevdim..

Şimdi, mecnunun içindeki ateş,leylanın dilindeki dua, benim..

Sen ki sevdin..
Sevdim demeden, sevemeden gittin..
Olsun canım benim..
Benim canım, olsun..

Ben ki sol'un olamadım..
varsın canın sağ olsun..