deliller

oysa ona anlatamıyorum, gülmek, geri dönmek, bu yalancı mutluluğun bir parçası olmak beni ilgilendirmiyor, burada böyle deliler gibi ağlayarak, …bütün mutlulukların, kederlerin ötesindeyim çünkü, ağlamanın ya da gülmenin bildik anlamlarını taşımadığı bir yerde…

possible idea for DLC in Dishonored 2

(If the DLC in Dishonored told the story of Daud, the primary antagonist, then could the DLC in Dishonored 2 tell the story of how Delilah escaped from the Void and came to power? And what she’s been doing for fifteen years?)

Instead of going to the Missions menu to play DLC in Dishonored 2, you approach a man in red with a distinctive scar. He takes out a strange lantern which will transport you back in time and into the Void. Your coincidental voiced response depends on which one of Corvo or Emily you’re playing as.

Daud: Are you sure you want to collect 3000 runes, go to the Void’s nether pole and build a whale out of discarded cider bottles in order to oust the Outsider and discover Delilah’s bridging story?

Corvo: No, you’re right. This sounds like a terrible idea. I think I’d rather clean up the entire Dust District without powers than dive in to the mind of my otherworldly adversary.

Corvo:… But I suspect I have to do this anyway,

Emily: That sounds like a GREAT IDEA let’s do it!

Merhaba arkadaşlar^^
SAM CROP ailesi(!) İle tam 9 ay geçirmiş bulunuyorum ilk başlarda katılmazdım gruba sessize alıp arşive atardım ama birçok video meme fotoğrafları derken benim telefonun çöktü ve babam yeni bir telefon aldı hattım hafıza kartım hepsi onda olduğu için telefonumu kurcalanmış haklı olarak.Ve fotoğrafları görünce eve gelir gelmez ne bunlar dedi ilk başta cevap veremedim çünkü Kurucumuz Saygın meme istiyor falan diyemem tabiikide.Bilmiyorum dedim.Telefonum 1 gün boyunca babam tarafından izlendi ve babam yanıma gelip çabuk delil topla savcılığa gidiyoruz dedi.Her neyse grup içinde birçok kural vardı herkes aile adı altında fuhuş yapıyor gibiydim Saygın her ne kadar grupta aşk yasanmayacak dese de bir kız arkadaşıma bir numara vererek buna yaz gibi şeyler konuştun Diğer konuları ele almak istiyorum.Ben delil toplarken grupta kavga çıktı saygın tam anlamı ile çıldırdı ve meme isteyerek bizi tam anlamı ile tehdit etti her neyse atıyorlar falan arkadaşım dalga geçti tumblrdan bi kızın memesi ni attı gruptan atıldı diğer arkadaşım atmak zorunda değilim dedi atıldı. Sonra geri alındılar.Saygın yasak koydu konuşma yasağı 3.10 a kadar konuşmak yasak dedi.Herkes uydu tabii orası ayrı konu burda biz çıkmak istiyoruz edebiyatı yapanlar saygına karşı sustu.Ben delil topluyorum ama birsürü delilim oldu tabii. Hâlâ durdum grupta.Her gün meme istiyor ve sevgilisi ile öpüşme videoları falan atıyor.Sonra ben çıktım saygın ‘YAYALIM OZAMAN’ diye birşey dedi herhalde bilmiyorum 3 kişi 5 kişi başladı hemen ucak moduna aldım telefonu aramalar kapandı ama hâlâ bilgi geliyor bana gruptan.Tek diyeceğim şudur siz gruptan çıkmak isterken saygın Hayır dediği an sustunuz ben gittim savcılığa verdim bunu duyan birçok kişi beni tehdit etmeye başladı nasıl bir grup bilmiyorum arkadaşım yüzünden girdim ama anladım ki bir kız sevgilisine meme atmayıp saygına meme atıyorsa (ki meme olaylarına karşıyım) ben o gruptan imlenirim. Yasal bir grup değil saygın sadece korkutuyor dava ederim diye.Biz mağduruz çıkamıyoruz demeyin Özlem ve ben sadece karşı çıktık ve bize birsey Olmadıysa size hiç olmaz.O grupta annenize babanıza kayıyor herkes meme atmadınız diye bu mu gruptur ? Ben gerekli işlemleri başlatacağım tek korkum allah benim ama saygının diyişi ile o tanrının bir parçası ona kimse elleyemez (!) Gülüyorum sadece arkadaşlar kendinize yazık ediyorsunuz.

anonymous asked:

Birine deliler gibi aşığım ama başkasıyla çıkıyorum yani zorunluluktan . Ama onu her dakka düşünüyorum aklımdan çıkaramıyorum her gece yastığa başımı koyunca onu düşünüyorum ve içten içe çürüyorum ama o başka insanlarla çok mutlu gözüküyo.

olum yapmayın böyle şeyler

Dağıttıklarından pay almak için halka alçakça yaltaklanmak, överek sevgi ve saygısını satın almak, delilerin el çırpmasının peşinden koşturmak, alkış gürültüsü ile kendinden geçmek, kendisini Tanrı tasviri gibi zafer alaylarına taşıtmak ya da ayaktakımınca görülmek üzere havalara kaldırılmak kadar çılgınca bir şey var mıdır? İnsan bile denemeyecek kimselere verilen unvanlar, şu lakaplar, adlarına düzenlenen törenler, iğrenç zalimleri apaçık Tanrılaştırmalar, bütün bunlar, ne kadar alay edilirse az olan gülünesi delilikler değil midir?
—  Desiderius Erasmus, Deliliğe Övgü
1.2

‘bana ömrümde kimse böyle bakmadı’ cümlesini kendime ilk fısıldadığım an, bir rakı sofrasına denk gelir. o günden sonra, her rakı içişimde, aklıma gelenlerin en başında onun yer almasının sebebi de bu. bir de başbaşa evde ilk rakı içişimizde sarhoş olup, türküler dinleyip şiir okuyarak neye ağladığımızı bilmeden ağlayıp sızışımız da diğer bir sebebi elbette.

ilk iki hafta boyunca o kadar çok anı biriktirdik ki, hangi birini anlatayım. aralarda anlatmışlığım vardır bir kaçını, arşive girecek deliler varsa aranızda, bulabilirsiniz. tekrara düşmeyeyim.

sevgililiğe ‘ulan ne olacaksa olsun sikerim mesafesini de yeter’ kafasına girerek adım atmamız, ilk görüşmemizden yaklaşık bir ay sonrasına denk gelir.

beni kısacık zamanda ne kadar iyi tanıdığını, bana aldığı hediyelerden anlıyordum daha çok. fazla edebiyat yapan bir adam değildir, tek bir kelime veya tek bir cümleyle özet geçer, geçtiği özetler ya enkaz eder ya da hükümdar yapar insanı, o, öyledir. onun aldığı hediyelerin üzerine bir daha çıkabilir mi bir erkek kişisi, bilemiyorum.

bir gün ofisteyken kargoyla bir zarf geldi. açtım. tema vakfı’ndan geliyordu. ‘sökülen limon ağaçlarının yerine…’ ağladım her zamanki gibi. ‘bir dikili ağacım bile yok’ diye onun göğüs kafesinde ağlamışlıklarım vardı, biliyordu, beni hep biliyordu.

bir gün yine ofisteyken bir kargo geldi. aşağıya indim. boyum kadar bir rulo. on metrelik bir bubble wrap, bizim deyişimizle, patlatmalı plastik baloncuk şeysi. üzerindeki yazı: ‘in case of excessive stress issues’ beni hep mutluluktan ağlattığı dönemlerdi bunlar.

çocukluğumun tüm şeker ve çikolatalarını bir kutuya doldurup göndermelerinden veya ben hastayken vitamin ve kuru meyveyle dolu kapılarımı aşındıran kargolardan bahsetmiyorum bile.

‘seni mutlu etmek çok kolay’ diyerek gülümserken yüzümü okşardı hep.

beni mutlu etmek bu kadar kolaydı, ama ona dönüp ‘neden bana artık öyle bakmıyorsun, neden benden uzaklaştın, neden benimle mutlu olmayı unuttun’ diye sormaya başladığımda aldığım cevaplar hep ‘bilmiyorum - ben hiçbir şeyi sürdüremiyorum - bir süre sonra hep böyle oluyor - bilmiyorum - bilmiyorum -bilmiyorum’ olmaya başladığında, yolun sonunu gördüm.

‘eski’ kelimesinden önce en çok nefret ettiğim iki kelime daha vardı: ‘bilmiyorum’ ve ‘bakarız’

‘bakarız’ kelimesine duyulan nefret, her çocuğa babasından yadigardır.

ona geçtiğimiz yılbaşında yazdığım minik notta söylediğim, ilk kez itiraf ettiğim bir şey vardı.

kısacık ömrümde bana yaşattığı bir çok ilk vardı, evet, ama bunların içinde en büyüğü, onun gözlerine sahip bir çocuğumun olmasını istediğimi söyleyişimdi ona, onunla veya onsuz. ela demek küfür gibi geliyor, çünkü değil, rengarenk gözleri olan bir çocuğum olsundu işte, onun gibi merakla baksın hep dünyaya, isterdim.

şimdilerde ne istediğimi pek bilmediğim zamanlar yaşıyorum.

ben ondan gittikten sonra, evrenime meteor gibi düşen başka bir adamın geride bıraktığı bir enkazım şu esnada, onun dahil olmadığı bir hikayenin acısını çekiyorum şu sıralar. ama bu, başka bir hikaye. başka bir gece anlatılır belki.

2,5 seneyi buralara sığdırmam mümkün değil, benim içime sığmamış, birazını taşırmışım, o kadar. bana mutluluğu hakettiğime inandıran insanın çırpınışlarından kitap yazabilirim, inan ki. beni hastalıklı uykumdan uyandıran insanın o güzel ellerinden öpmüş olayım buradan.

bana ayrıldığımız gün, ikimiz de boğularak ağlarken ‘gitme’ demediği için bazen hala kızıyorum ona. ama deseydi de hiçbir şey değişmeyecekti, biliyorum, o da biliyordu, demedi. bazen onu çok özlüyorum, evimin duvarları bile özlüyor, ama gönlümün onu özleyen parçası, onun bana ‘öyle’ baktığı zamanları özlüyor ve o insan artık yok, bunu da biliyorum. 

benimkisi biraz ölünün arkasından ağlamak gibi bir şey işte. bu da benim ‘ruhuna fatiha’m olsun.

varlığına, şerefine.

masaya bir kere vur.

fondip.

Yokluğumla İyi Geçinmeye Bak - 1

Senden her vazgeçişimde,
artık bu sayfa tamamen kapandı dediğimde,
alıştığımda senden kalan boşluğa,
tam da ileriye bakmayı beceriyorken nasıl oluyor da canlandırıyorsun kendini?
Nasıl oluyor da hissediyorsun seni öldürmek üzere olduğumu…?
Bana ilginç gelen tek şey bu…
Aramızda var olan ama bugüne kadar ikimizinde çözemediği bir çekim mi var? …
İlk gidişinde de böyle olmuştu.
“Tamam artık bu herşeyiyle ayrılıktır” dediğimde çıkıvermiştin karşıma tekrar.
Unutmuyorum o akşamı. Odama çekilip kitabımı okuyorken,
çalan telefona pek aldırmamıştım…
“Kim olacak ki bu saatte” gibisinden şaşkınlığı belirten bir duygu belirmişti beynimde.
Açtığımda telefonu sendin karşımdaki.
“Ne yapıyorsun” diye sorduğunda,
şaşkınlığım biraz daha artmıştı.
“Tam da seni öldürmek üzereydim” diyemezdim.
Sanki bir acelen varmış gibi hızlı hızlı dökülüveriyordu ağzından sözler…
“Tek istediğim sensin, deliler gibi özledim seni” dediğinde,
elimdeki kitabın az önce okuduğum bir cümlesi çarpmıştı gözüme;
“görmüyor musun? Bocalıyor insan, aranıyor hep,yer değiştiriyor,
yükünü atmak ister gibi…”
Telefonum çalmadan birkaç saniye önce okuduğum bu sözde canlanmıştın birden.
Susuyordum…
Oysa sen gurur yapıp ağırdan aldığımı düşünüyordun,
çoktan pişman olmuştun söylediklerin için.
Atamıyordun çünkü “yükünü”…
sana belli etmesem de heyecanlandırmıştın beni.
Ama bu heyecanı paylaşamazdım senle.
Biliyordum çünkü yine kayıplara karışacağını…

Uyuyodum ezan sesiyle uyandim antalyada halki meydanlara cagiriyorlar kafalara bak ve millet deliler gibi korna calarak geziyor manyak misiniz aq bu kadar aptalla ayni tarihte ve ayni ulkede yasamak neden koskoca insanlik tarihinde denk geldigimiz zamana bak aq

“Guantanamo'da masumları yıllarca delil olmadan hapiste tutan, işkence yapan ABD, Türkiye'de yüzlerce kişinin şehit olmasına sebep olan FETÖ için delil istiyor.”
Başbakan Binali Yıldırım

Bu çabuk değişen deliler borsasında
Tanrının simsiyah yeryüzüne tükürdüğü
Karşılıksız adamlar her gece yarısı
Deprem gürültüleriyle ansızın yıkılırken
İnadın nagant gibi koltuğunun altında
Yaşamakta direnmek ne demek düşündün mü
—  Attila İlhan
Çevremizdeki insanlar ne kadar da hâllerinden memnun görünüyorlar. Birşey bildikleri, okuyup öğrendikleri yok, ama kendi hâllerince ne kadar da mutlular! Oysa biz, güya deliler gibi okuyoruz, sabahtan akşama tartışıp duruyoruz, bu arada birçok şey öğrendiğimizi de sanıyoruz ama buna karşın hâlimizden pek memnun olduğumuz söylenemez. Her şeyden evvel yalnızız, bu dünyada neler olup bittiğini anlamak için çektiğimiz onca ızdırab da cabası. Hiçbir şey bilmesek daha iyiymiş aslında. Baksana, her şeyden habersiz bir hâlde öylesine aptalca yaşamak, akıllı olmaya çalışmaktan daha keyifli görünüyor. Sanırım yanlış yoldayız!
—  Dücane Cündioğlu

Durum bu…6 YAVERDEN 5 İ TUTUKLANDI..Eş zamanlı olarak Erdoğan'a yönelik esir alma ya da öldürme amaçlı saldırı da İzmir MAK tarafından İzmir NATO üssünden yönetildi.TBMM'yi vuran jetlerin yakıt ikmallerinin İncirlik'den yapıldığı da bilindiğine göre 15 Temmuz'da FETÖ maskesi ile ABD/NATO darbesi yedik.Hatta darbe kelimesi hafif, işgal tehdidi aldık. İzmir, İncirlik ve Diyarbakır üsleri TRnin Başkentine ve C.Başkanına operasyon düzenledi.Meclis'i bombalayan jetler Diyarbakır'dan kalkmış. Sorumu yeniden sorayım: Bu jetlerin pilotları Türk müydü?Diyarbakır'da ABD'nin “Guardian Angels” (Koruyucu Melekler) olarak adlandırdığı özel birliği bulunuyor. Bulunuş amacı sözde “kurtarma”.Radar ufkuna görünmeden uçma yetisi olan uçak son teknoloji ile donanımlı. 300 personeli ise Amerika'nın MAK'ı konumunda en elit askerleri. Erdoğan'ın kaldığı Marmaris'e çıkan askerler Özel Kuvvetler değildi. İzmir Hava Kuvvetleri MAK Timiydi. Yaşananlara bakılırsa gidenlerin MAK timi olduğu çok açık. İzmir MAK'ın olaya karışması ABD bağlantısına net delil. PKK ve FETÖ, ABD/NATO işgalinin kara müttefikleri. PKK çekildiğine göre, görevini tamamladı. Şimdi yeni bir aşamaya geçilecekNe olursa olsun en nihaide oyunu zor bozacak. Ama o zamana kadar gözümüzü açmalı, hem bilgili hem cesur hem soğukkanlı olmalıyız.20:07:2016.M2016

Aydan İzlenen Sinek Güruhu~DELİLER*


Bu eşsiz tablo, yine bir Hieronymus Bosch eseri. Eserin ismi “Yumurtada Konser-Concert in the Egg”. Tıpkı Dünyevi Zevkler Bahçesi'nde olduğu gibi yine müzik yapıyor insanlar. Ortaya çıkan melodi, yine bir uyuşukluk, aptallıklarını farkedemeyecekleri bir perde olmalı. Yumurtadan çıkan, ağaç dalında pişen bir tavuk. Yemek pişiriyorlar aynı zamanda, devamlı filizlenen bir odunları var tutuşan, yani bir kozmos fırını. Belki de cehennemin orta yerinde bu yumurta ve aslında onlar kendilerini pişiriyorlar.

Bu tablo, Bosch'un “Deliler Gemisi” adlı eserine de benziyor aslında. Bilinmezliğe giden bir gemi, o aptalları telaşa değil, müzik yapmaya ve pişirmeye odaklıyor. Yumurta, içinden hayatın ve besinlerin çıktığı bir gezegen dersek, bu insanlara yukarıdan baktığımızda ne denli aptal davrandıklarını farkedebiliyoruz.

Detaylar çok tabi, bazı hayvanların da bu müziğe eşlik ettikleri görülüyor. Kedi hissi bir uysallığın, eşek tembelliğin, baykuş(çoğu Bosch eserinde olduğu gibi) kutsal bilginin, kaplumbağa yumurtadaki ‘zaman’ algısının, kargalar müsibetlerin… birer sembolü halinde resmedilmiş olabilir.

Bu müziğin Pan'ın Flütü'nden ya da İsrafil'in Sûr'undan farkı nedir diye soruyorum kendime. Tatlı bir uyku sonlandırıldığında, elbet dehşetli bir Pan'ik hâli yaşanacaktır der gibi Bosch. 15.yy'dan kalma gizli notalar da bırakıyor bizlere. Biz de büyük oyunumuzda çalan müzikle bize en yakın olan şarkıyı mırıldanmaya devam ediyoruz.

youtube

Geldim huzuruna sana söz verip el açtım
Ben aşkım, bu yüzden gözlerim telaşlı
Özledim be şaşkın
Al her şeyimi götür yeter ki ver aşkı
Razıyım arzu edersen gel taş kır;
Gönlümün en hassas yerinde
Sevemezsin saçların aşkın uğrunda paspas değilse
Müişahade altına aldılar beni
Sabah ezanına karşı deliler hastahanesinde
Geçen mevsimleri hissettim her kar tanesinde
Bir tutam sevgiye aç bekliyorum aşk hanesinde
Yoksa oruçlu geçireceğim bir gün daha mı?
Şüphesiz ben seni,toprak yağmuru,gül baharı özledi
Çayın yanında bir simit bir açmayım
Bir dilsiz kadar sessiz en az sen kadar saçmayım
Karanlık zindanlar mı çözüm değil atmayın
Ben aşkım, Ali'nin gözündeki Fatma'yım
Sen, şu bir çareye ikram mısın ne dersin?
Ey gönül, neden imkansızı seversin?
Yalnız sen yaralarımı özünden dikersin
Ben aşkım, Mevlana'nın gözündeki Şems'im
İçim paramparça yağmalanmış bir şehir
Ben kulun yol rehberi,aynası,şeyhi
Ben en çok hissedilen görünmeyen bir şeyim
Ben aşkım, Muhammed'in gözündeki Aişe'im
Çözülmüyorum kördüğüm misali
Yoksa sen misin bu gördüğüm misafir?
Hiç bu kadar aydınlanmamıştı
Yaşanmışlıkları bir bir gömdüğüm bu sahil
Aşk feci bir kaza duvara toslar gibi
Gözlerimi gözlerinden kaçırdım, utandım
Meleklerin kıskandığı Osman gibi
Ben aşkım Fatih'in gözündeki Constantine’m
Ya sevdama kavuşurum
Ya da şehit olur cennette Rabbim'le buluşurum
İçimde böyle sevda barındıktan sonra
Ölüm dahi vız gelir bana bozmam hiç duruşumu
Asaletimden ödün vermem
Yer tutarım azad edilmiş gönüllerde
Asaletimle böbürlenmem
Bilirim böbürlenirsem azap edilir öbür yerde
Duam kabul oldu diye böbürlenmedim
İçimdeki bu his tat kaçıran ölümden gelir
Durma gömü ver beni ama sevinme,
Çünkü asıl aşka öldüğünde kavuşur gönül erleri
Korkum yok inancım tam
Sensiz bir güleceğim bin ağlayacağım
Baş kaldırdığım vakit nar ağacından
Koparılıp ta sevk edileceğim dar ağacına
Gönül, aşka susayanın medresesi
Sen güneşi ol yurdumun, ben deresi
Ben aşkım,
Davası uğruna üst üste 3 defa asılan Menderes'im
Dünyayı anlamak istiyorsan şuan sıyır kafanı
Çünkü ben deliliğin doğasıyım
Gönüllere mest olunan her ezanın şuâsıyım
Ben aşkım, Canfeza'nın Dua'sıyım
Aminlerle inledi gök kubbe
Bu hayat sahnesinde verdiğim son turne
Unutma, unutmak zordur
Unutamadığımdandır yüzüm solgun hep
Nasıl güller açsın yanaklarımda?
Onun, ruhunu okşadığını bile bile
Karanlığıma gömül yan aklarımla
Bu yangın bir anlıkta ceremesi ilelebet
Gözlerin cennetimin deryası
Aşkı sar dudaklarıma ver yansın
Şu pervasız,
Seninle harcadı sunulan her şansı
Sende boğuldum takmadım gönül kolluğumu
Doğar doğmaz sırtlandık ömür yollğunu
Her insanın belli eder ölüm, yokluğunu
Ben aşkım, fakirlerin gönül tokluğuyum
Ben gönül yangınının arta kalan közleriyim
Ben alimlerin en mukaddes sözleriyim
Ben Hazreti Yakub'un Yusuf'a olan özlemiyim
Ben aşkım, Züleyha'nın kaybettiği gözleriyim
Kutsal topraklarda aşınmış bir kumum
Erişimiş bir mumum
İlahi adaletiniz bu mu?
İdam sehpaları mı bir saniye durun
Ben aşkım, Said'in gözünde Risale-i Nur'um
Aşk derde deva gribe şurup gibi
Sen turunçgilim,balım,narım,nektarım
Bir sensin inan içimdeki şu yangına tek tanık
Ne yazık ki harap ettim yüz hektarı
Yanar durur bu orman
Seni ne denli zikrettiğimi sorma
Düşünkü dilimden düşürmedim hiç
Senden bahsettim Rabbime her namazdan sonra…

OHAL Nedir?

Olağanüstü hal ilanında; genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9 uncu maddede öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir:

a) Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak,

b) Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak,

c) Kişilerin; üstünü, araçlarını, eşyalarını aratmak ve bulunacak suç eşyası ve delil niteliğinde olanlarına el koymak,

d) Olağanüstü hal ilan edilen bölge sakinleri ile bu bölgeye hariçten girecek kişiler için kimlik belirleyici belge taşıma mecburiyeti koymak,

e) Gazete, dergi, broşür, kitap, el ve duvar ilanı ve benzerlerinin basılmasını, çoğaltılmasını, yayımlanmasını ve dağıtılmasını, bunlardan olağanüstü hal bölgesi dışında basılmış veya çoğaltılmış olanların bölgeye sokulmasını ve

dağıtılmasını yasaklamak veya izne bağlamak; basılması ve neşri yasaklanan kitap, dergi, gazete, broşür, afiş ve benzeri matbuayı toplatmak,

f) Söz, yazı, resmi, film, plak, ses ve görüntü bantlarını ve sesle yapılan her türlü yayımı denetlemek, gerektiğinde kayıtlamak veya yasaklamak,

g) Hassasiyet taşıyan kamuya veya kişilere ait kuruluşlara ve bankalara, kendi iç güvenliklerini sağlamak için özel koruma tedbirleri aldırmak veya bunların artırılmasını istemek,

h) Her nevi sahne oyunlarını ve gösterilen filmleri denetlemek, gerektiğinde durdurmak veya yasaklamak, i) Ruhsatlı da olsa her nevi silah ve mermilerin taşınmasını veya naklini yasaklamak, j) Her türlü cephaneler, bombalar, tahrip maddeleri, patlayıcı maddeler, radyoaktif maddeler veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu gazlar veya benzeri maddelerin bulundurulmasını, hazırlanmasını, yapılmasını veya naklini izne bağlamak veya yasaklamak ve bunlar ile bunların hazırlanmasına veya yapılmasına yarayan eşya, alet veya araçların teslimini istemek veya toplatmak,

k) Kamu düzeni veya kamu güvenini bozabileceği kanısını uyandıran kişi ve toplulukların bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak veya bölge içerisinde belirli yerlere girmesini veya yerleşmesini yasaklamak,

l) Bölge dahilinde güvenliklerinin sağlanması gerekli görülen tesis veya teşekküllerin bulunduğu alanlara giriş ve çıkışı düzenlemek, kayıtlamak veya yasaklamak,

m) Kapalı ve açık yerlerde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamak, ertelemek, izne bağlamak veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapılacağı yer ve zamanı tayin, tespit ve tahsis etmek, izne bağladığı her türlü toplantıyı izletmek, gözetim altında tutmak veya gerekiyorsa dağıtmak,

n) İşçinin isteği, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller, sağlık sebepleri, normal emeklilik ve belirli süresinin bitişi nedeniyle hizmet aktinin sona ermesi veya feshi dışında kalan hallerde işçi çıkartmalarını işverenin de durumunu dikkate alarak üç aylık bir süreyi aşmamak kaydıyla izne bağlamak veya ertelemek,

o) Dernek faaliyetlerini; her dernek hakkında ayrı karar almak ve üç ayı geçmemek kaydıyla durdurmak